LGBTİ+ derneklerinden ortak açıklama: Havle Kadın Derneği yalnız değildir

Kadınlar protesto edecek: Gezi biziz

Gezi Davası'nda verilen hukuksuz kararlar, Bakırköy Kadın Hapishanesi önünde protesto edilecek. TMMOB'lu kadınların çağrısıyla yapılacak eylemde Mücella Yapıcı, Mine Özerden ve  Çiğdem Mater ile dayanışılacak. Çok sayıda örgütlenmenin içinde yer aldığı Kadınlar Birlikte Güçlü platformu da eyleme katılım çağrısı yaptı. TMMOB İstanbul İKK Kadın Komisyonu çağrısı: Gezi Biziz; yol arkadaşlarımızı hukuksuzluk girdabına terk etmeyeceğiz! 30 Nisan’da Bakırköy Kadın Hapishanesi önünde buluşalım! 25 Nisan 2022 Pazartesi günü, Gezi Davası’nda, uzun süredir devam eden hukuk tanımaz politikaların son gösterisine tanık olduk. Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi, Can Atalay, Mücella Yapıcı ve Tayfun Kahraman’a verilen mahkûmiyet kararları bir kez daha gösterdi ki, toplumun demokrasi ve adalet talep eden tüm kesimleri korkuyla sindirilmeye ve cezalandırılmaya çalışılıyor.  Bu intikamcı baskının; barış, adalet ve demokrasiyi savunanların bulaşıcı cesaretinden korkan bir karanlıktan beslendiğini biliyoruz. Hiçbir dayanağı ve geçerliliği olmayan bu mahkûmiyet kararlarını tanımıyoruz. Kentleri, parkları, ormanları, tüm canlıların yaşam hakkını savunmaya, adalet ve barışın sesini yükseltmeye ısrarla devam edeceğiz, bu hukuksuzluğa son vereceğiz. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Kadın Komisyonu, 30 Nisan Cumartesi günü saat 15:00’te, Bakırköy Kadın Hapishanesi önünde, Mücella, Çiğdem ve Mine için buluşmaya, şarkılar, balonlar, halaylarla, Bakırköy’den Silivri’ye arkadaşlarımızı selamlama çağrısında bulunuyor. Gezi Biziz, Hepimiz Oradaydık diyen hepimiz, bu hukuksuzluğa karşı ses çıkarmak ve tutsak edilen arkadaşlarımızın yanında olmak için orada olacağız!

Binden fazla avukat Ankara’da İstanbul Sözleşmesi’ni savunuyor

Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun (EŞİK) çağrısıyla  Türkiye’nin 73 barosundan bini aşkın kadın avukat hukuksuzluğa ‘dur‘ demek için Ankara’da buluştu. Bugün Ankara’da Danıştay’da görülmekte olan davada, İstanbul Sözleşmesi’nin savunması yapılacak. Eril şiddetin her gün en az üç kadını yaşamdan kopardığının her gün en az üç şüpheli kadın ölümünün üstünün örtüldüğünün vurgulandığı EŞİK açıklamasında, 20 Mart 2021 tarihinde İstanbul Sözleşmesi hakkında hukuka aykırı bir kararla fesih bildiriminin yayınlandığına değinildi.  Açıklamada şunlar aktarıldı: “Fakat şiddet gittikçe yükseliyor, şiddetle mücadelede İstanbul Sözleşmesi’nin önemi ve etkin uygulanması zorunluluğu her geçen gün biraz daha artıyordu. Danıştay, fesih kararının hemen ardından açılan yürütmeyi durdurma davalarını dikkate alıp bu hukuksuz kararı iptal ederek fesih kararından cesaretlenen kaç kadın katilini fiilinden caydırmış olacaktı asla bilemeyeceğiz. Ancak şunu biliyoruz; kadınların eşit ve şiddetsiz bir hayat sürmeleri için İstanbul Sözleşmesi elzemdir. Bu yüzden Sözleşme’den asla vazgeçmeyeceğiz.” Fesih kararına ilişkin yürütmenin durdurulması ve kararın iptali talebiyle pek çok kadının, kadın örgütünün, baroların, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların ve siyasi partilerin açtıkları 200’ü aşkın davadan duruşma tarihi belirlenenler, yarın esastan görüşülecek. EŞİK tarafından kararın önemine ise ilişkin şu ifadeler kullanıldı: “Verilecek karar, sadece İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının hukuksuzluğuna ve buna yönelik iptal taleplerimize ilişkin olmayacak. Aynı zamanda, hukukun ayaklar altına alındığı mevcut bağlamda, Türkiye’nin geleceği ve hukukun üstünlüğü adına belirleyici olacak.” İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin olarak şunlara yer verildi: “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek Anayasa’daki eşitlik ilkesinden, şiddeti önlemek ve maruz bırakılanları korumakla ilişkili diğer yasalardan vazgeçildiğinin, devletin kadın erkek eşitliği ve kadına karşı şiddeti önleme politikasını terk ettiğinin tüm dünyaya ilan edilmesidir.” TBMM’de yasayla kabul edilen uluslararası bir sözleşmeden tek kişilik kararla çıkılmasının Sözleşme’nin kendisinin önemini de aşan bir önemi olduğunun belirtildiği açıklamada şunlar aktarıldı: “Bu karar Sözleşme’nin referans aldığı ve Türkiye’nin de taraf olduğu tüm temel insan hakları belgelerinden de çekilebileceği anlamına gelmektedir. Bu sebeple, İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak sadece kadınların değil, demokratik bir ülkede adaletli ve insanca yaşamdan yana olan herkesin sorumluluğudur.” EŞİK tüm kadınları, kadın ve LGBTİ+ örgütlerini, baroları, emek ve meslek örgütlerini ve siyasi partileri; eşit ve şiddetsiz bir yaşam isteyen herkesi hep birlikte hukuka ve İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya çağırdı.

Meksika'da kadınlar şiddete ve cinayetlere karşı sokakta

Güney Amerika'da kadına karşı şiddetin en yüksek olduğu ülke, kitlesel kadın protestolarına sahne olmaya devam ediyor. Başkent Meksiko ile en büyük ikinci kent Monterrey'de gösteriler düzenleyen kadın örgütleri, devleti adaleti yerine getirmeye çağırdı. 21 Nisan'da ülkenin kuzeyinde ölü bulunan 18 yaşındaki Debanhi Escobar cinayetini kınayan sloganlar atan suçluların bulunmasını ve hak ettikleri şekilde cezalandırılmasını talep etti. Meksika'nın sadece Nuevo Leon eyaletinde, yılbaşından bu yana en az 30 kadın cinayeti işlendi.  

1000 kadından çağrı: Aysel Tuğluk için adalet

Altı yıldır cezaevinde tutulan Aysel Tuğluk, demans hastalığına yakalanması nedeniyle kendi bakımını yapamıyor. Ve mahkumiyet koşullarında durumu giderek kötüleşiyor. Buna rağmen Aysel Tuğluk hapiste tutulmaya devam ediliyor. Konuyla ilgili “Aysel Tuğluk için 1000 kadın” topluluğu basın toplantısı yaptı. Toplantıda oyuncu Deniz Türkali, uzman doktor Pınar Saip, uzman doktor Emel Gökmen, avukat Elif Taşdöğen, Aysel Tuğluk'un kuzeni ve gazeteci Gülsen Yüksel konuşma yaptı. Basın açıklamasını okuyan ve Aysel Tuğluk'un yalnız olmadığını vurgulayan Deniz Türkali şunları söyledi: "Bir siyasetçi ve hukukçu olan Aysel Tuğluk altı yılı aşkın bir süredir cezaevinde. Cezaevinde tek başına hayatını idame ettirmesinin gün geçtikçe imkansızlaştığı görmezden geliniyor. Siyasi saiklerle devam eden yargı sürecinde ve günlerce süren duruşmalarda, Aysel Tuğluk, SEGBİS salonlarında beklemek zorunda bırakılıyor.  Bizimle beraber birçok platformda çağrılar, eylemler ve kampanyalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Sağlıklı yaşam hakkına ve insanca yaşama saygılı Aysel’in dostları, yoldaşları ve binlerce kadınla beraber mücadele sürüyor. Aysel Tuğluk’un yaşadığı ağır hastalığa ilişkin yetkili sağlık kurumlarının hazırladığı 'cezaevinde kalamaz' raporlarının dikkate alınmasını, hukuka, insan haklarına uygun bir karar verilmesini, Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılarak tedavi olmasının sağlanmasını, bunun için derhal harekete geçilmesini talep ediyoruz.  Bu talepler bugün 54 ülkeden 6 bini aşkın kadının imzasını, çok daha fazla kadının irade beyanını taşıyor. Aysel Tuğluk’a karşı geliştirilen haksız tutum aynı zamanda kadın mücadelesine yönelik tutumun da bir göstergesidir. Kadın mücadelesinin ve barış mücadelesinin bir parçası olan Aysel Tuğluk’a yaşatılanlar, biz kadınların haklarımız ve hayatlarımız için sürdürdüğümüz mücadelenin gerekçelerinden birisidir." Ölmeden tahliye edilmesi gerekir Aysel Tuğluk'un hastalık sürecinden bahseden Gülsen Yüksel "Aysel'in unutkanlıkları annesini kaybetmesi, cenazede yaşanan olay ve cezaevinde olması nedeniyle başladı. Daha sonra pandemi koşulları unutkanlığını artırdı. Şu an yaşıt iki insan gibi konuşamıyoruz. Onunla bir çocukla konuşur gibi konuşuyorum. Aysel'i ölümüne beş kala tahliye edeceklerse söylesinler" dedi. Mahkûmiyeti en azından ertelenmelidir Tuğluk'un hastalığının teşhis aşamasını ve hukuk sürecini anlatan Avukat Elif Taşdöğen "İlk başta Tuğluk'a alzheimer teşhisi koyuluyor. Daha sonra 6 aylık bir süreç sonunda Demans teşhisi koyuluyor ve Tuğluk'un yalnız kalamayacağı, temel ihtiyaçlarını yalnız gideremeyeceği raporlanıyor. Tüm bunlara rağmen tahliye edilmiyor. Savcı, sağlık kuruluşlarının verdiği bilgi, mahkûmun arkadaşlarının ve cezaevi kurumunun verdiği bilgi doğrultusunda infaz durumunu erteleyebilir veya mahkûmiyete ara verebilir. Ama ısrarla dar bir pencereden bakarak karar veriyor" diye belirtti. Demans hastalığı ile ilgili bilgi veren Gökmen "Demans hastalarının bakımları ya sağlık çalışanları ya da hastanın yakınları tarafından yapılmalıdır, çünkü psikolojik olarak etkileyecektir. İnsan hakları bakımından ve mahkûm arkadaşlarının hakları bakımından, Tuğluk'a bakmalarını istememeliyiz. Yarın değil bugün bir şey yapılması gerekiyor. Hapishanede bir gün daha kalması onun hastalığının süreci için iyi değil" dedi. Hasta mahkûmların da sağlık hizmeti alma hakkı var Cezaevlerindeki sağlık hizmeti koşullarından bahseden Uzman Doktor Pınar Saip, "Nitelikli sağlıklı koşulların olmadığı ortamda mahkûm olmak da hasta olmak da büyük sorun. Bugün bununla karşı karşıyayız. Bu sorunları sadece Aysel değil birçok kişi yaşıyor. Hasta mahkûmların da diğer insanlar gibi sağlık hizmeti alma hakkı var. Aynı zamanda biz hekimler karşımıza gelen mahkûm hastanın dosyasında suçunu görebiliyoruz. Bu büyük bir ayrıma sebep oluyor. Biz hekimlerin, hekim etiği doğrultusunda hareket ederek tercihimizi hastanın iyileşmesinden yana kullanmalıyız. Tuğluk için Adli Tıp Kurumu'nun kararı tekrar değerlendirmesi gerekiyor. Artık cezaevlerinde sürekli hekim yok. Sürekli hekim olması önemli. Çünkü hasta kayıtlarını, süreci düzgün takip ediyorlar. Sevk geç alınıyor, ambulanslar yetersiz. Bu sebeple gecikmeler sürekli oluyor. Aynı zamanda hastalar sağlık hizmetine ulaşabiliyorlar mı, bununla ilgili denetim yapılması gerekiyor. Hapishane koşulları demans hastalığı için daha da kötüleştirici etki yapıyor" dedi.

Hasta tutsak Aysel Tuğluk'a özgürlük!

Aysel Tuğluk İçin 1000 Kadın İnisiyatifi, ağır hasta olan ve buna rağmen hala hapiste tutulmaya devam eden Aysel Tuğluk için bir basın açıklaması düzenleyecek. Basın açıklamasına çağrı metni şöyle: "Sizleri Aysel Tuğluk'un Özgürlüğü için Düzenlediğimiz Basın Toplantısına Davet Ediyoruz Biz kadınlar, Aysel Tuğluk’un yaşamı boyunca sürdürdüğü kadın hakları, barış ve demokrasi mücadelesinin tanığıyız.
 2016 yılından bugüne kadar tutuklu bulunduğu cezaevinde tedavi edilmesi mümkün olmayan ağır sağlık sorunları nedeniyle derhal tahliye olması gerektiği yönündeki raporlara rağmen, tahliyesinin siyasi kararlarla engellendiğinin de tanığıyız. Bizler bu tanıklığımızı, Aysel Tuğluk’un sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmemesine karşı uzunca bir süredir bir arada ses yükselten Aysel Tuğluk İçin 1000 Kadın olarak ısrarla sürdürmekteyiz. Bu ısrarımızla, ülkenin ve dünyanın dört bir yanında yaşayan ve imzalarıyla bir araya gelen kadınlar olarak, 22 Nisan 2022, Cuma günü, saat 12.00’de, Aysel Tuğluk için özgürlük ve adalet talebi ile birlikte, son durumuna ilişkin bilgi paylaşımında bulunacak konuşmacıların da katılacağı bir basın toplantısı düzenliyoruz. Sizleri basın toplantısına katılarak kadın dayanışmasını güçlendirmeye, Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutsaklar için dayanışmayı sürdürmeye çağırıyoruz. Aysel Tuğluk İçin 1000 Kadın 1000kadin.org twitter.com/BinlerceAysel TOPLANTI YERİ: Karşı Sanat Çalışmaları Salonu, İstiklal Cad. Aznavur Pasaj, No:108 K:6, Beyoğlu/İSTANBUL TOPLANTI TARİHİ & SAATİ: 22 Nisan 2022, Cuma, 12.00"

Erkek şiddeti raporu: Erkekler en az 25 kadın ve 3 çocuğu öldürdü

Bianet, yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği erkekler tarafından kadınlara yönelik cinayetlerin ve şiddete ilişkin Mart 2022 raporunu yayımladı. Rapora göre, geçen ay erkekler en az 25 kadını ve üç çocuğu öldürdü, üç kadına tecavüz etti, 51 kadına şiddet uyguladı, 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, beş kadını taciz etti, 93 kadını da seks işçiliğine zorladı. Kadın cinayetleri Mart’ta en az 19 kadının ölümü (Diyarbakır (2), Kırıkkale (1), Antalya (1), Sinop (1), Bursa (1), İstanbul (4), Samsun (1), Van (1), Urfa (1), Edirne (1), Kayseri (1), Karaman (1), Mersin (1), Düzce (1), Yalova (1)) basına şüpheli olarak yansıdı. Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Türkmenistan, biri Afganistan biri de Kırgızistan’lıydı. Erkekler en az altı kadını “koruma” veya “uzaklaştırma” kararına rağmen öldürdü. Erkeklerin 18 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler yedi kadını ayrılmak istediği, iki kadını da ekonomik sorunlar için öldürdü. 19 kadını kocası, eski kocası veya sevgilisi öldürdü. İki kadını oğlu, bir kadını babası, bir kadını akrabası öldürdü. İki kadını öldüren dört erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. Erkekler, kadınların yarısından fazlasını ev içinde öldürdü. Erkekler, 15 kadını ev içinde, 10 kadını işyeri, ormanlık alan, sokak, hastane gibi ev dışı alanlarda öldürdü. Erkekler, kadınları yarısından fazlasını ateşli silahla öldürdü. Erkekler, 10 kadını ateşli silahlarla, dokuz kadını kesici aletle, bir kadını balkondan atarak, beş kadını da boğarak öldürdü. Çocuk cinayetleri Erkekler Mart’ta en az üç çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay sayı dörttü. Bir çocuğu erken yaşta zorla evlendirilmek istendiği erkek, iki çocuğu da babası öldürdü. İstanbul, Edirne ve Ankara’da üç çocuğa babası şiddet uyguladı. Malatya’da bir çocuk şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Cinsel saldırı ve tecavüzler Basına yansıyan bilgilere göre erkekler, Mart’ta en az üç kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı dokuzdu. Bir kadına kuzeni, bir kadına doktor, bir kadına da bindiği aracın şoförü tecavüz etti. Erkeklerin kadınlara tecavüz ettiği iller Taciz Mart 2022’de erkekler en az beş kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay 11 idi. Erkekler, dört kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Erkekler bir kadının da görüntüsünü sosyal medyada yayınladı. Erkekler beş kadını ev dışı alanlarla taciz etti. Kadınları taciz eden beş erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. Çocuk istismarı Erkekler, Mart’ta en az 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 25 idi. En az 7 çocuğu istismar eden 10 erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. İki çocuğu öğretmeni, bir çocuğu patronu, bir çocuğu akrabası, bir çocuğu da okul çalışanı erkek istismar etti. Erkekler, 12 çocuğu okul, sokak gibi ev dışı alanlarda istismar etti. Şiddet, yaralama Erkekler, Mart’ta en az 51 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 68 idi. Erkeklerin şiddet uyguladığı dokuz kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az altı kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı. Erkeklerin şiddet uyguladığı iki kadın Suriyeli bir kadın da Iraklıydı. En az 41 kadına kocası, sevgilisi, eski kocası/sevgili şiddet uyguladı. İki kadına oğlu, bir kadına da şoför şiddet uyguladı. En az yedi kadına şiddet uygulayan erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. Erkeklerin 39 kadına şiddet uygulama bahanesi basına yansımazken, erkekler 12 kadına ayrılmak istediği, barışmak istemediği için şiddet uyguladı. Erkekler, 39 kadını darp ederek yaralarken, altı kadını ateşli silahlarla altı kadını da kesici aletle yaraladı. Erkekler, 20 kadını kuaför salonu, iş yeri, otobüs, ormanlık alan gibi ev dışı alanlarda, 27 kadını ev içinde yaraladı. Erkeklerin dört kadını nerede yaraladığı bilgisi basına yansımadı. Seks işçiliğine zorlama Erkekler Mart’ta en az 93 kadını seks işçiliğine zorladı. Geçen yıl aynı ay bu sayı, 66 idi. Seks işçiliğine zorlanan 36 kadın Türkiye vatandaşı değildi. Seks işçiliğine zorlananlar arasında çocuklar da vardı.

AKP kadına şiddeti önleyebilir mi?

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve sağlık çalışanlarının özlük haklarına ilişkin yapılan bazı düzenlemeler, TBMM başkanlığına sunuldu. TBMM’nin kendi sitesindeki habere göre, yapılan düzenlemelerin içerisinde kadına yönelik şiddetle alakalı olarak; faile uygulanan takdiri indirimler sınırlandırılacak, yani artık kılık kıyafetine özen göstermesi bir takdiri indirim nedeni olmayacak; kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında kasten öldürme/yaralama, işkence, eziyet suçlarının cezası arttırılacak; kasten öldürme suçunun cezası müebbet iken, kadına yönelik kasten öldürme ağırlaştırılmış müebbet ile cezalandırılacak; ısrarlı takip suçuna 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek; kadına yönelik uygulanan işkence suçu 3 yıl olan alt sınır 4 yıla, eziyet suçu 2 yıl olan alt sınırdan 2 yıl 6 aya yükseltilecek.  Olumlu gelişmeler gibi görülen bu düzenlemelere yakından bakıldığı zaman hâlâ pek çok açıdan yetersiz. Örneğin, bir failin mahkemeye takım elbisesi ile gelmesinin, iyi hal indirimi olarak da bilinen takdiri indirimden yararlanmasına bir etkisi olmayacak. Fakat, “Failin pişmanlık içermeyen davranışları, takdiri indirim nedeni olarak kabul edilmeyecek... Takdiri indirim uygulanması halinde ise gerekçeleri kararda mutlaka gösterilecek” diye devam eden haberde, kararın pişmanlığa göre verileceği belirtilmiş, ancak bu pişmanlığın tanımı/seviyesi/belirleyici unsuru muallak ve hakimin inisiyatifine bırakılıyor.  Israrlı takip suçunu ele alırsak, ısrarlı takibe 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verileceği belirtilmiş. Türk Ceza Kanunu Madde 51’e göre: “İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir”. Erteleme kararının verilmesi, daha önce kasıtlı suç işlememiş olma ve yargılama sürecinde pişman olma ve tekrar suç işlemeyeceği kanaatinin oluşması gibi koşullara bağlanmış. Yani ısrarlı takip suçu ile yargılanan birinin cezasını hapis yatmaksızın, paraya çevirebilme durumu var ve bu durum caydırıcılığı engelliyor.  Kadınların tüm karşı çıkmalarına rağmen uygulamadan kaldırılan İstanbul Sözleşmesi ve uygulamadan kaldırılmak istenen 6284 Sayılı Kanun kadına şiddet ile kapsamlı bir şekilde mücadele etmenin yöntemlerini geniş bir perspektiften, kapsayıcı bir şekilde gösteren sözleşme ve kanunlar. 6284 Sayılı Kanun’un amacı “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemek.” Taciz amaçlı takip için olduğu kadar, farklı şekildeki şiddet biçimlerini de kapsayan İstanbul Sözleşmesi ise kadına karşı şiddeti sona erdirmek için bütüncül bir yaklaşımla bir dizi öneriye sahip: Şiddeti, kovuşturmak, ortadan kaldırmak; kadınları güçlendirmek, eşitliği yaygınlaştırmak; tüm mağdurların korunması ve tüm bunlar için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak.  Kanunda yapılmak istenen değişiklikler muallak, yetersiz ve şiddeti önlemek için bütüncül yöntemler sunmuyor. Kadına yönelik şiddeti gerçekten ortadan kaldırmak istiyorsak, bize en az 6284 Sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi gibi şiddetle gerçekten mücadele eden yöntemler lazım.Üstelik mevcut kanunlarla kadını korumak yerine hemen her vakada katillere iyi hâlden indirim veren yargı alanında kanunların farklı uygulanmasına kapı aralayan siyasi yaklaşım çok açık değil mi? Kadınların maruz kaldığı şiddetle mücadele hakimlerin savcıların “iyi niyetine” terk edilemez. Dila Ak (Sosyalist İşçi)

Şubat ayında kadınların mücadelesi

Kolombiya, Fransa ve Hindistan'da kadınların haklı mücadeleleri ve kazanımları... Kolombiya’da kürtaj hakkı kazanımı Arjantin ve Meksika’nın ardından Kolombiya’da kadınların kürtaj hakkı mücadelesi sonuç verdi. Kolombiya’da hamileliğin ilk 24 haftasında kürtaj yasal hale geldi. Arjantin ve Meksika’daki kazanımların ardından diğer Latin Amerika ülkelerinin de bu kazanımları takip etmesi bekleniyordu. Kolombiya’daki bu kazanımla beraber son iki yılda Güney Amerika’da  üç ülkede kürtaj hakkı tanınmış oldu. Kararın ardından “Yeşil Dalga” olarak bilinen üreme hakları aktivistleri, Kolombiya Anayasa Mahkemesinin önünde bir araya geldi ve kürtaj hakkının tanınmasını kutladı. Eylemciler, tıpkı Arjantin ve Meksika kazanımlarının Kolombiya’daki etkisi gibi bu kazanımın da başka Latin Amerika ülkelerini etkilemesini umuyor.  Önceden Kolombiya’da yalnızca annenin hayatını tehdit eden durumlarda ve tecavüz ya da ensest sonucu meydana gelen hamileliklerde kürtaja izin veriliyordu. Kolombiya’da her yıl yaklaşık 400.000 kürtaj gerçekleştiği düşünülüyor. Fakat bunların yalnızca %10’u yasal yollarla gerçekleştiriliyor. Bu da yüz binlerce kadının güvensiz, tehlikeli yollardan kürtaj yaptırmak zorunda kalması anlamına geliyor. Bununla birlikte şimdiye kadar yasal olmayan yollardan kürtaj yaptıran yüzlerce kadına cezai yaptırımlar uygulandı, bunların arasında henüz reşit olmayan kız çocukları da vardı. Fransa’da bir trans kadın anne olarak tanındı Geçtiğimiz ay, Fransa’da ilk defa trans bir kadının anneliği tanındı. Toulouse’da temyiz mahkemesinin verdiği karara göre trans kadın Claire, doğum belgesinde çocuğunun annesi olarak tanındı. İki çocuk sahibi kadın, çocuklarının annesi olarak tanınmak için yıllardır mücadele ediyordu. Trans bir kadın olduğu için çocuklarının ne annesi ne babası olarak tanınıyordu.  Yıllar sonunda mahkeme tarafından çocuklarının annesi olarak tanınan kadının avukatı M Clélia Richard, durumu: “Claire bir kadın ve bir ebeveyn, dolayısıyla bir anne” diyerek özetliyor ve bu kararın çocuk sahibi translar için devrimci bir adım olduğunu ifade ediyor. Karnataka’da üniversitede başörtüsü yasağı eylemleri Hindistan’ın Karnataka eyaletinde başörtüsü yasağı kadınlar tarafından ülkenin dört bir yanında protesto edildi. Geçtiğimiz aylarda bir grup başörtülü öğrencinin Udipi bölgesindeki üniversiteye girişinin engellenmesi üzerine öğrencilerin başlattığı protesto tüm ülkede ses getirdi. Videolarının internette yayılmasıyla bu yasak, Hindistan’ın dört bir yanında ses getirdi ve pek çok şehirde dayanışma eylemleri gerçekleşti.  Bu yasak, Hindistan’da aşırı sağın azınlıkların hayat pratiklerine, inançlarına, giyimlerine yönelik saldırılarının bir parçası olduğu gibi başörtülü kadınların eğitim hakkını ellerinden almaya yönelik cinsiyetçi bir saldırı. Hukukçular, bunun temel hakların askıya alınması anlamına geldiğini ifade ediyor. İran’da, Afganistan’da kadınlar başörtüsü takmaya mecbur bırakılırken ve başörtüsü takmayı reddeden kadınlar şiddet görürken Hindistan’da başörtülü kadınların eğitim hakkına saldırılıyor. Her ne kadar dayanakları birbirinden farklı olsa da kadın düşmanlığı ve kadınların kendi giyimi, bedeni, hayat pratikleri üzerinde söz sahibi olma hakkına yönelik saldırılar dünyanın pek çok yerinde varlığını sürdürüyor. Sağcı iktidarlar, diğer tüm dezavantajlı gruplara olduğu gibi kadınlara yönelik saldırılarından vazgeçmiyor. Bununla beraber kadınlar, kendi bedenleri ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmak için mücadeleden bir an için vazgeçmeyecek!

Ankara’da engelleme çabasına rağmen kitlesel Feminist Gece Yürüyüşü

Ankara’da polisin engellemesine rağmen binlerce kadın Sakarya Caddesi’ni doldurdu.

Geri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 İleri

Bültene kayıt ol