Meksika’da kürtaj hakkı mücadelesi sonuç verdi

Feminizm, bombalar ve özgürlük

ABD işgali altında çoğu Afgan kadınının yaşamının düzeldiği yalanları uyduruluyor. Judy Cox, 20 yıllık savaşın ardından Afgan kadınlarının gerçek durumunu ele alıyor. ABD'nin Afganistan'ı işgalini haklı çıkaran ve Afgan kadınlarına yönelik baskıyı sürdürmeye yardımcı olan emperyalist feministlere kanmayın. ABD destekli yozlaşmış kukla hükümetin 20 yıllık iktidarı sırasında çoğu Afgan kadının hayatının geliştiği hiçbir gerçekliği olmayan bir hikâye. Aksini iddia edenler, kanıtlarını Kabil'in az sayıda kadının eğitim ve istihdam olanaklarına eriştiği bölgelerine dayandırıyorlar. Onların “kanıt” diye gösterdikleri, bir avuç yüzeysel önlem. 2001'deki Bonn Anlaşması, Afganistan’ın yönetimine kadınların katılımı fikrini benimseyen bir plan ortaya koydu. Afgan anayasası, Loya Jirga meclisinde yüzde 20 oranında kadın temsilini güvence altına alıyordu. 2002 yılında, dönemin cumhurbaşkanı Hamid Karzai, Afgan Kadınlarının Temel Hakları Bildirgesi'ni imzaladı. Bu bildirge kadınlara sivil haklar, eğitime erişim ve ne giyeceklerini seçebilme hakkı vaat etti. Bu tür önlemler, rejime verilen uluslararası desteği haklı çıkarmak için gerekçe olarak gösterildi ve uluslararası yardım olarak gelen paranın Karzai'nin yozlaşmış hükümetinin bankalarına akmasını sağladı. Ancak bu önlemler, Afgan kadınlarının çoğu için çok az şey ifade ediyordu. Afganistan'daki BM Yardım Misyonu (Unama) 2009'da şöyle diyordu: “Mevcut gerçek şu ki, Afgan kadınlarının yaşamları şiddetle nedeniyle ciddi şekilde tehlikeye altında ve kadınlar en temel insan haklarından mahrum bırakıldı”. Aynı yıl, Afgan hükümeti, anayasayı ihlal ederek, Afgan kadınlarının cinsel konularda kocalarına itaat etmelerini gerektiren bir yasa çıkardı. Eşitsizlik Eğitimdeki kızların sayısındaki artıştan söz edilmesine rağmen, bugün Afgan kadınları dünyadaki en düşük okuryazarlık oranına sahip. Ayrıca Afganistan, kadın-erkek eşitliği konusunda da dünyadaki en kötü ülkelerden biri. 15-24 yaşları arasındaki Afganlar arasında erkeklerin yüzde 50'si, kadınların ise sadece yüzde 18'i okuryazar. 20 yıllık ABD işgali sırasında yayınlanan diğer Unama raporları, erken evliliklerin ve sık hamileliğin her 100.000'de 1.900 anne ölüm oranına yol açtığını ortaya koydu. Bu, dünyadaki en yüksek oranlardan biri. Afganistan, GSYİH'sının sadece yüzde 0,6'sını sağlığa harcadı -Güney Asya ortalaması yüzde 5'ti- ve Afgan kadınlarının yaşam süresi beklentisi sadece 44 yıl. Hükümet 2009'da Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması yasasını çıkardı. Ancak altı yıl sonra Unama, Afgan kadınlarının geleneksel uygulamalara saygı göstermedikleri veya “İslami olmayan” işlerde çalıştıkları için düzenli olarak saldırıya uğradığını ve öldürüldüğünü bildirdi. Tecavüz de yaygındı ve bu tecavüzlerin failleri genellikle yasalar karşısında dokunulmaz durumdaydı. Kadınların ekonomik açıdan kırılgan durumda olmaları onların istismarcı ilişkilerin tuzağına düşmelerine ve rekor sayıda intiharlara yol açtı.  