Geleceği kurtarmak için mücadeleye

Geleceği kurtarmak için mücadeleye

Tarihsel bir kırılma noktasındayız. Karşısına çıkan her şeyi yıkarak büyümeye devam eden, bu esnada dünya nüfusunun önemli bir kısmını aşırı yoksulluğa iten ve oradan çıkışı da imkânsız kılan, fosil yakıtlardan vazgeçmesi söz konusu bile olmadığı için gezegendeki yaşamı varoluşsal bir tehditle karşı karşıya bırakıp adeta “ne haliniz varsa görün” diyerek kenara çekilen kapitalist üretim iklim krizini öyle bir seviyeye taşıdı ki 1,5C’lik ısınma sınırında kalabilmek adına kullanabileceğimiz 10 yıl bıraktı geriye sadece.  İsyan zamanı! IPCC raporları 30 yıldır aynı şeyi söylüyor. Son rapor ılımlı tabloları geride bırakıp gerçekçi bir resim sunduğu için yeni bir şey yapmış oldu. Böyle devam edersek nasıl bir geleceğimiz olacağını bugünden görebiliyoruz. İklim çöküşü, insan için yaşamın bir ölüm-kalım meselesine dönüşmesi anlamına geliyor. Her 0,5C’lik ısınma artışında gıda ve su kıtlığının, kuraklıkların, sel felaketlerinin, orman yangınlarının şiddeti, etkisi katlanarak artıyor, ani değişimlere neden olacağı bilinen devrilme noktalarının devreye gireceği süreçler hızlanıyor.  Karar vericilerin uzun yıllardır süren eylemsizliği, insanlığın ihtiyaç duyduğu enerji dönüşümünün önünü tıkayıp bu tabloya rağmen fosil yakıt endüstrisini desteklemeye devam etmeleri, iklim zirvelerinin tamamını sanki bir krizle karşı karşıya değilmişiz gibi boşa harcamaları, liderlerin hiçbir şeyi çözemeyeceğinin kanıtıdır.  Bir avuç kapitalistin çıkarları uğruna geleceğimiz üzerine oynanan bu kumarı yeterince izledik. Artık geriye tek bir çözüm kalıyor; hepimizi gözden çıkaran kapitalistlerden kurtulmak. Dünyadaki her lider bu raporlara imza attı. Şimdi onlardan hesap sorma zamanıdır.  Eylemler tüm dünyayı ele geçirmeli Yokoluş İsyanı’nın Londra’da günlerce sürdürdüğü “imkânsız isyan” bu eylemsizliği hedef alıyordu. Sivil itaatsizlik hareketinin talebi açık ve net oldu: Tüm fosil yakıt yatırımlarına hemen son verin! İsyanın ilk günlerinde kentin meydanlarını, işlek caddelerini hedef alan protestocular öncelikle iklim krizinden çıkış yollarını tartışmaya açtı ve ardından yükselen isyanın odak noktası, fosil yakıt endüstrisini destekleyen finans kurumlarıydı.  Şiddet içermeyen eylemlere orantısız güç kullanarak yanıt veren Londra polisi karşısında geri adım atmayan Yokoluş İsyancıları taktiklerini sürekli güncelledi, kentin en merkezi noktalarında kamp alanları kurdu, köprülerin kontrolünü ele geçirdi, değişimin zaruri olduğunu ve gerçekleşene dek geri adım atmayacaklarını gösterdi. Greta Thunberg’in liderlik ettiği Gelecek İçin Cumalar (FFF) ise, “fosil yakıt yatırımlarını durdurmak yetmez”, diyerek yenilenebilir enerjiye küresel erişim talep ediyor ve bunun adil bir geçiş olmasını gerektiğini dile getiriyor. FFF’in 24 Eylül için yaptığı küresel iklim grevi çağrısına Türkiye’den Antikapitalistler olarak destek veriyor, çığ gibi büyüyecek olan iklim isyanının Türkiye kanadını örgütlüyoruz.  18 Eylül Cumartesi 15:30’da gerçekleştireceğimiz slogan ve döviz atölyesi ile başlayacak hazırlıklarımız aynı gün 17:00’de gerçekleştirilecek olan “İklim Adaleti İçin Mücadele: Birlikte Kazanabiliriz” başlıklı panelle devam edecek. Açık Radyo kurucusu Ömer Madra, Greenpeace Akdeniz Direktörü Ersin Tek, FFF Türkiye’den Duru Barbak, Eğitim Sen’den Sadık Şahin, Antikapitalist Öğrenciler’den Tibet Şahin, İkizköy Çevre Komitesi’nden Deniz Gümüşel ve Antikapitalistler Platformu’ndan Tuna Emren’in konuşacakları panelde hareketin gücünü nasıl büyüteceğimizi tartışacağız.  24 Eylül’de Türkiye’nin her yerinden ses vereceğimiz büyük eylemde savaşlara karşı barışı, ırkçılığa karşı dayanışma ve kardeşliği, sömürüye karşı eşitliği, baskıya karşı özgürlüğü savunanlar olarak, iklim ve geleceğimiz için bir araya geliyoruz.

