Bursa Su Kolektifi: Sermayenin iştahı gölleri kuruttu

Üsküdar’da hayvan hakları için eylem

Hayvan hakları aktivistleri harekete geçti. Üsküdar ve Kadıköy Hayvan Hakları Savunucuları adına yapılan basın açıklamasında, sokak hayvanlarının toplanmasına karşı çıkıldı. Barınaklarda koşulların elverişsiz olduğu, hayvanların hayatlarının tehlikede olduğu söylendi. “Kentlerimizi ve hayatlarımızı sokak hayvanları ile paylaşmaya devam edeceğiz” denildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz hafta belediyelere, sokak hayvanlarını barınaklarda toplama çağrısı yaptı. Erdoğan’ın yaptığı çağrının sonuçlarının bir felakete, büyük bir hayvan katliamına yol açabileceği endişesiyle Üsküdar’da bir grup hayvan hakları aktivisti basın açıklaması düzenledi ve hayvanlara yönelik katliam hazırlıklarını protesto etti. “Yeni Hayırsızada katliamına hayır”, “Sokak hayvanları sahipsiz değildir”, “Madde 6 kırmızı çizgimizdir” pankartları taşıyan grup basın açıklamasını Üsküdar Belediyesi önünde gerçekleştirdi. Belediyelerin, 5199 sayılı Hayvan Hakları Yasasında belirtilen görevleri yerine getirmesini istedi. Sokak hayvanlarına yönelik toplama ve yok etme kampanyası belediyeler eliyle hızlanmış durumda. Yasaya rağmen sokak hayvanlarına gerekli tıbbi ve gıda desteği sağlanmıyor, hayvan barınaklarında uygun koşullar sağlanmıyor, hayvanlar çoğunlukla ölüme terkediliyor, zaman zaman da toplu olarak öldürülüyor.  Sokak hayvanlarını belediyelere teslim etmek, onları ölüme göndermektir 2004’e kadar belediyeler zehirli kıyma için bütçe ayırıyorlar, hayvan katliamları yapıyorlar ve bunu açıklıyorlardı. 2004’te hayvan hakları kanunu çıkarıldı. Örnek bir kanundu, ancak uygulamayan belediyeler için bir yaptırım öngörmemesi kanunu işlevsiz hale getirdi. Belediyelerin büyük çoğunluğu sokak hayvanları için bütçe ayırmıyor, barınak veya kısırlaştırma için bakım ve tedavi merkezleri kurmuyorlar. Bugün 1389 belediyenin 1200’ünde barınak yok. Sadece İstanbul’da 100-150 bin sokak hayvanı var, ama 10 ilçede barınak ya da bakım evi bile yok. İlçelerdeki mevcut barınaklar ancak birkaç yüz hayvanı barındırabilir. İBB’nin Kısırkaya barınağındaki alan en fazla 1000 hayvanı barındırır. Dolayısıyla belediyelerin eline sokak hayvanlarını teslim etmek onları meçhul bir yere göndermekle eşdeğer. Sonlarının ne olacağı belli. Hayvanların tehlikeli olarak sınıflandırılması doğru değil Bazı hayvanların “yasaklı/tehlikeli ırk” olarak tanımlanması doğru değil. Tehlikeli olan bu hayvanlar değil, onları silah olarak kullananlar, bu kişilere en ağır cezalar verilmelidir. “Yasaklı/tehlikeli” olarak damgalanan hayvanlar rehabilite edilmeli ve yuvalandırılmalıdır. Bu konu Hayvan Yasasında da açıkça belirtilmektedir. Belediyelerin tedavi için aldığı hayvanı, aldığı noktada bırakmasını gerektiren 5199 no’lu kanunun 6. maddesi titizlikle uygulanmalıdır. Barınaklar, 7/24 kamera sistemiyle herkes tarafından erişilebilir olmalıdır.

