Cannes’da kadın mücadelesi ve sola dönüş

Cinsiyetçi şiddet Aralık ayında da hayatları karattı

Geçen Aralık ayında en az 19 kadın ve en az üç çocuk erkekler tarafından katledildi. Taciz, tecavüz ve istismar devam etti. bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; Aralık’ta en az 27 kadının ölümü basına "şüpheli” (Burdur (1), Ordu (1), Muğla (1), Sakarya (1), Diyarbakır (1), Bursa (1), Eskişehir (1), Niğde (1), Sinop (1), Antep (1), İstanbul (6), Antalya (2), Sakarya (1), Denizli (1), Bilecik (1), Sivas (1),  Siirt (1), Zonguldak (1), Adana (1), Iğdır (1), Trabzon (1)) olarak yansıdı. Erkekler, en az 65 kadına şiddet uyguladı, en az 29 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az 16 kadını taciz etti, Erkekler, basına yansıyan verilere göre en az 6 kadına tecavüz etti.  Ankara’da bir kadının ölümü basına “faili meçhul” olarak yansıdı. Konya’da bir kadın kendisine tecavüz eden kocasını öldürmek zorunda kalarak meşru müdafaa hakkını kullandı. Cinayet Erkekler, Aralık’ta en az 19  kadını öldürdü; geçen yıl da aynı ay bu sayı 34 idi. Erkekler, kadınların yanındaki iki erkeği de öldürdü. Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Iraklı biri de Almanyalıydı. Erkekler, en az dört kadını koruma kararına rağmen öldürdü. Erkeklerin 10 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler 7 kadını ayrılmak istediği veya barışmak istemediği için öldürdü. Erkekler iki kadını “kıskandığı” için öldürdü. 16 kadını kocası, eski kocası, sevgilisi erkekler, üç kadını da babası, oğlu ve abisi öldürdü. Erkekler, 10 kadını sokak, park, iş yeri gibi ev dışı alanlardan, sekiz kadını ev içinde öldürdü. Erkeklerin bir kadını nerede öldürdüğü bilgisi basına yansımadı. Erkekler, 11 kadını ateşli silahlarla, beş kadını kesici aletle, bir kadını boğarak bir kadını elektrikle öldürdü. Erkeklerin bir kadını nasıl öldürdüğü basına yansımadı. Çocuk cinayeti  Aralık'ta erkekler en az üç çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay da bu sayı üç di. Bir çocuğu zorla evlendirildiği erkek, iki çocuğu babası öldürdü. Erkekler, çocukları ateşli silahlarla öldürdü.  Cinsel Saldırı /Tecavüz Erkekler, Aralık’ta  en az altı kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı yedi idi. Erkekler bir kadına ev içinde, beş kadına da ev dışındaki alanlarda tecavüz etti. Taciz Aralık 2022’de erkekler en az 16 kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay, 12 idi. Erkekler, 14 kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Erkekler, en az iki kadını da görüntüsünü çekerek taciz etti. Erkekler 16 kadını da ev dışı alanlarda aciz etti. Beş kadını üniversitede çalışan bir erkek memur, bir kadını devlet memuru, bir kadını da garson taciz etti. Dokuz kadını taciz eden erkeğin kim olduğu bilgisi basına yansımadı. Çocuk İstismarı Erkekler, Aralık’ta en az 29 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 37 idi. Erkeklerin istismar ettiği iki çocuk Suriye göçmeniydi. Bir çocuk istismarı çocuk hamile kaldığı için açığa çıktı. Erkeklerin istismar ettiği çocuklardan biri zihinsel engelleydi. Erkekler, 26 çocuğu okul, kuran kursu, tarikat evi gibi ev dışı alanlarda, üç çocuğu da ev içinde istismar etti. Bir çocuğu 3 tarikat üyesi ve yöneticisi, bir doktor dört çocuğu, bir çocuğu zorla evlendirildiği erkek ve ailesi, iki çocuğu üvey abisi, beş çocuğu apartman görevlisi, bir çocuğu akrabası, bir çocuğu da iki öğretmeni istismar etti. 14 çocuğu istismar eden 10 erkeğin kim olduğu basına yansımadı. Şiddet / yaralama Erkekler, Aralık’ta 65 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 61 idi.  Erkeklerin şiddet uyguladığı en az yedi kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az dokuz kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı. Erkeklerin şiddet uyguladığı kadınlardan biri Suriyeliydi. Erkekler Aralık’ta 4 transa da şiddet uyguladı. En az 40 kadını kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. Bir kadını taksi şoförü, iki kadını da akrabaları yaraladı. 22 kadını yaralayan 10 erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. Erkekler, en az dokuz kadına boşanmak istediği/barışmak istemediği için şiddet uyguladı. Bir kadına “sarhoşsun” diyerek şiddet uygulayan erkekler, bir kadını da “cinsel ilişki teklifini kabul etmediği” için yaraladı. Erkekler iki kadına da “kıskandığı” için şiddet uygula.  Erkeklerin 52 kadına şiddet uygulama “bahanesi“ basına yansımadı. Erkekler, 44 kadını darp ederek, 15 kadını ateşli silahlarla, beş kadını kesici aletlerle yaraladı. Erkekler, bir kadını arabayla ezerek yaraladı.   Erkekler, 47 kadını ev içinde, 17 kadını ormanlık alan, gazino ve sokak gibi ev dışı alanlarda yaraladı. Erkeklerin bir kadını nerede yaraladığı basına yansımadı. Seks işçiliğine zorlama Aralık’ta erkekler en az 56 kadını seks işçiliğine zorladı. Seks işçiliğine zorlananlar arasında çocuklar da vardı. Seks işçiliğine zorlanan 19 kadın Türkiye vatandaşıydı, 37 kadın Türkiye vatandaşı değildi.

Danıştay kararına tepki: İstanbul Sözleşmesi için de 8 Ocak'ta Kadıköy'deyiz!

Danıştay kararı sonucu, Türkiye ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi'nden resmen çıktı. Kadın örgütleri, siyasallaşmış yargın kararına karşı çıkıyor. Kadınlar Birlikte Güçlü: "Bizim için nihai karar değil, kararı tanımıyoruz. İstanbul Sözleşmesi için de 8 Ocak'ta Kadıköy'deyiz!" Eşitlik İçin Kadın Platformu: Kendi yapısı hukuka aykırı DİDDK, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararını hukuka uygun bulmuş!! Türkiye taraf olmayabilir ama 6251 sayılı onay Kanunu ve dolayısıyla Sözleşme maddeleri yasa olarak yürürlükte. İç hukuk yolları hala tükenmedi

Halkın tepkisi sonucu çıkan yeni genelge

Kadına ve çocuğa yönelik “cinsel istismar” suçlarının titizlikle araştırılması için genelge yayınlandı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, kadına yönelik şiddet ile çocuklara yönelik özellikle cinsel istismar suçlarına ilişkin soruşturmaların titizlikle yürütülmesi ve bu konulardaki soruşturmaların Adalet Bakanlığı’na bildirilmesine yönelik genelge yayınladı AKP/MHP iktidarının bu adımı atmasına neden olan ve geçtiğimiz haftalarda altı yaşında bir kız çocuğunun “evlendirilmesi” ile gündeme gelen çocuk istismarı ve tecavüzü vakası, başta kadın örgütleri olmak üzere toplumun geneli tarafından büyük bir öfkeyle karşılanmıştı.  Hacettepe Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, Türkiye'de her 10 kadından 4'ünün yaşamının bir döneminde şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. Buna göre çocuk yaşta evlenenler cinsel, fiziksel, duygusal olmak üzere şiddetin her türüne maruz kalırken, çocukluğunda cinsel istismara uğrayanların oranı yüzde 9'u buluyor. Boşanmış veya ayrı yaşayan kadınların yüzde 75'i ise fiziksel şiddet mağduru. Keza aile içi şiddet, istismar ve tecavüz kurbanı olan çocuklarda da çok vahim bir tablo söz konusu. Kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemeyi ve bunlarla mücadele etmeyi hedefleyen İstanbul Sözleşmesi bütün itirazlara karşı AKP/MHP iktidarı tarafından yürürlükten kaldırılmış, ardından kadına ve çocuğa yönelik şiddet patlamıştı.