Madagaskar’da iklim felaketi

İklim felaketinin açlık, kıtlık, kuraklık ve yangınlar anlamına geldiğini biliyoruz ama bu felaketlerin nasıl görüneceği hakkında fikir edinmek isteyenler Madagaskar’a bakabilirler.  Doğru Afrika kıyısında bulunan ve yaklaşık 30 milyon kişinin yaşadığı ada küresel yardım kuruluşlarının modern tarihte sadece iklim değişikliğinden kaynaklanan ilk kıtlık olarak adlandırdığı yer oldu. Şu anda Güney Madagaskar’da 1,1 milyondan fazla insan son 40 yılın en şiddetli kuraklığı yüzünden gıdaya erişemiyor. Mevsimsel etkenler nedeniyle önümüzdeki aylarda çok daha fazla insan yetersiz beslenmeye itilecek.  2021 yılının başında yıllık tarım hasatlarının yüzde 60’ı zaten yok edilmişti. Son altı yılda güney Madagaskar ortalamanın altında beş yağmur mevsimi yaşadı ve bu, gıdaların üretiminde ciddi bir azalmaya yol açtı.  Madagaskar’da çocuklar, iklim kaynaklı kıtlık daha kötü hale geldikçe çekirge ve kaktüs yapraklarıyla beslenmek zorunda kalıyorlar. Ülkede nüfusun yüzde 40’ından fazlası 15 yaşından küçük. Kıtlık ve hastalıklar karşısında daha savunmasızlar.  Bir avuç fosil şirketi ve onların sözcüsü devletlerin yarattığı iklim krizinin cezasını tüm dünyada yoksulların çektiği bu düzene son vermek zorundayız. (Sosyalist İşçi) 

Kampanya başlıyor: Gezegen İçin Kırmızı Alarm

Antikapitalistler, iklim krizine karşı herkesle birlikte mücadele etmek için yeni bir kampanya başlatıyor. Gezegen İçin Kırmızı Alarm sloganıyla yürütülecek kampanya 18 Eylül'de İstanbul'da İklim Zirvesi etkinlikleriyle start alacak. Gelecek için Cumalar (FFF) aktivistlerinin 24 Eylül'de yapacağı küresel eyleme destek olacak Antikapitalistler, İstanbul, İzmir ve Tekirdağ'daki eylemlere hazırlanıyor. Kampanya açılışı 18 Eylül Cumartesi günü İstanbul’da… İKLİM ZİRVESİ Saat 15:30 – Antikapitalist Öğrenciler slogan ve döviz atölyesi Hep birlikte 24 Eylül eylemine hazırlanıyoruz… Saat 17:00 - İklim adaleti için mücadele: Birlikte kazanabiliriz! Moderatör: Tibet Şahin (Antikapitalist Öğrenciler) Deniz Gümüşel (İkizköy Çevre Komitesi gönüllüsü) Duru Barbak (Fridays for Future Türkiye) Ersin Tek (Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü) Ömer Madra (Açık Radyo) Sadık Şahin (Eğitim Sen İstanbul 3 No’lu şube) Tuna Emren (Antikapitalistler platformu) Adres: Söğütlüçeşme Caddesi, Kalem Sokak, No: 11, Arif Bey İşhanı, Kat:3, Osmanağa – Kadıköy Telefon: 0555 637 24 50 Not: Etkinliğimiz salgına dönemindeki sağlık ve sosyal mesafe tedbirlerine uygun olarak gerçekleştirilecektir.