Ayvalık’ta çevre felaketi: Zehirli atıklar Madra Barajı'na taşınıyor

Balıkesir'in Ayvalık ilçesine bağlı Karaayıt köyündeki demir madeninin atık döküm sahası geçen Pazar günü yaşanan yağışlar sonrası bir kez daha çöktü. Madra Barajı yakınlarında bulunan madendeki çökme sonucu maden atıkları suya karıştı. Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, belediye olarak Balıkesir Çevre İl Müdürlüğü'ne ihbarda bulunduklarını, göçük nedeniyle tonlarca maden atığının yakındaki dereye taştığını ve derenin taşıdığı bu zehirli atığın da Madra Barajı'na kadar taşındığını söyledi. Ergin, "Sulama amaçlı olarak kullanılan bu barajdan da tarımsal ürünlere karışması ve bu ürünleri kullananların sağlığı için risk oluşturması söz konusudur" uyarısında bulundu. Karaayıt köyü muhtarı Bayram Kaçar, madenin zehirli atıklarının Madra Barajı’na gittiğine dikkat çekerek, "Bu madenden köylü de zarar görüyor şehirlerde yaşayanlar da. Biz sesinden, gürültüsünden, tozundan, zehrinden illallah dedik. Bize 30 metre mesafede bir maden. Köyümüzün dibine bu madenin kurulmasına nasıl izin verdiler bilemiyoruz. Sahil kısımlarında Dikili, Altınova, Ayvalık gibi ilçeler suyunu Madra Barajı’ndan alıyor. Madra Barajı içme suyu barajı olarak kullanılıyor. Ama madenin zehri bu baraja akıyor" dedi. Zehirli atıklar baraj sularına ulaştı Pandemi yasaklarının başladığı ilk gün alınan karar ile mera alanlarının Balıkesir İl Mera Komisyonu tarafından Bilfer Madencilik'e devredildiğini hatırlatan Ergin, suya kimyevi madde bulaşıp bulaşmadığının kontrolünü yapmak üzere barajdan alınan numuneleri Balıkesir Çevre İl Müdürlüğü'ne gönderdiklerini, Ayvalık Belediyesi olarak konunun takipçisi olduklarını söyledi. Bölgedeki faaliyetini 11 yıldır sürdüren Bifer Demir Zenginleştirme Tesisi'nin atık depolama alanı olarak kullandığı pasa tepesi, geçen yılın Ocak ayında da yoğun yağışın ardından çökmüştü. Bu olayın ardından Ayvalık’ın Karaayıt Köyünde Balıkesir İl Mera Komisyonu tarafından pandemi yasaklarının başladığı ilk gün alınan karar ile mera alanları Bilfer Madencilik’e devredilmişti. Geçtiğimiz Pazar günü yaşanan yağışlar sonrası bölgede yine göçük meydana geldi ve maden atıkları suya karıştı. Aynı madenin atık barajı bu yılın şubat ayında da çökmüş, ağır metaller ve zehirli atıklar köyün içinden geçen Dedetepe deresiyle birlikte Madra Barajı’na karışmıştı. Bu olaydan yaklaşık iki ay sonra da Karaayıt köyünden toplu hayvan ölümleri haberleri gelmişti. Karaayıt köyünde çiftçilik ve hayvancılık yapan Fatih ve Hüseyin Kocakanat isimli kardeşlerin, madene çok yakın bir noktada olan meralarında yetiştirdikleri Maltız cinsi 59 keçi ölmüştü. "Proje ruhsatı iptal edilsin" çağrısı Çevre örgütleri Ayvalık'ta yaşanan ikinci çökme olayına tepki gösterdi. Kazdağları İstanbul Dayanışması'nın sosyal medya hesabından, dereye karışan atıkların drone görüntüleri paylaşıldı. Zehirli atıkların Dikili, Bergama, Ayvalık ve Altınova ilçelerinin tarım suyunu karşılayan Madra Barajı’na nasıl döküldüğü belgelendi. Ayvalık Tabiat Platformu'ndan yapılan açıklamada da yetkililere ''Madra Barajı ve civar suların tahlillerini yaparak sonuçları kamuoyuyla paylaşma'' çağrısı yapıldı. Açıklamada, Ayazmant Demir Madeni Projesi ruhsatının iptal edilerek madenin acilen kapatılması talebi dile getirildi. Bilfer Madencilik 2008 yılında “ÇED olumlu” belgesini alarak Ayvalık-Karaayıt köyüne geldi. Köylüler, Balıkesir Barosu’nun da yardımıyla mücadeleye başlamış ve bakanlığın verdiği “ÇED olumlu” kararı bir yıl sonra iptal edilmişti. Ancak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı derhal yeni bir “ÇED olumlu” kararı alıp, madenin önünü açmıştı.