CHP’nin vizyon belgesi kadınlara ne söylüyor?

CHP “İkinci Yüzyıla Çağrı” başlığıyla duyurduğu vizyon belgesinde kadın politikasına dair vizyonunu da açıklamış oldu. Belgenin kamuoyuyla paylaşıldığı etkinlikte özellikle Hacer Foggo ve Faik Öztrak’ın konuşmalarında bu konuya değinildi. Ancak Türkiye’nin belki de en önemli politik meselelerinden birine dair CHP’nin vizyonunun AKP’den pek de farklı olmadığı ortaya çıktı. Konuşmaların ortaya koyduğu üzere, CHP’nin bir kadın politikası yok, aile politikası var.  Kadın politikasına dair bahsedilenler arasında İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması dışındaki tek somut şey yoksullukla mücadele kapsamında sunulan ekonomik bir program olan “Aile Destekleri Sigortası Kurumu” kurulacağıydı. Böylesi bir kurumun yoksullukla mücadele adına ne kadar doğru bir yaklaşım olacağı sorusu bir kenara, “hanelerimizi ekonomik açıdan güçlendirmek” diyerek aileyi güçlendirici bir politikanın önerilmesi bir hayli sorunlu. “Kadınların yoksulluğa ve yoksunluğa karşı isyanına” cevap olarak CHP’nin önerisi, aile desteği sigortasını kadınların hesabına yatırmak! Kadınları sadece aile içerisinde tanımlayan bu yaklaşımın AKP’nin aile odaklı yardım politikalarından pek bir farkı yok. Dahası bu sigorta, aile içi şiddeti önleyici bir yöntem olarak öneriliyor. “Yoksulluk arttıkça şiddet derinleşiyor” deniyor. Bu bakış açısı, erkek şiddetini yoksulluktan kaynaklı bir cinnet olarak meşrulaştırmaya çalışan yaklaşımları ne yazık ki güçlendiriyor. Ayrıca kadınlara dayatılan eşitsizliğin ve türlü şiddetin panzehirinin ailedeki kadınlara ekonomik destek verilerek çözülebileceğini düşünmek bir hayli yetersiz.  CHP’nin vizyonu bakım yükünün kadınlarda olmasını normalleştirerek söze başlıyor. Oysa ücretsiz kreş gibi hakları herkesin erişimine açık bir şekilde sağlamayı düşünerek başlayabilirler. Cinsiyet eşitsizliğine dair tek söz ise “buna karşı mücadele edeceğiz, Kadınların iş yaşamına katılımı önündeki engelleri kaldıracağız. Kadınların toplumsal hayattaki konumunu güçlendireceğiz. Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans göstereceğiz” gibi genel geçer ifadelerdi. AKP de yıllarca bir yandan kadın istihdamını arttırmak, fırsat eşitliği derken diğer yandan babaanne parası, anne mesaisi gibi teşviklerle bakım emeğini ailelere havale ederek, aile temelli yardımları önceledi. CHP’nin gerçekten bunlardan öte bir vizyonu olmayabilir ama neyse ki kadınların mücadelesi var!

Anayasa değişikliği önerisine hayır!

AKP ve MHP blokunun “aileyi” ve başörtüsü takan kadınları” korumak için gündeme getiriyormuş gibi yaptığı ama esas olarak LGBTİ+’ara yönelik bir kinin ifadesi olan anayasa değişikliği önerisi 336 milletvekilinin imzasıyla sunuldu.  Anayasa değişiklik önerisi başörtüsü takan kadınların özgürlüğünü sorun ediyormuş gibi görünerek, aslen, seçim öncesi muhalefeti, özellikle 6’lı Masa’yı sarsmak amacı güdüyor. Çünkü teklifin kendisinde bir başörtüsü sorunu olmadığı söyleniyor. 6’lı Masa içindeki partiler seçimlerden önce sanki başörtüsü özgürlüğünü savunmuyormuş gibi bir pozisyona sokulacak. İkincisi ise Anayasa’nın 41’inci maddesindeki “Aile birliği” konusu yeniden tanımlanıyor. “evlilik birliği ancak kadın ile erkeğin evlenmesiyle kurulabilir” hükmü getirilmek isteniyor. Bu doğrudan LGBTİ+’lara yönelik bir nefret duygusunun ürünü. Sanki Türkiye’de eşcinsel evlilik imkân dahilindeymiş gibi bir imada bulunarak ve bunun asli tehlike olduğunu iddia ederek iktidar cephesi aynı anda iki adımı atıyor: Öncelikle LGBTİ+’lara yönelik nefreti körüklüyor. Aynı zamanda muhalefeti bu konuda da bölmeye çalışıyor. Bu anayasa değişikliği önerisi, çok açıkça seçimden önce iktidar tarafından kullanılmak istenen ve başörtüsü özgürlüğü için LGBTİ+’ları düşmanlaştıran bir mantığın ürünü. Muhalefet bu değişikliğe doğrudan karşı çıkmalıdır.

