İran'da yemek protestoları: 'Zamlar geri alınsın, cumhurbaşkanı istifa!'

Katil Putin çocukları öldürüyor

Suriye'de sivil halkı katleden Putin ve Rus ordusu, Ukrayna'nın Mariupol kentinde binden fazla çocuk ve kadının sığındığı tiyatro binasını vurdu. Rus ordusunun hava saldırısı sonucu 103 çocuk hayatını kaybetti. 130 çocuk yaralandı. Binanın üzerinde Rusça "çocuklar" yazdığı halde bile bile vurdular. Suriye savaşında da en az 29 bin çocuk katledilmişti. Rus ordusunun bombardımanı sonucu bugüne kadar 439 eğitim kurumunun hasar gördü. Bunlardan 63'nün tamamen yıkılarak kullanılamaz hale geldi.

Neden ırkçılığa karşı yürüyoruz?

İngiltere’de pek çok şehirde ırkçılık karşıtları sokağa çıkıyor. Sam Ord,  BM ırkçılık karşıtı gün için yapılacak protestolara neden katılacakları hakkında aktivistlerle konuştu. 19 ve 20 Mart'ta, BM ırkçılıkla mücadele gününde düzenlenen protestoların bir parçası olarak Glasgow, Londra ve Cardiff'te binlerce kişi yürüyecek.  Doğu Londra'da altıncı sınıf öğrencisi olan Diana, ırkçılık karşıtı bir okul inşa etmenin hayati olduğunu söyledi. “Black Lives Matter hareketi başladıktan sonra, okulumuzda ırkçılık karşıtı toplantılar yapıldı. Ama iki yıl sonra, bu tür toplantılar durdu. Öğrenciler olarak, ırkçılık karşıtı eğitimin yıl boyunca nasıl olması gerektiği konusunda öğretmenlerimizle konuşmamız gerekiyor. İstediğimiz değişikliği görmek için öylece bekleyemeyiz. Öğrenciler yol göstermeli. Müfredatımız hala çok beyaz ve ağırlıklı olarak Batı perspektifinden öğretiliyor. Benimki gibi çeşitliliğe sahip bir okulda öğrendiklerimizin çeşitliliği yansıtması iyi olur.” Diana, gösterileri kendisinin ve diğer öğrencilerin inşa ettiğini söyledi. “Afişler asıyor ve öğretmenlerimizle konuşuyorduk. Öğretmenlerimiz bize bununla ilgili mecliste bir duyuru yapabileceğimizi söylediler. Ayrıca 'Irkçılığa karşı Newham öğrencileri' pankartı da yapacağız." Gösteriye katılmasının nedenlerinden birinin okulunda meydana gelen ırkçı bir olay olduğunu da sözlerine ekledi. “Geçen yıl aslen Yemenli olan bir arkadaşıma okuldaki diğer bir grup erkek çocuk tarafından aşağılayıcı ifade kullanıldı. Desteklendiğini yeterince hissetmedi ve sonunda okulu bıraktı.  Gösteri yapıyor olmamın nedeni sadece bunun gibi ırkçı olaylar değil,  aynı zamanda ırkçılığın kurumsal halini de görüyor olduğum için. Newham'da yaşıyorum ve okulumdaki genç siyah erkeklerin sürekli polis tarafından hedef alındığını biliyorum. Yükselen ırkçılık karşısında, öğrencilerin ön planda olduğu daha büyük bir ırkçılık karşıtı hareket inşa etmemiz gerekiyor.” Mültecilerle dayanışma Maddy Summerfield, Manchester'daki mülteci yardım kuruluşu Care4Calais'in bölgesel lideri. Yürüyüşün "mülteciler sadece Ukraynalılar değildir ötesine taşımak gerekir - çünkü bir mültecinin milliyeti olmamalıdır" dedi ve ekledi: “Onlar ne yazık ki ülkelerinde güvende olmayan veya yaşayamayan insanlar. Bu insanlar tıpkı onlardan öncekilerin çoğu gibi çatışmadan ve savaştan kaçıyorlar. Dayanışma göstermemiz gerekiyor.” Maddy, bazı taleplerin derhal gündeme getirilmesi gerektiğine ve İçişleri Bakanı Priti Patel ile Muhafazakar meslektaşlarının “yıllardır binlerce sığınmacıya yaptıkları gibi sınırdaki Ukraynalılara da sırtlarını döndüklerine” inanıyor. "İlk 50 vize, İngiltere hükümetinin Ukrayna için elinden geleni yapacağı söylemiyle çelişiyordu. Mevcut iltica sisteminde pek çok kusur var – yetersiz konaklama ve insanlar geldiğinde besleyici yemeklerin olmaması, ancak asıl meselenin buraya gelmek olduğunu biliyoruz. İnsanlar her gün hayatlarını riske atıyor ve sınırda geçişte ölümlerini duyuyoruz. Yolculuklarının başlangıcından başlayarak sistematik bir değişime ihtiyacımız var.” Care4Calais gönüllüleri için ırkçılara karşı kitlesel protestolar düzenlemek hayati önem taşıyor. Maddy, “Sığınmacıların haklarını destekleyen herkesin dayanışma göstermek için bir araya gelmesi inanılmaz derecede önemli.” Dedi ve şöyle devam ettİ “BM ırkçılık karşıtı günde Irkçılığa Karşı Yürüyüşün düzenlenmesine yardımcı olmak için SUTR ile yakın bir şekilde çalışıyoruz. Müttefiklerimizle eşitlik ve adalet çağrılarını sürdürmeyi dört gözle bekliyoruz.” 'Irkçı sistemi yıkın' Jeandre, Liverpool'da bir üniversite öğrencisi. Muhafazakar partiinin baskıcı, ırkçı uygulamalarına karşı kampanyaları destekliyor. "Protesto karşıtı yasa tasarılarının ruhları kırarak, insanları bölerek ve siyasi eylemi suç haline getirerek hareketleri yenmeyi umduğu" için yürüyeceğini söyledi. “Bu yasa tasarıları, polise daha fazla yetki vererek, topluluklar üzerinde yıkıcı etkileri olacağı için, içinde yaşadığımız ırkçı sistemi pekiştiriyor.” Jeandre, Priti Patel'e ve onun sattığı ırkçılığa kızgın. Patel'in mültecilere, Romanlara ve göçmenlere aktif olarak saldırdığını söyledi. "Bunu, kurulu düzene bir tehdit oluşturduğu için Black Lives Matter gibi hareketleri kırmaya çalışırken yapıyor. O ve hükümet tarafından düzenlenen ırkçı saldırılara karşı çıkılmalıdır.  Ve ırkçılık karşıtı bir hareketin inşası da işçi sınıfının ırkçılık karşıtlığını umursadığını ve karşı koyabileceğini gösteriyor." Jeandre, "tüm mücadelelerin bağlantılı olduğunu" ve ırkçı böl ve yönet taktiklerinin kapitalizmin gelişmesine izin verdiğini açıkladı. Jeandre, Boris Johnson'a karşı mücadeleyi yeniden alevlendirmek için mümkün olan en yüksek katılımın geçekleşmesini istiyor. “Hükümet için, ırkçılık ve ikiyüzlülüklerine karşı haykıran insanlarla dolu bir sokaktan daha korkutucu bir şey olamaz” dedi. “Çoğunluğa fayda sağlayan yeni bir sistem oluşturmalıyız. Ne zaman protesto etsek, ırkçılığın olmadığı bir geleceğe bir bakış atıyoruz.” 'Savaş ırkçılık yaratır' Muhammed Asif, İskoçya'da ırkçılığa karşı bir Afgan aktivisti. . Emperyalizmin yol açtığı ırkçılığa karşı çıkmak için Glasgow Irkçılığa Karşı Yürüyüşe katılıyor. Şunları söyledi: “Vladimir Putin, Tony Blair, Joe Biden ve NATO, krizleri yaratan aynı suçlu, savaş çığırtkanı, emperyalistlerdir. Dolayısıyla bu yıl, savaşın getirdiği şeyin ırkçılık olduğunu dünyaya anlatmak için protesto etmemiz önemli. Savaşın veya diğer herhangi bir saldırganlığın esas kurbanları kadınlar ve çocuklardır.  Ve şimdi bu tehdit Avrupa'nın eşiğinde." Muhammed, çeşitli mülteciler için politikalardaki farklılıklara seslendi. "Ukrayna halkına desteğimi ve dayanışmamı sunuyorum ama birdenbire Avrupalı liderler 'Ah, bu üzücü' diyor. Üzücü ama NATO'nun ülkemi ve Irak'ı, Suriye'yi, Libya'yı, Yemen'i ve Sudan'ı bombalaması da üzücüydü. Kurbanlar arasındaki tek fark kökenleri ve dinleridir. Ukraynalıların acısını hissedebiliyorum ama hükümetler seçici olmamalı. Milyonlarca kişinin öldüğü Irak'taki savaşı unutmamalılar." Muhammed, BM ırkçılık karşıtı gün protestolarının hayati olduğunu özetledi. “Binlerce insanın görünür olduğu gösterilerin olması önemli” dedi. Jade, Güney Londra'daki Black Lives Matter aktivisti.  Irkçılığa Karşı Yürüyüş'ün ilerlemeyi sürdürmek için hayati önem taşıdığını çünkü hala eşitlik olmadığını" söyledi. “Siyah insanlar hala dünya çapında profillendiriliyor ve kötü muamele görüyor. . Siyah insanlar hala ABD'de polisler tarafından vuruluyor ve İngiliz hapishanelerinde temel bakım hizmetlerine erişimleri reddediliyor. Bunların tamamı tenimizin rengi yüzünden. Metropolitan polis şefi Cressida Dick'in istifa etmesi, polisin derinden ırkçı bir kurum olduğu gerçeğini özünde değiştirmedi.” Jade herkesi protestolara katılmaya çağırıyor çünkü “mücadele ivmesinin azalmasına izin verirsek, beyaz üstünlüğüne karşı savaşı yavaş yavaş kaybederiz. Asgari düzeyden memnun olmamalıyız” diye vurguladı. Jade, polis, suç,  ve ceza yasaları hakkında endişeli. Çünkü bunlar protesto eden herkesi etkileyecek, polis eğitimi ve polislerin kendi önyargıları yoluyla insanlıktan çıkarılmaları nedeniyle en çok siyahları hedef alacak. Bu yasa, barışçıl protestoculara yönelik şiddetin tırmanması anlamına geliyor. Bu, siyah protestoculara yönelik artan bir kriminalizasyon ve fiziksel polis şiddeti riski yaratıyor.” Jade özetledi, "Tasarı kesinlikle ilk etapta protestolara gitme konusunda tereddüt yaratacak, bu yüzden morali yüksek tutmamız gerekiyor. Hepimizin ırkçılık karşıtı hareketi inşa etmek için çalışmaya devam etmesi gerekiyor çünkü hâlâ aşırı ırkçı bir toplumda yaşıyoruz. Kapitalizmden arınmış, adil bir dünyada yaşayana kadar durmamalıyız - daha gidecek çok yolumuz var.”  Bulunduğunuz yerde protestolara katılın.

Uluslararası Sosyalist Akım: Derhal ateşkes sağlanmalı ve Rusya birlikleri Ukrayna’dan çekilmeli

Dünyanın çeşitli ülkelerinde mücadele eden - aralarında DSİP'in de bulunduğu - devrimci sosyalist örgütlenmelerin Putin'in Ukrayna savaşı ve işgaline karşı yaptığı ikinci açıklama ve mücadele çağrısı:  • Rusya’nın 24 Şubat’ta gerçekleştirdiği Ukrayna işgali, emperyalist bir saldırı eylemidir ve Ukrayna halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal etmiştir. Ukrayna halkı için bir meşru müdafaa hakkı doğmuştur. Bununla beraber, ABD öncülüğünde ve NATO üzerinden örgütlenen Batılı emperyalist güçler bağlamında bakıldığında ise bunun, Rusya’ya karşı yürütülen bir vekalet savaşı olduğu görülüyor. Bu savaş, geçmişte sömürge durumunda olan bir ülkenin hem o sömürgeci güçler tarafından yeniden işgali hem de ABD ile Rusya müttefikleri arasında süregiden, emperyalistler arası bir çekişmenin uzantısıdır. Bizler sadece bu taraflardan bir tanesinin değil, her iki emperyalist gücün de karşısındayız. İşgale direnen, buna hakkı olan Ukrayna halkının yanında olduğumuzu, NATO’yu ve onun Doğu’ya doğru yayılma politikalarını kabul edilebilir bulmadığımızı vurgulamak isteriz. • Bu çatışmanın emperyalistlere özgü niteliği, Kiev yönetiminin Batı’yı sıcak savaşa çekme planlarıyla da doğrulanmış oldu ki bu aynı zamanda, NATO’nun Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etme konusundaki bitmek tükenmek bilmeyen dayatmalarını da açıklığa kavuşturuyor. Tüm bunlar, NATO ve Rusya birliklerini kaçınılmaz bir çatışmaya sürüklemektedir. Bu sürecin devamında, sadece Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in doğrudan nükleer misilleme tehdidinde bulunmasından dolayı değil, aynı zamanda Rusya'nın savaş bölgesindeki konvansiyonel üstünlüğü nedeniyle de iki tarafın gerçekten bir nükleer savaşa giriştiğine tanık olabiliriz. ABD ve Rusya, açık ara dünyanın en büyük termonükleer güçleri. Bu ikisi arasında gerçekleşebilecek bir savaş bizleri insanlığın büyük bir kısmının yok olabileceği ve hayatta kalabilenlerin de perişan halde, yoksulluğa itilmiş şekilde yaşamaya terk edilebileceği tehdidiyle baş başa bırakır.  • Bu dehşet verici ihtimalin müsebbibi, bir yanda NATO ve AB’nin tahakkümünü doğuya doğru yayabilmek ve böylece Batı Avrasya’daki egemenliklerini yeni bölgeleri de kuşatarak genişletmek isteyen ABD ile onun müttefikleri; diğer tarafta bu girişimi savaş, fetih ve işgal yoluyla bertaraf etmeye çalışan Rusya ile onun müttefikleridir. Giderek artan tansiyon her iki emperyalist güçler birliğinin de ateşe odun taşımasıyla iyice yükseldi. Ve bütün bunları Ukrayna halkını hiçe sayarak sürdürüyorlar. Oysa fiilen bu savaşın içine sürüklenen halkların, yani bu ülkelerdeki işçi sınıfının çıkarları ne Batı emperyalizmininkilerle ne de Rusya emperyalizminin sunabilecekleriyle örtüşür. Taleplerimiz bu gerçeklere dayanmaktadır: - Derhal ateşkes sağlanmalı ve Rusya birlikleri Ukrayna’dan çekilmelidir! - NATO güçleri, Orta ve Doğu Avrupa’dan geri çekilmelidir! - Ukrayna’ya silah sevkiyatı yapılmasına son verilsin! - Rusya’ya uygulanan yaptırımlar sonlandırılsın! - Ne Rusya ne de NATO! Bu gerginlik daha fazla tırmandırılmamalıdır. - Silahlanma yarışına son verin ve o trilyonları savaşlara, silahlara değil; iklim krizini çözmeye, yoksulluğa ve eşitsizliğe son vermeye harcayın! - Ukrayna’nın 113 milyar dolar tutarındaki dış borcunu iptal edin ve Ukrayna halkı için hemen bir insani yardım operasyonu başlatın! • Rusya askeri birliklerinin bu işgale devam etmesi sonucunda yaşanabilecek felaketler şimdiden gün gibi ortadadır. NATO ise bu savaşta aktif rol oynamaktan kaçınma yönünde karar vermiş olsa dahi halen onu körüklemeye, tehlikeli boyutlara taşımaya devam ediyor. Ukrayna’ya silah göndermek, Rusya’ya misilleme yapması için fırsat sundu. Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımlar da keza savaşı tırmandırmanın bir başka yoluydu. Yaptırımlarıyla vurdukları Putin’in askeri güçleri değil, sivil halk oldu. Putin’in milliyetçi propagandalarını güçlendiriyor, halkının desteğini kazanma yönündeki çabalarına katkı sunuyorlar. ABD ve AB, Rusya Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini kesintiye uğratmak adına küresel finans sistemindeki güçlerini harekete geçirince, Putin’in buna verdiği karşılık Rusya’nın nükleer gücünü alarma geçirmek oldu. Bu ekonomik baskılar, onların iddia ettiği gibi Rusya’yı barışçıl bir şekilde dize getirmek yerine yeryüzüne nihai bir felaket olarak inecek olan şeyi getiriyor. Yaptırımlar ya da ambargolar ile kazanılabilecek hiçbir şey olmadığı gibi, genellikle askeri gücün bir üst seviyeden harekete geçirilmesiyle sonuçlanır ki bu açıdan, savaşı daha da tırmandırmaktan başka işe yaramayan bir adım attıkları ortadadır. 1990’da Irak’ta, 1992’de Yugoslavya ve Sırbistan’da, 1992’de Somali’de, Haiti’de, 1999’da Afganistan’da, 2006’da Gürcistan’da, 1992 ila 2011 arasında Libya’da, 2014’te Yemen’de denendi ve elde edilen sonuç değişmedi. ABD’nin tüm askeri harekatları aynı model üzerine inşa edilmiştir; yaptırımlar, bombaların habercisidir. • Alman hükümetinin 'savunma' için 100 milyar Euro harcamaya karar vermesi, Polonya’nın askeri gücünü iki katına çıkararak askeri harcamalarını GSYİH'nın yüzde üçüne kadar yükseltmesi, genel olarak da AB’nin silahlanma yönünde baskı oluşturuyor olması gibi örnekler, NATO’nun var olan askeri gücünü büyütmeye çalıştığını göstermesi açısından endişe vericidir ve kabul edilemez. Küresel yoksulluk, iklim krizi, sefalet ücretleri, okullar ve hastanelerin içler acısı durumu ve halkların yaşanamayacak durumdaki konutlara terk edildiği gerçeğine rağmen silahlanmaya yatırım yapmayı seçen – üstelik gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde ikisi ila üçüne denk gelecek ölçüde -  NATO’yu reddediyoruz. Onun silahlanma ve savaş politikalarının bedelini ödeyecek olan da bizatihi işçiler ve onların aileleridir.    • Bunun esasen Avrupa, ABD ve Kanada’nın baş rolleri paylaştığı bir savaş olduğunun altını çizmek gerekir. Çin, Rusya’ya koşullu bir destek sunmuş olsa da Küresel Güney’i temsil eden Körfez ülkeleri, Hindistan, Endonezya, Meksika ve Güney Afrika başta olmak üzere diğer birçok ülke bu taraflardan herhangi birinde yer almayı reddediyor. Bu gerçek, Rusya ve Batı güçlerinin, bölgesel bir çatışmadan yola çıkarak tüm insanlığı yıkıma uğratmaya kalkıştıklarını ve bu rezil tutumlarının kabul edilemez bulunduğunu göstermesi açısından kritik öneme sahiptir.   • Bu savaş uğruna yalnızca Ukrayna ve Rusya halkları değil, hepimiz büyük bir ekonomik bedel ödemek zorunda kalacağız. Savaş yüzünden enerji ve gıda fiyatlarında sıçramalar yaşanıyor ve sırf bu nedenle son 30 yılın en yüksek seviyesinde olan enflasyon daha da yukarı çekiliyor. Merkez bankalarının faiz oranlarını yükseltme ve niceliksel genişlemeyi azaltma politikalarına devam etme kararlılığı da özünde, faturanın bu krizde en ufak bir payı olmayan işçi sınıfına kesilmesi girişimidir. Kaldı ki Rusya ve Ukrayna dünyanın başlıca gıda üreticileri arasında bulunduğu için, Küresel Güney'deki açlık sorununu büyütüp gün geçtikçe daha fazla insanın aç kalmasına da sebep olacaklar. • Savaş hem Ukrayna içinde hem de sınırlarının ötesinde büyük bir göçmen kitlesi yarattı. Birçok ülkede çok sayıda insan savaştan kaçan göçmenlere kucak açıyor. AB üyesi bazı siyasi yönetimlerin misafirperver sayılabilecek tutumu, göçmenleri ve mültecileri dışarıda tutmak için yükselttikleri ‘Avrupa Kalesi’ tutumuyla çelişmektedir. Bizler ise diyoruz ki; Ukraynalılar elbette içtenlikle karşılanmalıdır, ancak sınırları tüm mülteci ve göçmenlere açmalısınız! Ayrıca yakın geçmişte Rusya oligarklarının memnuniyetle karşılanması yönünde siyasetçileri destekleyenlerin de bugünlerde Rusya’ya yönelttikleri ırkçı tutumlarına olduğu kadar, Ukrayna'da ya da Afrikalıların sığınma hakkının reddedildiği Polonya gibi komşu ülkelerde siyahlara yöneltilen ırkçı tutumun günden güne yayılmasına karşı da mücadelemizi sürdüreceğiz. • Irak’ın işgaliyle birlikte gelişen küresel savaş karşıtı hareket, geride bıraktığımız 15 yıl içinde giderek zayıflayıp güç kaybetti. Küresel barışa yönelik başlıca tehdidin büyük askeri güçlerin birbirleri arasındaki çekişmeler olduğunun net kabulüne dayanarak, hareketin yeniden canlandırılması gerektiğini görüyoruz. Tıpkı Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi şimdi bir kez daha nükleer silahsızlanma talebini gündeme taşıyacak bir kampanyanın inşasına ihtiyaç var. NATO’nun yayılması engellenmeli ve dahası, bu örgüt feshedilmelidir.  • Rusya’daki savaş karşıtı hareketin önemini ne kadar vurgulasak azdır. Tüm protestocuların cesaretini saygıyla selamlıyor, bu yıkıcı savaş deneyiminin protestocuların sayısını artıracağını ümit ediyoruz. Dünya halklarının, kendileriyle dayanışma içinde kalmasını sonuna kadar hak ediyorlar.  • Bu savaş aynı zamanda ekolojik bir yıkımdır. Rakip askeri güçler muazzam yoğunlukta CO2 emisyonu üretip duruyorken enerji tedariki kesintiye uğratılıyor, böylece fosil yakıtlara bağımlılığı koruma ve nükleer enerjiye bağımlılık yaratma yönünde bir rota çizilmeye çalışılıyor. Kaldı ki nükleer silahların asgari ölçüde kullanılması bile birden fazla kirletici faktörün devreye girmesine sebep olur. Bu savaş acilen yerine getirmeleri gereken görevlerinden, yani dünya ekonomisini karbondan arındırma zorunluluğundan, dikkatleri başka yöne çekerek sıyrılmaya çalışma çabasıdır. 27 Şubat’ta Putin, Rusya’nın nükleer güçlerini alarma geçirdi. O gün aynı zamanda Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) son raporunun yayımlandığı ve iklim değişikliğinin toplumlarda yıkıcı etkiler doğurduğunu gösterdiği gündü. Hatta yakın gelecekte karşılaşabileceğimiz çok daha büyük afetler konusunda uyarıda bulunuldu. Sosyalistler, savaş karşıtı hareket ile iklim hareketini bir araya getirmek için çabalamalıdır. • Bu savaş, küresel kapitalizmin artık sürdürülemeyecek duruma geldiğinin çok açık bir göstergesidir. İnsanlığa savaş, ekolojik yıkımlar, hastalıklar ve yoksullaşma dışında vadedebileceği bir şey kalmadı. Biz sosyalistlerin görevi – ister savaş karşıtı hareket ister iklim hareketi ya da faşizme karşı mücadele ve haklarını arayan işçilerin mücadeleleri olsun – sistem karşıtı kitlesel hareketi güçlendirmek adına tüm mücadelelerimize sahip çıkıp, gerektiğinde işçi eylemleri örgütleyerek karşılık vermek ve böylece her bir mücadeleyi bir araya getirecek birleşik bir mücadelenin inşası için çalışmaktır. Karl Liebknecht'in 'asıl düşman içeride’ sloganını şiar edinmemiz gereken bu günlerde kendimizi bir kez daha, bu gezegeni kapitalizm lanetinden kurtarabilecek enternasyonal sosyalist bir devrimin gerçekleşebilme ihtimalini hayata geçirmeye adıyoruz. 

Emperyalistler arasındaki çekişmenin faturası Ukrayna ve Rusya emekçilerine ödetiliyor

Putin'in yönetimindeki Rus emperyalizmi Ukrayna şehirlerini vuruyor. Batı emperyalizminin yaptırımları Rusya halkını yoksullaştırıyor. Türkiye'de Rus emperyalizmi ve diktatör Putin hayranlığı, iktidar medyası ve trolleri ile sözde sol stalinistlerce yayılsa da savaşın ve işgalin kirli yüzü propaganda makinelerinin ürettiği yalanları yıkıyor. ABD'nin başını çektiği Batı emperyalizmi  ise Ukrayna'ya silah yığıp ve Rusya'ya ağır ekonomik yaptırımlar uygularken, Putin ve oligarklar ülke içinde baskıyı artırıyor, halktan kesilen vergilerden oluşan kamu bütçesi yağmalanıyor. Binlerce savaş karşıtı tutuklandı. Vietnam, Irak, Suriye ve şimdi Ukrayna... Bölge, kimlik, din vb farklı olsa emperyalist savaşların faturası hem saldıran ülkedeki işçilere hem de saldırıya uğrayan zayıf devletler altında yaşayan işçilere çıkarılıyor. Ukrayna halkının çektiği Kiev'de 36 saatlik sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Çünkü Rus ordusu havadan başkent Kiev'i vurdu. Birçok Ukrayna şehri işgal altındayken Kiev devasa bir ordunun kuşatması altında. Resmi rakamlara göre 2000'den fazla sivil hayatını kaybetti. Gerçekteki rakam bunun çok üzerinde. İşgalin 20. gününde 3 milyon Ukraynalı - çoğu kadın ve çocuk - ülkeyi terk edip komşu devletlere sığındı. Tıpkı savaştan kaçan Suriyeli siviller gibi. Rusya halkının çektiği Doğu Avrupa'da açtığı üslerle savaşı kışkırtan Batı emperyalizminin Rusya'ya uyguladığı ağır ekonomik yaptırımların faturası, Rusya emekçilerine ödetiliyor. Rusya'da temel ihtiyaç ürünlerinin fiyatları artıyor. Tüketici fiyatları işgalin ilk haftasında yüzde 2,2 fırladı ve en büyük artışlar arasında gıda fiyatları vardı. Çokuluslu şirketlerin yaptırımlar sebebiyle işyerlerini kapatması sonucu çok sayıda işçi işini kaybetti. Rus para birimi Ruble değer kaybederken, halkın alım gücü hızla düşüyor. Zamlar karşısında marketlere yüklenen Ruslar birçok gıda ürününü stoklamaya çalışıyor. İçeride kurduğu baskı rejimiyle dışarıda askeri maceralara girişen Putin rejimi yüzünden Rus halkı dünyadan izole edilmiş, üzerlerindeki baskı artmış durumda. Binlerce savaşa karşıtı hapse atıldı. Ülkede kısıtlı olan düşünce ve ifade özgürlüğü tamamen yok edildi. Bombalara da yaptırımlara da hayır İster Irak ve İran ister Venezuela ya da Rusya olsun, ABD-AB yaptırımlarının bedelini sıradan insanlar ödüyor. Bir kez daha diyoruz ki savaşa ve işgale hayır. Egemenleri değil emekçileri vuran bombalara ve ekonomik yaptırımlara hayır.  Ukrayna halkının kurtuluşu ve Rus halkının refahı ile özgürlüğü, her iki ülkede ve dünyada savaşa karşı mücadelenin zaferine bağlı.

Putin sivilleri öldürüyor, Antalya'daki görüşmelerden sonuç çıkmadı

Ukrayna'nın Mariupol şehrindeki çocuk ve doğum hastanesinin Rusya savaş uçakları tarafından bombalanmasının ardından Antalya'da gerçekleşen müzakereden hiçbir sonuç çıkmadı. Putin'in Ukrayna işgali, Moskova'da baskıcı rejimin tüm çarpıtmalarına rağmen sivil halkı hedef almaya devam ediyor. Mariupol şehrindeki hastane, bombardımanla yerle bir edildi. 3 kişi hayatını kaybederken 17 kişi yaralandı, hastalar sığınaklara kaçtı. Birleşmiş Milletler'in açıklamasına göre işgalin başladığı 24 Şubat-7 Mart tarihleri arasında en az 475 sivil öldü, fakat gerçek rakamın bu sayının çok üzerinde olduğu da kaydedildi. 44 milyon nüfuslü ülkede, şimdiye kadar 2 milyon kişi ülkeyi terk ederek komşu devletlere sığındı. Bunlar çocuklar ve kadınlar. Sayı her geçen gün artıyor. Rusya ordusu, anlaşmazlık konusu olan Doğu Ukrayna'da etkinlik göstermenin ötesinde Kiev başta olmak üzere bütün kentleri kuşatarak insani kriz yaratıyor.  Moskova tarafından ilan edilen tahliye yolları ise tam bir kandırmaca, çünkü bu yerlerden çıkış sadece Rusya'ya varıyor ve birçok Ukraynalı için bu ölüm demek. Antalya müzakeresi Devasa bir ordunun, komşusu olan kendinden zayıf bir ülkeyi havadan ve karadan işgali sonrası Antalya'da yapılan "barış" müzakerelerinden hiçbir sonuç çıkmadı. Rusya, ilhak ettiği Kırım ile Donetsk ve Luhanks'taki fiili yönetimleri "savunmaktan" daha fazlasını - Putin her ne kadar tersini söylese de - istiyor. İlk hedefi meşru Ukrayna hükümetini devirmek. Bu savaş, ABD (NATO) ile Rusya'nın emperyalist rekabetinden doğdu. ABD emperyalizmi karşısında zayıf, ama bölgesinde güçlü Rus emperyalizmi arasında bir hegemonya mücadelesi. ABD emperyalizmi her zaman Avrupa üzerindeki hegemonyası ile dünya üzerindeki hegemonyasını kurdu. Putin rejimi, Avrupa'yı korkutarak, rekabete girişiyor. ABD-Avrupa Birliği ise Ukrayna'yı silahlandırıyor ve Rusya'ya ekonomik yaptırımlar uyguluyor. Bu politikasının sonucu ise Ukrayna halkının yalnız bırakılması ve Rus emekçilerine yoksulluk, çözümsüzlük olarak geri dönüyor. Çözüm devletler arasındaki tepişme ve müzakerelere bırakılamaz.  Çözüm Rusya başta olmak üzere tüm dünyada, tüm emperyalist taraflara karşı savaşa ve işgale son vermek için yürütülecek küresel mücadelelerde. Rusya'nın birçok şehrinde, Putin'in baskısına boyun eğmeyen savaş karşıtları, tutuklanacaklarını bile bile "Ukrayna'da savaş hayır" diyerek sokağa çıkıyor. Geçen Pazar günü Rusya'nın 5. büyük şehri Nijni Novgorod'da yapılan gösterilerde gözaltına alınıp tutuklananlar arasında DSİP'in kardeş örgütü Sosyalist Akım'ın iki üyesi de vardı. Rus savaş karşıtları derhal serbest bırakılmalı. Ukrayna halkıyla dayanışmalıyız. Erdoğan yönetiminin Putin ile işbirliğine son! Savaşa ve işgale karşı küresel mücadeleyi büyütmeliyiz.

Putin’in Ukrayna’yı işgaline hayır

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’daki en tehlikeli savaş yeniden alevlendi. Rus ordusu, Putin’in emriyle, komşusu ve eski sömürgesi Ukrayna’ya saldırdı, işgal etti. 24 Ocak 2022 sabahı Rus ordusunun roketleri ve savaş uçakları Ukrayna’daki çok sayıda askeri tesisi ve sınıf muhafaza birliklerini vurdu.  Rus askerleri Ukrayna’ya kuzey, güney ve doğudan girdi.  Çok sayıda tank ve zırhlı araçla gerçekleşen bu işgal, anlaşmazlığın yaşandığı Doğu Ukrayna ile sınırlı kalmadı. Ukrayna’nın şehirlerine de hava saldırıları yapılıyor. Putin ülkenin askeri alt yapısını çökerterek mukavemeti zayıflatmak istiyor. Kamu binaları füzelerle vurulurken hastaneler ve sivilleri konutları da bu saldırılardan nasibini aldı.  Aralarında bebeklerin ve çocukların bulunduğu siviller öldürülüyor. 3 milyon kişinin yaşadığı Ukrayna’nın başkenti Kiev, Rus ordusu tarafından kuşatılmış durumda. Günler sonra Belarus’ta masaya oturan Rusya ve Ukrayna heyetlerinin görüşmesinden hiçbir sonuç çıkmadı. Putin’in amacı Savaş başlatmadan önce ekranlara çıkan Putin, Doğu Ukrayna’daki Rus azınlığın bir soykırımla karşı karşıya olduğunu söyleyerek, Donetsk ve Luhanks halkını neo-nazilerden kurtaracağını iddia etti. Ukrayna’nın bir yarımadası olan Kırım, 2014’te Rusya tarafından ilhak edilmişti. Donetsk ve Luhanks’ta Rusya yanlıları kendi bağımsızlıklarını ilan etti ve Ukrayna’da savaş başlamış oldu.  Onlarca yıldır milliyetçi sağcı hükümetler tarafından yönetilen Avrupa’nın en yoksul ülkesinde yaşanan bu savaşta Ukrayna’nın en büyük hatası, savaş ve milliyetçi kindarlık. Bu milliyetçi kindarlık, Putin’in hayalini kurduğu hareket alanını yarattı.  Donetsk ve Luhanks’ın bağımsızlığını tanıdığını söyleyen Putin, Ukrayna savaşını en üst seviyeye çıkarmış durumda. Başlangıçta ileri sürdürüğü gerekçeler yalan olmasına rağmen ülkenin tümünü işgal etmeye kalkıştı. Putin, Çarlık Rusya’sını yeniden diriltmek istiyor, Stalin dönemini övüyor. Rusya her iki dönemde de Rus olmayan halkların hapishanesiydi. Anadilleri yasaklanan Ukraynalılar bu hapishanede baskı altında yaşayan halklardan biriydi. SSCB dağılırken, Ukrayna 1991’de bağımsızlığını ilan etti ve bundan 31 yıl sonra da Putin rejimi tarafından işgal edildi. Bu savaş, Ukrayna ile sınırlı olmayan bir muhtevaya sahip. Kızıl Ordu işgalleriyle Stalinist rejimlerin kurulduğu Doğu Avrupa ülkelerinin bugün neredeyse tamamı NATO üyesi ve ülkelerinde üslerini ve ABD askerlerini barındırıyor. Avrupa Birliği ile Rusya sınırlarında NATO üyesi olmayan ülkeler Ukrayna, Moldova ve Belarus. Belarus diktatörü Lukaşenko, Putin’in biricik dostu. Ukrayna 2020’de üyelik başvurusunda bulundu, fakat kabul görmedi. Putin, NATO’nun ablukasına da yanıt vermek istiyor. Avrupa’ya gözdağı vermek için NATO üyesi olmayan Finlandiya ve İsveç’i de savaşla tehdit etti. Ukrayna’ya, orada yaşayan Rus azınlığı “kurtarmak” için girdiğini söyledi. Fakat işgalin üçüncü gününde Ukraynalı generallere “darbe” yapın çağrısında bulundu. Putin sadece savaşmıyor, komşu devletin yüzde 74 oyla seçilmiş meşru hükümetini de devirmek istiyor. Böylece kendi kontrolündeki devletlere gözdağı verip, hepsinin kendilerine bağlılığını garantilemeye çalışıyor. Bunun için de Ukrayna’da kendine boyun eğmiş bir yönetimi işin başına geçirmek için darbe çağrısı yapıyor. ABD ve Rus emperyalizmlerinin birçok ortak özelliği var. Bu savaş, eşitsiz güçlerin savaşıdır. Ukrayna tepeden tırnağa silahlanmış bir devlet olsa da karşısındaki ordunun gücüyle yarışabilecek durumda değil, üstelik karşılaştığı bu ordunun sahibi de kendisinden kat be kat güçlü bir devlet.  Putin antifaşist söylemlerle kendi halkını ve dünya solunu kandırmaya çalışsa da bu savaş Vietnam’da, Irak’ta, Suriye’de yaşananlar gibi emperyalist bir savaştır.  ABD ve NATO’nun hazırlayıcı rolü Pek çok kişi Batılı emperyalist devletleri iki yüzlü olmakla, Ukrayna halkını kurtarmamakla eleştiriyor.  Doğu Avrupa’ya askeri yığınak yapan ve savaş öncesinden itibaren Rusya’yı ekonomik yaptırımlarla vuran ABD basit bir gerçeği dile getirdi: Asker gönderemeyiz, gönderirsek Üçüncü Dünya Savaşı çıkar. Almanya’da sosyal demokratlar, yeşiller ve liberallerin oluşturduğu “ilerici” hükümet ise Ukrayna’ya silah yığınağı yapmaya başladı ve onu diğer devletler izledi. Zaten silahlı olan bir ülke, bir silah deposuna çevrildi. Batı emperyalizmi, ülkesini savunan Zelensky’i alkışlarken, bizzat kışkırttığı ve hazırlayıcısı olduğu bu savaşın uzun sürmesini de garantilemeye çalışıyor. Savaşın bedelini de elbette sadece Ukraynalılar ödeyecek. Silah sevkiyatını, art arda ilan edilen ekonomik yaptırımlar izledi. ABD ve Avrupa Birliği, özellikle küresel finans sistemi yoluyla getirdiği bir dizi uygulama ve yasaklarla Rus ekonomisini kilit noktalardan vurup çökertmeye çalışıyor. Yaptırımlar listesine bakılırsa, Putin’in bu savaşı Rus ekonomisini toparlanamayacak ölçüde bozacak gibi görünüyor. Fakat Batı’nın yaptırımlarının faturası da maalesef sadece Rus işçileri ve halkına ödetilecek. ABD emperyalizminin küresel hegemonya mücadelesi, Avrupa’da bir savaşa neden oldu. Ukrayna işgali ve nükleer tehditle birlikte Putin dünyadaki aşırı sağcı, milliyetçi, yayılmacı güçlere de cesaret verdi. Ukrayna’daki kanlı çatışmalar sürerken, birkaç yıl öncesine kadar kendi içinde bölünmüş olan NATO, yani Batı emperyalizminin savaş örgütü de ABD etrafında toparlanma şansı elde etti ve tarafsız devletler için bir adres haline geldi. Savaşa karşı mücadele Putin’in en büyük kozlarından biri, Rusya’da kurduğu baskı rejimidir. İçeride muhalefeti bastıran Putin kamu bütçesini kullanıp gösterişli askeri maceralara atılabiliyor. Ukrayna işgali, Rusya’da binlerce kişi tarafından eleştirildi, başkent Moskova’da savaş karşıtı gösteriler düzenlendi. Fakat bunlar henüz işçilerin de katıldığı kitlesel eylemlere dönüşebilmiş değil.  Rus devrimci sosyalistler, savaş karşıtı mücadelenin büyütülmesi ve işçilerin gündemine taşınması için mücadele ediyor. Aralarında İstanbul, Ankara ve Muğla’nın da bulunduğu dünyanın pek çok şehrinde yaşayan Ukraynalı göçmenler ise savaşın ilk gününden itibaren sokaklardaydı. Fakat Doğu Avrupa dışında yapılan bu savaş karşıtı gösterilerin de tıpkı Rusya’daki gibi büyütülmeye ihtiyacı var.  Gösterilerin en büyükleri, bir zamanlar Stalinizmin işgali altında olan Doğu Avrupa ülkelerinde yaşandı. Gürcistan’dan Letonya’ya birçok ülkede kitlesel savaş ve işgal protestoları yapıldı, Ukrayna halkıyla dayanışma ilan edildi. Putin’e karşı mücadele NATO’nun ellerine bırakılamaz. Kalıcı barış için her ikisi de yenilmelidir.  Ukrayna ve Rus işçileri savaşa karşı mücadelede belirleyici bir rol oynayabilir. Bizler de dünyanın geri kalanında olduğu gibi Türkiye’de savaşa, işgale ve emperyalizme karşı mücadeleyi büyütmeliyiz. (Dosya) Savaşı durdurun

Ukraynalı göçmenlerle dayanışmaya!

Putin’in savaşı başlatmasınının ardından, çoğu kadın ve çocuk olan 1 milyon Ukraynalı, Polonya, Romanya ve Slovakya’ya sığındı. 44 milyondan fazla nüfusa sahip Ukrayna savaştan önce kötü ekonomik koşullardan dolayı çok sayıda kişi başka ülkelere göç etmişti. Doğu Avrupa devletleri Ukrayna ile dayanıştığı için Ukraynalı göçmenler komşu ülkelere kabul ediliyor. Fakat sınırı onlarla birlikte geçmek isteyen Afrikalı göçmenler durduruluyor. Putin, yüz binlerce insanı ölüm korkusuyla kaçmak zorunda bıraktı. Uzmanlar, savaş sürdüğü takdirde Ukraynalı savaş göçmenlerinin sayısının 4 milyona ulaşabileceğini söylüyor. Ukrayna’daki savaş bir kez daha gösterdi ki işçiler ve emekçiler için göçmenleri rakip ya da tehdit olarak görmek anlamsız olmasının yanı sıra çok büyük bir hatadır. Suriye’de canını kurtarmak için göçe zorlananları “savaştan kaçmakla” suçlayan milliyetçilere ve ırkçılara karşı, Ukrayna’da savaştan kaçanların, metrolarda, sığınaklarda yatanların, siren ve füze sesleri altında ayakta kalmaya çalışanların sesini duyurmalıyız. Sınırlar açılsın, göçmenlere özgürlük!

Emperyalistler arasındaki çekişmeler yıkım, savaş ve yoksulluk getirir

Savaş öyle berbat bir şeydir ki emperyalistler arasındaki çekişmeler ve savaşların mağduru her zaman, hangi tarafta yaşıyor olursa olsun işçilerdir. Ukrayna’da savaşı hazırlayan ve kışkırtanlar, dünyanın birçok ülkesinde kan ve gözyaşı akıtan emperyalist devletlerden başkası değil. ABD’nin başını çektiği NATO, Doğu Avrupa’da yeni üsler kurdu. Silah ve asker yığınağı yaptı. Bu adımlar, Rusya için arayıp da bulamadığı fırsatı yarattı. Rusya, öte yandan da özellikle Suriye’de ve Libya’da askeri hegemonyasını kurarak ABD ile rekabetini şiddetlendiriyordu. ABD tartışmasız dünyanın en büyük askeri ve ekonomik gücü. Emperyalist politikalarla dünyayı kontrol etmek istiyor. Washington’ın yaptırımlarla vurduğu Rusya, 20. yüzyılda olduğu gibi bir süper güç sayılmaz fakat dünyanın en tehlikeli emperyalist devletlerinden biri olduğuna da hiç kuşku yok. Üstelik Rus İmparatorluğu’nu diriltmek isteyen bir aşırı sağcı tarafından yönetiliyor.  Biri Afganistan ve Irak işgallerinden, diğeri Suriye işgalinden ve eski Sovyet cumhuriyetlerindeki ayaklanmaları bastırmaktan gelen iki emperyalist devletin rekabeti, Ukrayna’yı bir savaş alanı haline getirdi. NATO üyesi devletlerin Ukrayna’ya silah yığması ve Putin’in nükleer silah kullanma tehdidiyle birlikte Soğuk Savaş havası tüm dünyaya yayıldı. Soğuk savaş dönemi 20. yüzyılda gerçekleşen iki dünya savaşı, emperyalist devletlerin dünya pazarını, kaynaklarını ve ticaret yollarını paylaşmak uğruna çıkardığı savaşlardı. Bu savaşlarda, emperyalist devletlerin rekabetinden dolayı milyonlarca kişi öldü. II. Dünya Savaşı’nın ardından dünyaya barışın geldiği iddia edilse de savaşın galipleri ABD ile SSCB arasındaki rekabet Soğuk Savaş denilen dönemi başlattı.  1947-1991 yılları arasında yaşanan Soğuk Savaş, ABD ve Rusya’nın nükleer silahlarla restleşmesine, milyonlarca insanın nükleer savaş tehdidi altında korkuyla yaşamasına sebep oldu. Birbirine saldıramayan iki emperyalist blok, çevre ülkelerde (Asya, Güney Amerika, Orta Doğu, Afrika) çeşitli gerilimleri kışkırtıp büyüterek, savaşa dönüştürerek karşı karşıya geldi. 1991 sonrası emperyalizm O bloklardan biri olan Stalinist Rusya ve Doğu Bloku ekonomik rekabete dayanamayarak çöktü. 1991’de Soğuk Savaş biterken, iki emperyalist bloğa bölünmüş dünya sistemi de yerini çok kutupluluğa bıraktı. Bu yeni dönem insanlığın barışa ulaşacağına dair iyimser mesajlarla başlasa da bu kez Doğu Avrupa’da ve Orta Doğu’da yaşanan kanlı savaşlara, işgallere tanık olduk. 2008 küresel finans krizi sonrası dünyanın iki süper gücü ABD ve Çin arasında süregiden askeri rekabet iyice tırmandı. Azalan kâr oranları ve kaynaklar, Batı emperyalizmini kendi içinde de bölüp rekabete itti. Zayıflamış Rusya ise Putin’in demir yumruklu rejimiyle birlikte bu rekabetin taraflarından birine dönüştü. Emperyalizme karşı mücadele Bugün dünyayı Soğuk Savaş dönemi havasına sokanlar, on yıllardır çıkardıkları savaşlarla yıkım ve yoksulluk getiren emperyalist devletlerin ta kendileridir. Emperyalist politikalar dediğimizde bizzat kapitalizmden bahsediyor oluruz. Bu yüzden emperyalizme karşı mücadele, kapitalizme karşı mücadeleden ayrılamaz. Savaşların ve işgallerin son bulması, dünyada kalıcı barışın sağlanmasının yolu, işçilerin bu emperyalist politikalara karşı yürüteceği mücadeleden geçiyor.

Dünyada savaş karşıtları ayakta

Rus ordusunun Putin'in emriyle Ukrayna'ya saldırmasının ardından başlayan savaş karşıtı gösteriler, Moskova ve Tiflis başta olmak üzere dünyanın birçok şehrinde devam ediyor. Savaşın ikinci gününde, bir gün önce 850 savaş karşıtı protestocunun gözaltına alınmasına rağmen gençler ve kadınlardan oluşan yüzlerce savaş karşıtı Putin'e karşı yürüdü. En büyük ptotesto ise Gürcistan'ın başkenti Tiflis'te yapıldı. Savaşın ilk gününde büyük protestolara sahne olan Tiflis sokaklarında, bu kez on binlerce kişinin katıldığı çok daha büyük bir gösteri gerçekleşti. Göstericiler, Ukrayna halkıyla dayanışma sloganları attı. Avrupa'nın bir çok kentinde Ukraynalı göçmenlerin başını çektiği topluluklar "Putin'i durdurun" sloganıyla eylemdeydi. Küresel iklim krizine karşı mücadele eden Greta Thunberg ve iklim aktivistleri, İsveç'in başkenti Stockholm'deki Rusya Büyükelçiliği önünde savaşı protesto ederek Ukrayna halkının yanında olduklarını duyurdu.

Geri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 İleri

SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol