Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu: 'Affetmek yok, unutmak yok, helalleşmek yok1'

Kadın örgütleri depremlerin 1. yıldönümünde İstanbul'da sokağa çıkıyor

Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu, 6 Şubat'ta Kadıköy'de yürüyüşe çağırdı: "Kadınlar unutmuyor. Affetmiyor, hesap soruyor!" Platformun çağrısı: "6 Şubat 2023'te 11 ili, milyonlarca insanı ve canlıyı etkileyen depremlerin birinci yılında deprem bölgesindeki kadınların sesini İstanbul sokaklarına taşımak için yan yana geliyoruz. 6 Şubat Salı günü 19.30’da Süreyya Operası önünde toplanıp Kadıköy Meydanı’na yürüyoruz!"

Doğum yardımı 8 yıldır artırılmadı; 11 kat eridi

DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sordu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş doğruladı: 300 TL’lik doğum yardımı 8 yıldır hiç artırılmadı. Gergerlioğlu'nun TBMM’ye sunduğu yazılı soru önergesi, doğum yardımı tutarının halen 300 TL olduğu iddiasının doğru olup olmadığını, doğruysa neden artırılmadığı sorusunu içeriyordu. Bakan Göktaş şu yanıtı verdi: “15 Mayıs 2015 tarihi ve sonrasında doğum yapan Türk vatandaşlarına birinci çocuk için 300 TL, ikinci çocuk için 400 TL, üçüncü ve sonraki çocuklar için 600 TL doğum yardımı yapılmaktadır”  Gergerlioğlu şu sözlerle verilen yanıtı değerlendirdi: "Hem çocuk yapın diyorsunuz hem de 300 TL gibi komik bir ücret veriyorsunuz.” - Doğum yardımı yılda bir kez veriliyor. - En düşük bebek bezi paketinin fiyatı 300 TL'ye yakın. - En ucuz bebek mamasının kutusu 300 liradan fazla. - Bebeğin düzenli sağlık kontrolleri için harcanması gereken yol parasını da buna eklersek masraflar daha da artar. - Üstelik 300 liralık yardımı almak da kolay değil. Ebeveynler bir sürü bürokratik işlem yapmak zorunda. Bunun için de ayrıca ulaşım masrafları oluyor. - Bebek bezi gibi hijyen malzemelerinde KDV oranı Temmuz 2023'te yüzde 8'den yüzde 10'a çıkarıldı. Şans oyunları yani yasal kumardaki vergi oranı ise yüzde 50 indirildi. Bir işçi ailesi için 3 hatta 4 çocuk yapsa dahi çocuklarının hijyen, beslenme ve bakımını sağlaması çok ama çok zor. Bakan Göktaş, çocuk yardımını artırmadıkları gerçeğinin üstünü örtmek için çeşitli sosyal yardımlarla yoksulluğu önleyici gelir transferi yaptıklarını dile getirdi. Oysa sosyal yardımların düzeyi de çocuk yardımı kadar düşük. (Sosyalist İşçi)

25 Kasım: İstanbul'da kadın ve LGBTİ+ eylemciler sokağa çıktı

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'nde tüm engellemelere rağmen Mecidiyeköy Meydanı'nda "Erkek-devlet şiddetine, savaşa, sömürüye, yoksulluğa, kadın ve LGBTİ+ düşmanı politikalara" karşı mücadeleye devam denildi. 25 Kasım Kadın Platformu'nun çağrısıyla yapılan eylem Mecidiyeköy'de gerçekleşti. Polis ablukasına alınan kadınlar geri atmadı. Polis barikatını kaldırtarak meydana girdi. Eylemciler İstanbul Sözleşmesi'nden, aşırı sağcıların hedefindeki 6284 sayılı yasadan vazgeçmeyeceklerini duyurdu. "Trans cinayetleri politiktir, "Yaşasın özgür Filistin" yazılı dövizler taşıyan kadınlar "Gecelerden de sokaklardan da meydanlardan vazgeçmiyoruz" ve "Jin jiyan azadi sloganlarını attı. Eylemden kareler