İmkansız İsyan 9. gününü geride bıraktı

Yokoluş İsyanı’nın ‘İmkansızı İste’ sloganıyla başlattığı İmkansız İsyan İngiltere’de devam ediyor. İklim aktivistlerinin hedefi Birleşik Krallık’ın yeni fosil yakıt yatırımlarına tamamen son vermesi. Bu amaçla en son City of London denilen finans merkezini hedef alan aktivistler eğer bu bölge bir ülke olsaydı dünyanın 9. büyük karbon salımı yapan ülkesi olacaktı diyorlar. 60 büyük finans şirketinin 2015’te imzalanan Paris İklim Anlaşması’ndan sonra 3,8 trilyon dolarlık fosil yakıt yatırımı yaptığını belirtiyorlar. Uluslararası Enerji Ajansı, Mayıs ayında yaptığı açıklamada 2050 yılına kadar net sıfır karbon hedefine ulaşmak isteniyorsa dünyanın bu yılın sonunda tüm yeni fosil yakıt yatırımlarını durdurmuş olması gerektiğini ilan etmişti. Yokoluş İsyanı hem Yurttaşlar Meclisi talep ederek sorunun bir demokrasi sorunu olduğunu ortaya koyuyor hem de Fosil Yakıt Yayılmasının Durdurulması Anlaşması talep ediyor. Yüzlerce aktivist geçtiğimiz haftasonu hem Bilim Müzesi’nin Gezegenin Geleceği etkinliklerine Shell şirketini sponsor almasını protesto etmiş hem de City of London’da eylem düzenlemişti. İklim değişiminin sorumluları arasında olan finans şirketlerinin tarihsel olarak köle ticaretinden de sorumlu olduğunu vurgulayan sloganlar atmıştı. Yokoluş İsyanı bağlantılı Yokoluş İsyanı için Doktorlar ve Bilim İnsanları İsyanı grupları ayrıca Bank of England önünde yaptıkları açık toplantıda UNICEF’in hazırladığı ve iklim değişiminin 1 milyar çocuğun hayatını etkileyeceğine dair raporunu anlattı. Bilim İnsanları İsyanı geçtiğimiz hafta da IPCC’nin ikinci raporunun taslak metnini sızdırmıştı. Raporda açıkça kapitalist büyüme modelinin küresel ısınmayı durdurmanın önünde engel olduğu yer alıyordu.    Dokuz gündür süren eylemlerde bugüne kadar 100’den fazla aktivist gözaltına alındı. Aktivistler hem ırkçılığa hem heteroseksizme hem de küresel ısınmanın sorumlusu olarak ilan ettikleri devletlere ve şirketlere karşı eylemler düzenleyerek birleşik ve radikal bir politik çizgi izliyor. Yokoluş İsyanı’nın fosil yakıt ve finans şirketlerini hedef alan ve hükümetin yeni fosil yakıt yatırımlarına derhal son vermesini talep eden isyanı sonrasında 24 Eylül’de Greta Thunberg’in başını çektiği Gelecek İçin Cumalar’ın (Fridays for Fututre) küresel iklim grevi gerçekleşecek. İskoçya’da Kasım ayında gerçekleşecek BM İklim Zirvesi (COP26) sırasında da 6 Kasım tarihi için küresel eylem çağrısı yapılıyor.

Dersim’deki yangınlar devam ediyor

Dersim’den Şırnak’a kadar uzanan bir hat üzerinde yine yangınlar var. Bu yangınların, yürütülen askeri operasyonlarla eş zamanlı olarak meydana gelmesi tepki yarattı. Asıl sorun ise burada olup bitenlerin, Türkiye’nin gündemine girmiyor oluşu. Sosyal medya paylaşımlarından ve yerelden yapılan açıklamalardan da anlaşılıyor ki, Dersim’de on beş günü aşkın süredir devam eden yangınlar, hâlen gündeme oturmuş değil. Bu duyarsızlık ve ilgisizlik yaşanırken 74 Baro Başkanı “bugün de yok olan ormanlar için Tunceli ile dayanışma zamanı" diye çağrıda bulundu. Edirne Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Dersim'deki orman yangınlarının söndürülmemesinin nedeninin yetersizlik olmadığını söyledi. "O bölgedeki ormanların çoğu bilinçli olarak yakılır ve kimsenin de müdahale etmesine izin verilmez" diyen Demirtaş, "Manavgat ne kadar hepimizinse Dersim de o kadar hepimizindir. Bu anlayışı hakim kılmadan ülkeye eşitliği, adaleti ve barışı getiremeyiz" ifadelerini kullandı. Dağ keçileri yangından kaçıyor Dünya Doğa Koruma Birliğinin (IUCN) yayımladığı "Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Kırmızı Listesi"ndeki dağ keçilerinin yangın nedeniyle bölgeden kaçtığı görüldü. Dersim’in Hozat ilçesinin Danzi ve Kurukaymak köyü Koçeri mezrasında 17 Ağustos’ta iddialara göre askeri operasyonlar sonrasında başlayan orman yangınları yayılarak devam etti. Hozat’ta başlayan yangına, gelen tepkiler sonucu havadan müdahaleler başladı ve yangın kısmen kontrol altına alındı.  Tunceli Valiliği’nin ‘Hozat’taki yangın kontrol altına alındı’ açıklamasının ardından, iki gün önce Türkiye’nin alan bakımından en büyük ikinci, fauna ve flora bakımından en zengin birinci milli parkı olan Munzur Vadisi'nde ve Vartinik bölgesinde yeni yangınlar başlamıştı. Munzur vadisi yangını kontrol altına alınırken, Vartinik bölgesindeki yangın devam ediyor.