Aralık 2018'de Time dergisi, Afganistan'ın hâlâ dünyada kadın olmak için en kötü yer olduğunu bildirdi. Bir kadın Afgan diplomat dergiye şunları söyledi: “Afganistan'daki kadınları desteklemek, dünyanın her yerinden insanların sözde hizmet ettiği bir şey ama para ve yardım asla onlara ulaşmıyor. Yolsuzluk ve savaş canavarı tarafından yeniyor.” Kadın haklarına yönelik kâğıt üzerindeki taahhütler, başarısız bir rejime yabancı destekçilerinin gözünde meşruiyet sağladı, ama Afganistanlı kadınların gözünde değil. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, Avrupalı ​​sömürgeciler Batı'nın üstün, modern ve ilerici olduğunu ve Doğu'nun aşağı ve geri olduğunu iddia ederek emperyalizmi haklı çıkardılar. İngiltere, 1882'de Süveyş Kanalı'na girmek için Mısır'ı işgal ve ilhak etti. Ancak bu işgalin komutanı Lord Cromer, kadınları İslam'ın "aşağılamasından" kurtardığını iddia etti. Mısırlıların “Batı Medeniyetinin gerçek ruhunu özümsemeye ikna edilmeleri veya zorlanmaları” gerektiğinde ısrar etti. Lord Cromer, Kadınların Oy Hakkına Karşı Ulusal Birlik'in kurucu üyesi ve başkanıydı. Bazı İngiliz feministler bile İngiliz imparatorluğunu desteklemek için ırksal ve kültürel üstünlük fikirlerini tekrarladılar. Sufrajet Emmeline ve Christabel Pankhurst, Birinci Dünya Savaşı'nı desteklemek için militan kadınlara oy hakkı kampanyalarını askıya aldı. Emmeline, “Bazıları imparatorluk ve emperyalizmden sanki ayıplanacak ve utanılacak bir şeymiş gibi bahsediyor. Bizimki gibi toprak ve potansiyel zenginlik bakımından büyük bir imparatorluğun mirasçıları olmak harika bir şey.” Tüm sömürgeci güçler, kadınlara değerler dayatmak için aynı hakkı talep etti. Cezayir'i işgal eden Fransız kuvvetleri törenle peçeleri yaktı. Emmanuel Macron'un mevcut hükümeti hâlâ Müslümanların dışlanmasına dayanan bir “Fransızlık” fikrini destekliyor. Ancak “sömürge feminizmi”, kadınlara gerçek bir değişim umudu sunmayan sahte bir feminizmdi. Kasım 2001'de, dönemin ABD başkanı George Bush'un eşi Laura Bush, “Afganistan'ın büyük bölümündeki son askeri kazanımlarımız nedeniyle, kadınlar artık evlerine hapsedilmiyor. Terörle mücadele aynı zamanda kadın hakları mücadelesidir” dedi. ABD askeri gücünün, asil kadın özgürlüğü davasında kullanıldığı fikri, Cherie Blair ve “şahin” Hilary Clinton gibi bir grup sözde feminist tarafından tekrarlandı. ABD'deki Feminist Çoğunluk Vakfı, “Umut Koalisyonu”nu alkışladı. Batı, kadına yönelik şiddet ya da siyasi ve toplumsal eşitsizlik söz konusu olduğunda hiç de masum değil. ABD'de yılda yaklaşık 1.500 kadın “tutku suçları” nedeniyle öldürülüyor. Savaş kadın haklarıyla bağdaşmaz - kadınların ve ailelerinin ölümü ve yaşamsal altyapının yok edilmesi anlamına gelir. Savaşın kadınlar üzerindeki etkisini gösteren Afganistan'dan bir örnek, Wech Baghtu hava saldırısıdır. 