Ormanları korumak iklimi korumaktır, yaşamı savunmaktır

Bursa Su Kolektifi, bileşeni olduğu İklim Adaleti Koalisyonu'nuyla birlikte ormanlara zarar verecek yasal düzenlemeye karşı basın açıklaması yaptı.  Basın açıklamasında öne çıkanlar: İklim değişikliğinden büyük oranda etkilenen bir coğrafyada yer alan Türkiye, son yıllarda aşırı sıcaklık artışı, kuraklık, su kıtlığı, şiddetli yağışlar ve seller, gitgide artan orman yangınları gibi felaketlerle mücadele etmektedir. Bu felaketlere karşı alabileceğimiz en etkili önlemlerin başında orman varlıklarımızı korumak ve çoğaltmak gelmektedir.  Ormanlar sadece iklim değişikliğiyle mücadelede karbondioksit’in tutulmasında değil, aynı zamanda oksijen üreterek hava kalitesinin arttırılmasında, toprak ve su kalitesinin iyileştirilmesinde, çölleşme ve erozyonla mücadelede hayati rol oynarlar. Çok sayıda endemik türü barındıran ormanlarımızın varlığı, en az iklim değişimi kadar kritik ve risk altında olan biyodiversitenin korunması için vazgeçilmezdir. Türkiye son aylarda görünürde ciddi anlaşmalara taraf olmuştur 6 ekim 2021’de Paris anlaşması TBMM’de kabul edilmiş ve 10 kasım 2021’de anlaşma yürürlüğe girmiştir. Bu sene kasım ayında 26’ncısı düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda Türkiye 2053 yılında Net Sıfır hedefini açıklamıştır. Türkiye ayrıca COP26 kapsamında 12 Kasım 2021 tarihinde “Orman ve Toprak kullanımı üzerine Glasgow Liderler Bildirisi”ne taraf olmuş ve orman varlıklarını, karasal ekosistemleri korumayı taahhüt etmiştir. Bu bildiri, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarını dengelemede ormanların, biyodiversitenin ve sürdürülebilir toprak kullanımının kritik ve birbiriyle ilişkili rollerine vurgu yapmaktadır. Çıkarılan yönetmelik açıkça Anayasa’ya ve Orman Kanunu’na aykırıdır Ancak 30 Kasım 2021 tarihinde resmi gazetede yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17.maddesi 3.fıkrasının uygulanması hakkındaki yönetmelikte yapılan değişiklikler ormanlarımızı çok çeşitli yapılaşmalara açmakta ve yukarıda saydıklarımızla taban tabana zıt bir niyeti açığa çıkarmaktadır.  Bu yönetmelikle ormanlık alanlarda yapımına izin verilen  enerji üretim santralleri, haberleşme tesisleri,  petrol ve doğal gaz arama, jeotermal kaynak, mineralli su arama, katı atık bertaraf ve depolama tesisleri, patlayıcı madde deposu, hastane, sokak hayvanları barınağı, ilk-orta-lise ve dini tesisler, spor tesisleri… gibi tesisler orman varlıklarımızda ve buralarda yaşayan endemik türler üzerinde geri dönüşü olmayan bir tahribata ve ekosistemde yıkıma yol açacaktır. Ormanlarımız giderek tükeniyor Bugüne kadar ormanlarımızdan 748.000 hektar orman alanında bu tür kullanımlar içinizin almış, bu izinlerin yarısına yakını da son 9 yılda verilmiştir. Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre; sadece 2008 ile 2019 yılları arasında ormanlarımızdaki 10 hektardan küçük orman parçalarının sayısı 55 bin 484’ten 120 bin 789’a çıkmıştır.  Madencilik, ormansızlaştırmada bir diğer önde gelen sorundur. 2012-2020 yılları arasında madencilik için verilen izinler ise 87 bin hektar kadardır. Parçalanan ormanların ekosistemleri barındırma olanağı kalmamakta, zaman içinde orman vasfını yitirmektedirler.  Ormanlar ekosistemin en önemli parçasıdır Ormanları korumak iklimi korumaktır, yaşamı savunmaktır, bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir ekosistem bırakmaktır. Bizler ağacı kereste, ormanı arsa, doğayı meta olarak gören ve tüm varlıklarımızı pazarda satılacak ticari mala indirgeyen bu zihniyete karşıyız. Bizler ormanları ve içinde barındırdıkları ekosistemi paha biçilmez bir kendinde değer olarak görüyoruz. İklim değişikliğinin sorumlusu olan kapitalist aç gözlülük ve para kazanma hırsı, orman varlıklarımıza da aynı dürtülerle göz koymaktadır. Kapitalizm insanlara ve doğaya karşı amansız bir savaş veriyor. Ancak bir araya gelirsek onu durdurabiliriz. Orman varlıklarımızı ve canlı hayatını korumak için tüm halkımızı bizimle birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Talebimiz bu yönetmeliğin derhal geri çekilmesi  ve her türlü orman işgaline, talanına acilen son verilmesidir. Amacımıza ulaşana kadar bunun takipçisi olacağız.

'Suyun çöle döndüğü bir dünyada suya ses olalım'

Bursa Su Kolektifi, Karacabey'deki toplu balık ölümlerini sordu ve Yenişehir Kirazlıyayla'da maden şirketine atık barajı kurma izni verilen ÇED raporunun iptal edilmesini istedi. Haziran'dan bu yana her ayın 22'sinde Bursa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapan Bursa Su Kolektifi 6. eylemi gerçekleştirdi. Aktivistler hazırladıkları iki dilekçeyi il müdürlüğüne verdi ve bir basın açıklaması yaptı. Bursa Su Kolektifi'nin açıklamasının tam metni:

Bursa Su Kolektifi'nden çağrı

Su Kolektifi aktivistleri "Tekrardan ve tekrardan suyun sesi olmak için" diyerek 22 Kasım Pazartesi günü saat 12:30'da yapılacak basın açıklamasına tüm yurttaşları davet etti. Haziran ayından bu yana her ayın 22’sinde Bursa Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştiren Bursa Su Kolektifi, Kasım ayının basın açıklamasını da aynı yerde gerçekleştirecek. 