TTB: Üzgünüz, öfkeliyiz

Türk Tabipleri Birliği (TTB) cinsiyetçi şiddete ve bu şiddeti teşvik eden politikalara karşı çıkıyor.  TTB'nin açıklaması:  "Kadın düşmanı politikalar, cezasızlık eril şiddeti cesaretlendirmeye devam ediyor. 23 Ekim 2023 tarihinde Mersin’in Mut ilçesinde hemşire Ayfer Kaya, uzaklaştırma kararı olan boşanma aşamasında olduğu eşi tarafından çalıştığı hastanenin yanındaki özel otoparkta vahşice katledildi. Aynı gün Mersin Üniversitesi KYK Yurdu yakınında kadın intörn hekim, bir erkek tarafından 6 el ateş edilmesi sonucu ağır yaralandı ve şu anda yoğun bakımda hayat mücadelesi veriyor. Son bir yılda erkek şiddeti nedeniyle kaybettiğimiz sağlık çalışanı kadınlar, Ömür, Melek, Emine ve şimdi Ayfer… Kadınlar artık yalnızca evlerde kapalı alanlarda değil güpegündüz sokakta, kamu kurumlarında, yaşatmak için gittikleri işyerlerinde katlediliyor. Kadını ve kazanılmış haklarını yok sayan, sahiplenilmesi gereken bir mal gibi gören kadın düşmanı erkek egemen politikalar, alınmayan koruyucu önlemler, işletilmeyen düzenleyici mekanizmalar ve cezasızlık politikaları hayatımızın her alanını kuşatmaya devam ediyor. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde en etkili uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve 6284 sayılı yasanın tartışmaya açılması ise kadınlara yönelik şiddetin yaygınlaşmasında belirleyici rol oynuyor. Ayrıca aynı gün iki erkeğin de kadınlara saldırmak için ateşli silah kullanması tesadüf değildir. Bireysel silahlanmaya yönelik hiçbir denetim mekanizması olmaması, silaha erişimin giderek daha kolaylaşması, siyasetçilerden başlayarak silah kullanımını özendiren pratikler sergilenmesi dün yaşananların habercisi olmuştur. Üzgün ve öfkeliyiz. Ama kararlıyız da. Bir kişi daha eksilmemek için, evde sokakta işyerinde bulunduğumuz her yerde eril şiddete karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi"

Hayatımız aileye sıkıştırılamaz

Uzun süredir yeni anayasa çalışmaları yapan AKP-MHP iktidarı Meclis’in açılmasıyla birlikte konuyu gündeme getirdi.  Kutuplaşmayı keskinleştirmek ve ikilikler üzerinden kendisini tahkim etmek isteyen iktidarın en idmanlı olduğu araç, dönem dönem yasa değişiklikleri tartışmalarını topluma dayatmak. Son dönemde anayasaya başörtüsü maddesi eklenmesi ve 6284’ün iptali gündeme gelmişti. Daha sonra Adalet Bakanı’nın “aile hukukunu sil baştan ele alacağız” sözüyle medeni kanunda değişiklik yapılmasının planlandığının sinyali verildi.  Otoriter rejimin bu kez şapkadan çıkardığı konu ise “ailenin korunması”. Ve bu aile tartışmasının odağında, LGBTİ+ nefretini yasalaştırma hedefi var.  LGBTİ+’ların varoluşuna saldırı, küresel çapta aşırı sağın repertuarındaki temel meselelerden biri.  Aşırı sağ, LGBTİ+ fobi üzerinden örgütlenirken nefretin “yasal güvenceye alınması” daha önce Macaristan ve Polonya gibi otoriter ülkelerde karşımıza çıkmıştı. Macaristan’da eşcinselliğin kamuya açık şekilde ele alınmasının, TV’lerde, filmlerde vb. eşcinselliğin gündeme getirilmesinin suç sayılması, LGBTİ+’ları destekleyen kurumların tanıtım ve eğitim faaliyetlerinin yasaklanması; Polonya’da ise farklı illerde LGBTİ+ların giremeyecekleri bölgelerin ilan edilmesine varan saldırılar gündemdeydi. Bu saldırıların kılıfı ise “çocukları korumak”tı.     Türkiye’de son dönemde kamu kurumlarının desteği ve teşvikiyle, yine “çocukları korumak” adı altında LGBTİ+lara dönük baskılar, cezalandırmalar, yasaklar kesintisiz biçimde devam ediyor.  Seçim gecesi ilk konuşmasında Erdoğan’ın açıkladığı yeni saldırı rotasının odağında da bu mesele vardı. Meclis’in açılmasıyla gündeme gelecek yasa tartışmasında iki saldırı olması muhtemel. Birincisi, Macaristan’da olduğu gibi LGBTİ+ kurumlarının doğrudan kapatılmasını sağlayacak bir yasa, ikincisi anayasada aile tanımının değişmesi.  Mevcut anayasanın 41. maddesinde, “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” deniliyor. İktidar sözcüleri Macaristan’daki muadilleri gibi 'eşler arasında' ibaresinin muğlak olduğu gerekçesiyle, 'Aile kadın ve erkekten oluşur' tanımını getirmek istediklerini söylüyor. Geçtiğimiz aylarda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından 81 ilde kapalı kapılar ardında düzenlenen Aile Çalıştayları da Ekim’de gündeme gelecek anayasa değişikliğinin hazırlıkları gibi görünüyor. Safları sıklaştırmak gerek Derneklerin kapatılması, sansürün ağırlaştırılması, LGBTİ+ toplumunun kapanmaya zorlanması anlamına gelecek yasanın geçmesiyle birlikte bir dizi ağır otoriter uygulamanın da gündeme gelmesinin yolunu açacak.  Muhalefet ise bu sürece güçsüz giriyor.  Bu sorun etrafındaki tartışma sol, sosyalist, özgürlükçü muhalefeti dahi bölüyor. LGBTİ+ fobisi, çoğu zaman yan yana durduğumuz kesimler dahil olmak üzere muhalefetin içerisinde bile etkin. YSP’nin seçim kampanyası sırasında, tüm eleştirilere rağmen konu hakkında sessizliğini korumuş olması, LGBTİ+ların içinde bulunduğumuz süreçte yaşadıkları yalnızlaştırmanın boyutu hakkında bir ipucu verebilir.  İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmalarının olduğu dönemde çok geniş bir toplumsal meşruiyeti olan bir muhalefet örgütlenebilmiş, birçok kurum ortak bir talep etrafında yan yana gelebilmişti. Şimdi tartışmanın niteliği, rejimin baskı koşulları ve hareketin sokak gücü bakımından farklı koşullardayız. Ancak bu süreçte LGBTİ+ nefretini sıradan baskı biçimlerinden biri olarak görmeyip, sağın kendisini güçlendirme ve otoriter rejimin kendisini yerleşik kılma çabasının bir hamlesi olduğunu fark ederek saf tutmak çok önemli.  Yalnızlaştırmaya müsaade etmemek, kutsal aile anlatısı etrafında nefretin doğallaştırılmasına geçit vermemek için, bulunduğumuz her yerde, yasaya karşı oluşturulacak mücadele zeminlerinin birer parçası olmalıyız. 

İran rejimi kadınları ve özgürlük isteyenleri susturmak istiyor

İran'daki mollalar rejimi, Mahsa Amini'nin işkenceyle katledilmesinin birinci yıldönümünde başörtüsü zorunluluğunu daha da katılaştıran yasayı meclisten geçirdi. Uygunsuz gördükleri kadınlar 10 yıl hapis yatabilecek. İran'da şu anda uygulanan yasalara göre kadınlar ve ergenlik çağını aşmış kız çocuklarının saçlarını örtmesi, vücut hatlarını gizleyen bol ve uzun giysiler giymeleri gerekiyor. Bu kurallara uymayanlara 10 gün ile iki ay arası hapis ya da en fazla 10 dolara denk bir para cezası verilebiliyor. Kadınlar üzerindeki baskıyı artıran ve Mahsa Amini protestolarına katılan geniş kesimleri susturmayı hedefleyen yasa, İran Güvenlik Konseyi'nce onaylandığı zaman yürürlüğe girecek. Mahsa Amini öldürüldükten sonra aylarca büyük protestolar yaşanmış, birçok kadın başını açarak sosyal hayata katılmıştı. Rejim, aşağıdan gelen özgürlükçü değişimi bastırmak istiyor. İran'da bu rezaletler yaşanırken, Mahsa Amini'nin başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle karakolda dövülerek öldürülmesi ve ardından gelişen protestolar gibi baskıcı yasa da hakim medyada yer bulmadı. Bulmadı çünkü İran devleti hem Türkiye'nin bölgesel rakibi hem de Suriye ve Kürt politikalarında Ankara'nın bir tür müttefiki. Bu yüzden Türkiye'deki rejim, İran'daki rejime eleştiri getirmiyor. Oradan kaçıp Türkiye'ye sığınan İranlı mülteciler ise baskı altında.

Mahsa Amini anıldı: 'İran'da, Türkiye'de her yerde özgürlük!'

İran'da başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından vahşice katledilen Mahsa Amini, katledilişinin birinci yıldönümünde İstanbul, İzmir ve Diyarbakır'da eylemlerle anıldı. İstanbul Kadıköy'de buluşan kadın örgütleri, "İran’da, Türkiye’de ve her yerde diktatörlere karşı özgürlük demeye devam ediyoruz" dedi. İzmir Kadınlar Birlikte Güçlü tarafından Alsancak'ta düzenenlene eyleme DSİP üyeleri de destek verdi. Diyarbakır'da Dağkapı Meydanı'nda yapılan açıklamada, "Eşit ve özgür yaşamı kadınlar olarak inşa edeceğimizi söylüyoruz" denildi.

Mahsa Amini anılıyor: Jin-jiyan-azadi!

Mahsa Amini adlı genç kadın bir yıl önce İran'daki mollalar rejiminin ahlak polisi tarafından başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınmış ve işkenceyle katledilmişti. 22 yaşındaki Mahsa Amini'nin 16 Eylül 2022 günü katledilmesi sonrası başlayan eylemler, aylarca sürerek yakın İran tarihinin en süren protesto gösterileri olmuştu. Protestoların ortak özelliği İran bütün bölgelerine yayılması, başını kadınların ve gençlerin çekmesiydi. Onlara işçiler ve yoksullar ile çok sayıda sanatçı ve yazar destek verdi. Sporcular da Mahsa Amini'ye adalet, örtünme baskısına isyan ve özgürlükler için mücadeleye katılınca İran'da büyük sosyal saflaşma yaşandı. Mollalar rejimi, büyük hareket karşısında başta dağınık ve iç bölünmeler içinde kaldı. Bir süre sonra polis, barışçıl göstericilere ateş açmaya, kitlesel gözaltılara ve tutuklamalara, son olarak ise idamlara girişti. 1500'den fazla kişi hayatını kaybetti. 10 binde fazla kişi hapse atıldı. 7 eylemci idam edildi. Kadına şiddete ve baskıya isyan aylar sonra kanla bastırılmış gibi gözükse de Mahsa Amini ölüm yıldönümü öncesi isyan sesleri yükselmeye başladı. İran'da özgürlük mücadelesinin sembolü olan Mahsa Amini Türkiye'de, İran'da ve dünyanın birçok yerinde anılıyor. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

Ağustos 2023: En az 31 kadın katledildi

Kadınlara şiddet ve cinayetler, aşırı sağın baskısı altında sürmeye devam ediyor. bianet'in basından derlediği Ağustos ayı verileri, öncekiler gibi kadınların ve çocukların tehdit altında olduğunu ortaya koydu.  - En az 31 kadın, erkekler tarafından öldürüldü. - 20 kadının ölümü "şüpheli" olarak basına yansıdır. -  Erkekler, en az dört kadını koruma kararına rağmen öldürdü. - Erkekler, en az 92 kadına şiddet uyguladı, en az 13 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az 11 kadını taciz etti. Ağustos’ta erkekler en az iki kadına tecavüz etti. - Erkekler, Ağustos’ta iki çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay bu sayı yedi idi. Bir çocuğu babası, bir çocuğu da arkadaşı öldürdü.  Araştırmanın tamamına ulaşmak için tıklayın

1 2 3 4 5 6 İleri

Bültene kayıt ol