3 Kasım 2008'de, ABD'nin bir köyün düğün partisine düzenlediği bombalı saldırı, 37 Afgan kadın ve çocuğun ölümüyle sonuçlandı. ABD'li kıdemli barış aktivisti Tom Hayden'in yazdığı gibi, “Afgan kadınlarının işgalci, bombalayan ve hapse atan bir Amerikan ordusu tarafından özgürleştirilebileceğini düşünmek zor. İnsansız hava araçlarının, Özel Kuvvetlerin, gözaltı kamplarının ve yabancı işgalcilerin Taliban köktenciliğine çözüm olduğuna inanmak zor.” Pentagon feministleri, Suudi Arabistan gibi baskıcı rejimlere kucak açarken, askeri müdahaleleri meşrulaştırmak için kadın haklarının dilini alaycı bir şekilde manipüle ediyor. Emperyal feminist gündem, tanıtım ve yeni pazarlar arayan Batılı şirketler tarafından da destekleniyor. 2009'da Revlon ve L'Oreal, Afganistan'da Sınır Tanımayan Güzellik'i başlatmak için 550.000 Sterlin'in biraz altında para topladı. Programı yürüten bir kadın, “Kabil'e ilk geldiğimde bu kadınların saçlarına ve yüzlerine yaptıkları karşısında şok oldum. Saçlarını durulamak için yakındaki kuyulardan kovalar kullanıyorlardı” dedi. Afgan kadınları, temiz suyu rujla özgürleşmeye tercih etmiş olabilir, ancak bu onlara danışılmadı. Askeri işgal ve kurumsal feminizm tarafından desteklenen feminizm, manikürlü el birliği ile çalışır. Her ikisi de kadınların örgütlenmesini ve kendi çıkarları için savaşmasını zorlaştırdı. Emperyalist feministler, Afgan oğulları, erkek kardeşleri ve babaları düşman olarak göstermek için gizlice işbirliği yaptılar. Solcu feminist Gayatri Spivak, sömürgeciliğin “beyaz erkeklerin kahverengi kadınları kahverengi erkeklerden kurtarması gerektiği” fikriyle meşrulaştırıldığını söyledi. Bu bahane kullanıldığında kadınlar güçsüzleşir ve erkekler insanlıktan çıkar. Ancak Afgan kadınları ABD bombalarıyla kurtarılmayı bekleyen pasif kurbanlar değil. Miriam Rawi, Taliban hükümetine ve ABD askeri müdahalesine karşı çıkan Afganistan Devrimci Kadınları Derneği'nin bir üyesi. “Terörle savaş” ve “Afgan kadınlarının kurtuluşu”, ABD emperyalizminin Afganistan'daki birçok gizli gündemini örtmek için kullanılan bir yalandı” diyor. Kesişimsel feminizm, son 20 yılda, çok daha fazla insanın cinsiyetin yanı sıra ırk gibi konuları da ele alma zorunluluğunun farkına vardığını gördü. Bir teori olarak kesişimselliğin sınırları olsa da, artık daha fazla feministin, ırk ve emperyalizm gibi faktörlerin kadın hakları sorunlarından ayrılamayacağında ısrar etmesi önemlidir. Bu, kadınların kurtuluşu için verilen savaş için olumlu bir gelişmedir. Bir sonraki adım, bunu sınıfın merkeziliği sorununa taşımak ve ırk ve cinsiyetin bundan nasıl etkilendiğini tartışmaktır. Kurtuluşa giden yol bombalardan değil, ezilenlerin eylemlerinden geçer. Bugün Afganistan'da aşağıdan mücadele çok zor görünebilir, ancak emperyalist feminizm her zaman kadınların kurtuluş mücadelesine engel olacaktır. Savaşa ve emperyalizme karşı muhalefet inşa etmek bu engeli kaldırır. Socialist Worker'dan Çeviren: Arife Köse