İklim için İmkansız İsyan’da beşinci gün

Yokoluş İsyanı aktivistleri Birleşik Krallık’ta gerçekleşecek COP26 iklim zirvesi yaklaşırken ‘imkansızı iste’ sloganıyla tüm fosil yakıt yatırımlarının durdurulması ve yurttaş meclisi oluşturulması için İmkansız İsyan (Impossible Rebellion) eylemlerine devam ediyor.  Eylemlerin dördüncü gününde Yokoluş İsyanı aktivistleri İş, Enerji ve Sanayi Stratejisi Departmanı dışında fosil yakıtlara yapılan yeni yatırımların durdurulmasını talep eden bir oturma eylemi düzenledi. Yokoluş İsyanı ile bağlantılı Hayvan İsyanı aktivistleri de İngiltere Kraliçe'sini "ellerinde kan" olmakla suçlayarak Buckingham Sarayı'nın dışındaki çeşmeyi kırmızıya boyadı. Yokoluş İsyanı Hollanda ise 30 kadar aktivistiyle ‘iklim suçlusu’ ilan ettikleri fosil yakıt şirketi Shell’in önünde eylem yaparak yolu ulaşıma kapadı. İsyanın beşinci günü olan Cuma günü de aktivistler İngiltere’nin finans merkezi City of London’da Kanlı Para Yürüyüşü gerçekleştirerek İngiliz finans sermayesinin kölelik, sömürgecilik ve iklim kriziyle olan bağlarını ifşa etti. Aktivistler iklim adaleti sloganları atarak ‘iktidar halka’ diye bağırdı.  Guardian’ın önemli yazarlarından biri olan George Monbiot da eyleme katılarak bir paylaşım yaptı. Monbiot şu sözleri söyledi:  “İçerisinde yaşadığımız sistem demokratik olduğu iddiasında. Diyor ki oy kullanabilirsiniz, hükümeti seçebilirsiniz ve seçtiğiniz hükümetin iktidarda olacağı sonraki 4-5 yıl boyunca ne olacağını belirleyebilirsiniz. Ancak biraz geriye çekilip baktığınızda bu son derce tuhaf bir demokrasi anlayışı. Basitçe bir oy pusulasına her beş yılda bir, bir işaret bırakıyorsunuz ve belki oy verdiğiniz parti bir sonraki hükümeti kuruyor ya da belki kuramıyor ama ne olursa olsun o hükümet sonraki 4-5 yıl boyunca her şeyi yapabiliyor. Buna karşı çıktığınızda ise ‘üzgünüm ama bizi iktidar yaptınız, bizim de yönetme hakkımız var’ diyorlar. ‘Hayır, ben buna oy vermedim’ dediğinizde ‘ama biz iktidar olduğumuz için yaptığımız her şeye rızanızın olduğunu varsayıyoruz’ deniyor. Ancak cinsiyet söz konusu olduğunda bu ‘varsayılan rıza’ ilkesini kabul etmiyoruz, peki bunu siyasette neden kabul edelim? Bir partiye oy vererek ona açık çek vermiş olmamız ve programlarında olsun veya olmasın her istediklerini yapabilecek olmaları son derece olağandışı ve tiksindirici bir fikir. O zaman ‘varsayılan irade’ üzerine işleyen uzak bir otoriteye delege edilen bu tuhaf temsili sistem yerine gerçek bir demokrasi inşa etmek için politik tercihlerimizi aylık, haftalık ve hatta günlük olarak geliştirebileceğimiz ve böylece kendi hayatlarımız üzerinde karar verici olabileceğimiz, katılımcı ve tartışmacı bir sisteme geçmeliyiz. Bu nedenle, sesimizi duyurmamız çok önemli, her seferinde ‘üzgünüz ama buna rızamız yok, başka bir şey istiyoruz’ diyebilmeliyiz. İşte bu nedenle herkesin sesinizi duyurabilmesi için, gerçek bir demokrasi için, sıradan insanların ihtiyaçlarına yanıt veren bir demokrasi için masaya gelmenizi istiyoruz.”

Yokoluş İsyanı’nın iklim eylemlerinde üçüncü gün

Yokoluş İsyanı aktivistleri Birleşik Krallık’ta gerçekleşecek COP26 iklim zirvesi yaklaşırken İmkansız İsyan (Impossible Rebellion) eylemlerine devam ediyor. Dün üçüncü günü olan eylemlerde aktivistler, sabah saatlerinde Greenpeace ile birlikte Brezilya Konsolosluğu önüne giderek “Amazonlar yok olmasın” protestosu gerçekleştirdi. Bolsonaro’nun yerli halkları soykırıma uğrattığına dair dövizler taşındı. Konsolosluğun ardından kadın ve trans aktivistlerin liderliğinde bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Fint (female, intersex, non-binary ve trans) eylemi denilen bu yürüyüş sırasında “Siyah Transların Hayatı Önemlidir” sloganları atıldı. Yürüyüşün ardından yüzlerce Yokoluş İsyanı aktivisti kadınların liderliğinde Londra'nın en kalabalık alışveriş bölgesi olan Oxford Circus'u trafiğe kapattı.  Eylemin amacı kadınların İklim değişiminden erkeklerden daha fazla etkilendiğini göstermek ve kadınların da iklim değişimiyle mücadelede çözümün bir parçası olduğuna vurgu yapmaktı. Önceki gün de kullandıkları dev pembe masayı caddeye koyan kadın aktivistler daha masayı tam olarak kuramadan polis müdahalesiyle karşılaştı. Kadınlar polisin etrafını çevirdi ve masaya tutkalla kendilerini yapıştırdı. Yokoluş İsyanı’nın bir kolu olan Hayvan İsyanı (Animal Rebellion) aktivistleri ise aynı gün bir McDonald’s şubesini işgal ederek fast-food ve hayvancılık endüstrisinin iklim değişimine olan etkisine dikkat çektiler. Grup, 36 üyelerinin işgal sırasında gözaltına alındığını açıkladı. Yokoluş isyanı’nın önceki eylemleri: Eylemlerin ikinci günü Yokoluş İsyanı son IPCC raporu sonrası ve Kasım ayında yapılacak COP26 iklim zirvesi öncesi birçok ülkede eylemlerini sürdürüyor. Londra’da “imkansızı iste” sloganıyla başlayan İmkansız İsyan (Impossible Rebellion) eylemlerinin ikinci gününde aktivistler Londra Köprüsü’nde eylem yaptı. Emeklilik fonlarının fosil yakıt şirketlerine yatırım yapmalarına karşı sloganlar attı. İngiltere polis teşkilatı Pazartesi başlayan İmkansız İsyan’da 52 aktivistin ve Pazar günü 10 aktivistin gözaltına alındığını duyurdu. Galler’de de devletin vergi hesaplarını kontrol eden Barclays Bankası önünde eylemler vardı. Barclays’ın fosil yakıt şirketlerine verdiği destek ve kredilere karşı çıkan aktivistler fosil yakıt yatırımlarının derhal durdurulmasını talep etti. Brezilya’da ise Yokoluş İsyanı aktivistleri Amazon yağmur ormanlarından geçecek olan demiryolu projesine karşı “Yokoluş Treni” eylemleri gerçekleştirdi. Aktivistler, projenin 5 binden fazla türün yaşam alanını yok edeceğini, yerli halkların yaşam alanlarını olumsuz etkileyeceğini, 75 milyon ton karbon salacağını ve yaklaşık 2 milyar dolara mal olacağını söylüyorlar. Ayrıca dün binlerce yerli aktivist Brasilia kentinde “Yaşam için Mücadele” eyleminde bir araya geldi. Yerli örgütleri Ağustos başında Bolsonaro yönetimine soykırım ve ekokırım suçlarını işlemekten Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava açmıştı. Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan mahkeme 25 Ağustos’ta davayı görüşecek. Duruşma öncesi hem Brezilya’da hem de Lahey’de eylemler gerçekleştirildi. Bolsonaro yönetiminde sadece 2019'da yerli halklara ait toprakların işgali %135 artarken, aynı dönemde yerli topluluklara karşı şiddet eylemleri de iki kattan fazla arttı. Bolsonaro yönetimi, yerlilerin toprakları üzerindeki egemenlik haklarını ortadan kaldıracak ve toprak gaspına izin verecek yasaları çıkarmaya çalışıyor. Bilim insanları 2020 yılında Amazon ormanlarındaki azalmanın rekor kırdığını, yağmur ormanlarının artık kendini sürdürmek için yeterli miktarda yağmur üretemeyeceği bir "devrilme noktasına" hızla yaklaştığını ve Amazonların savanaya dönüşmekte olduğunu söylemişlerdi. Yokoluş isyanı’nın İmkansız İsyan eylemleri başladı Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) Londra’da finans şirketlerinin oluşturduğu City of London’da eylem yaptı.  Yokoluş İsyanı, Kasım ayında Glasgow’da yapılacak BM iklim zirvesi (COP26) öncesi fosil yakıt şirketlerini fonlayan küresel finans dünyasına karşı İmkansız İsyan (Impossible Rebellion) adıyla sokakları trafiğe kapadı. Pazartesi sabahı Trafalgar Meydanı’na inen binin üzerinde aktivist meydana dört metre uzunluğunda dev bir pembe masa koydu. Sembolik olarak iklim değişiminden etkilenen tüm çevrelerin çözüm için masaya oturması gerektiğini anlatan eylemde meydan bir süreliğine trafiğe kapatıldı.  “Gelin masaya siz de oturun” sloganı taşınan eylemde dev masanın etrafına yüzlerce sandalye kondu. Aktivistler, Haiti Devrimi’nin 230. yılına denk gelen günde yoksul ve zengin ülkeler arasındaki adaletsizliğe dikkat çekmek amacıyla iklim değişiminden en fazla etkilenen ülkeler arasında yer alan Haiti’yi öne çıkardı.  Haiti küresel ısınma nedeniyle yükselen deniz seviyelerinin ve daha geçen hafta sonu ülkeyi vuran kasırga gibi çok sayıda güçlü kasırganın tehdidi altında. Hem ekonomik hem politik bir krizin yaşanmakta olduğu ülkede birkaç hafta önceki depremde de binden fazla kişi hayatını kaybetmişti. Diğer ülkelerde eylemler: Berlin’de Yokoluş İsyanı eylemleri Eylül ayında seçimlere gidecek olan Almanya’da Yokoluş İsyanı aktivistleri 16-20 Ağustos tarihleri arasında eylemler düzenledi. Eylemlerin hemen öncesinde Agora Energiewende isimli bir STK Almanya’nın 2021 yılında yani pandemideki ekonomik kapanmanın hemen ardından karbon salımında ilk kez 1990 yılı seviyesini aştığını duyurmuştu. Almanya, Rusya’dan da doğal gaz ithalatını artırmak için Kuzey Akım 2 boru hattı projesinin çalışmalarını sürdürüyor. Çeşitli eylemler yapan Yokoluş İsyanı Almanya’nın iki yüzlü iklim değişimi hedeflerini eleştiriyor. Aktivistler eylemlerin son gününde Brandenburg Kapısı üzerine tırmanmışlardı. Nordik İsyanı başladı 23 Ağustos'ta yine Yokoluş İsyanı tarafından Norveç ve diğer İskandinav ülkelerinde Nordik İsyanı’na başladıkları duyuruldu. Aktivistler, Norveç’in başkenti Oslo’da Petrol ve Enerji Bakanlığı önünde “fosil yakıtlara hayır” eylemi gerçekleştirdi ve Norveç’in kutup bölgesinde fosil yakıt çıkarmaya devam etmesini eleştirdi.