(Dosya) Bize milyonların iklim hareketi lazım

COP26 zirvesi sonuçlarını ve protestoları değerlendiren bu dosyayı Tuna Emren ve Ozan Tekin hazırladı. Liderler sonumuzu getirmeye adanmış gibi davranıyor. İnsanlığı yaşamsal bir mücadeleye sürükleyen bir iklim kaosu yaşanmıyormuşçasına rahat ve bir o kadar da kurnaz liderler COP26 zirvesini fosil yakıt endüstrisinin lobi faaliyetleri yürüttüğü bir ortama dönüştürüp, 2030’u hedeflemesi gereken tasarılarını 2050 ve sonrasına kaydırdılar.  Akredite edilmiş en fazla sayıda delegeyi fosil yakıt endüstrisini temsil eden katılımcıların oluşturduğu COP zirvesi, kelimenin tam manasıyla bir fiyaskoydu.  Hemen öncesinde Roma’da gerçekleştirilen G20 zirvesinin son bildirgesinde “2030 emisyon azaltımı hedeflerini yeniden gözden geçirme ve daha da geliştirme” taahhüdünde bulunan liderler, sıra COP26’ya gelince aşamalı geçiş hedeflerini yüzyılın ikinci yarısına ertelediler. Değişimi hemen başlatacakmış gibi konuşan Joe Biden ve Boris Johnson, ABD ve AB’nin 2030’da gerçekleştirmesi gereken ‘karbon sıfır’ hedefini 2050’ye çekti, dünyanın en büyük kirleticilerinden biri olan Çin ise 2060’tan önce yapamayacağını duyurdu. Hindistan 2070’i sundu; Brezilya 2050 dedi; Suudi Arabistan ve Rusya 2060’ı uygun gördü; Avustralya, Kanada, Danimarka, İtalya, Fransa gibi birçok gelişmiş ülke geçiş planlarını 2050’ye uzattı; hatta Almanya ve İsveç bile 2030 yerine 2045’i sundu.  COP26’nın garantilediği: 3,6 derecelik ısınma Liderler şu gerçeği gizlemeye çalışıyor: Emisyonların 2050’de sıfırlanmak üzere 2030’da azaltılmaya başlanması ve 20 yıl boyunca yavaş yavaş azaltılarak ilerlenmesi, atmosferdeki karbon yoğunluğunun giderek artacağı anlamına gelir. Kaldı ki 20 yıl sonra gerçekleşebilecek bir değişim, o tarihe kadar verecekleri zararı telafi edemediği gibi, süreci yavaşlatıp krizi sonlandıracak etkiyi de yaratamıyor. Fosil endüstrisi bu gerçeği çok iyi biliyor ve bunun üzerinden ilerliyor.  Her bir iklim zirvesinde, en kritik kararları çeşitli kurnazlıklarla bir sonraki zirveye erteleyen, geleceğimizi gözlerimizin önünde yakan liderlerin almaları gereken karar, fosil yakmayı en geç 2030’da sonlandırmaktı ve fosil yakıtların yerin altında bırakılmasını sağlayacak anlaşmalara imza atmaları gerekiyordu. Yapmadılar, bilakis bizleri fosil yakıt endüstrisiyle uzlaştırmanın peşine düştüler. İş konuşmaya gelince “Fosil yakıtçılara bundan böyle sübvansiyon yok!” minvalinde çıkışlarda bulunan Biden, arkasını döner dönmez ABD tarihindeki en büyük açık deniz petrol ve gaz kiralama satışını gerçekleştirmeye hazırlandı. Zirvenin açılış konuşmasında tüm liderlere daha iyi hedefler belirlemeleri için seslenen Boris Johnson ise Cumbria kömür madeni, Kuzey Denizi petrol rezervleri, Mozambik gaz projesi gibi fosil projelerine destek sundu. COP26 hedefleri üzerine bilimsel bir çalışma yürüten araştırmacılar 2-3C yoluna girdiğimizi duyurdu. Hatta birkaç gün sonra yapılan daha gerçekçi bir değerlendirmede 2,7 ila 3,6C arasına sürüklendiğimiz görüldü. 3C’ye kadar ısınmış bir gezegende, alışkın olduğumuz türden bir yaşamı sürdürmenin mümkün olmadığını da yeri gelmişken bir kez daha hatırlatalım. 3C’den geri dönüş yok.  İklim kaosunu sonlandırabilecek tek gerçekçi hedef, 1,5C sınırında kalmak, yani 2030’a dek küresel ölçekli bir yenilebilir enerji dönüşümü gerçekleştirmektir ve bunun başarılabilmesi için fosil yakıtların yasaklanıp yerin altında bırakılması gerekir.  Hareketin “sistem değişikliği” çağrısı yanıt bekliyor COP26, iklim çöküşüne sürüklenmek pahasına, bir kez daha fosil yakıt endüstrisinin elinin güçlendirildiği bir zirve oldu.  Sokaktaki mücadele ise çok netti: Bu kaosu sonlandıracak olan şey, sistemin kökten değiştirilmesidir.  Kapitalizmi kökünden söküp atmanın gerekliliğini gören iklim hareketi geri adım atmıyor, bilakis giderek güçleniyor, radikalleşiyor. Şimdi bu hareketin gücüne, örgütlü işçi sınıfının da dahil olması için çalışmalıyız. Fosil yakıtlara dayalı ekonomiye “hayır” diyecek sendikaların hemen harekete geçmeleri gerekiyor.  Bilimsel araştırmalar, Greta Thunberg ve arkadaşlarının liderliğinde ilerleyen Fridays for Future’ın (Gelecek İçin Cumalar), Avrupa siyasi sistemi üzerinde olağanüstü bir basınç oluşturduğunu ortaya koydu. Glasgow’da COP26 zirvesini protesto etmek için toplanan yüz binden fazla iklim aktivistinin öfkesi, bu basıncın devam edeceğinin açık bir göstergesiydi. Fakat değişim için daha fazlasına ihtiyaç var: İşçilerin gücünü kendisine katan bu muazzam hareketin sermayenin musluklarını kapatmaya başlaması her şeyi değiştirebilir. Gezegen üzerindeki yaşamın devam etmesini istiyorsak, iklim hareketini büyütüp tarihin en büyük kitle hareketini örgütlemeliyiz.  Sokaktaki yüz binlerin “sistemi kökten değiştirme” çağrısı, geleceğimizi ateşe veren fosil yakıt kapitalizmine son verme çağrısıdır. Genç iklim aktivistleri, gitmesi gerekenin kapitalizm olduğunu biliyor, hepimizi, onu göndermek için gereken devrimci hareketi yükseltmeye çağırıyor.

İklimi finanse etmek

Glasgow'da süren COP26 toplantılarında küresel ısınmayı tersine çevirmek ve doğanın tahribatını sona erdirmek için önemli bir şey üzerinde anlaşmaya varıldığına dair çok az işaret var. Tüm medya manşetleri hükümetler ve şirketlerin çevreye önem verdiğini anlatsa da gerçekler öyle değil, hükümetler de şirketler de sözlerinin arkasında durmuyorlar. Karbon emisyonlarını ve diğer çevresel yıkımların etkisini azaltmak için alınacak önlemlere ayrılan finansal destek miktarı da acınası.  2009’da, en zengin ülkeler 2020’ye kadar en fakir ülkelere iklim finansmanı için yılda en az 100 milyon dolar göndereceklerinin sözünü vermişlerdi. Bu anlayış, küresel ısınmayı 2 derecenin altında, ideal olarak 1.5 derecede sınırlamayı hedefleyen, 2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması’nın temelini oluşturdu. Fakat COP26’nın arifesinde bağışçı ülkeler 2020 hedefini kaçırdıklarını itiraf etti. Şimdi, planlanandan yıllar sonrasında, 2022 ya da 2023’te bu hedefe ulaşacaklarını umuyorlar.  Doğrusunu söylemek gerekirse, zengin ülkelerin büyük çoğunluğu verdikleri sözleri hiçbir şekilde tutmuyorlar. ABD sözünü tutmaktan milyarlarca dolar geride ve OECD ülkeleri listesi içinde en son sırada iken, sözlerini tuttuklarını iddia edebilecek ülkeler ise sadece Norveç, İsveç ve Almanya olabilir. Dahası, taahhüt edilen bu 100 milyarın çoğu bağış ya da hibe şeklinde değil kredi formundadır. Dolayısıyla küresel ısınmayı ve karbon emisyonlarını azaltmak için çabalayan yoksul ülkelerin zengin ülkelerden aldıkları paranın büyük bölümünü geri ödemesi gerekiyor. Oxfam’ın hesaplamaları, iklim için yapılan hibelerin gerçek seviyesinin – krediler çıkartıldıktan sonra - OECD’nin “iklim finansı” kapsamının sadece yaklaşık beşte biri olabildiğini gösteriyor. “Geleceğimiz İçin Finans” (Bank on Our Future) kampanya ağından stratejist Becky Jarvis’in dediği gibi, bu iklim taahhütleri allanıp pullanmış görüntülerine ragmen son derece yetersiz.  Ayrıca, Mark Carney liderliğindeki uluslararası finans şirketleri koalisyonu da var. İngiltere Merkez Bankası eski başkanı Carney, Birleşmiş Milletler’in resmi iklim finans elçisi. Carney, 45 ülkeden 450’den fazla bankayı, sigortacı ve varlık yöneticisini birleştiren Glasgow Net Sıfır için Finans İttifakı’nın (Gfanz) önümüzdeki otuz yıl boyunca, ekonomilerin net sıfıra  geçişi için 100-130 trilyon dolar kadar finans sağlayabileceğini iddia ediyor. Medya milyarderi Michael Bloomberg de eşbaşkan olduğu için Carney’e katılıyordu. Grup G20’nin Finansal İstikrar Kurulu’na çalışmalarını periodik olarak raporlayacak. Carney, Birleşmiş Milletler’in, özel sektörün net sıfıra ulaşmak için gerekli olan toplam yatırımların yüzde 70’ini karşılayabileceğini öneren analizinin önemine işaret etti. Carney, özel sektörün günü kurtarabileceğini öne sürüyor.  Fakat bu toplama daha yakından baktığınızda varlıkların 57 trilyonunu yatırım yöneticilerinin hesaplarının oluşturduğunu, 63 trilyon dolarının bankalardan, 10 trilyon doların da varlık sahiplerinin emeklilik fonlarından geldiğini görürsünüz. Ve bu 221 yatırım yöneticisinin 43’ünün, varlıklarının sadece üçte birinin net-sıfır hedefleri olan yatırımlara yönelik olduğunu ortaya çıkardı. Oxford Üniversitesi Oxford Sürdürülebilir Finans Grubu direktörü Ben Caldecott,  130 trilyon dolarlık bu toplamın “yeni bir para havuzu olmadığını ve çoğunun tahsil edilebilir olmadığını” söyledi. Ve