Çocuklar ve kadınlar kırmızı çizgimizdir; H.K.G.'nin haklı mücadelesinin yanındayız

Genç bir kadın, çocuk yaşta evlendirilip yıllarca sistematik tecavüze uğradıktan sonra mücadele etmeye karar vermeseydi, çocuk istismarı ve aile baskısının yarattığı vahşet böylesine bir şekilde toplumun gündemine yerleşmezdi. H.K.G. 6 yaşındayken kendisinden 23 yaş büyük Kadir İstekli adlı biriyle evlendirildi. Bunu onaylayan Hiranur Vakfı'nın kurucusu babası Yusuf Ziya Gümüşel ve annesi Fatma Gümüşel'di. Müritleri olduğu söylenen bu adamla dini nikahın kıyılmasının ardından cinsel istismarda başlamış. Her gün Kadir İstekli'nin tecavüzlerine maruz kalmış. 14 yaşındayken, çocuk yaşta evlendirildiği bir sağlık kontrolü sırasında açığa çıkmış. 18 yaşının altındaki bireylerin, yetişkinler tarafından cinsel istismarı yasalara göre suç ve bu yüzden otomatik olarak soruşturma başlamış. Fakat savcılığın soruşturması, H.K.G'ye "kocası" ve ailesi tarafından verdirilen ifade ile yaş tespiti için gereken kemik testine bir başkasının sokulmasıyla bitmiş. Yaşı büyütülerek resmi nikah kıydırılmış. H.K.G 14 yaşındayken kurtarılabilirdi. Fakat sıradan insanların yapamayacağı türde bir organizasyonla bu pisliğin üzerini örtebilmişler. Dava dosyasından anlıyoruz ki H.K.G. başına gelenlerin ailesi tarafından "oyun" denilerek meşrulaştırılmasını, başka kadınlarla tanışıp konuştuğu anda aşmayı başarmış. Hiç tanımadığı iki kadının fikri yardımıyla birlikte hukuki mücadelesini başlatma kararını vermiş. 22 yaşında evi terk ederek devlete sığınmış ve suç duyurusunda bulunmuş. İki yıl boyunca devlete ait bir yurtta kalmış. Burada da rahat bırakılmamış, susmasını isteyen ailesinin baskısını koruma altında da yaşamış. Suç duyurusu üzerine açılan soruşturma dosyasına bakan iki savcı tutuklama istese de hakimler bunu reddetmiş. İddianamenin davaya dönüşmesi iki yıl boyunca bekletilmiş. Siyasi sorumlular Birgün yazarı Timur Soykan'ın H.K.G'nin adalet mücadelesini kamuoyuna duyurmasının ardından davanın ilk duruşma tarihinin beş ay sonraya verildiği de öğrenildi. Ancak sosyal infial nedeniyle Ocak ayına çekildi. Yıllardır bu ağır suçları işledikleri halde tutuklanmayan anne, baba ve "koca" için tutuklama talepleri gelmeye başladı. Nihayet tutuklandılar. Eleştirilerin muhatabı olan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, günler sonra ortaya çıkıp yargıya güvenilmesi gerektiğini söyledi. Oysa kendisi gibi daha önce bakanlık koltuğuna oturmuş olanlar, muhalifler için hızla uygulanan dava/ceza/tutuklama çarkını, çocuk yaşta evlilik ve cinsel istismar söz konusu olduğunda çalıştırmadılar. H.K.G. 14 yaşındayken (bir yetişkinle cinsel ilişkiye girdiğinin belirlendiği yıl) Adalet Bakanlığı koltuğunda Sadullah Ergin oturuyordu. Ergin, daha sonra AKP'den koptu, şimdi DEVA partisinde siyaset yapıyor. Ergin'in döneminin hemen ardından Bekir Bozdağ'ın Adalet Bakanlığı dönemi başladı. Arada Kenan İpek'in bir dönemi olsa da Bozdağ'ın bakanlık serüveninin ilk dönemi 2017 yılında Abdülhamit Gül'ün bu koltuğa oturmasıyla kesildi. 