Doğal afet değil, katliam

Kastamonu, Sinop ve Bartın’da, üstelik tam da içimizi yakan orman yangınlarının hemen ardından ve yine gözümüzün önünde inanılmaz bir yıkım daha yaşandı. Resmi verilere göre en az 78 kişi öldü. Henüz ulaşılamamış olan kayıplar da var.  Yoğun yağışlar Batı Karadeniz’in tamamında yaşanıyor. Bölgedeki şiddetli yağışlar bir buçuk aydır devam ediyordu. Fakat yaşanan felaketin asıl sebebi, aşırı yağış nedeniyle gerçekleşen taşkınlar değil; tomruk baskını.  Ve bölgedeki hidroelektrik santrallerinin (HES) de bu felakette büyük payı var. HES’lerin yol açtığı görünür ve gizli felaketler Bozkurt’ta iki adet HES bulunuyor ve bunların ikisi de Ezine Çayı’nda kurulu. Sinop’ta dört, Bartın’da ise iki adet HES mevcut. Daha en başından orman katliamı yapılarak, dere yataklarının doğal yapısı değiştirilerek kurulan bu santrallerin yapım aşamasında ortaya çıkan hafriyat da yine aynı bölgeye, bilhassa da derelere dökülmüştü.  HES’lerin kurulumu ayrı, işletilme süreçleri ise ayrı felaketler yaratıyor. Bu santraller genellikle çevredeki yerleşim yerlerini ve tarım alanlarını tehdit edecek şekilde kuruluyorlar bir kere. Ayrıca derelerin ısınmasına sebep oluyor, bölgenin nem oranını yükseltiyor, tarıma zarar veriyor, ekosistemi değiştiriyor, tür çeşitliliğini azaltıyor, göçleri tetikliyor olduklarını da hatırlayalım. Bölgede birden fazla HES varsa – ki felaketin yaşandığı bölgelerin tamamında en az iki santral mevcut – sebep oldukları/olacakları yıkımın boyutları da bu HES’lerin sayıları gibi katlanarak artıyor. Çünkü HES’ler suyu tutan, rezervuarlarda saklayan, akarsuları durgun göllere çeviren projeler. Daha küçük HES’ler ise derelerin doğal yapısını değiştirip havzaları kurutuyor.  HES’ler kurulurken dereleri tahrip eden, dere yataklarını doldurup müteahhitlere pazarlayanlar, sonrasında yaşanacak yıkımın etkisini de büyütüyor. Dere yatağına inşaat izni verilmesi sonucunda, sözümona “gelişme” adı altında yürütülen betonlaştırmanın nelere yol açabileceğini Bozkurt’ta gördük maalesef. Rant ne kadar büyükse yıkım da o kadar büyük… Tomruk baskını Kastamonu’nun 5400 nüfuslu Bozkurt ilçesinde su seviyesi dört metre yükseldi. Bozkurt’ta yaşanan felakete tam olarak neyin sebep olduğu üzerine günlerce tartışıldı. Sonunda anlaşıldı ki bu katliamın ardında doğal bir sel felaketi değil, tomruk felaketi bulunuyordu.  Dere yatağına inşaat izni verilmesi sonucunda, su altında kalabileceği bilinen bir hatta yapılaşmaya gidildi ve yine aynı dere yataklarına tomruk depoları kuruldu.  Bu bölgelerin tamamında daha önce de büyük çaplı seller yaşanmıştı. Örneğin, Ezine Çayı’nda 1942’de, ağaçları yerinden sökecek kadar şiddetli bir sel felaketi yaşandığında can kaybı olmamış, yalnızca tahta köprüler ve birkaç ahşap yapı yıkılmıştı. O zamanlar bu bölgelerin tamamı doğal yapısını korumaktaydı tabii. Ve henüz dere yatağında yapılaşma gibi bazı ölüm projeleri hayata geçirilmemişti. Bozkurt’ta sevdiklerini yitirenlerin bir bölümü çocukluk yıllarında bu sel felaketini de yaşamış olan insanlar. Ancak şimdiki gibi bir yıkıma ilk kez şahit oluyorlar.  Özetle, sel doğal bir olay. Üstelik IPCC’nin geçtiğimiz günlerde paylaştığı son raporundan da biliyoruz ki, önümüzdeki yıllarda tıpkı yakıcı sıcakların süresi ve şiddetinin artacak olması gibi, aşırı yağışlar nedeniyle gerçekleşebilecek sel felaketlerinin de sayısı ve şiddetinde artış bekleniyor. Fakat Bozkurt’ta yaşanan şey doğal bir afet değil, tam manasıyla bir katliamdı.  Tomruk depoları, çevrede bir de orman kıyımı gerçekleştirildiğini gösteriyor. Endüstriyel ağaç kesimi sonucunda elde edilen bu kütükler yığınlar halinde bir araya toplandı, hiçbir önlem alınmadan aynı dere yatağında depolandı. Sel suları tomruklara ulaştığında, onları orada tutmaya devam edebilecek ne bir bariyer vardı ne de başka bir tedbir alınmıştı. Dik vadiden eski dere yatağına doğru akan sular, doğal yapısı ve ekolojik dengesi bozulmuş Bozkurt’u vurduğunda, ilçeden 30 milyon metreküp suyun aktığı tahmin ediliyor. İşte tomruklar o suda hızla ilerleyerek önlerine gelen her şeyi yıktı. Bir rejimin çürüyüşünün en önemli göstergesi, insan yaşamının ve ekosistemin rantın, kârın, sermayenin, rüşvetin, yolsuzluğun, vurdumduymazlığın yanında bir hiç haline gelmesidir.  Tuna Emren

