Sayfo katliamında hayatını kaybedenler anıldı

CHP ırkçı-ayrımcı politikaları terk etmeli, “bütün göçmenler kardeşimizdir” diyebilmelidir

Suriyeli göçmenlere yönelik ayrımcı, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı politikalarda muhalefet partileri olarak İYİ Parti ve CHP başı çekiyor. Bu iki partinin özellikle Suriyeli göçmenlere yönelik nefret söylemleri, Avrupa’daki aşırı sağcı partilerin söylemleri ile bir ve aynı.  Hâlbuki Avrupa ve dünya solu bu konuda çok net bir çizgi izliyor, bütün göçmenler kardeşimizdir diyor.  İngiltere’de göçmenlerle dayanışma hareketi içinde başta Sosyalist İşçi Partisi olmak üzere, pek çok solcu, sosyalist ve demokrat var. İngiltere İşçi Partisinin bir önceki genel başkanı Jeremy Corbyn her türlü ırkçılık karşıtı eylemde en ön saflarda yer alıyor. Benzer şekilde Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da; bütün ırkçılık karşıtı, göçmenlerle dayanışma eylemlerinde solcular, sosyalistler en ön saflarda yer alıyorlar, bu eylemlere öncülük ediyorlar. ABD’de Demokratik Parti içindeki sol kanat her türlü göçmenlerle dayanışma eylemlerinin öncüsü durumunda.  Türkiye’de kendisine solcu diyen CHP, sosyalist diyen pek çok grup ise göçmen düşmanlığı yapmakta adeta bir yarış içindeler. Bunun en önemli sebebi muhtemelen bu kesimlere sinmiş olan İslamofobik düşünceler. Suriyeliler, özellikle de “laik Esad rejiminden” kaçtıkları için “gerici” olarak damgalanıp, hemen ötekileştiriliyorlar. Esad rejiminin bir diktatörlük olduğunu, insan hakları, demokrasi, serbest seçimler gibi kavramların Şam yönetimini ilgilendirmediğini, hapishanelerinde yüzbinlerce insanın bulunduğunu, her yıl binlerce insanın idam edildiğini görmezden geliyorlar. Devam eden savaşın sonucunda milyonlarca Suriyeli ya ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı ya da Suriye dışına göç etti. Suriye İnsan Hakları Örgütü'nden (SNHR) yapılan açıklamada, Suriye'de olayların başladığı 2011 yılından bu yana 10 bin 853 kadının ve 11 bin 420 çocuğun öldürüldüğü bildirildi. 500 binden fazla insanın öldürüldüğü bir iç savaştan kaçan insanlara neden geldiniz, neden kalıp savaşmadınız demek insanlık suçudur.  Dünyada ve Türkiye’de tüm aşırı sağcı partilerin ırkçı, yabancı düşmanı olması, onların ideolojik tercihi, bir politika yapma biçimleri. O yüzden İYİ Partinin Suriyeli düşmanlığı konusunu bir tarafa bırakalım, ama bizler için asıl tuhaf olan, mücadele edilmesi gereken CHP’nin ırkçı, yabancı düşmanı söylemleri, politikaları ve uygulamaları. Bu anlamda Prof. Dr. Bekir Berat Özipek’in hazırladığı ve iki gün önce yayınlanan “CHP ve Suriyeli Sığınmacılar / Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili” başlıklı raporu çok önemli noktalara parmak basıyor. CHP’ye sinmiş olan ırkçı, yabancı düşmanı politikaları gözler önüne seriyor. Raporun; özellikle CHP yönetimi tarafından özeleştiri yapmak için bir referans olarak kabul edilmesini, CHP’nin ırkçı, yabancı düşmanı politikalarını bir an önce terk etmesini sağlamasını umarız. Bu umut elbette çok naif bulunabilir. CHP geleneğinin 100 yıllık pratiğinde, pek çok ırkçı eylem ve politikalar ortaya çıkmıştır. Ama “solcu” olduğunu iddia eden bir partinin, artık bu geçmişi ile de hesaplaşması, özeleştiri yapması ve dünya sol hareketinin en önemli kavramlarından biri olan “bütün göçmenler kardeşimizdir” sloganını sahiplenmesi gerekir. Raporu yazan Bekir Berat Özipek’e bir kez daha teşekkür ederiz.  Raporun tamamına ulaşmak için tıklayın

Çocuğunu istismar eden baba tutuklandı

Bir boşanma davası sonrası, çocuğun velayetini alan baba, “istismar” suçlamasıyla tutuklandı, çocuğun velayeti anneye verildi, mahkeme daha önce çocuğun velayetini babaya vermişti.  Adalet Bakanlığı’na bağlı Adli Tıp Kurumu’nun hazırladığı raporda da babanın çocuğu istismar ettiği yönündeki bulguya yer verildi. Biant’ten Evrim Kepenek'in haberine göre; Selçuk Cumhuriyet Savcılığı, 6 yaşındaki Y.’ye istismarda bulunan baba Refik Y. hakkında bu raporun ardından yakalama kararı verdi. Baba Refik Y. sabah saatlerinde gözaltına alındı.  Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği,  Y.'nin tutuklandığını açıkladı.  Raporlar sunulmuştu İzmir’deki Selçuk Asliye Hukuk Mahkemesi, 24 Mart’taki duruşmada 6 yaşındaki Y.’nin geçici velayetini kendisini istismar eden babaya vermişti. O zaman da mahkemeye özel psikoloji merkezlerinden alınan raporlardaki “istismar var” ifadeleri sunulmuştu, ancak mahkeme dikkate almamıştı. Avukat Eren Keskin, “Eğer bu basına yansımasaydı, bu dava devam edecekti. Bir hâkim, çocuğu istismar eden babaya verdi. Ya anne çocukları götürmeseydi ve bu çocuğu baba alsaydı? Hâkim meydana gelebilecek yeni istismarlardan sorumlu olacaktı. Kendisini vicdanen bundan nasıl kurtaracaktı?” dedi. 'Cezalandırılsın!' Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği'nden yapılan açıklamada da şöyle denildi: "Derneğimize başvuran anne bu yılın başından bu yana çocuklarının yeniden istismar edilmesini önlemek için saklanmak zorundaydı. Çünkü yargı sistemi istismarı engellemek ve anne ile çocuğu korumak için hiçbir şey yapmadı. Yaşananları ispatlayarak istismarcı baba hakkında yakalama kararı çıkartılmasını ve küçüğün velayetini annenin almasını Av. Barış Özbay ile Av. Özgür Baykal’ın emekleri sayesinde sağladık. Eski AKP Gençlik Kolları Başkanı olan ve bölgedeki nüfuzunu kullanan istismarcı baba cezasını çekecek. Tutuklu yargılanacak olan istismarcının Türk Ceza Kanununun 103. maddesi uyarınca çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan hapsi istenmelidir." Ne olmuştu? İzmir’in Selçuk ilçesinde yaşayan Refik Y. ve Nazlı U. boşanma kararı aldı. Selçuk’ta Aile Mahkemesi olmadığı için konu Asliye Ceza’ya devredildi. Refik ve Nazlı’nın boşanma süreçleri devam ederken, 6 yaşındaki Y.B. ve M.M.’nin velayeti için de dava açıldı. Nazlı U.’nun avukatları 24 Mart 2021’de görülen duruşmada, mahkemeye babasının Y.B.’yi istismar ettiğini kanıtlayan uzman raporlarını ve psikolog görüşlerini de sundu. Ancak mahkeme, tek bir psikoloğun hazırladığı sosyal inceleme raporunu (SİR) dikkate alarak, çocuğun geçici velayetini babaya verdi. Anne ile çocukların görüşmesi için her hafta cumartesi günlerinde belirli saatleri görüşme saati olarak tespit etti. Davanın bir sonraki duruşması 9 Haziran’da görülecek. Avukatlar karara itiraz etti Bu kararın ardından anne Nazlı U.’nun avukatları karara itiraz etti. İtiraz dilekçesinde çocuğun istismara uğradığı yönündeki bulgular tek tek açıklanırken, şu ifadelere yer verildi: “Çocuğun babaya verilmesinin genel sebebi 21 Şubat 2021 tarihli sosyal inceleme raporudur. İşbu sosyal inceleme raporuna 5 Mart 2021 tarihinde itiraz etmemize rağmen itirazlarımızı karşılar nitelikte çocuk psikiyatri alanında uzman hekimin de bulunduğu heyet tarafından yeni bir sosyal inceleme raporu alınmadan, tıbben müşterek çocuk Y.B.’de bulunan fiziksel bulguların, alanında uzman psikiyatri doktoru tarafından değerlendirilmeden, tek bir pedagogun raporunun esas alınarak müşterek çocukların geçici velayetinin davacı babaya verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur." Yeni SİR raporu alınsın Avukatlar Özgür Baykal ve Fırat Güneş, itiraz dilekçelerinde öncelikle çocuğun üstün yararı gözetilerek geçici velayetin babaya verilmesi kararından vazgeçilmesini, sosyal inceleme raporuna itirazın kabul edilmesini talep etti. Avukatlar Baykal ve Güneş ayrıca, mahkeme dilekçesinde, belirtilen eksik hususları gidermek suretiyle çocuk psikiyatri alanında uzman hekimin de bulunduğu heyet tarafından yeni bir sosyal inceleme raporu alınmasına karar verilmesini, uzman psikologların mahkemede dinlenilmesini talep etti. Ancak, mahkeme tüm bu talepleri reddetti. Adalet Bakanlığı ATK raporunun göre de 9 Haziran Çarşamba günü babanın çocuğu istismar ettiği kesinleşti.

TÜİK bile gizleyemedi: İşsizlik artıyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Nisan ayı işsizlik verilerini açıkladı, işsizlik yıllık bazda 13,9 oldu. Mart ayında işsizlik oranı yüzde 13,1 olarak kaydedilmişti. Nisan ayında dar tanımlı işsiz sayısı da 4 milyon 511 bin, geniş tanımlı işsiz sayısı ise 9 milyon 558 bin kişi olarak açıklandı. 275 bin kişi daha işsiz kaldı TÜİK’e göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı, Nisanda bir önceki aya göre 275 bin kişi artarak 4 milyon 511 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise bir önceki aya göre 0,9, geçen yılın aynı ayına göre ise 0,2 puanlık artışla yüzde 13,9 seviyesinde gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı Nisan'da bir önceki aya göre 1,3 puan yükselerek yüzde 16,2 olarak hesaplandı. Nisan'da ayda 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,1 puanlık artışla yüzde 25,6, istihdam oranı 0,5 puanlık yükselişle yüzde 32 oldu. Bu yaş grubunda iş gücüne katılma oranı ise bir önceki aya göre 0,8 puan artarak yüzde 43 seviyesinde gerçekleşti.

Sendika ve odalardan ortak eylem: Baskı, sömürü ve mafya düzenine teslim olmayacağız

KESK İstanbul Şubeler Platformu, DİSK İstanbul Bölge Temsilciliği, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu ve İstanbul Tabip Odasının çağrısıyla Kadıköy Süreyya Operası önünde "Baskı, sömürü ve mafya düzenine teslim olmayacağız" konulu basın açıklaması yapıldı. Eylemde hükümet istifaya çağrıldı, "Emeğin Türkiye’si için mücadeleyi büyütürken, diğer yandan son günlerde ortaya çıkan tüm kirli ilişkilerden hesap sorulması için, her türlü baskıya rağmen demokratik haklarımızı kullanmaktan vazgeçmeyeceğiz" denildi. Sendika ve meslek odaları adına ortak açıklamayı KESK İstanbul Şubeler Platformu dönem sözcüsü Çayan Çalık okudu. "Baskı, sömürü, mafya düzenine teslim olmayacağız" diyen Çalık, "Türkiye, sermaye-devlet-mafya sarmalında devam eden kirli ilişkilerin ortaya saçıldığı kritik bir dönemden geçmektedir. Karşı karşıya olduğumuz tablo basitçe besleme bir mafya liderinin ifşaları ve iddiaları değildir. Yıllardır devletin her kademesinde yakın ilişkileri olan, siyasal iktidara her kritik evrede destek vermiş ve bu sayede yıllarca dokunulmamış, hatta kendisine resmi koruma verilmiş bir suçlunun devlet adına işlenen birçok suça ortak olduğuna dair itiraflarıdır.  Susurluk süreci ve öncesine kadar birçok isme uzanan, uyuşturucu ticareti iddialarına, kamu gücünü, iktidar mensuplarının da içinde olduğu rant kavgasından pay elde etmek amacıyla kullanan, hukuk dışı mafya- devlet- sermaye ilişkilerine, tek adam rejiminde yargının ne hale getirildiğine toplum olarak tanık oluyoruz" dedi. Kapitalist düzen çöküyor Çalık, iktidar bloğunun kurduğu mafya-çete-uyuşturucu ilişkileri yüzünden yeni itiraflarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Çalık, "Bu dönemde yaygınlaşan şiddet politikaları, keyfilik ve hukuksuzluk, ihale kanunundaki sayısız değişikliğin yarattığı denetimsizlik, yağma ve talanın bir sermaye birikim aracı olarak kanıksanması, mafya-devlet-sermaye arasındaki ayrımları giderek silikleştirmiştir. İktidar bloğunun mafya-sermaye- siyaset ilişkilerinin iç içe geçmiş parçalı yapısı, tüm ülkeyi uçurumun kenarına getirmiş durumdadır. Bu sermaye düzeni bütün yönleri ile çürümüş ve çöküşe geçmiştir. Sömürü, yolsuzluk ve mafya/siyaset cenderesinde yıllardır işçiler, emekçiler, kadınlar ve gençler ezilmekte, baskı ve sindirme politikaları ile karşı karşıyadır. Açıktır ki sermaye sınıfının, tek adam rejiminin denetimine giren yargının; bu çürümüşlüğün, hukuk dışı ilişkilerin üzerine gitme “niyeti” yoktur" diye konuştu. Hükümet istifa etmelidir Çalık son olarak şunları söyledi: "Ülkede uzun süredir Kürt sorununda sürdürülen çözümsüzlük ve savaş politikalarında bu gayri hukuki mafya/kontrgerilla güçlerinin devlet tarafından kullanıldığı bir kez daha açığa çıkmıştır. Barışçıl ve demokratik çözümü reddeden iktidarlar, toplumu terörize eden bu karanlık güçleri her ihtiyaç duyduğunda devreye sokarak, gayri nizami harp ya da özel harp dairesi gibi adlarla meşrulaştırmaya çalışmıştır. Ülkemizin temel sorunlarının çözümsüzlüğü, hukuk dışı yol ve yapıları güçlendirirken, bu yapılar güçlendikçe demokrasiden, hukuktan uzaklaşılmıştır. Nitekim içinden geçtiğimiz gün ve yıllarda anayasanın rafa kaldırılması, ülkenin genelgelerle, keyfi kararlarla yönetilmesi bu sürecin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Tarih önünde gerçek bir hesaplaşma, eşitlik, adalet ve demokrasi mücadelesiyle olacaktır.  Emek ve meslek örgütleri olarak, bir yandan Emeğin Türkiye’si için mücadeleyi büyütürken, diğer yandan son günlerde ortaya çıkan tüm kirli ilişkilerden hesap sorulması için, her türlü baskıya rağmen demokratik haklarımızı kullanmaktan vazgeçmeyeceğimizi, mücadeleyi yürüteceğimizi ilan ediyor, hükümeti istifaya çağırıyoruz." Eylemin sonunda kitle "Hükümet istifa” sloganı attı. 

Peker krizini çözmek işçilere ve emekçilere kaldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP grubunda yaptığı konuşmada çete lideri Sedat Peker'in ifşa ve itiraflarını toptan reddederek "iftiralar" dedi. Bununla da kalmadı, Peker'in iddiaları hakkında soruşturma ve açığa alma taleplerini de "vakit kaybı" olarak niteledi. Başta HDP olmak üzere meclis soruşturması başlatılmasını isteyen muhalefet partilerini, "suç örgütüne bel bağlamışlar" diyerek kriminalize etti. PKK, FETÖ, Asala'nın yanına suç örgütleri dediği Sedat Peker'i koyan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tavrının olası sonuçlarını tahmin etmek zor değil: - Peker'in itirafları topyekûn iftira olarak nitelendirildiğinde, yargı bunların iftira olduğunu kanıtlamaya çalışacak. Bağımsız bir yargı olmadığı için, bağımsız yargılama konusunda adım atanlar hemen açığa alınacağı için, Peker itirafları hakkında gerçek bir soruşturmanın önü kapatılmış oldu. - Bu iddiaların soruşturulması gereken ilk yer mahkemelerden önce meclis. Çünkü İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bir milletvekilinin 10 bin dolar maaş aldığını canlı yayında söyledi. Bu öylesine bir ciddi bir iddia ki, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Soylu'nun açıklaması üzerine İçişleri Bakanlığı'na yazı yazarak, meclisin töhmet altında kalmaması için bu ismi açıklamasını ve belgelerini göndermesini istedi. Bu isteği yerine getirilmeyen AKP'li Şentop, gelişmeleri basına sızdırdı. Buna rağmen Erdoğan "vakit kaybı" diyerek TBMM'deki soruşturmanın da önünü kesti. - Muhalefeti - çok ağır ifadelerle - Peker'le yan yana gösteren AKP lideri Erdoğan, düne kadar en büyük destekçilerinden olan Peker ile neden yan yana geldiklerinin hiç hesaba katılmayacağını düşünmüş olmalı, kutuplaştırmaya güvenerek. Fakat çete lideri Peker - özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası -  Cumhur İttifakı adına öyle şeyler yaptı ki AKP'li seçmenlerin gönlünde taht kurdu. Bu yüzdendir ki AKP'li seçmenlerin bölümü onun videolarını izliyor ve diş biliyor. - Ortada yenilir yutulur olmayan cinsten iddialar var ve artık devletin görev verdiği bir kişi olduğu açıkça anlaşılan birisi, kendi işlediği filleri de içerecek bir şekilde itiraf ediyor. Çetelere, kontrgerillaya, vesayet odaklarına, darbecilere gerçekten karşı olan bir iktidar, suçlanan devlet görevlilerini açığa alır ve derhal soruşturmalar başlatırdı. Hali hazırda devlet de işler böyle yürüyor, fakat suçlamalar iktidara yönelince bu işleyiş bitiyor ve suskunluk ile inkâr başlıyor. - Bu iddiaları soruşturacak merci muhalefet değil iktidardır. İktidar blokunun eski gözde üyelerinden olan Peker'in itiraflarının üzerine gitmesi gereken yine iktidarın kendisi, fakat buna rağmen sorumluluk yine muhalefet partilerine atılıyor. İktidar bloku Peker krizini inkâr ve suskunlukla atlatmak istiyor. Fakat ortada halka karşı işlenmiş suçlar ve bizzat yönetenlerin karıştığı büyük yolsuzluklar var. Erdoğan yönetimi bu soruların yanıtlarını vermeden AKP aklanamaz: - Sedat Peker'in devlet içindeki görevi, katıldığı eylemler ve Cumhur İttifakı içindeki konumu nedir?  - Mehmet Ağar ve çetesi; Uğur Mumcu'yu, Kutlu Adalı'yı, Kürt işadamlarını öldürdü mü? Binlerce faili meçhul cinayetin sorumluları kim? Neden hesap vermiyorlar? - Tolga Ağar ile görüşmesinden bir gün sonra ölü bulunan Kazakistanlı gazeteci Yeldana Kaharman'a ne oldu? - Bodrum'da bir otele tankla girildi mi? İktidar elitleriyle ve Mehmet Ağar ile yakın ilişkileriyle tanınan SBK Holding'in sahibi Sezgin Baran Korkmaz; hakkında soruşturma yürürken, İçişleri Bakanlığı'na çağrıldı mı çağrılmadı mı?  - Kolombiya'da yakalanan 5 tona yakın kokain için Türkiye'de soruşturma başlatıldı mı? - Soylu'nun 10 dolar aldığını söylediği milletvekili kimdir? Her konuda açıklama yapıp, kendisini eleştirenleri suçladığı halde neden bu milletvekilinin ismini açıklamıyor? TBMM Başkanı Şentop'un talebi niye yerine getirilmiyor? - Bakan Soylu, TRT ekranından 17/25 Aralık'ı doğruladı, kendinden önceki İçişleri Bakanları'nı ve bazı polis şeflerini suçladı. Hangisi doğru? 17/25 Aralık bir darbe girişimi mi, yoksa Soylu'nun söylediği gibi bir yolsuzluk soruşturması mı? Bunlar kamuoyunun açıklama beklediği konuların sadece bir kısmı. Çok sayıda suçlama var. Bir gazeteci Peker itirafları hakkında oturmuş saymış, Türk Ceza Kanunu'na göre 24 ayrı suç itirafı var. Ve iktidar bu konunun vakit kaybı olduğunu söyleyerek, muhalefeti suçluyor. Belli ki bu soruları tıpkı Susurluk davasında olduğu gibi emekçiler sormalı. Faşist çete lideri Sedat Peker’in kim olduğunu, neleri söylemediğini bilerek ve elbette mesafemizi koyarak.

Parti kapatma dönemine geri dönüş kabul edilemez

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP'yi kapatma istemini içeren iddianamesini düzeltip, yeniden Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) sundu. AYM ilk iddianameyi, bir dizi teknik hata içerdiği ve suçlanan 500'den fazla siyasetçiyle suç niteliği eylemler arasındaki bağın kurulamadığı gerekçesiyle Yargıtay'a iade etmişti. Şimdi ne olacak? Yeni iddianamede ne tür düzeltmeler yapıldı, bu AYM'nin atadığı raportörün incelemesi sonucu ortaya çıkacak. Eğer AYM iddianameyi inandırıcı bulursa dava açacak ve bu davanın iki sonucu olacak: Ya HDP öncülü olan diğer Kürt siyasi partileri gibi kapatılacak ya da 2009'da AKP'ye açılan kapatma davasındaki gibi Hazine yardımının kesilmesi ile sınırlı kalacak. Faşist partinin AYM'ye baskısı Erdoğan yönetiminin, faşist ve militarist ortaklarının yıllardır HDP'yi hedef tahtasına oturtan siyasi çizgilerine bakıldığında AYM’deki davanın HDP'nin kapatılmasıyla sonuçlanacağı açıktır. Mecliste 4. partiyken, diğer sıralarda oturan 3. büyük partinin kapatılması için seferber olan MHP'nin lideri Devlet Bahçeli, AYM'nin kapatılmasını istiyor ve o da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu gibi AYM yargıçlarının üstünde baskı kuruyor. Yargıtay'ın yeniden kapatma iddianamesi üzerine konuşan faşist partinin lideri, "Bundan sonra bütün gözler AYM'ye çevrilecektir. Bu mahkemenin iddianameyi ikinci kez iade seçeneği de kalmamıştır" diyerek Anayasa Mahkemesi yargıçlarını açıkça tehdit etti. Kararı Erdoğan verecek Küçük ortaklar "HDP kapatılsın" kampanyaları yaparken, son sözü söyleyecek olan elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan olacak. Kamuoyu araştırmalarına bakılırsa Cumhur ve Millet İttifakları kafaya kafaya. Kararsız seçmenler önemli bir çoğunluk oluştururken, yüzde 10 bandında gözüken HDP kilit durumda. AKP lideri Erdoğan, parlamenter muhaliflerini - özellikle ana muhalefet partisi CHP'yi - her seferinde odağına HDP'yi oturtarak milliyetçilikle vurmaya çalıştı. Fakat "yumuşak karına yumruk" politikası tutmadı. Ne Millet İttifakı ayrıştı, ne de HDP seçmenlerini "terörist" olarak kabul eden devlet politikası kabul görmedi. AKP oy kaybediyor ve kendisini destekleyen Kürt seçmenleri de kaybediyor. Babacan ve Davutoğlu'nun bölgede gördüğü ilgi, Batı'da gördüklerinden daha büyük.  Erdoğan, HDP'nin kapatılmasına karar verip yargıya müdahale ederse milyonlarca HDP seçmeninden çok daha fazla Kürt seçmen muhalefet partilerine oy verecek. Ancak Erdoğan, MHP (ve devletle) ittifakını sürdürmeden iktidarda kalamaz. Çözüm sürecinin bitmesinden bu yana iktidarın Kürt politikalarına bakıldığında, faşistlerin istediği türde askeri çözümün yani çözümsüzlüğün Erdoğan ve AKP tarafından benimsendiği görülüyor. Parti kapatmak çözümsüzlüktür HDP'yi kapatmak, yasal olarak kurulmuş Kürt siyasi partilerini kapatmak ya da kuruluşlarını engellemek, son 40 yılda yüzbinlerce insanın yaşamına mal olmuş, en büyük ekonomik kaynakları yutarak halkı fakirleştirmiş ve demokratik hakların her seferinde askıya alınmasına neden olmuştur. AYM bu davayı açarsa HDP kapatılan 7. Kürt siyasi partisi olacak. Önceki 6 partinin kapatılmaları, legal ve demokratik siyaset alanını imha ettiği gibi, diyalog ve müzakere ile gelecek siyasi çözüm girişimlerini yok etti ve çatışmaların - dolayısıyla ölümlerin - devam etmesini sağladı. HDP'yi kapatma girişimi Batı'da yaşayan, farklı düşünce ve kimliklerdeki emekçileri yakından ilgilendiriyor. Parti kapatma varsa, demokrasi yoktur. Kürt sorununa gerçekçi bir çözüm yoksa düşünce ve ifade özgürlüğü, hatta grev hakkı yoktur. HDP kapatılırsa Kürt siyasi hareketi -  önceki 7 parti gibi - yeni bir siyasi parti kurmakta zorlanmayacaktır.  Her şeyi iktidarlarını korumak için kullanan iktidar blokunun, parti kapatma dönemine dönüş girişimlerine, iyi bir gelecek isteyen herkes karşı çıkmalıdır. Devrimci sosyalistler; faşist partiler dışında, her görüşten siyasi partinin kurulmasından, özgürce faaliyet göstermesinden yanadır. Kürt halkının partisi HDP'nin kapatılmasına, barışı ve siyasi çözümü savunduğumuz için karşıyız. Faşistlerin ve militaristlerin belirlediği bir gelecek istemiyoruz.

Üniversite öğrencileri: Demirören borcunu ödemiyorsa ben de KYK borcumu ödemiyorum

Çete lideri Sedat Peker’in açıklamalarına göre Doğan Medya Grubunun satın alınması için Yıldırım Demirören’e Ziraat Bankası’ndan 2 yıl geri ödemesiz 750 milyon dolar kredi verildi. Söz konusu iddia daha önce de gündeme gelmiş ve 5 Nisan 2018 tarihli yönetim kurulu kararıyla 675 milyon dolarlık krediye onay verildiği ortaya çıkmıştı. Peker’in yeni videosuna göre skandal kredi verilmesiyle sınırlı değil. Demirören Grubu’na verilen kredinin vadesi geçtiğimiz yıl Nisan ayında doldu. Peker, söz konusu krediyle ilgili bugüne kadar hiçbir ödemenin yapılmadığını, faizlerinin bile ödenmediğini söyledi. 2019 yılı Şubat ayında eleştirileri cevaplayan dönemin Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, “Paramız vardı, verdik, teminatlarımızı da aldık” ifadelerini kullanmıştı, ancak Demirören grubu tarafından bankaya hangi teminatların verildiği ticari sır denerek açıklanmamıştı.  Peker, videosunda, Kemer Country’nin içindeki bir yeşil alanın bankaya teminat olarak verildiğini, bu yeşil alanın, kredi anlaşmasından bir yıl sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hukuksuz olarak imara açıldığını söylüyor. Demirören grubunun Ziraat Bankasına olan borcunun, şirketin cebinden tek kuruş çıkmadan, bu imar değişikliği rantı ile karşılanıp karşılanmadığı sorusu ise hala ortada duruyor. Öğrencilerin isyanı Demirören ailesinin Ziraat Bankasına yüzlerce milyar dolarlık kredi borcunu ödemediğinin ortaya çıkması üzerine, öğrenciler "Ben de #KYKBorcumuÖdemiyorum" paylaşımları yaptı. Yıllardır "KYK borçları silinsin" talebini dile getiren öğrenciler ve mezunlar sosyal medyada "#KYKBorcumuÖdemiyorum" paylaşımlarında bulundu. Demirören'den borcunu tahsil etmeyen Ziraat Bankasının öğrencilere gelince icra işlemleri başlattığı belirtilen paylaşımlarda "Madem Demirören ödemiyor, o zaman ben de KYK borcumu ödemiyorum" denildi. Öğrenciler ve mezunlar, paylaşımlarına borçlarına dair makbuzları da eklediler. "#KYKBorcumuÖdemiyorum" etiketi, kısa sürede Twitter'da gündemin en üst sıralarına yükseldi. 

Chanie Rosenberg'in ardından

Uluslararası Sosyalist Akım'ın kurucularından Chanie Rosenberg, 99 yaşında hayata veda etti. İngiltere'deki Sosyalist İşçi Partisi'nden (SWP) Alex Callinicos, Rosenberg'in yaşamını değerlendirdi. 

Türkiye kapitalizminin döviz krizi büyüyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan TV'de, Merkez Bankası'nı ) faiz indirimine davet etti, aynı dakikalarda dolar bütün zamanların en üst seviyesi 8.80 çıktı. TL son 5 ayda yüzde 15 değer kaybetmiş durumda.  Ertesi gün TÜİK, her zaman yaptığı gibi enflasyonu, gerçek değerinin en az yarısı kadar indirerek açıkladı. TÜİK’in açıklamasına göre enflasyon geçen Nisan ayına göre yüzde 1 seviyelerinde azaldı. Türkiye ekonomisi için iyi olması gereken bu haber de TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesine yol açtı. Ardından ABD istihdam verileri açıklandı, ABD istihdamının beklenenden daha fazla arttığı, işsizlik başvurularının azalmakta olduğu ortaya çıktı, TL yine dolar karşısında değer kaybetti. TL sürekli değer kaybediyor, çünkü dünyada en büyük 30-40 ekonomi içinde muhtemelen en zayıf para birimi konumunda, hiçbir Merkez Bankası bilançosu eksi 50 milyar dolarda değil. Bu zayıflığına rağmen Cumhurbaşkanının faiz düşürme inadı devam ediyor. Temmuz-Ağustos aylarında faizlerin indirileceğini açıkladı. Merkez Bankası Başkanı da enflasyon indiği takdirde faizleri indiririz diye açıklama yaptı.  Şimdi gözler Merkez Bankasının 17 Haziran’da yapacağı aylık olağan faiz değerlendirme toplantısına çevrildi. Yapılacak bir faiz indirimi, TL’de büyük bir değer kaybına, diğer paralar karşısında büyük bir düşüşe yol açabilir. Türkiye ekonomisi, siyasetteki krizin de giderek ağırlaşması nedeniyle büyük bir döviz darboğazına doğru hızla sürükleniyor. Merkez Bankası kasası eksi 50 milyar dolarda. Borsaya, tahvile, hisse senedine yabancı fonların talebi durma noktasında, hatta döviz çıkışları daha fazla. Turizm sezonu, Covid ile ilgili hükümetin hatalı kapanma ve aşı politikaları nedeniyle bir türlü başlamıyor. Bütün bu gelişmeler, dövizin her halükarda yükselmeye devam edeceğini gösteriyor.  Türkiye kapitalizminin şimdi en büyük umudu, 14 Haziran’da Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden ile NATO toplantısında yapacağı görüşme. Bu görüşmeden de bir şey çıkmazsa, olay büyük bir krize evrilebilir.

1 2 3 4 5 6 İleri

Bültene kayıt ol