Emperyalistler Yemen'i vurmaya devam ediyor

İsrail ordusu karadan saldırıyı başlattı, Filistinliler zorla yerinden ediliyor

Gazze'ye kara saldırısı dün akşam başladı. Evlerini terk eden Filistinlilerin araç konvoyları, İsrail jetleri tarafından vuruldu. Filistin ayaklanması ve İsrail savaş kabinesinin saldırılarının 8. gününde binlerce kişi 360 km²  yüzölçümlü Gazze'nin kuzeyinden güneyine geçmeye çalışıyor. İsrail ordusunun Kuzey Gazze'yi terk edin  ültimatomu için tanınan 24 saatlik sürenin sonunda ağır bombardımana devam etti. Kuzey Gazze ve Batı Şeria'ya karadan askeri saldırılar başladı. Sabah saatlerinde İsrail ordusu doğu ve batı Gazze Şeridi'ne hücumbotlardan ve tanklardan topçu bombardımanına yeniden başladı. İsrail askerleri Kudüs yakınlarındaki Kalandiya mülteci kampına da baskın düzenledi. Bugün erken saatlerde Jericho'daki en az iki Filistin mülteci kampına ve Cenin'de ayrı baskınlar yapıldı. Gazze'deki hastanelerin verilerine göre İsrail hava saldırılarında 24 saatten kısa sürede 20'si çocuk en az 256 kişi öldü, 1.788 kişi de yaralandı. 8 günde 1.900 Filistinli öldü, 7.696 kişi de yaralandı. İsrail'de ölenlerin sayısı 1.300'e, en az 3.400 yaralıya ulaştı. Binlerce kişi Kuzey Gazze'yi terk etse 1,1 milyonluk toplam nüfusun büyük bölümü olduğu yerde kalmış durumda. Bombardıma maruz kalan Han Yunus kentinde yıkılan binaların enkazı altında kalanları kurtarmak için zamanla yarışılıyor. İsrail ordusu, bugün 10.00-16.00 saatleri arasında iki rotadan Gazzelilerin güvenli geçişine izin verdiği duyurdu. 6 saat gibi bir kısa bir sürede tahliyenin mümkün olmayacağı söyleniyor. Gazze Şeridi'nde yıkımı protesto etmek için Batı Şeria'da protesto gösterileri yapıldı. İsrail polisinin açtığı sonucu en az 16 Filistinli eylemci öldürüldü. Öte yandan bugün İstanbul ve birçok dünya kentinde İsrail terörü protesto edilecek. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

İsrail rejiminden Kuzey Gazze'yi insansızlaştırma girişimi

İsrail ordusu 1,1 milyon Filistinlinin Güney Gazze'ye taşınmasını emretti. 1,1 milyon insan dün gıda ve su ararken, bugün yaşadıkları yerleri nasıl terk edecekleri, nereye gidecekleri korkusunu yaşıyor. Gazzeliler, bombardımanın 7. gününe büyük bir tehditle başladı.  Gazze sınırına 300 bin asker yığan, yedekleri de askere alarak 500 bin kişilik (tepeden tırnağa modern silahlara sahip) güce ulaşan İsrail ordusu, sivil halka Kuzey Gazze'yi terk etmesi için 24 saat süre verdi. Bu satırların yazıldığı dakikalarda bunun 10 saati geride kalmıştı. Birleşmiş Milletler, bu kadar çok sayıda kişinin böyle bir kısa sürede tahliye edilmeyeceğini belirtiyor. Dün itibarıyla ağır bombardıman sebebiyle 430 bin Filistinli evlerini zorla terk etmişti. Birleşmiş Milletlere ait sığınaklar dolup taşarken, güneyde nereye gideceklerini bilmeyen kitlelerin panik içinde olduğu bildiriliyor. Elbette gidemeyecek olanlar da var. Gazze hastanelerinde yatılı durumdaki çok sayıda hasta, onların bırakmayı reddeden ve meslektaşlarıyla vedalaşan doktorlar ile sağlık emekçileri gibi. Gazze'nin kuzeyinin insansızlaştırılması girişimi büyük bir insani kriz yaratırken, böylesine bir gelişme bağımsız Filistin devletinin kurulmasının önüne büyük bir engel çıkartabilir. Bazı uzmanlar, aşırı sağcı Netanyahu hükümetinin amacının Gazzelilere Mısır'a sürmek olduğunu söylüyor. Hamas, İsrail ordusunun ültimatomunu sahte savaş propagandası olarak yorumladı. Hamas militanları karadan gelecek saldırıya karşı silahlı direnişe hazır durumda. Daha önce de burada savaşa girmişlerdi. Öte yandan bölgesel güç olan devletlerin çoğu Filistin direnişini doğrudan desteklenmekten kaçınıyor, genel altında altında itidal çağrılarına devam edildiği görülüyor. Ayaklanma ve savaşın 6. gününde toplanan TBMM Filistin Olağanüstü oturumu kapalı bir şekilde yapıldı. Genel Kurulun sonunda mecliste grubu olan partiler ortak açıklama yaparak itidal tavsiye etti. Bu bir ölçüde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da yaklaşımı. AKP, CHP, MHP, İYİ Parti, YSP ve SP grup başkanvekillerinin ortak imzası ile duyurulan ortak bildiri şöyle: "Gerilimin telafi edilemez sonuçlar doğurmaması için tüm tarafları barış-güvenlik-istikrar vizyonumuz çerçevesinde itidale ve aklıselime davet ediyoruz. Gazze'de hedefi doğrudan siviller olan tüm saldırıları kınıyor, Filistin ve İsrail'i, kalıcı barışa yönelik müzakerelere başlamaya davet ediyoruz." Batı emperyalizmi ise insani kriz ve Filistin özgürlüğü meselesini bir kenara bırakıp, İrail rejiminin arkasında kenetlenmiş durumda. Filisitin özgürlük mücadelesi gerçek desteği Ortadoğu emekçileri ve tüm dünyadaki savaş/işgal karşıtları verebilir. 

Gazze'de insani kriz ve katliam tehditleri

İsrail rejiminin tam ablukası yüzünden Gazze'nin tek elektrik santralinin yakıtı bitmek üzere. Su, gıda, ilaç girişlerine de izin verilmiyor. 2 milyondan fazla Filistinlinin yaşadığı şehrin üstü bombaların dumanlarıyla kaplanmış durumda. Filistin direniş hareketlerinin ayaklanması ve İsrail rejiminin saldırılarının 6. gününde can kayıpları artmaya devam ediyor. İsrail'den ölen sivil sayısı 1300'e çıkarken, Gazze'deki can kayıpları 1200'ü aştı. Binlerce yaralı tedavi bekliyor. Fakat İsrail rejimi, Filistin halkını cezalandırmak için Gazze'yi yakıtsız/elektriksiz bırakıyor. Bundan en fazla hastaneler etkilenecek. Bir başka trajedi ise İsrail jetlerinin bombardımanı sonucu yıkılan apartmanların enkazlarında yaşanıyor. Çok sayıda kişinin enkaz altında kaldığı söylenirken, kadın ve çocuk bedenleri molozların altından çıkarılıyor. 5. günün gecesi de ağır bombardıman altında geçti. İsrail yönetimi, Filistinlilere bölgeyi "terk edin" anonsları yapıyor. Fakat 16 yıldır havadan, karadan ve denizden abluka altında bulunan Gazze Şeridi'nde yaşayanların gidecek bir yeri yok. Ve şimdi açlık, susuzluk, büyük sağlık sorunları ile karşı karşıyalar. 650 binden fazla Filistinli ciddi su sıkıntısı çekiyor. Birleşmiş Milletler, yerinden edilen Filistinli sayısının en az 340 bin olduğunu söylüyor.  srailli Enerji Bakanı Katz, Hamas'ın Gazze'de elinde tuttuğu esirler geri verilmediği sürece tam ablukanın süreceğini duyurdu. İsrail Savuma Bakanı Gallant askerlere "Saldırıyı havadan başlattık, daha sonra karadan da geleceğiz" diye seslendi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrail'e dayanışma göstermek üzere Tel Aviv'e geldi. Joe Biden, çarpıtma ve yalan dolu açıklamalarla aşırı sağcı Netanyahu'nun savaşını desteklemeye devam ediyor.

Gazze'ye bombalar yağıyor, İsrail karadan işgale hazırlanıyor

Filistin direniş hareketleri ve İsrail devleti arasında başlayan çatışmaların 5. gününde sivil can kayıpları artıyor. ABD yönetiminin tam desteğini alan İsrail, kara harekatına hazırlanıyor. Gazze'de 1000'den fazla sivil hayatını kaybederken, İsrail'de can kayıpları 1200'e yükseldi. Gazze'yi toptan kapatan İsrail ordusu Gazze'yi bombalamaya devam ederken, sivil kayıpların artması bekleniyor. En az 4000 bin kişi yaralandı. Sivillerin imhasını savundu Gece karanlığında enkaz altında kalanları kurtarmak için zorlu bir seferberlik gerçekleşiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, X hesabında sivil yerleşimlerin yerle bir edilmesinin görüntülerini paylaşarak "yeni başladık" demişti. 5. günün sabahında Gazze'deki Karamama mahallesinin tamamının yok edildiği görüldü. İsrail jetlerinin vurduğu yerler arasında eğitim kurumları da var. Yerinden edilme 2 milyon Filistinlinin yaşadığı bölge, günlerdir yoğun bombardıman altında. Bunun sonucu şu ana 260 bin Filistinli canlarını korumak için evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bunların büyük bölümü Birleşmiş Milletlere ait binalara sığındı. Yakıt krizi Öte yanda İsrail'in elektrik akışını kesmesi ve yakıt girişini durdurması ilk vahim sonuçlarını yarattı. Gazze'deki elektrik santrali yakıtsız kalması nedeniyle bir kaç saatliğine kapanacak.  Böylece jeneratörlerle sağlanan enerji de kullanılamaz hale geldi. Hastane jeneratörlerine ayrılan yakıtın yarın (12 Ekim) biteceği duyuruldu. İlaç ve gıda krizi Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Gazze'ye gıda ve tıbbi malzeme gönderilmesini istediğini ancak İsrail'in bunu reddettiğini söyledi. Birleşmiş Milletler ve birçok sağlık örgütü yaşananın çok büyük bir insani kriz olduğunu duyuruyor. Karadan işgal olasılığı Aşırı sağcı Netanyahu, Ortadoğu tarihini değiştireceklerini söylemişti.  Bu "değişikliğin" kitlesel Filistinli katliamıyla gerçekleşebileceği tehdidi güncel hale geldi. ABD'deki Biden yönetiminin tam askeri ve siyasi destek verdiği İsrail'in Milli Savunma Bakanı, Gazze'ye tanklar ve ağır silahlarla karadan gireceklerini duyurdu. Küresel dayanışma büyüyor Dünyanın birçok yerinde İsrail rejiminin saldırıları protesto ediliyor. Son olarak iki Güney Amerika ülkesinde, Şili ve Arjantin'de Filistin halkıyla dayanışma gösterileri yapıldı.

Gazze elektriksiz ve gıdasız bırakıldı

İsrail rejimi, 2 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze'ye elektrik, yakıt ve gıda girişini kesti. Aşırı sağcı Netanyahu hükümetinin arkasında Batı emperyalizmi var. 7 Ekim'de baş gösteren Filistin askeri ayaklanması, şiddetli çatışmalar ve İsrail'in hava saldırıları altında sürüyor. İsrail'de binden fazla sivil, Gazze'de ise 700'den fazla sivil hayatını kaybetmiş durumda. Binlerce yaralı var. İsrail'in misillemeleri had safhaya ulaştı. Gazze Şeridi durmadan savaş uçakları tarafından, aynı zamanda denizden füzelerle vuruluyor. İşgal ve baskıyı tırmandırarak savaş hazırlayan Binyamin Netahyahu hükümeti, Filistin ile dayanışma içinde olan Ortadoğu halklarını tehdit ederek Gazze'ye girişleri kapattı. 16 yıldır zaten ablukada olan Gazze şeridi ile dünyanın bağlantısı İsrail kontrolündeki yedi kapıdan oluşuyor. Gıda, ilaç, enerji gibi hayati ihtiyaçlar buradan giren kamyonlarla karşılanıyordu. Şimdi bu kesildi. İsrail rejimi her zaman olduğu gibi, daha fazla katliam yoluyla direnişi bastırmak istiyor. Ve yalnız değiller. Batı emperyalizmi, İsrail devletine destekte birleşti. Avrupa Birliği ve Almanya, Filistin'e yaptıkları mali yardımları kesti. ABD ise bir uçak gemisini yollayarak Netanyahu'ya askeri destek de bulundu.  Filistin'in 1948'de işgali ve İsrail ırkçı devletinin kuruluşu yine Batı emperyalizmin sayesinde gerçekleşmişti. Yıllar boyunca siyonist rejim işgalini yayarken hep ABD ve müttefikleri tarafından korundu. Emperyalistlerin Ortadoğu'daki hakimiyeti için savaş makinası İsrail kullanışlı bir araçtı. Şimdi bu aracın uğradığı bozgunu gidermek ve statükoyu devam ettirmek için tam destek veriyorlar. Batı'da yaşayan pek çok kişi ise İsrail'in saldırısına ve baskılara karşı çıkıp Filistinlilerle ile dayanışıyor. Yunanistan'da savaş ve işgal karşıtları kitlesel yürüyüşler yapıyor. ABD'de ise New York şehrinde on binlerce kişi Filistin'e özgürlük sloganıyla yürüdü. Aynı zamanda Beyaz Saray önünde savaş karşıtı gösteri yapıldı. İngiltere'de Brighton kentinde Filistin dayanışma gösterisi yapıldı. İsveç'te de Filistin halkının dostları sokağa çıktı. Ortadoğu'da protestolar Lübnan ve Irak'ta yoğunlaşırken, Tunus ve Fas'ta kitlesel İsrail protestoları yaşandı.

Almanya: Eyalet seçimlerinde sağ partiler oylarını artırdı

Almanya’nın Bavyera ve Hessen eyaletlerinde yapılan parlamento seçimlerinde CDU, CSU ile faşist AfD partisi oylarını artırdı. Federal Hükümet partileri SDP, Yeşiller ve FDP ise önemli ölçüde oy kaybetti. Bavyera’da eyalet parlamentosunda iktidarda olan CSU, bir önceki seçime göre 0,2 puan oy kaybıyla yüzde 37 oy alarak birinci parti oldu. Faşist AfD oyunu yüzde 4,4 artırarak yüzde 14,6 oyla ikinci parti oldu. Yeşiller yüzde 14,4 (-3,2), Freie Wähler yüzde 15,8 (+4,2), SPD yüzde 8,4 (-1,3), FDP yüzde 3 (-2,1) oy aldı.  Hessen’de ise CDU yüzde 34,6 oyla seçiminin açık farkla galibi oldu. CDU, bir önceki seçime göre oylarını 7,6 puan artırdı. AfD, yüzde 18,4 (+5,3) oyla Hessen Eyaleti'nde de ikinci parti konumuna yükselirken, Yeşiller yüzde 14,8 (-5), SPD yüzde 15,1 (-4,7), FDP yüzde 5 (-2,5) ve Sol Parti yüzde 3,1 (-3,2) oy aldı. Almanya’da giderek derinleşen sosyal ve ekonomik krize cevap üretemeyen Sol Parti, her iki eyalette de parlamentoya giremedi. Faşist AfD ise her iki eyalette oylarını yaklaşık yüzde 5 oranında artırdı. Son kamuoyu yoklamaları, AfD’nin oylarının ülke genelinde yüzde 18’e ulaştığını gösteriyor.

Ankara’da söyleşi: Filistinlilerin İsrail’e direnişi neden haklıdır?

12 Ekim Perşembe 19:30 başlıyor. Sunuş: Atilla Dirim. Yer: DSİP Ankara Konur Sokak 14/13 Kızılay İletişim: 05358842122

Filistinliler İsrail'e direnmekte neden haklı?

İsrail işgaline, saldırılarına, baskıya ve yoksulluğa karşı öfke patladı. Filistinliler, bir açık hava hapishanesi olan Gazze sınırını geçti.  7 Ekim Cumatesi sabahı Gazze'yi dış dünyaya bağlayan İsrail kontrolündeki yedi kapıdan biri olan Beyt Hanun (Erez), Hamas tarafından yıkıldı. Aynı anda binlerce roket, Tel Aviv ve diğer İsrail yerleşimlerini  vurmaya başladı. Binlerce Filistinli militan İsrail'in güneyine geçti. İsrail askerleri esir alınırken, tankları dronelarla vuruldu. Hamas üyeleri Sderot şehrine girdi ve birçok noktayı ele geçirdi. Filistinli savaşçılar ayrıca silahlı insansız hava araçları, motosikletli savaşçılar ve yamaç paraşütçülerini Şerit sınırına göndererek İsrail askeri üslerine ve kontrol noktalarına saldırdı. Cumartesi günü saat 10 sularında Hamas militanları 21 askeri üssü ele geçirmiş ve İsrailli askerleri savaş esiri olarak tutar durumdaydı. Gazze'den İsrail geçiş, Filistin diğer bölünmüş parçası Batı Şeria'da sevinç gösteriyle karşılandı. Hamas'la rakip olan Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Ramallah'ta açıklama yaptı ve işgale karşı savunma hakkının meşru olduğunu söyledi. Farklı Filisitinli gruplar bulundukları yerlerde İsrail devleti ile çatışmaya başladı.  Hamas bunu neden yaptı? Hamas'ın atağı, İsrail'de büyük şok ve dehşet yarattı. En az 1000 kişi hayatını kaybederken, 2 bine yakın kişi yaralandı. Dehşeti yaratan, hava sahasını koruma kalkanıyla kapatmış durumda olan İsrail devletinin Hamas roketlerini durduramaması kadar tarihte ilk kez Filistinlilerin işgal altındaki topraklardan çıkıp "içeride" savaşması oldu.  El Cezire'ye konuşan Gazze sakini Enas Şesta durumu  Filistinlilerin hayal kırıklıklarının "eyleme dönüşmesi" olarak tanımladı: "Filistinliler 75 yılı aşkın süredir baskı ve saldırı altında olmaktan bıktı. Artık canlarına tak etti." Filistin, 1948'den bu yana İsrail devletinin işgali altında. Gazze 16 yıldır abluka altında yaşıyor. İsrail'in kara, hava ve deniz ablukası 2007'den bu yana iki milyondan fazla insanı Gazze Şeridi'nin içine hapsetti. 365 km2 bir alana sıkışan Filistinlilerin yüzde 45'i işsiz. Gıda güvencesi olmayan hanelerin oranı yüzde 64. Hamas'ın geniş destek  bulduğu Gazze Şeridi, 2008'den bu yana İsrail'in (bazıları günlerce süren) hava saldırılarıyla vuruluyor. Öte yandan İsrail devleti, siyonist yerleşimcileri teşvik ederek Filisitinlilerin elinde kalan küçük toprak parçalarını da adım adım ele geçiriyor. Netanyahu hükümeti ile yayılmacılık daha da tırmandırıldı. Hamas atağına ismini veren Mescid-i Aksa'da yıllardır yapılanlar ise sadece Filistinliler değil birçok İsrailli tarafından da eleştiriliyor. Antik mescid, müslümanların en eski kutsal mekanlarından biri olarak kabul ediliyor. İsrail polisi, Mescid-i Aksa'ya defalarca baskın düzenledi. Kalabalık Filisitinli grupların Cuma namazı kılma girişimleri sert müdahaleler ve çatışmalarla karşılandı.  Öfke, Filistin tarihinde birçok kez olduğu gibi bugünde dayanılmaz baskı koşullarına silahlı isyana dönüştü. Fakat bu eşitsiz güçler arasındaki bir savaştır. İsrail rejiminin krizi İsrail,  silah üreticisi bir devlet ve son yıllarda en fazla silahlanan birkaç ülkeden biri. Yüksek teknoloji ve savaş tecrübesi ile Filisitin direnişine büyük zararlar vermeyi bildi. Buna karşılık yetersiz silah gücü ve izolasyona rağmen Filistin direnişi, on binlerce kayıpla birlikte varlığını sürdürdü. Hamas'ın son atağı uzun bir hazırlık ve örgütlenme ile gerçekleşmiş gözüküyor. Ve aşırı sağcı hükümet, bu atağı engelleyemediği gibi haberdar bile olmadı.  Aşırı sağcı Netanyahu hükümeti, aylardır devasa bir muhalefetle boğuşuyor. Yargının ele geçirilmesi içeren yasanın kabulüne karşı Tel Aviv'de büyük kalabalıklar her hafta hükümeti protesto ediyordu. Bazı gösterilerde barış talebi de öne çıkıyordu. İsrail rejimi, şimdi hem kendi yurttaşlarının hem de Filisitinlilerin öfkesi ile karşı karşıya. İlk yanıtları savaş durumuna geçmek ve Gazze'ye hava saldırıları düzenlemek oldu. Birçok bina ve ev vurulurken, hastaneler yaralılarla doldu. Sürmekte olan İsrail hava saldırıları sebebiyle kaç Filistinli'nin hayatını kaybettiği henüz duyurulmadı.  Direnişin geleceği 2021'de Filistin genelinde yaşanan tarihi ayaklanma, İsrail rejimine doğrudan meydan okumuştu. On yıllardır ilk kez Filistinliler İsrail sınırlarının ötesinde aşağıdan kitlesel direnişe katılarak mücadele yoluyla özgürleşmiş birleşik bir Filistin ihtimalini gündeme getirdi. İsyan, Filistinli işçilerin güçlü grevini de içeriyordu. İşgalciler daha sonra tam kontrolü yeniden ele geçirdiklerine inandı. Ancak mücadele yeniden patlak verdi. Hamas'ın atağı ile başlayan son Filistin direnişi, bölgesel aktörleri de tedirgin etmiş durumda. Son dönemde İsrail ile barışan Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye "itidal" tavsiye ediyor. İsrail'in baş düşman gördüğü İran ise Hamas'ı destekliyor. Hamas liderliği Arap ülkelerini İsrail ile ilişkilerini kesmeye çağırdı. Şimdi kilit mesele, çevre bölgelerdeki işçilerin ve yoksulların baskıcı yöneticilerine karşı ayaklanıp ayaklanmayacağı, Filistin ayaklanmasına destek verip vermeyeceğidir.

Karabağ’da Ermeni katliamı ilk değil

Milattan önce 180 yılında Ermeni Krallığı’na bağlı 15 eyaletten biri olarak ilan edilen Arstakh (Karabağ) yıllar içinde farklı siyasi oluşumların yönettiği bir bölge olageldi. Uzun yıllar Ermeni Krallığı tarafından yönetilen Arstakh, milattan önce 95-55 yılları arasında hüküm süren Kral Büyük Tigran’ın kurduğu Tigranakert isimli antik bir kente de ev sahipliği yapıyor. Dördüncü yüzyılda eyaletten prensliğe dönüşen Arstakh, yedinci yüzyıl ortalarında İslam fetihleriyle birlikte Hilafet tarafından onaylanmış yerli valilerce yönetilmeye başlandı. Ancak 821’de başarılı bir isyan gerçekleştiren Sehi Smbatyan bölgenin kontrolünü Ermeniler lehine ele geçirdi ve Arstakh’ı 19. yüzyıla kadar yönetecek olan Khachen (Haçen) isimli bir hanedan kurdu.  1840’ta Çarlık idaresi Karabağ’da bugünkü Şuşa’ya ismini de veren Shushenskiy Uzeyd’ini kurdu. O tarihte Uzeyd’in yüzölçümü 11.911 km² nüfusu ise 1.140 bin kişiydi. Bunun yüzde 58,2’i Ermeni, yüzde 41,5’i Azeri, yüzde 0,3 Rus’tu. Rus güçleri Kafkasya’nın güneyine doğru yayıldıkça Müslüman halk Osmanlı’ya yakın olmak için güneyde, Hıristiyan halk ise Ruslara sığınmak üzere kuzeyde toplanmaya başladı. Toplumlar arasındaki gerilimi 1905’te çatışmalar izledi, Azeriler ve Ermeniler arasında çatışmalar başladı. Katliam ve yağma olayları bir yıl sonra da devam etti. Olaylar şehirlerin yanısıra köylere de sıçradı. Bu dönemle tahminlere göre 128 Ermeni ve 158 Azeri köyü yağmalandı ya da tahrip edildi. 3 bin ila 10 bin insan bu süreçte yaşamını yitirdi.  Savaşlar ve milliyetçilikler arasında  Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Kafkasya’da sınırlar yeniden çizilmek isteniyordu. Bağımsızlık ilan eden Ermenistan ve Azerbaycan Cumhuriyetleri Sovyet yönetiminin bolşevikleştirme politikalarının bir sonucu olarak dağıtıldı. Yine aynı dönemde, 22 Temmuz 1918’de toplanan Karabağ Ermenileri bağımsız bir hükümet kurdu. 1920’ye kadar, Azerbaycan ordusu yerel Ermeni güçleriyle Karabağ’da savaş yürüttü ancak Azerbaycan 28 Nisan 1920’de Bolşevikler tarafından ele geçirildi. 10 Ağustos 1920’de ise Ermenistan, Bolşeviklerle bir ön anlaşma imzaladı ve bu bölgelerin geçici olarak Bolşeviklerce işgalini kabul etti.  Azeri lider Nerimanov Karabağ, Nahçıvan ve Zengezur’u bu tarihsel kavgaya sonra vermek adına Ermenilere bıraktığını ilan ettiğinde tarih 1 Aralık 1920 idi. Ermenistan ve Azerbaycan arasında imzalanan 12 Haziran 1921 tarihli deklarasyonla (Bakinskiy Rabochiy) Dağlık Karabağ, bu sefer de Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti’ne bağlanmıştı. Ancak bu karar uygulanmadı ve Nerimanov’un şantajları sonucunda Karabağ’ın bağımsızlığının oylanacağı referandum da 5 Temmuz 1921’de rafa kaldırıldı. 1923’ün başında Kirov liderliğindeki Ermeni üyeleri çoğunlukta olan bir komisyon Dağlık Karabağ’ı, “oblast” statüsünde olmak üzere, 7 Temmuz 1923’te Azerbaycan’a bağladı. Yine yakın tarihlerde Laçin, Zengilan, Kelbecer, Kubatlı gibi şehirleri içine alan Kızıl Kürdistan Uzeydi kuruldu ve Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti ile Dağlık Karabağ Otonom Oblastı coğrafi olarak da birbirinden ayrıldı. 1926’daki ilk resmi Sovyet nüfus sayımına göre Dağlık Karabağ Otonom Oblastı’nın nüfusu 111.694 olarak ilan edildi ve bunları %89’u Ermeni, %10’u Türk veya Azeri ve %0,5’i Rus’tu. 1927’de ilk kez olmak üzere Ermeni siyasetçiler birçok kez bu oblastın kendilerine bağlanmasını talep etseler de çabaları sonuçsuz kaldı. 1988’de Sumgayıt’ta, 1990’da Bakü’de Ermenilere karşı gerçekleştirilen katliamlar ise iki toplum arasındaki gerilimi iyice yükseltti. Bakü’deki katliamın ardından Kızıl Ordu olağanüstü hal ilan ederek Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’ne ve Bakü’ye harekât düzenleyerek Azerbaycan’ın başına Moskova yanlısı Ayaz Muttalibov’u geçirdi. Bu olaylar yaşanırken gerçekleşen sokak çatışmalarında yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Bakü’deki Ruslar ve Ermeniler şehri terk etmeye başladılar. Ermeniler de kendi bölgelerindeki Azerileri ve Kürtleri göçe zorladı ve bu iki iki bölge etnik açıdan giderek ‘homojenleşti’. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından 25 Ağustos 1990’da bağımsızlığını ilan eden Ermenistan’ı 30 Ağustos 1991’de Azerbaycan izledi ve Muttalibov, Dağlık Karabağ’ın Bakü’ye bağlandığını duyurdu. Karabağ Ermenileri de buna cevaben Eylül 1991’de bağımsızlıklarını ilan etti. Bölgede kurulan Dağlık Karabağ Savunma Ordusu siviller için koridorlar açarak bölgedeki Azeri nüfusunu tahliye etmeye başladı. 26 Şubat 1992’de ise, şehirdeki havalimanı nedeniyle stratejik bir öneme sahip olan Hocalı köyünde yaşayan 6-7 bin civarında Azeri’nin tahliyesi sırasında yaşanan Hocalı Katliamı yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine neden oldu. Katliamda taraflar birbirlerini suçlasalar da 1990’dan beri bölgede faal olan Ebulfeyz Elçibey ve ona bağlı milislerin katliamdaki rolü hala tam olarak aydınlatılmış değil. Hocalı’ya 11, Ağdam’a ise 3.5 km uzaklıkta gerçekleşen katliamda, Helsinki Watch raporuna göre 130 erkek, 51 kadın, 13 çocuğun öldüğü,  300 kadar da rehin olduğu iddia ediliyordu.  Azerbaycan’ın 2020’deki saldırıları Eylül 2020’de Türkiye ve İsrail’in de askeri desteğini alan Azerbaycan ordusu Dağlık Karabağ’a askerî harekât başlattığını duyurdu. SİHA ve Heron tipi insansız hava uçaklarıyla Ermeni mevzilerini bombalayan Azeri güçleri 44 gün sonunda başta Şuşa olmak üzere birçok yerleşim yerini işgal ederek buraya Azeri nüfusun göç etmesini sağladı. İki tarafın da misket bombaları kullandığı çatışmalar sırasında yüzlerce asker ve sivil yaşamını yitirdi. Laçin koridoru dışındaki bölge Azerbaycan’ın kontrolüne geçti. 10 Kasım 2020’de Rusya’nın arabuluculuğuyla ateşkes yapılarak çatışmalı dönem sonlandırıldı.  Aralık 2022’den itibaren Azeri bir grup “eko-aktivist”in Laçin koridorunu bloke etmesi ve Arstakh’a olan ikmal yolunun kesilmesiyle bölge tamamen ablukaya alındı. Gıda, ilaç, yakıt vb. Bir dizi ürünün ulaşmadığı bölgede insani kriz giderek derinleşti ve 19 Eylül’de Azerbaycan bir kez daha Karabağ’a saldırıya geçtiğini duyurdu.  Bu kez çatışmalar uzun sürmedi ve 20 Eylül’de ateşkes ilan edildi. 25 Eylül’de bir araya gelen Ermeni yönetimi ise yıl sonunda Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin feshedileceğini duyurdu. Azerbaycan güvenlik güçleri ise sivil halkın yaşam alanlarına girerek insanları göçe zorlayan bir taktik izledi. Bölgedeki Ermeni nüfusunun 120 bin olduğu tahmin edilirken 1 Ekim’de bölgeye ulaşan Birleşmiş Milletler komisyonu ülkede 50 ila 1000 Ermeni’nin kaldığını duyurdu. Azerbaycan Başsavcılığı, 1 Ekim Pazar günü eski Dağlık Karabağ lideri Arayik Harutyunyan hakkında tutuklama emri çıkardı. Eski bakanlar Ruben Vardanyan ve David Babayan da tutuklanmış durumda. Ermenistan bölgeden göç etmekte olan Arstakhlıları kabul etmekte gönülsüz davransa da Paşinyan yönetimi krizi çözmenin yollarını arıyor. Protesto gösterilerinin polis şiddetiyle bastırıldığı Erivan’da, Rusya ile ilişkileri bozulan yönetim ABD ile yakınlaşmanın yollarını arıyor.  Türk Milliyetçiliği ve Zengezur Koridoru 2020’de başlayan Azerbaycan saldırganlığının bölgedeki dengeleri değiştirdiği şüphesiz ancak Azerbaycan bu politikalarında yalnız değil. Türkiye ve İsrail’in de içinde olduğu bir grup devletten silah alan Azerbaycan Nahçıvan üzerinden Ermenistan topraklarından da geçen bir koridor açarak Türk Dünyasının karayolu ile bağlanmasını hedeflediklerini bir çok kez dile getirdi. Erdoğan’ın da stratejik hedefimiz dediği Zengezur koridoru bölgedeki enerji ticaretini dramatik bir biçimde etkileme potansiyeli taşıyor. Öte yandan Türkiye’de faaliyet yürüten Cengiz, Limak, Kolin gibi holdingler Azerbaycan’da ve işgal edilen Arstakh’ta maden, yol yapımı, inşaat gibi sektörlerde ihaleler alarak servetini arttırıyor. Yaratılmak istenen milliyetçi ve Ermeni düşmanı puslu havanın bu gerçeklerin üstünü örtmek için köpürtüldüğü yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Geri 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 İleri

Bültene kayıt ol