bunun fosil yakıt altyapısını finanse etmek üzere ayrılan paranın yanı sıra ev kredilerini de içerdiğini ekliyor, “Bunun ne kadarı gerçekten çözümler için yönlendirilebilir ya da kirlilik yaratan şirketlerin daha sürdürülebilir hale gelmesi için kullanılabilir?” diye soruyordu. Çevreci bir grup olan Yağmur Ormanları Eylem Ağı’nın dikkat çektiği gibi, taahhütü imzalayan 93 banka 2020 yılında fosil yakıt endüstirisine 575 milyar dolarlık kredi verdi ve taahhüt sağlamaya da devam etti. Orman ve finans direktörü Tom Picken, “İklim taahhütleri ile yönetim kurulu kararları arasındaki bağlantı kopukluğu şaşırtıcı” dedi ve Gfanz’a kayıtlı varlık yöneticilerinin şu ana kadar, toplam varlıklarının yüzde 35’ini net sıfır hedefine ayırmış olduklarını bildirdi. Şöyle devam ediyordu: “Bu yeşil finansman değildir ve fosil yakıtlı gelişimden en küçük bir çıkarları olduğu sürece bu finansörler iklim değişikliğiyle mücadeleye adanmış olmuyorlar.” Stand.earth iklim finans direktörü Richard Brooks, “Bu yaklaşımın odadaki koca fili görmezden gelmek anlamına geldiğini” söyledi: “Net sıfır kulüplerinin bu yeni deklerasyonunda F ile başlayan kelimeler hiç geçmiyor. Finans kurumları fosil yakıtlara (kömür, petrol ve gaz şirketlerine) fon sağlamayı durdurmazsa 1.5 derecenin altında kalamayız.”    Bu arada, iyi niyetli ekonomistler de fon sorununu piyasa ekonomisinin sınırları içinde çözmek için çeşitli çözüm önerileri sunuyorlar. Piyasa yanlısı çözümleriyle ünlü Şikago Üniversitesi İşletme bölümünden finans profesörü Raghuram Rajan, kişi başına yaklaşık beş tonluk küresel ortalamadan daha fazla (karbon) salım yapan her ülkenin küresel bir fona yıllık olarak ödeme yapmasını öneriyor. Ödenecek miktar şöyle belirlenecektir: Kişi başına fazla emisyonun nüfusla çarpılmasına, daha sonra Küresel Karbon Teşviki (GCI) adı verilen bir dolar miktarıyla çarpılması eklenecektir. GCI ton başına 10 dolardan başlasaydı ABD her yıl yaklaşık 33 milyar dolar civarında ödeyecekti. Bu arada, küresel ortalamanın altında kalan ülkeler, ortalamanın altında ne kadar karbon salımı yaptıklarına bağlı olarak, orantılı bir ödeme alacaklardı. (Buna göre, örneğin Uganda, her yıl yaklaşık olarak 2 milyar dolar alacaktı.) Rajaram bu planı, kendi kendisini finanse etmek olarak görüyor. Buna göre, düşük salım yapanlar genellikle en yoksul ülkeler. Bu ülkeler, neden olmadıkları iklim değişikliğine karşı en savunmasız olanlar. Ve halklarının iklim değişimine adapte olması için ödeme alacaklardı. Ödemelerin sorumluluğu ise pastadan en büyük payı alan büyük zengin karbon salıcıların olacaktı. Ülkeler kendi emisyonlarını azaltma yöntemlerini seçmede özgür olacaklardı. Politik açıdan popüler olmayan bir karbon vergisi koymak yerine, bir ülke kömürle ilgili düzenlemelere giderken, bir diğeri de yenilenebilir enerjileri teşvik edebilir. Avinash Persaud’un işaret ettiği başka bir tasarıya göre, Paris anlaşmasının kararlarını karşılayabilmek için dünya önümüzdeki 30 yıl boyunca her yıl 53.5 milyar metrik ton karbondioksitten kurtulmak zorunda. Bunun ne kadara mal olacağı konusunda çeşitli tahminler var, fakat yatırım bankası Morgan Stanley beş temel “sıfır karbon” teknolojisi alanına ayrılan krediye 50 trilyon dolar daha ekledi. Bu sözü edilen meblağ, ülkelerin mutabık kalmak için altı yıl uğraştığı acınası 100 milyar dolarla karşılaştırılıyor. Persaud, “Bizim küresel bir çözüme ihtiyacımız var, küresel bir hevesle eklenen küçük bir evin bütçesine değil,” diyor.  Sera gazı üretimine en fazla katkıda bulunan ülkeler, dünyanın bambaşka bir yerindeki bir yatırımcıya sera gazlarını azaltması için, günlük faiz oranları üzerinden borçlanma hakkını – ki şu anda sıfıra yakındır – veren bir borçlanma düzeni sunabilir ve bu borcun vadesi de (proje, yatırılan dolar başına asgari sera gazı azaltımını sağladığı sürece) uzatılabilir. Örneğin, maliyeti sıfıra yakın olan bu fonun yıllık ihracı 500 milyar dolar olsa yatırım getirileri öyle artar ki en azından 15 yıl boyunca, kişisel tasarrufları ihtiyaç duyulan miktara (50 trilyon dolar) yükseltebilir. Bütün bu tasarılar iki düzeyde başarısız oluyor. Birincisi, bunların uygulamaya geçirilmesi, küresel davranmayı ve küresel kurumları gerektirir. Bunun gerçekleşeceğine dair bir umut yok. Ulusal devletler Covid salgını ve aşılama sorununa çözüm getirecek finans ve kaynakları koordine etmede bile başarısız oldukları gibi, iklim ve doğa için önemli küresel tedbirleri almakta da gönülsüzler. Anlaşıldığı kadarıyla 30 yıl boyunca yaklaşık 50 trilyon dolar gerekiyor –diğer tahminler ise önümüzdeki 10 yıl boyunca her yıl 4 trilyon dolar gerektiğini gösteriyor. Bu gerçekten küçük bir maliyettir, dünyanın yıllık GSMH’sının yüzde 2.5’inden fazla değildir. Fakat devletler şimdiye kadar sadece 100 milyar dolar sözü verdiler ve bu para bile karşılanmış değil. İkinci olarak, piyasa çözümleri, Covid salgınının da gösterdiği gibi hiçbir işe yaramıyor. İnsanlığa ve doğaya bir şans verecek olan, her şey için çok geç olmadan başarılı olma şansını tanıyacak olan şey; küresel ölçekli planlama, devlet müdahalesi ve yatırımlarıdır. Karbon fiyatlandırması yatırımları gereken şekilde tahsis edemeyecek ve tüketimi yeterince değiştirmeyecektir –ve bundan en fakir ülkelerin (6.5 milyar insan) zararına, en zengin ülkeler (1 milyar insan) fayda sağlar.  Bankalar ve yatırım fonlarınca organize edilen özel finansman bunu başaramaz. Bu böyledir, çünkü kapitalist şirketler yatırımları karlılığa göre kontrol eder ve karar verir. Fosil yakıt ve madencilik aramalarına son vermeden ve fosil yakıt üretimi aşamalı bir biçimde durdurulmadan küresel ısınma durdurulamayacak ve [bu süreç] tersine çevrilemeyecektir. COP26’nın ajandasında böyle bir şey yok. Jeff Sparrow’un Doğaya Karşı Suçlar (Crimes against Nature) kitabında söylediği gibi, “Dünyada her yıl 1,917 milyar dolar silahlara, bombalara ve askeri ekipmanlara harcanıyor. Reklamcılık dünyasındaki karşılaştırmalı rakamlar yaklaşık 325 milyar dolar. Bu şaşırtıcı rakamlar toprak, deniz ve havayı kapsayan çevresel programlar için hemen ve doğrudan yönlendiriebileceklerimizin sadece bir kısmı. Sistemli bir karbonsuzlaşmaya başlayabilir, kömürlü termik santralları kapatabilir ve elektriği fosil yakıtlardan değil güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerjilerden karşılayarak, bu süreci enerji ihtiyacımızı artırmak yerine azaltmak için değerlendirebiliriz. Düşük karbonlu toplu taşımayı önemli ölçüde yaygınlaştırabiliriz. Böylece verimli, kullanımı kolay ve kullanışlı elektrikli trenler ve tramvaylar içten yanmalı motorlarla yer değiştirebilir. Şehirlerimizi ve kasabalarımızı otomobiller yerine insanlar için elverişli olacak şekilde yeniden planlayabiliriz; malzeme ve iş üretim verimi için yeniden kullanım ve geri dönüşüm yöntemleri belirleyebiliriz.” Michael Roberts

Toplantı - COP26 çöktü: Mücadele zamanı

📣 COP26 çöktü: Mücadele Zamanı  Özdeş Özbay, Birleşmiş Milletler İklim Konferansı COP26'da konuşulanları değerlendirip, 300'den fazla dünya şehrinde yapılan protestoları anlatıyor. 📅 10 Kasım, Çarşamba  🕑 19.45 📍 Adres: Söğütlüçeşme Caddesi, Kalem Sokak, No: 11, Arif Bey İşhanı, Kat:3, Osmanağa – Kadıköy Toplantı Skype üzerinden canlı da yayınlanacaktır.  İletişim: 05334479709 Facebook etkinlik sayfası

İstanbul'da COP26 protestosu: Fosil yakıtlar yerin altında bırakılmalı!

İskoçya'da toplanan COP26 konferansı hem Glasgow'da hem de aralarında İstanbul'un da bulunduğu bir çok dünya şehrinde protesto ediliyor. Genç iklim aktivistlerinin, aydınların, gazetecilerin, sendika üyelerinin, sanatçıların ve DSİP, Antikapitalistler, Antikapitalist Öğrenciler, Yokoluş İsyanı, Fridays For Future, Youth For Climate gibi birçok kurumlardan aktivistlerin olduğu isimler imza kampanyasıyla tüm yurttaşları iklim için harekete geçmeye çağırmıştı. İstanbul'da COP26 protestosu Kadıköy Süreyya Sineması önünde başladı.  Davullar eşliğinde '5, 4, 3, 2, 1, Karbon sıfır!', 'Güneş rüzgar bize yeter, fosilciler ancak gider!', 'Sınır yok, ulus yok, fosile geçit yok!' sloganları atıldı. Antikapitalistler'den Tuna Emren'in sunuculuğunda Yeşiller'den Rudi Sayat Pulatyan, Antikapitalist Öğrenciler'den Suda Sim Meriç ve FFF'den Duru Barbak'ın okuduğu basın açıklaması şöyle: "Bu gezegende yaşayan yurttaşlar olarak sizi iklim acil durumuyla yüzleşmeye çağırıyoruz. Ama gelecek yıl değil, gelecek ay da değil. Hemen! Şimdi... Dünyanın dört bir yanında seller, kuraklık, fırtınalar ve birçok iklim felaketine tanıklık ediyoruz. Milyonlarca kişi iklim felaketlerinden giderek artan bir yıkımla etkileniyor, bunun sonucu olarak sosyal ve ekonomik krizler de yaşanıyor ve milyonlar göçe zorlanıyor.  Küresel ölçekte her yıl 55 milyar ton sera gazı emisyonu üretiyoruz. Bunun 36 milyar tonu kömür, petrol ve gaz yakmaya devam ettiğimiz için salınıyor. Yerlerine yenilenebilir enerji kullanmalıyız. Fosil yakıtlar yerin altında bırakılmalıdır.  Yenilenebilir enerji dönüşümü gerçekleştirilmeli, tarımsal üretimde iyileştirmeye gidilmeli, ormansızlaştırmaya derhal son verilmelidir. İklim adaletini sağlamak için: ⦁ Kıymetli 1.5°C hedefine bağlı kalın ve bu hedef için daha önce görülmedik hızla ve etkide yıllık emisyon azaltımlarını gerçekleştirin. Bilimin arkasında birleşen küresel iklim hareketi iklim adaleti ve adil dönüşüm ilkeleriyle bir araya geldi. Bugün, burada, Uluslararası İklim Adaleti Eylem Günü’nde COP26 zirvesindeki liderlere seslenip, 30 yıldır aynı bla bla blalar, aynı laga luga, aynı falan filanlar ile bizleri oyalayan politikacılara harekete geçme çağrısı yapmak için toplandık. ⦁ Fosil yakıtlara yapılan tüm yatırımları sonlandırın, teşvikleri ve yeni projeleri durdurun ve yeni arama ve çıkarma faaliyetlerine son verin. ⦁ ‘Yaratıcı’ karbon muhasebesine son verin; bunun için tüm tüketim endekslerinin, tedarik zincirlerinin, uluslararası hava ve deniz taşımacılığının ve biyokütle yakılmasının toplam emisyon değerlerini yayınlayın. ⦁ En savunmasız ülkelere vaadedilen 100 milyar doları aktarın ve iklim felaketleri için ek fonlar verin. ⦁ İşçileri ve en savunmasız durumdakileri koruyacak iklim politikalarını hayata geçirin ve her alanda eşitsizliği azaltın Gezegen, üzerindeki yaşam için Kırmızı Alarm veriyor. Hemen harekete geçersek, hız kazanan iklim çöküşünü yavaşlatabileceğimiz o tarihi sınırda duruyoruz. Bunu hâlâ başarabiliriz. Eğer değişim için hazırsak yaşanabilecek olası en kötü sonuçları önlemek için hâlâ vaktimiz var."  Basın açıklamasının ardından iklim aktivistleri Müze Gazhane’ye yürüdü. Gazhane’de aktivistlerin konuşmalarının yer aldığı forumun ardından konserler gerçekleşti.

1 2 3 4 5 6 İleri

Bültene kayıt ol