Yokoluş İsyanı eylemleri sürüyor

Yokoluş İsyanı son IPCC raporu sonrası ve Kasım ayında yapılacak COP26 iklim zirvesi öncesi birçok ülkede eylemlerini sürdürüyor. Londra’da “imkansızı iste” sloganıyla başlayan İmkansız İsyan (Impossible Rebellion) eylemlerinin ikinci gününde aktivistler Londra Köprüsü’nde eylem yaptı. Emeklilik fonlarının fosil yakıt şirketlerine yatırım yapmalarına karşı sloganlar attı. İngiltere polis teşkilatı Pazartesi başlayan İmkansız İsyan’da 52 aktivistin ve Pazar günü 10 aktivistin gözaltına alındığını duyurdu. Galler’de de devletin vergi hesaplarını kontrol eden Barclays Bankası önünde eylemler vardı. Barclays’ın fosil yakıt şirketlerine verdiği destek ve kredilere karşı çıkan aktivistler fosil yakıt yatırımlarının derhal durdurulmasını talep etti. Brezilya’da ise Yokoluş İsyanı aktivistleri Amazon yağmur ormanlarından geçecek olan demiryolu projesine karşı “Yokoluş Treni” eylemleri gerçekleştirdi. Aktivistler, projenin 5 binden fazla türün yaşam alanını yok edeceğini, yerli halkların yaşam alanlarını olumsuz etkileyeceğini, 75 milyon ton karbon salacağını ve yaklaşık 2 milyar dolara mal olacağını söylüyorlar. Ayrıca dün binlerce yerli aktivist Brasilia kentinde “Yaşam için Mücadele” eyleminde biraraya geldi. Yerli örgütleri Ağustos başında Bolsonaro yönetimine soykırım ve ekokırım suçlarını işlemekten Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava açmıştı. Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan mahkeme 25 Ağustos’ta davayı görüşecek. Duruşma öncesi hem Brezilya’da hem de Lahey’de eylemler gerçekleştirildi. Bolsonaro yönetiminde sadece 2019'da yerli halklara ait toprakların işgali %135 artarken, aynı dönemde yerli topluluklara karşı şiddet eylemleri de iki kattan fazla arttı. Bolsonaro yönetimi, yerlilerin toprakları üzerindeki egemenlik haklarını ortadan kaldıracak ve toprak gaspına izin verecek yasaları çıkarmaya çalışıyor. Bilim insanları 2020 yılında Amazon ormanlarındaki azalmanın rekor kırdığını, yağmur ormanlarının artık kendini sürdürmek için yeterli miktarda yağmur üretemeyeceği bir "devrilme noktasına" hızla yaklaştığını ve Amazonların savanaya dönüşmekte olduğunu söylemişlerdi. Yokoluş isyanı’nın önceki eylemleri Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) Londra’da finans şirketlerinin oluşturduğu City of London’da eylem yaptı.  Yokoluş İsyanı, Kasım ayında Glasgow’da yapılacak BM iklim zirvesi (COP26) öncesi fosil yakıt şirketlerini fonlayan küresel finans dünyasına karşı İmkansız İsyan (Impossible Rebellion) adıyla sokakları trafiğe kapadı. Pazartesi sabahı Trafalgar Meydanı’na inen binin üzerinde aktivist meydana dört metre uzunluğunda dev bir pembe masa koydu. Sembolik olarak iklim değişiminden etkilenen tüm çevrelerin çözüm için masaya oturması gerektiğini anlatan eylemde meydan bir süreliğine trafiğe kapatıldı.  “Gelin masaya siz de oturun” sloganı taşınan eylemde dev masanın etrafına yüzlerce sandalye kondu. Aktivistler, Haiti Devrimi’nin 230. yılına denk gelen günde yoksul ve zengin ülkeler arasındaki adaletsizliğe dikkat çekmek amacıyla iklim değişiminden en fazla etkilenen ülkeler arasında yer alan Haiti’yi öne çıkardı.  Haiti küresel ısınma nedeniyle yükselen deniz seviyelerinin ve daha geçen haftasonu ülkeyi vuran kasırga gibi çok sayıda güçlü kasırganın tehdidi altında. Hem ekonomik hem politik bir krizin yaşanmakta olduğu ülkede birkaç hafta önceki depremde de binden fazla kişi hayatını kaybetmişti. Berlin’de Yokoluş İsyanı eylemleri Eylül ayında seçimlere gidecek olan Almanya’da Yokoluş İsyanı aktivistleri 16-20 Ağustos tarihleri arasında eylemler düzenledi. Eylemlerin hemen öncesinde Agora Energiewende isimli bir STK Almanya’nın 2021 yılında yani pandemideki ekonomik kapanmanın hemen ardından karbon salımında ilk kez 1990 yılı seviyesini aştığını duyurmuştu. Almanya, Rusya’dan da doğal gaz ithalatını artırmak için Kuzey Akım 2 boru hattı projesinin çalışmalarını sürdürüyor. Çeşitli eylemler yapan Yokoluş İsyanı Almanya’nın iki yüzlü iklim değişimi hedeflerini eleştiriyor. Aktivistler eylemlerin son gününde Brandenburg Kapısı üzerine tırmanmışlardı. Nordik İsyanı başladı 23 Ağustos’da yine Yokoluş İsyanı tarafından Norveç ve diğer İskandinav ülkelerinde Nordik İsyanı’na başladıkları duyuruldu. Aktivistler, Norveç’in başkenti Oslo’da Petrol ve Enerji Bakanlığı önünde “fosil yakıtlara hayır” eylemi gerçekleştirdi ve Norveç’in kutup bölgesinde fosil yakıt çıkarmaya devam etmesini eleştirdi.

1 2 3 4 5 6 İleri

SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol