Polis şiddeti ve iftiraların gizleyemediği: Türkiye kapitalistleri, soykırımcı İsrail'i besliyor

Yönetenler filistin'in dostu değildir

Gözümüzün önünde bir soykırım girişimi sürerken, Türkiye kapitalizmi İsrail ile dostluğunu sürdürüyor.  Gazze'ye binlerce bombanın düştüğü 2023 Kasım ayında Türkiye, İsrail’e 301 milyon dolarlık ihracat yaparken 128 milyon dolarlık da ithalat gerçekleştirdi. İthalatın ihracata oranı yüzde 42.4 oldu. Bu oran önceki 11 aylık dönemde yüzde 40'ı aşmamış, ortalama yüzde 32 düzeyinde kalmıştı. İsrail'in saldırılarının başladığı Ekim ayında toplam ihracat 80 milyon dolardı. Kasım'a gelindiğinde, tüm boykot çağrılarına rağmen ihracat yüzde 60 arttı. Bu ihracatın kalemleri arasında enerji (Zorlu Holding), sanayi hammaddeleri ve bireysel silahlar ile parçaları var. Siyonist yerleşimcilerin bireysel silahlarla Batı Şeridi'nde Filistinlileri öldürdüğü, Gazze'nin İsrail ordusu tarafından yerle bir edildiği anlarda, kamuoyunda oluşan itirazlara rağmen, Erdoğan yönetimi İsrail ile her türden ilişkiyi sürdürdü. Mevcut ekonomi yönetimi tarafından ihya edilen ihracat patronlarının çoluk çocuk dinlemeden İsrail'e mal taşıması teşvik edildi. Sokakta ise Filistin davasının ortak insanlık davası olduğunu görmezden gelip devlet desteğiyle yapılan tuhaf gösteriler, kahve ve burger zincirlerinde gerçekleştirilen saçmalıklar meydana geldi. Bu durumu Netanyahu'ya atıp tutan, fakat İsrail ile karşılıklı bağımlılık işlerini aksatmadan sürdüren devlet yarattı. Sosyalistler, İsrail'le tüm ilişkilerin kesilmesini istiyor. Ve gerçek bir boykotun acilen hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyor. Dünyanın her yerinde insanlar, özellikle İsrail'in savaşına tam destek veren Batı ülkelerindeki büyük kalabalıklar kendi hükümetlerine karşı ayağa kalkarken, Türkiye gibi Filistin'in dostu olan insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede katillerle normalleşmenin sürdürülmesi kabul edilemez.

Türkiye-Yunanistan rekabetinde kazanan kim?

ABD’de Biden yönetiminin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının ardından Türkiye’ye 40 F-16 satışına izin vermesi sıkça konuşuluyor. Fakat çoğu zaman komplo teorileri eşliğinde, milliyetçi ve sonunda yanlış tepkilere neden oluyor. Oysa olayın iki yönü var.  İlki şu; ikisi de NATO üyesi olan ve ülkelerinde ABD askeri varlığını bulunduran komşu devletlerin rekabeti. Bu rekabet Doğu Akdeniz’deki tarihsel ve şimdiki karbon yataklarının paylaşımı kavgası, Yunanistan’daki sağcı hükümetin müttefiki ABD ile sıkı fıkı olması ve ülkedeki askeri üslerin sayısının artması üzerine kurulu. Üyesi olduğu NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip, Irak ve Suriye başta olmak üzere içinde nükleer silahların yer aldığı İncirlik Üssü’ne ev sahipliği yapan Türkiye’deki milliyetçiler ile Rusya’ya karşı Avrupa’da yayılan NATO’nun yeni savunma hattı olmayı kabul eden Yunanistan’daki muhafazakârlar karşı karşıya. Peki bunda kazanan kim? Elbette dünyanın en büyük silah ve kitle imha aracı üreticisi/satıcısı olan ABD: - Türkiye’ye satışı onaylanan 40 F-16 savaş uçağının fiyatı ve mevcut haldeki 79 uçağa modernizasyon kitinin toplamı 23,5 milyar dolar ediyor. - ABD aynı anda Yunanistan’a 8,6 milyar dolar karşılığında 40 F-35 savaş uçağı satılmasına da izin verdi. Bu bölgesel askeri rekabete ve her bundan hep kazanın düzenine son vermeliyiz.  Türkiye ve Yunanistan işçileri kardeştir. Bu devasa paralar Ege’nin iki yakasındaki işçiler ve halk için harcanmalı. 

DSİP: Can Atalay'a özgürlük!

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi'nin (DSİP) mesajı: TİP Hatay Milletvekili Can Atalay'ın vekilliği hukuksuz bir şekilde düşürüldü. Anayasa Mahkemesi tarafından iki kez serbest bırakılmasına karar verilen Atalay'ın hakkı, anayasayı ihlal eden Yargıtay tarafından çiğnendi. Can Atalay'ın yeri hapishane değil, Meclis'tir. Herkesi bu hukuksuz karara karşı tepki göstermeye çağırıyoruz. Can Atalay'ın yanındayız! Tüm Gezi tutuklularına özgürlük!

Hedef gösterildi, hapis cezası onandı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya “silahlı terör örgütü propagandası” suçlamasıyla verilen 2 yıl 8 ay 15 günlük hapis cezası istinafta onandı. Mahkeme temyiz talebini de reddeti. Dava şimdi Yargıtay'a taşınacak. Ne olmuştu? Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki operasyonlarında kimyasal silah kullandığına ilişkin iddialar gündeme gelmiş. Bir adli tıp uzmanı olan Şebnem Korur Fincancı, bu iddiaların araştırması gerektiğini söylemişti. İktidara tarafından doğrudan hedef alınan Fincancı, 26 Ekim 2022’te İstanbul’da gözaltına alındı ve 27 Ekim’de de “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla sevk edildiği mahkeme tarafından tutuklandı. Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Fincancı’nın ikâmet adresinin İstanbul olması nedeniyle dosya İstanbul’a gönderildi. 11 Ocak 2023’te İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılan Şebnem Korur Fincancı tahliye edildi. Fincancı, duruşmanın ardından Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nden bırakıldı. 

DSİP: Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırı bir nefret saldırısıdır!

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi'nin (DSİP) mesajı: İstanbul Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ndeki Pazar ayini saldırıya uğradı. Kar maskesi takmış iki kişinin düzenlediği silahlı saldırıda bir kişi hayatını kaybetti.  İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya yaptığı ilk paylaşımda olayı münferit bir olay gibi göstererek saldırıyı “şiddetle kınadı”. İçişleri Bakanı’nın görevi böyle bir saldırıyı kınamak değil, engellemektir.  Televizyonlarda yorum yapanlar hemen olayın inanç meselesi olmadığını, bir kişinin hedef seçildiğini anlatmaya başladı. Arkasındaki saik ne olursa olsun, bir kilisede bir Pazar ayinine yapılan saldırı nefretten ve ırkçılıktan besleniyor. İki kişinin, ellerinde silahla bir kiliseye rahatlıkla girip saldırabilmesi Türk ve Müslüman olmayan herkese dönük bir gözdağıdır.  Türkiye’de gayrimüslimlere dönük saldırılar ilk kez yaşanmıyor. Daha birkaç gün önce, her ne hikmetse, hiçbir kamu görevlisinin ceza almadığı Hrant Dink suikastinin 17. yılında sokaklardaydık. İsrail’in Gazze saldırısının ardından, sanki İsrail’in savaş suçlarının sorumlusu Türkiyeli Yahudilermiş gibi gösterilerek ırkçı eylemler yapıldı, nefret içeren pankartlar kullanıldı.  Türkiye’de Türk ve Müslüman olmayanların her zaman tedirgin hissetmesine sebep olan yapısal bir ırkçılık var. Bugün Suriyeli, Afganistanlı veya herhangi bir ülkeden göçmeni hedef alan ırkçılık da buradan besleniyor.  Bu saldırıları engellemenin ilk koşulu, ırkçılığa karşı tavizsiz bir mücadele yürütmektir. Halkların eşit koşullarda yaşamasını talep eden herkesi ırkçılığa, milliyetçiliğe ve nefret suçlarına karşı mücadeleye çağırıyoruz. Hristiyanlar yalnız değildir! DSİP 28.01.2023

Türkiye'yi yönetenler İsrail'i eleştiriyor, ilişkileri kesmeyi ise düşünmüyor

Gazze'deki katliama karşı dünya ayakta. Gözümüzün önünde bir soykırım girişimi sürerken, Türkiye kapitalizmi İsrail ile dostluğunu sürdürüyor. Ve TÜİK'ten itiraf gibi açıklama: 'İsrail'e silah göndermedik, parçalarını gönderdik' Cumhurbaşkanı Erdoğan ve devlet yöneticileri, İsrail devletine ve aşırı sağcı Netanyahu hükümetine sert sözler sarf etse de normalleşme politikası devam ediyor: - İsrail ile diplomatik ilişkiler kesilmedi, başta ekonomik olmak üzere devletarası arası anlaşmalar iptal edilmiş değil. - Filistinliler, karşılarındaki savaş makinasının durdurulması için dünyaya boykot çağrıları yapıyor. Türkiye'de çeşitli gıda ve içecekler üzerinden yürütülen boykot çağrıları sönerken, kapitalistler hammadde ve birçok kalemde İsrail'e ihracat yapmaya devam ediyor. Üstüne üslük, atılan nutuklara rağmen ithalatta artıyor. Gazze'ye binlerce bombanın düştüğü 2023 Kasım ayında Türkiye, İsrail’e 301 milyon dolarlık ihracat yaparken 128 milyon dolarlık da ithalat gerçekleştirdi. İthalatın ihracata oranı yüzde 42.4 oldu. Bu oran önceki 11 aylık dönemde yüzde 40'ı aşmamış, ortalama yüzde 32 olmuştu. İsrail'in savaşının başladığı Ekim ayında toplam ihracat 80 milyon dolardı. Kasım'a gelindiğinde, tüm boykot çağrılarına rağmen ihracat yüzde 60 arttı. Aşağıdaki tablolar vahim durumu göstermekte: Gazze için, katledilen Filistin çocuklar için göz yaşı dökenlerin, soykırımın durdurun diyenlerin önce Türkiye'yi yönetenlerden hesap sorması gerekir. Sosyalistler, İsrail'le tüm ilişkilerin kesilmesini istiyor. Ve gerçek bir boykotun acilen hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyor. Dünyanın her yerinde insanlar, özellikle İsrail'in savaşına tam destek veren Batı ülkelerindeki büyük kalabalıklar kendi hükümetlerine karşı ayağa kalkarken, Türkiye gibi Filistin'in dostu olan bir ülkede katillerle normalleşmenin sürdürülmesi kabul edilemez.

Instagram'da bir sayfa var: 7ekimdenberi

İsrail'in Gazze savaşında yaşanan katliama dair notlar paylaşan bu özgün sayfayı yapanlara sorduk. - Sizler kimlersiniz? Kendinizi tanıtır mısınız? Bizler Filistin meselesinin içerdiği anlamı her perspektiften yeniden inşa etme derdi olan  bir grup arkadaşız.  Bizce Filistin, herhangi bir milletin meselesi değil, mazlumların ve mazlumluğun meselesidir. - Bu notlarla neyi amaçlıyorsunuz? Aslında Gazze’de yaşananlara dair, gündelik yaşam pratiklerimizle özdeşleştirilecek bir duyarlılık uyandırmayı hedefliyoruz. Çünkü böylesi vicdanları çürüten bir kararlılıkla sürdürülen bu kötülüğe alışmayı reddediyoruz. Ve alışmamanın bir yolu da bütün bu olanları günlük hayatımızdaki her detayda araştırmak ve hatırlamak..  Gazze’deki insanlar bu kadar zamandır her gün ölümle yüz yüze geliyorlar. Ancak yaşananları bu başlığa hapsetmenin, ilk başlarda hissettiğimiz dehşeti  azaltmasından endişe ediyoruz. Duyarsızlaşmaya karşı aldığımız bir önlem gibi diyebiliriz. Alışmamalı ve unutmamalıyız.  Tarih 7 Ekim’de başlamadı, Filistin halkı bu zulmü 75 yıldır görüyor ve buna isyan etmek hepimizin görevi olmalı.  Dahası Filistin davası Türkiye’de herhangi bir siyasi oluşumun tekeline bırakılamayacak kadar ciddi ve neredeyse öznelliğe yer bırakmayacak kadar sarih bir mesele.  Türkiye’de bu meseleye duyarsız kalan kitleler ile bu insani perspektif arasındaki engelleri de yıkmak gibi bir niyetimiz de var.  Formatımızı geliştirmeye çalışmaktaki ve hergün dinamik kalmaya çabalamamızdaki temel motivasyon bu diyebiliriz.  Son olarak bu acıların bir sömürü nesnesi haline getirilmemesi için kavga vermek gerekir. Bu hesaplaşmayı ve kavgayı her paylaşımımız esnasında evvela kendimize karşı veriyor ve bu algıyı diri tutmaya çalışıyoruz.  - Okurlarımıza Filistin halkına destek için neler yapmayı önerirsiniz? Unutmamanın ve alışmamanın yollarını aramak gerek: Tüketim alışkanlıklarını değiştirmek hatta azaltmak, boykot çok önemli. Ayrıca çevrimiçi/çevrimdışında, hem 7 Ekim’den beri olan bitenle ilgili hem de meselenin tarihçesiyle ilgili doğru bilginin üretilmesi ve/veya yaygınlaşmasına katkıda bulunmaya çalışmak önemli. Elbette eylemlere olabildiğince katılmak da. Birlikte hareket etmenin gücüne inanıyoruz, bir araya gelince çıkan sesin de, yapılan yardımların da edilen boykotun da daha etkili olduğuna inanıyor bu gücü çoğaltmaya çalışıyoruz. Biz bunları yapıyoruz…

Eğitim emekçileri Cebeci kampüsündeki faşist saldırıları kınadı

Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü'ndeki faşist saldırılar, öğrencilerin eğitim-öğretim hakkını gasp ediyor. Eğitim Sen 5 Nolu Üniversiteler Şubesi ve Mülkiyeliler Birliği basın toplantısı yaptı. Toplantıda okunan açıklamanın tam metni: Üniversitelerde öğrencilerin eğitim-öğrenim hakkını gasp etmeye yönelik sistematik saldırılar devam etmektedir. 10-11 Ocak 2024 tarihlerinde Cebeci Kampüsü’nde faşist bir çete tarafından öğrencilerimiz darp edilerek sınava girmeleri engellenmiştir.  Eğitim Sen Ankara 5 Nolu Üniversiteler Şubesi, 24 Kasım 2023 tarihinde yaptığı açıklamada bu saldırıların özellikle sınav dönemlerinde sistematik bir şekilde gerçekleştirildiğini vurgulamış, fakülte ve üniversite yönetiminin sorumluluklarına işaret etmişti. Geçtiğimiz süre zarfında herhangi bir önlem alınmadığını bu saldırılarla birlikte görmüş olduk.  Akademik özgürlüğü, ifade ve  örgütlenme özgürlüklerini tehdit olarak gören bir üniversite ortamında, iktidara sırtını yaslayan kampüsteki bu saldırgan grupların daha da cesaretlendirildiğine şahit olduk. SBF iç kantinde “reis masası” adı altında bir masanın kurulması, saldırgan grubun “Ankara Hukuk Ülkücüleri”, “Mülkiye Teşkilat” gibi isimlerle çeşitli faaaliyetlerde bulunması buna örnek gösterilebilir. Geçtiğimiz sene SBF’li bir kadın öğrencimizin Mülkiye Teşkilat üyesi bir başka öğrenci tarafından bıçaklanarak ağır yaralanması ve sonrasında okulu bırakmak zorunda kalması hala hafızamızdadır. Aynı saldırgan grubun bir başka üyesinin SBF içinde öğrencileri bıçakla tehdit ettiği görüntüler hala paylaşılmaktadır. 12 Ocak 2024 Cuma günü Eğitim Sen Şube Yürütme Kurulu üyeleri kampüs dekanı da olan Hukuk Fakültesi Dekanı Muharrem Özen’den bizzat görüşme talep etmesine rağmen, kendilerine randevu verilmediği gibi herhangi bir dönüş de yapılmamıştır. Fiili saldırılar hafta başında da bu sefer kampüs dışında  devam etmiş, bazı kadın öğrenciler tehdit edilerek sınava girişleri engellenmiştir. Saldırgan grubun, öğrencilerin sınav yeri ve bilgisini Hukuk Fakültesi Öğrenci İşleri’nden aldıklarını ağızlarından kaçırmaları bu grubun kollanmaktan da öte idareden açık destek aldığına işaret etmektedir. Bu nedenle Eğitim Sen, sorumluluklarını yerine getirmeleri hususunda yapılan açık çağrıya rağmen önlem almayan fakülte ve üniversite yöneticileri hakkında 17 Ocak 2024 tarihinde savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.  Özetle eğitim-öğrenim hakkı en temel haklardan biridir. Öğrencilerimizin eğitim-öğrenim hakkının engellenmesine asla izin vermeyeceğiz. Bu konuyu en kısa sürede meclis gündemine taşıyacağımızı da ilan ediyoruz. Dayanışmayla... Mülkiyeliler Birliği Eğitim Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi

Hrant Dink Ankara ve İzmir'de de anıldı

Agos gazetesi kurucusu Hrant Dink'in katledilişinin 17. yılında yapılan anmalarda, öldür emri verenlerin üzerine gidilmediği ve etkin bir soruşturma yürütülmediği vurgulandı. Ankara'daki anma İnsan Hakları Derneği tarafından şube düzenlendi ve Sakarya Caddesi'nde gerçekleşti. Açıklamayı İHD Ankara Şube EşBaşkanı Aslı Viyan Saraç okudu: "Gazeteci, insan hakları savunucusu, Derneğimizin üyesi ve sevgili dostumuz Hrant Dink 19 Ocak 2007 tarihinde katledildi. Kendisini bir kez daha sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz. Hrant Dink bu coğrafyada söylemlerinden, kimliğinden ve sisteme karşı duruşundan dolayı sistem tarafından her fırsatta ölümle tehdit edildi. Maalesef tehditlerin önüne geçilemediği için katledildi. Hrant Dink, devletin ve devletle aynı dalga boyunda düşünen, hisseden, refleks gösteren kesimlerin sinir uçlarına dokunan, harekete geçiren 1915 Ermeni Soykırımı’nın tanınması talebinde ısrarcı olmak yerine Türkiye’nin demokratikleşmesi gereğini ve önemini savundu. O ilk kez Türk toplumuna bir Ermeni olarak, Ermenilerin tarihsel ve bugünkü varlığını, yaşadıklarını, Türkiye’de bir Ermeni yurttaş olmanın ne demek olduğunu anlattı, halklar arasında diyaloğu savundu, halkların birbirini anlaması adına sürekli kamuoyuna ve devlete  çağrılar yaptı. Türkiye’de ilk olarak bir kişi televizyon ekranlarında bir Ermeni olarak konuştu, tüm açıklığıyla derdini anlattı. Devletin suç örgütleriyle iş gören karanlık odakları, Ermeni Soykırımı’nı tanımaya değil, Hrant’ın halkların birbirini anlama çağrısına; sadece BUNA, EVET, BUNA BİLE TAHAMMÜL EDEMEDİ. Onun kurduğu ve yönettiği Agos, bizlerin,bu ülkede yaşayan yurttaşların Ermeni gerçeğini anlamasında bu gerçeğe ulaşmasında bir deniz feneri işlevi gördü. Agos bir çığır açtı. İnsanlar, gittikçe daha çok sayıda insan, Türkiye’de Ermenilerin tarihini, Türkiye’de bir Ermeni olmanın hayâl edemeyeceğimiz gerçeklerini anlattı. Katlinin gerçek failleri, düğmeye basanlar, yol boyunca her şeyden haberdar olanlar, bu katliama yol verenler, göz yumanlar yargılanmadı, Türkiye’nin en baştan beri ve hâlâ demirbaşı olan cezasızlık zırhı tarafından korundular ve korunuyorlar. Şunu da unutmamak gerekiyor ki bu katliamda tetikçi olarak kullanılan Ogün Samast da geçtiğimiz günlerde tahliye edildi. Dink’in öldürülmesinin ardından geçen 17 yıla rağmen sorumlular hala ortaya çıkarıl(a)mamıştır. Sorumluların korunmasının nedeni bu konuda bağımsız, etkili ve kapsamlı soruşturmanın yürütülememesi, yani uygulanan cezasızlık politikasıdır. İnsan hakları savunucuları olarak cezasızlık politikasına hayır diyoruz! Dink cinayetinde etkili ve kapsamlı bir soruşturma talebimizi yineliyoruz. Esasen, Türkiye bir bütün olarak geçmişle yüzleşmeli, bunun için bir hakikat komisyonu kurmalıdır. İnanıyoruz ki Hrant Dink cinayeti dâhil olmak üzere işlenen binlerce faili meçhul cinayet ancak bir hakikat komisyonu marifeti ile açığa çıkarılabilir. Ancak anlaşılmaktadır ki siyasal iktidarın hakikat komisyonu kurmaya cesareti bulanmamaktadır. Türkiye’nin artık bu gerçeği anlaması ve bu siyasal iktidarın da ötekiler gibi iktidar gücünü kullanan baskıcı bir mekanizmaya dönüştüğünü ve otoriterleştiğini anlaması gerekir. İnsan hakları savunucuları olarak ülkemizde gerçek bir geçmişle yüzleşme sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz! Hrant Dink’i, katledilişinin 17. yılında bir kez daha onu sevgi ve saygıyla anıyoruz…" İzmir'deki anma ise Emek ve Demokrasi Güçleri'nce Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde düzenlendi.

Geri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 İleri

Bültene kayıt ol