2020'de H.K.G'nin hukuk mücadelesi bir soruşturmaya dönüştüğünde Adalet Bakanlığı koltuğunda Gül oturuyordu ve onun bakanlığı altında geçen 2 yılda yargılama engellendi. Şimdi tekrar bakan olarak karşımıza çıkan Bozdağ, yargıya güvenmemizi istiyor. H.K.G'nin adalet mücadelesine sahip çıkmayan bir diğer devlet kurumu Aile Bakanlığı. Bugünkü bakan Derya Yanık, tepkileri üzerine çekince sanki bir kahramanmış gibi ortaya çıktı ve davaya müdahil oldu. Peki aynı bakanlık yıllardır neredeydi? Bu konuda konuşmayan bir başka siyasi sorumlu ise İçişleri Bakanlığı'dır. LGBTİ+ ve kadın haklarına savaş açmış isimlerden biri olan Süleyman Soylu, belli durumlarda harekete geçirdiği kolluğu söz konusu zanlılar Yusuf Ziya Gümüşel ve Kadir İstekli olduğunda harekete geçirmedi. Şarkıcı Gülşen'i bir espri yüzünden zindana atanlar, binlerce muhalifin hayatını karartanlar söz konusu hak ve adalet mücadelesi veren bir kadın olunca suskun kalabiliyorlar.  Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan günler sonra bu konu hakkında konuştu.   Medeni kanunu, ceza yasalarını uygulamaktan imtina eden iktidar, kadınlar ve çocukların haklarını koruyan İstanbul Sözlemesi'nden çıkmak konusunda hevesle, ivedi olarak davrandı. H.K.G.'nin hayatının karartılmasında ve hukuk mücadelesinin engellemesinde, genç bir kadını korumayan iktidar var. Tek sorumlu onlar değil. Davayı engelleyen devlet görevlileri, hakimler, usulsüzlükle çocuk istismarının üzerini örtenler de en az aile ve cinsel saldırgan "koca" kadar sorumludur. Ayrıcalıklar Kızlarını böyle bir istismara uğratan aile ve cinsel saldırgan kimdir ki devlet mekanizmalarını kolaylıkla aştı ve bir tür korunma elde edebildi? Baba Yusuf Ziya Gümüşel, İsmailağa denilen Çarşamba tarikatının liderlerinden biri. İsmailağa'nın en önemli özelliği siyaset ve devletle ilişkisidir. Trabzonlu olan tarikat liderinin İstanbul Fatih'e yerleşmesi ve kendi cemaatini kurması, başından itibaren devlet tarafından desteklendi. Bunun sebebi yine Fatih'te bulunan Rum Patrikhanesi'ne karşı bir odak oluşturulmasıydı. İsmailağa'nın bir diğer yönü antikomünist olması ve gelişen sol hareketlere karşı örgütlenmesidir. İktidarın hışmına, hele hele 15 Temmuz sonrası, uğramamasının nedeni geleneksel devlet işleyişini savunması hatta bunu aşırı sağcı saiklerle meşrulaştırmasıdır. TV'lere bir muhatap gibi çıkarılan Cübbeli Ahmet gibiler, son dönemde bazı konserleri yasaklatanlar, LGBTİ+'lara karşı nefret yürüyüşlerinin başını çekenler, makbul İslamcılar olarak gösterilmek istenenlerdir. Bunların devlet içinde kadrolaşmalarına da izin veriliyor. İsmailağa'nın bir diğer özelliği başını çekenlerin zenginliği, adeta holdingleşmesidir. Fakat bu mesele, AKP ile cemaatin siyasi yakınlığı, din ya da kültür farklıları etrafında ele alınmayacak denli kapsamlıdır. Çocukları kurban eden toplum Çoğu kişi H.K.G. davasını, dini saiklerle tartışıyor. Kız çocuklarının evlendirilmesi, sınıflı toplumların bir ürünüdür. Kadınları bir mal olarak gören ve aileyi ekonomik/siyasi gücü pekiştirme aracı olarak gösteren toplum yapısı kapitalizmde de değişmedi. İster kalabalık ister çekirdek olsun, aile erkeğin kadın üzerindeki baskısı, her ikisinin de çocuklar üzerindeki baskısı olarak örgütlendi.  Aşırı sağcılara göre aile tehlikede ve LGBTİ+'lar yani doğan her yüz kişiden 10'unun kimlikleri yasaklanmalı. Kadını ve çocukları koruyan yasa maddeleri ve sözleşmeler kaldırılmalı. Aileyi kutsal ilan edenler her zaman olduğu gibi hayatları karartıyor. Çocuk ve kadın istismarlarını yapanların çoğu aile bireyleri, akrabalar ve eşler. İster dini ve kültürel birer mesele olarak gösterilsin isterse doğrudan bir nüfus hamlesi olsun, H.K.G'ye yapılan en ağır insanlık suçlarından biridir: Pedofili. İşlenen bir diğer insanlık suçu, kadınların üstünde kurulan baskıdır. Çocuk ya da genç kadınlar, aileleri tarafından bile isteye evlendirilmektedir.  H.KG.'ye yapılanlar münferit bir hadise değil. Devletin resmi kurumu TÜİK'e göre, 2020’de - yani H.K.G.'nin adalet mücadelesini başlattığı yılda - 15 yaşından küçük 117 çocuk doğum yaptı.  ► Bu sayı 2019’da 152; 2018’de 187 ve 2017 yılında 273 idi. 15 yaşından küçük çocuk anne sayısı 2001 yılında ise 2 bin 730'du. ► 2020 yılında 15-17 yaş arasında 8 bin 154 çocuk doğum yaptı. Bu sayı 2019’da 9 bin 893; 2018’de 11 bin 191 ve 2017 yılında 15 bin 160'dı. Bu rakamların gerçekte çok daha fazla olduğu, adli bir vaka olarak yansımadıkları tahmin edilebilir. H.K.G'nin kendi hayatına sahip çıkan adalet mücadelesi olmasaydı, başına gelenleri, bütün bu çocukların başlarına gelenler bilinmeyecekti. Kapatmak çözüm değil Bazıları çözümü "tarikatların ve cemaatlerin kapatılmasında" görüyor. Bu yapılar zaten resmen yasaklı. Fakat kapalı topluluklar ve evler içinde varolmaya devam ediyorlar. Devleti ilgilendiren ise bu oluşumların ne denli işine yarayıp yaramadığı. Devlet baskısıyla yasaklanmalarını istemek, yeraltında faaliyetlerini devam ettirmelerine göz yummak demektir. Türkiye tarihi bu politikanın yarattığı vahim sonuçları defalarca yaşadı. İçe kapalı, kendi yasalarını uygulayan topluluklar içindeki bireylerin hak ve özgürlükleri ancak şeffaflaşma, demokratik denetim ve temel hakların tüm yurttaşlar için uygulanmasını devlete kabul ettirmekten geçer. Ne istiyoruz? ► Çocuklar ve kadınlar kırmızı çizgimizdir. Onların yaşamlarını karartan her türlü baskı ve saldırganlık kabul edilemez. Failler, ister anne-baba isterse "kocalar" olsun yargılanmalı cezalandırılmalıdır.  ► Her sınıfta ve toplulukta pedofili ile cinsel istismar görülebilmektedir. Her bir vaka, hiçbir ayrıcalık olarak görülmeden ele alınmalı; mağdurların talepleri karşılanmalıdır. Çocuk istismarı ve tecavüzleri en sert şekilde cezalandırılsın! ► Çocuk istismarını geçiştiren, devlet bürokrasisinden yargıya, iktidar yetkililerinden yöneticilere kadar tüm sorumlular en ağır cezaları alsınlar! ► Çocuk evliliğini savunan, kadınların cinsel yaşamına karışan, giyimine, kadınların ve erkeklerin bacaklarının ne kadarının görüneceğine dair fetvalar veren odakların tümü engellensin. Bu türden yayın yapan medya organları nefret söylemi üretmek ve tecavüzü özendirmek nedeniyle soruşturulsun! ► Döneme göre makbul olarak görülen dini yapılanmaların devlet içinde kadrolaşmasına son verilmelidir. Devlet dinden eline çekmeli, resmi din dayatması ortadan kaldırılmalı, her kapalı topluluk hiçbir ayrıcalık tanınmadan uzak tutulmalıdır: Mali faaliyetleri denetlenmeli, özellikle çocuklar ve kadınlar korunmalıdır. ► Aşırı sağcıların "aileyi koruma" adı altında başlattıkları cinsiyetçi ve homofobik savaşa dur demeliyiz. Bu yüzden (çoğu zaman uygulanmayan) yerel yasaları aşan uluslararası bir sözleşme ve yargı sisteminin buna uygun olarak şekillenmesi önemlidir. İstanbul Sözleşmesi'ne geri dönülsün!

Direne direne kazanacağız

Bu yıl da 25 Kasım Cuma günü Uluslararası Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele Gününde kadınlar, LGBTİ+’lar şiddete maruz kaldı. Yıllardan beri 25 Kasım’da polis şiddetine tanık oluyoruz ama bu yıl şiddetin dozu diğer yıllardan farklıydı. 25 Kasım Kadın Platformunun eylem çağrılarının dağıtılmasına  izin verilmedi, kimi yerlerde dağıtım yapan kadınlar gözaltına alındı. Eylem yapılacak tüm illerde Valilikler, her gün katledilen, şiddet gören kadınların sokağa çıkmasını “bazı toplumsal duyarlılıklar nedeniyle toplumda infial uyandırabileceği, toplumsal iç barışı, genel ahlak ve genel sağlığı tehdit edebileceği, başkalarının hak ve özgürlüklerin korunması” gibi saçma sapan gerekçelerle yasaklama kararları aldılar. 25 Kasım’da sokağa çıkmak isteyenlere yönelik şiddet eylem öncesinde başladı, 25 Kasım günü birçok ilde doruğa ulaştı.  İstanbul’da eylem yeri Taksim Tünel’di. Öğlen saatlerinden itibaren Tünel’e çıkan tüm yollar kapatıldı. Binlerce polisin, barikatların yerleştirildiği Beyoğlu ve çevresinde öğleden sonra başlayan şiddet ertesi gün gözaltına alınan 226 kadının serbest bırakılmasına kadar devam etti.  Kadınlar dövülerek, tehditler savrularak, hakaret edilerek, gözdağı verilerek, ters kelepçe yapılarak, saçlarından sürüklenerek ağır şiddet uygulanarak gözaltına alındı. Bu şiddetin görünmemesi için polislerin yaptıkları ilk şey basını kadınlardan ayırmak oldu. Ama bu şiddetin üstü örtülemeyecek, şiddet uygulayanlar hesap verecek. Şimdi tüm bu şiddeti yaşayan kadınlar sosyal medyada tek tek yaşadıklarını anlatıyor, şiddet uygulayan polisleri teşhir ediliyor, failler hakkında suç duyurusu yapılıyor. 25 Kasım günü sokakta olanlara yönelik çok ağır şiddet uygulandı. Tüm bu baskı ve şiddete rağmen 25 Kasım gününü belirleyen“bir kişi daha eksilmeyeceğiz” sloganında olduğu gibi birbirinin elinden tutan, kol kola giren kadınlar, lubunyalar oldu. Her bir polis barikatının aşılmasıyla bir araya gelen kadınlar korkusuzca barış, özgürlük sloganları attı. Onlarca polisin, kalkanların arasında sıkıştırılmışken bile ne şarkı söylemekten ne slogan atmaktan vazgeçti.  İstanbul Sözleşmesi’ni de yeniden, özgürlük ve barış taleplerimizi de hayata geçiren işte bu hergün sokakta verilen mücadele olacak. Nuran Yüce

İstanbul'da 25 Kasım protestosu: 'Kadınlara değil katillere barikat'

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, İstanbul'da yasak, baskı ve gözaltılara sahne oldu. Kadınlar protestoda ısrar ederek yanıt verdi. Her sene olduğu gibi 25 Kasım Kadın Platformu, Taksim Tünel'de buluşma çağrısı yaptı. Beyoğlu Kaymakamlığı ise İstiklal Caddesi'nde her türden etkinliği yasakladı. Tünel'e yürümek isteyen kadın grupları, polis ablukasına alındı. Ablukayı aşmak isteyen onlarca kadın tartaklanarak gözaltına alındı. İstiklal Caddesi'nde tüm sokaklara kurulan barikatlarla mücadele eden kadınlar, Karaköy'e yürümek istedi. Fakat Haliç girişinde bekleyen yüzlerce polis burada da kadınları durdurdu. Burada toplanan eylemciler basın açıklamalarını okudu. Bir grup kadın ise Cihangir'de şiddeti ve cinayetleri protesto etti. Tüm engellemellere rağmen kadınlar, attıkları sloganlar ve taşıdıkları pankartlar ile seslerini duyurdu. Eylemciler sık sık 'Bir kişi daha ezdirmeyeceğiz', 'Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz', 'Kadınlara değil katillere barikat' ve 'Jin, jyan, azadi' (Kadın, yaşam, özgürlük) diye haykırdı. Haliç'te açılan pankartta 'Hayatımız bizim, aileniz sizin olsun' yazarken, Asmalımescit'te 'Özgürlüğümüz için susmayacağız, bir kişi daha eksilmeyeceğiz' yazılı pankart taşındı.

Şebnem Korur-Fincancı'dan 25 Kasım mesajı

Hakkında 7 yıl 6 aya kadar hapis istenen tutuklu TTB Başkanı Şebnem Korur-Fincancı, "biz kadınlar evde, sokakta, işyerlerinde, hücrede… Kadınlar için, özgürlüğümüz için hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz” dedi. Diyarbakır Tabip Odası'ndaki 25 Kasım toplantısında okunan, adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'nın Sincan f tipi hapishanesinden yolladığı mesaj: “Sevgili kız kardeşlerim, Patriyarkanın saldırılarının giderek arttığı bir dönemden geçiyoruz. Biz hekimler, tüm travmalarda olduğu gibi kadına yönelik şiddette de birincil sorumluluğu olanlarız. Kadına yönelik şiddete yalnızca erkek şiddetini belgelemek ile yaralara pansuman yapmak ile çözüm olamayacağımızı biliyoruz. İşte tam da bu nedenle pandemiyi fırsata çevirenlere, İstanbul Sözleşmesi’ni feshedenlere, kadın sağlığını yok sayan sağlık politikalarına, cezasızlık ödülü dağıtan erkek yargıya karşı ezcümle patriyarkaya karşı mücadele ediyoruz. Bu 25 Kasım’da aranızda olamasam da; biz kadınlar evde, sokakta, işyerlerinde, hücrede… Kadınlar için, özgürlüğümüz için hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz.” İddianamedeki suçlama Bir TV kuruluşuna Kuzey Irak'ta TSK'nın kimyasal silah kullandığı iddiası üzerine demeç veren Şebnem Korur-Fincancı'nın sözleri çarpıtılmış ve iktidar blokunun başını çektiği milliyetçi kesimler tarafından ağır bir karalama kampanyasına maruz kalmıştı. 26 Ekim'de evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınan TTB başkanı, 27 Ekim'de tutuklanmıştı. Hakkında hazırlanan savcılık iddianamesinde "örgüt propagandası" yapmakla suçlanan Şebnem Korur Fincancı'ya 7 yıl 6 ay ceza verilmesi istendi.

Geri 1 2 3 4 5 6 7 İleri

Bültene kayıt ol