Afganistan: Kadınlar yalnız değildir!

ABD’nin, 20 yıllık işgalin ardından Afganistan’dan çekilmesiyle ve Taliban’ın hızla yönetimi ele geçirmesiyle birlikte ülkede bir panik ve belirsizlik ortamı hakim olurken, Taliban’ın değişip değişmediği, daha ılımlı bir hale gelip gelmediği yaygın şekilde tartışılmaya başlandı. Aralarında Türkiye, Rusya ve Çin’in bulunduğu bazı ülkeler Taliban’ın açıklamalarını ‘ılımlı ve itidalli’ bulduklarını ve bundan memnuniyet duyduklarını söyleyerek Taliban’la görüşebileceklerini, hatta gerekirse birlikte çalışabileceklerini açıkladılar.  90’lı yılların başında kurulan Taliban, 1996 yılından ABD’nin ülkeyi işgal ettiği 2001 yılına kadar ülkeyi yönetmişti. O yıllarda Taliban kadınların sadece burkayla bir erkeğin refakatinde sokağa çıkmasına izin veriyordu. Kız çocuklarının okula gitmesine, kadınların çalışmasına, erkek doktorlar tarafından muayene edilmesine, kamusal alanda konuşma yapmalarına ya da siyasete katılmalarına izin verilmiyordu. Bu kurallara uymayan kadınlar cezaevine atılarak, kırbaçla dövülerek ya da öldürülerek cezalandırılıyordu. Şimdi kadınlar aynı şeyleri yeniden yaşamaktan, hayatlarını ve son yirmi yılda az da olsa elde ettikleri hakları bir kez daha tamamen kaybetmekten korkuyorlar. Afganistan’da son yirmi yılda kadınlar okula gidebilmiş, çalışma hayatına geri dönmüş, seçimlerde oy kullanmaya başlamıştı. 2020 yılı itibariyle Afgan milletvekillerinin yüzde 27’si ve memurların yüzde 21’i kadınlardan oluşuyordu.  Taliban’ın yönetimi yeniden ele geçirmesinin ardından çok sayıda kadın, korktukları için sokağa çıkmadıklarını, işe gitmediklerini söylüyor. Bazı kadınlar ise dışarıda yanlarında erkek olmadan çıktıkları için Taliban tarafından durdurularak eve gönderildiklerini anlatıyor.  Taliban ise yaptığı ilk açıklamalarda ‘şeriat kuralları çerçevesinde kadınların çalışmasına ve eğitim görmesine izin verileceğini’ söyledi. Bu açıklama hiçbir şekilde kabul edilemez ve Taliban’ın ılımlılaştığı şeklinde yorumlanamaz. Eğer ‘ılımlılaşmaktan’ kastedilen demokratikleşme ise, bunun en önemli ve taviz verilemez kriterlerinden biri kadınların haklarının hukuki ve pratik olarak ne kadar güvence altına alındığıdır. Böyle bir yönetimde kadınların hakları ve özgürlükleri, şeriat kuralları da dahil olmak üzere hiçbir kurala tabi kılınamaz, ondan daha üstün olduğu varsayılan hiçbir kural tarafından belirlenemez.  Kız çocuklarının ‘şeriat kuralları çerçevesinde okula gitmesine’ izin veren bir yönetim ‘ılımlı’, ‘demokratik’, ‘kadın haklarını tanıyan’ değil, ancak karşı devrimci, dolayısıyla hızla ve net bir şekilde reddedilmesi gereken bir yönetim olabilir. Kadın hak ve özgürlüklerini, şartsız ve koşulsuz olarak temel hak ve özgürlük olarak tanımıyor olmasını ne kendinden menkul bir anti-emperyalizm ne de yine kendinden menkul ‘şeriat kuralları’ arkasına gizleyemez. Kadınlara 90’lı yıllardaki ‘ölümü’ göstererek onları bugün ‘sıtmaya’ razı edemez, etmemelidir. Bu konuda Afgan kadınları ile dayanışmanın yolu, hiçbir yönetimin Taliban’ın bu tür yaklaşımlarını ‘ılımlılaşma’, ‘demokratikleşme’ olarak maskelemesine izin vermemek olacaktır.  Arife Köse (Sosyalist İşçi)

Afganistanlı kadınların yanındayız

İstanbul Sözleşmesi Kampanya Grubu’ndan kadınlar bu akşam İstanbul’da Afganistan’la dayanışmak için bir eylem gerçekleştirdi.

Afgan kadınlarla dayanışmaya!

İstanbul Sözleşmesi Kampanya Grubu, herkesi Afganistanlı kadınlarla dayanışmaya çağırıyor. 20 Ağustos Cuma günü 19:30'da Kadıköy Süreyya Operası önünde dayanışma eylemi yapılacak. Taliban yönetimi altında kazanılmış bir dizi hakkı kaybetme tehlikesini yaşayan, hayatları tehdit altında olan kadınlarla dayanışma çağrıları, küresel gündemin ilk sırasına oturmuş durumda. İstanbul'daki kadın aktivistler ise 'Hayatları için direnen Afganistanlı kadınların yanındayız, Dayanışmamız sınır tanımaz' diyor.

Temmuz ayında kadınların şiddet ve kadın cinayetleriyle mücadelesi

Pakistan’da kadınlar şiddete karşı sokaktaydı Noor Mukadam isimli kadın, İslamabat’ta ünlü bir iş adamının oğlunun evinde ölü bulundu. Zahir Jaffer, ailesinin de yardımıyla Noor Mukadam’a önce şiddete uyguladı, ardından öldürdü. Zahir Jaffer’ın evlilik teklifini reddetmesi sebebiyle bu cinayeti işlediği iddia ediliyor. Kadın hakları aktivisti Tahira Abdullah: “Cinsel saldırı ve kadına yönelik şiddet salgını, Pakistan’da sessiz bir salgın” diyerek Noor Mukadam’ın yanı sıra pek çok kadının sessizce öldürüldüğünü hatırlatıyor.  Eylemde protestoların temelindeki “Noor için Adalet!” pankartlarının yanı sıra “İzin verin nefes alalım!”, “Kurbanı suçlamayın!”, “Oğullarınızı daha iyi yetiştirin!” gibi pankartlar taşınıyordu. Maktulün arkadaşı ve aynı zamanda aktivist olan Zahra Haider, pek çok diğer aktivist gibi katilin nüfuzunu kullanarak cezasız kalacağına dair endişesini şöyle ifade etti: “Yaptığı şey için cezalandırıldığını görmek tarihi bir olay olur, çünkü Pakistan’da böyle şeyler olmaz.” Pakistan Parlamentosu, geçtiğimiz ay kadınları ev içi şiddetten korumayı hedefleyen yasa tasarısını reddetti. Daha önce de Meclis, kocanın karısını dövmesinin meşru olduğunu söylemişti. İnsan Hakları İzleme Komitesinin raporuna göre geçen yıl Ocak ve Mart arasında ev içi şiddette yüzde 200’lük bir artış gerçekleşti. Marttan sonra karantinayla beraber sayılar daha da yükseldi. Pakistan’daki kadın cinayetlerinin büyük bir kısmında failler çoğunlukla aile bireylerinden biri. Her yıl 1.000’i aşkın kadın öldürülüyor ve pek çoğu rapor edilmiyor.  Azerbaycan’da kadın cinayetleri protestosu Temmuz ayında Azerbaycan’da en az 5 kadının ev içi şiddetle öldürülmesi üzerine kadınlar Bakü’de cinayetleri protesto etti. Hükümet binasının önünde toplanan eylemciler, temsili bir tabutun üstüne öldürülen kadınların isimlerini yazdı ve hükümetin şiddete tepkisizliğinin yarattığı sonuçları gözler önüne sermeye çabaladı.  Eylemciler, yasaların ve polisin ev içi şiddeti önlemek için yetersiz kaldığını dile getirdi. Son maktul Nargiz Mustafayeva, 25 Temmuz’da, evli olduğu erkek tarafından öldürüldü. Aktivistlerin aktardığına göre ev içi şiddetten şikâyette bulunan kadınlar, polislerin faille mağduru uzlaştırma çabasıyla karşı karşıya kalıyor. Pek çok kadın şikâyette bulunmaktan korkuyor, şikâyet etmeye cesaret edenler ise polis tarafından yıldırılmaya çalışılıyor. İçişleri Bakanlığı çalışanları tabutu hızlıca kaldırdı ve üç kadın gözaltına alındı. Daha sonra eylemciler serbest bırakıldı. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilen iktidar protesto edildi AKP iktidarının İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı 1 Temmuz’da pek çok şehirde protesto edildi. Eylemlere binlerce kadın ve LGBTİ+ katıldı. İstanbul’da eylemciler polis barikatını aşarak Karaköy'e yürüyüşlerini gerçekleştirdi ve İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmediklerini bir kez daha duyurdu.  Kadın cinayetleri, hane içi şiddet, çocuğa yönelik şiddet ve istismar, LGBTİ+lara yönelik ayrımcılık tüm hızıyla devam ederken Sözleşmeden çıkılması büyük bir öfke yarattı. Bu öfke her kadın cinayeti, istismar, cinsel saldırı, şiddet haberinde daha da büyüyor.  Kadın cinayetleri dünyanın dört bir yanında devam ediyor. Kadınların talepleri hemen hemen aynıyken hükümetlerin bu talepleri yerine getirmekteki yetersizliği de oldukça benzer. Mağdurlar sıklıkla susturuluyor, şikayetleri engellenmeye çalışılıyor, faillerse, özellikle de nüfuzlu olanları korunuyor. Polis faillere göstermediği şiddeti, kadın cinayetlerini protesto eden kadınlara gösteriyor. 

Kadın cinayetleri İstanbul'da protesto edildi

Türkiye'yi yönetenler İstanbul Sözleşmesi'nden ayrıldı. Kadın cinayetleri ise bütün vahşetiyle devam ediyor. İstanbul Kadıköy'de eylem yapan kadın örgütleri 'Hayatlarımız için isyandayız' diye haykırdı. Antalya'da Mustafa Murat Ayhan'ın cinsel saldırısına maruz kalan ve boğularak öldürülen Azra Gülendam Haytaoğlu şahsında katledilen bütün kadınlar İstanbul'da anıldı. Kadıköy Rıhtım'da buluşan yüzlerce kadın, cinsiyetçi cinayetleri ve kadınları şiddete karşı koruyan İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılan iktidarı protesto etti. Burada toplanan kalabalık, basın açıklamasının ardından yürüyüşe geçti. Rıhtım'dan Kalkedon Meydanı'na sloganlarla yürüyen öfkeli kadınlar, polis barikatı ile engellenmek istese de barikatı açtırdı. Kalkedon Meydanı'nda coşkulu gösterinin bitiminde polis, bazı eylemcilere müdahale etti. Alandaki kadınlar gözaltılara engellemeye çalıştı. Bir eylemci gözaltına alındı. Kadınlar gözaltına alınan eylemcinin serbest bırakılması için Kadıköy Karakolu'na yürüdü. Kadın aktivistler, gözaltına alınan eylemci serbest bırakılana kadar karakolun önünde bekliyor. Eylemin çağrıcısı İstanbul Sözleşmesi'ni Uygula Kampanya Grubu'nun alanda okunan açıklaması: "Hayatlarımız için isyandayız! 2 Ağustos günü, Atalya’da beş gündür haber alınamayan 5 Azra Gülendam Haytaoğlu’nun Mustafa Murat Aydın tarafından katledildiği ortaya çıktı. "Bana bir şey olmaz", "3-5 ay yatar çıkarım" güvencesini erkeklere verenler, İstanbul sözleşmesinden çekilenler, iktidar, yargı ve kolluk kuvvetleri bu cinayetin sorumlusu!  Hayatlarımız için isyandayız! Yine 2 Ağustos’ta Maraş’ta cumartesi gününden bu yana kendisinden haber alınamayan Emine Gökkız ormanlık bir alanda ölü olarak bulundu.  Hayatlarımız için isyandayız! 5 Ağustos’ta Aleyna Çakır’ın ölümünün baş şüphelisi olan Ümitcan Uygun’un evinde ölü bulundu. Faili koruyanlar, Aleyna Çakır’ın ölümünde etkin soruşturma yürütmeyenler, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilenler, iktidar, yargı ve kolluk kuvvetleri bu cinayetin sorumlusu!  İşte bu yüzden biz kadınlar bugün öfkemizle, isyanımızla sokaklardayız. Biz kadınlar bu ülkede her gün öldürülürken, her gün erkek şiddetiyle karşılaşırken, İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede feshederek, tacizcileri tecavüzcüleri katilleri cesaretlendiren devletin, kadına yönelik şiddeti “tolere edilebilir” düzeyde bulanların da en az failler kadar suçlu olduklarını biliyoruz. Bizler failleri de failleri koruyanları da aklayanları da biliyoruz. Kadın cinayeti yoktur diyenleri tanıyoruz.  O yüzden bir kez daha söylüyoruz: Kadın cinayetleri politiktir. Biz kadınlar bir kez daha söylüyoruz. Katledilen bütün kadınlar için isyandayız, hayatlarımız için isyandayız, katilleri koruyanlara karşı, erkek-devlet şiddetine karşı isyandayız. Azra için, Emine için, Esra için sokaktayız! Evde, sokakta, kampüslerde, iş yerlerinde şiddete maruz kalan biz kadınlar, failleri cezasız kalan biz kadınlar, İstanbul Sözleşmesi kaldırıldığı için şiddete açık hale getirilen biz kadınlarız. Ve biz kadınlar Emine Bulut için, Pınar Gültekin için, İstanbul Sözleşmesi için nasıl sokakları doldurduysak bugün de sokaklardayız. Çünkü erkek şiddetinin münferit olmadığını biliyoruz; çünkü kadın cinayetlerinin politik olduğunu biliyoruz. Kadına şiddetin teşvik edildiğini biliyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıranların; yargıya erkekleri korumaya, aklamaya devam edin dediğini, erkeklere, “eşit değilsiniz” diyerek bizi baskıya, şiddete açık hale getirdiklerini biliyoruz. Yargısıyla, polisiyle, medyasıyla bu iktidarın erkek egemenliğini güçlendirmeye çalıştığını görüyoruz. Biz kadınlar tüm bunlara karşı isyandayız, sokaktayız. Katledilen bütün kadınlar için isyandayız. Hayatlarımız için, haklarımız için isyandayız. Bizler bir kişi daha eksilmeyene dek sokaklarda olmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz."

İstanbul'da protesto eylemi: Azra için isyandayız

Azra Gülendam Haytaoğlu'nun vahşice katledilmesi, İstanbul'da kadın örgütleri tarafından protesto edilecek. 6 Ağustos Cuma günü saat 19:30'da Kadıköy Rıhtım'a çağrı yapıldı 

Haziran ayında 24 kadın erkekler tarafından katledildi!

Haziran ayında en az 24 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Aynı zamanda en az 21 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan topladığı verilere göre, Haziran ayında öldürülen 24 kadının 13’ü kocası, eski kocası, sevgilisi tarafından 3’ü akrabaları tarafından ve 3’ü komşusu tarafından öldürdü. 1 kadını oğlu, 1 kadını da arkadaşı olan erkek öldürdü. 3 kadın ise tanımadığı 8 erkek öldürdü.  Öldürülen 24 kadından 10’unun hangi bahanelerle öldürüldüğü basına yansımazken 8 kadın ayrılmak istediği/barışmak istemediği bahanesiyle katledildi. Erkekler 5 kadını miras, para ve arazi için öldürdü.  1 kadın da ırkçı bir erkek nefret ve siyasi öfkesi için öldürdü.   12 kadın ev içinde, 8 kadın sokak, ormanlık alan, siyasi parti gibi ev dışı alanlarda erkekler tarafından yaşamdan koparıldı. Erkeklerin 4 kadını nerede öldürdüğü bilgisi basına yansımadı. 15 kadın ateşli silahlarla, 4 kadın kesici aletlerle katledildi. Erkekler 2 kadını boğarak, 1 kadını yakarak, 1 kadını da balkondan aşağı atarak öldürdü. Erkeklerin 1 kadını nasıl öldürdüğü bilgisi basına yansımadı. Aynı verilere göre, haziran ayı içerisinde erkekler en az 94 kadına şiddet uyguladı, en az 7 kadını taciz etti, en az 7 kadına tecavüz etti ve en az 63 kadını da seks işçiliğine zorladı. Aralarında oğlan çocukların da olduğu en az 7 çocuğu istismar eden erkekler, en az 3 çocuğu öldürdü. Bu yüksek rakamlara rağmen Türkiye’nin 1 Temmuz’dan beri İstanbul sözleşmesinden çıkmış olması tüm kadınları tedirgin ediyor. İstanbul sözleşmesi bu şiddetin önüne geçmek, şiddet uygulayanların gerekli cezaları almaları için bir araçtı. Hem 15 Haziran hem 1 Temmuz eylemleri gösterdi ki hem kadınlar hem LGBTİ+’lar olarak İstanbul sözleşmesinden vazgeçmedik, haklarımız için şiddete karşı mücadelemiz devam edecek.

Kadınlar ve LGBTİ+'lar mücadeleye devam edecek: 'Bizim için bitmedi'

İktidar, İstanbul Sözleşmesi'nden ayrıldı. Kadınlar ve LGBTİ+'lar İstanbul ile birçok ilde eylem yaparak bu kararı protesto etti. Bunlardan en büyüğü İstanbul'da yapıldı. Binlerce kadın ile LGBTİ+ Tünel Meydanı'nda buluştu ve coşkulu sloganlar yürüyüşe geçti. Eylem 2 saatir devam ediyor ve kalabalık artıyor. Tünel'deki barikat uzun bir direniş sonucu aşılldı. Eylemciler Galatasaray'a yürüdü, polis barikatına yüklenerek.Galatasaray Meydanı girişinde önleri kesilen göstericiler, 'Polis defol' sloganlarıyla  basın açıklamalarını okudu, ardından tekrar Tünel Meydanı'na doğru ıslıklar, alkışlar ve sloganlarla yürüdü.  Bu esnada polis saldırıya geçti ve aralarında DSİP üyelerinin de bulunduğu bazı göstericiler yaralandı. Fakat eylemciler durmadı ve Tünel Meydanı'ndaki polis barikatını aşarak Karaköy'e yürüdü. Burada trafiği kesen göstericiler basın açıklamalarını okudu: "İsyanımız büyük! Biz bitti demeden bu isyan burda bitmez.  İstanbul sözleşmesi bizim, Vazgeçmiyoruz!  Bugün eylemimizi sonlandırıyoruz. Yeniden sokaklarda görüşmek üzere !" İzmir'de ise polis eyleme baştan biber gazı mermiler ile saldırdı, aktivistleri yerlerde sürükledi. Fakat göstericilerin örgütlenmesi ve kararlılığı sonucu polis saldırısı püskürtüldü ve eylemciler iskekede buluştu. 'Mücadeleye devam' içerikli basın açıklaması okundu. İktidar İstanbul Sözleşmesi'den ayrılmış olabilir, ama milyonlar cinsiyetçiliğe ve homofobiye karşı mücadelede kararlı.

1 2 3 4 5 6 İleri

SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol