İran'da yemek protestoları: 'Zamlar geri alınsın, cumhurbaşkanı istifa!'

Macaristan: Sağcı Orban seçimi kazandı, LGBTİ+ düşmanı referandum geçersiz

Macaristan'da yapılan genel seçimi halen iktidar olan Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ve Hristiyan Demokratik Halk Partisi (KDNP) koalisyonu büyük farkla kazandı. LGBTİ+ düşmanı referandum ise katılım yüzde 50’nin altında kaldığı için geçersiz sayıldı. Macaristan Ulusal Seçim Ofisi’nin verilerine göre Fidesz-KDNP koalisyonu beklenmedik bir şekilde oyların yüzde 53,1’ini aldı. Muhalefetin oluşturduğu 6 partili ittifak ise oyların yüzde 35’ini alabildi. Böylelikle Fıdesz-KDNP koalisyonu mecliste üçte ikilik çoğunluğu elde etti ve Orban dördüncü kez başbakan oldu. Faşist Mi Hazank (Bizim Ülkemiz) de oyların yüzde 6’sını alarak ilk kez meclise girdi. Seçimlere paralel olarak,LGBTİ+ düşmanı bir referandum da yapıldı. Referandum ile halk oyuna sunulan “Homo Propogandası” Yasası, queer’lerin medya görünürlüğünü ciddi şekilde kısıtlıyor ve bazı durumlarda yasaklıyor. Referandumun dört retorik sorusundan biri şu şekildeydi: “Reşit olmayan çocukların, gelişimlerini etkileyen cinsel medya içeriğine sınırsızca maruz kalmasını destekliyor musunuz?" Orban, Mart ayında meclisteki seçim kampanyası konuşmasında referandumun "cinsiyet çılgınlığını" durduracağını söylemişti. “Baba erkektir, anne kadındır, çocuğu rahat bırakın”.  Ancak katılım yüzde 50’nin altında kaldığı için, Orban’ın LGBTİ+ fobik yasalarını meşrulaştırmak için kullanmayı amaçladığı referandum, böylece geçersiz ilan edildi. İnsan hakları savunucuları ve muhalefet, referandumu boykot çağrısında bulunmuştu.

Covid-19 kabusu ne zaman bitecek?

Koronavirüs salgını 3. yılına girerken dünyada 6 milyondan fazla kişi hayatını kaybetti. Kapitalizmin yarattığı küresel eşitsizlikler ve tercihler sebebiyle kolayca yok edebilebilecek bir hastalık varlığını sürdürüyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 3. yıldönümünde içinde çelişkiler barındıran bir açıklama yaptı. DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, "Covid-19 bu yıl bitebilir ve bu bizim için sonuncu olmalıdır" dedi. Üç olasılık DSÖ, Covid-19 virüsü üzerine üç olasılığı paylaştı: 1. En iyi senaryo: Aşıların hatırlatıcı dozlarını gerektirmeyen etksiz varyantlar ortaya çıkabilir. 2. Orta kötülükteki senaryo: Virüs evrim geçirmeye devam eder, fakat aşılar sayesinde hastalığın ağır geçmesi önlenebilir. 3. En kötü senayo: Virüsün daha yıkıcı varyantları ortaya çıkar ve aşılar etkisiz kalır. İki önemli hata ve tercihler Salgın, Çin'in Wuhan eyaletinde patlak verdiğinde dünya kapanmaya gider, herkese gelir desteği sağlanır ve virüs izole edilebilirdi. Bu olmadı. Aksine mal, hizmet ve sermaye akışının kâr için devam ettirilmesi yüzünden enfeksiyon tüm dünyaya yayıldı. İkinci önemli fırsat, koruyucu aşıların icadıydı. Bu fırsat da kaçırıldı. Eğer aşılar patent hakları üzerinden para karşılığı üretilip satılmak yerine, tüm dünyada ortak üretilip, gelir destekli tam kapanmayla, çocuklar hariç nüfusun tamamına yapılsaydı, virüsün evrimi durdurulabilirdi.  Küresel aşı adaletsizliği DSÖ ve Türkiye'deki Sağlık Bakanlığı'na bağlı Bilim Kurulu üyelerinin "salgın bu yıl bitebilir" şeklindeki iyimser açıklamalarının aksine son dört ayda 1 milyondan fazla kişi - yani 3 yılda ölenlerin altıda biri - hayatını kaybetti.   Johns Hopkins Üniversitesi verilerine göre: • Virüsten kısmen korunmayı başaran uzak Pasifik adaları, şu anda bulaşıcı omikron varyantının etkisinde. • Hong Kong'da ölümler artıyor. • Polonya, Macaristan, Romanya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinde yüksek ölüm oranları var. • Çin'in finans merkezi Şangay, artan vakalar sebebiyle yeniden kapanmaya gitti. • Covid-19 tedbirlerini askıya alan ve yaygın aşılmaya yanaşmayan Türkiye'de her gün onlarca insan ölmeye devam ediyor. The Economist dergisindeki bir ekip tarafından yapılan analize göre, dünyada Covid-19'dan hayatını kaybedenlerin sayısının 14 milyon ile 23,5 milyon arasında olduğunu tahmin ediliyor.  En vahim durumu ise yine DSÖ açıkladı: Afrika nüfusunun yüzde 83'ü henüz aşılanmadı. Kapitalizm öldürüyor Her bir ülke nüfusunun büyük çoğunluğu aşılanmadığı sürece, virüs evrimleşmeye, canları almaya, hastalanan kişilerde kalıcı sağlık sorunları yaratmaya devam edecek. Salgının başından beri işçi sendikalarının, sağlık emek meslek örgütlerinin ve sosyalistlerin savunduğu politikaların ne kadar haklı olduğu ortadayken Covid-19 salgınını ekonomik çıkarları için önlemeyen kapitalist sınıf, bu hastalığın kalıcılaşmasına daha da ölümcül varyantların ortaya çıkabilmesine uygun zemin yaratmaya devam ediyor.

Ukrayna ve Rusya arasındaki görüşmeler devam ediyor

İstanbul'da bir araya gelen Ukraynalı ve Rus heyetlerin ilk günkü görüşmeleri sona erdi. Görüşmeler yarın devam edecek. Toplantı sonunda açıklama yapan Ukrayna heyeti, tarafsızlık statüsünü kabul etmeleri karşılığında ülkeye güvenlik garantileri sağlayacak bir garantörlük sistemi önerdiklerini duyurdu. Garantör devletler olarak Türkiye, İngiltere, Çin, ABD, Fransa, Kanada, İtalya, Polonya ve İsrail'i önerdi. Ukrayna heyeti, söz konusu ülkelerle temasta olduklarını, bazılarının garantörlük teklifini kabul etme sinyali verdiğini kaydetti. Ukrayna'nın NATO'ya üye olmamasını isteyen Rusya, Ukrayna'nın tarafsız devlet statüsüne sahip olmasını görüşmelerde ana koşullardan biri olarak görüyor. Bu, Ukrayna'nın hiçbir askeri ittifaka üye olamaması ve topraklarında yabancı asker ve silah sistemleri bulunduramaması anlamına geliyor. Ukrayna ise bunun karşılığında Ukrayna'nın güvenliğinin garantör devletler tarafından sağlanmasını talep ediyor. Kırım için 15 yıllık istişare süreci Görüşmelerin en pürüzlü konularından biri olan Kırım ile ilgili de açıklama geldi. Ukrayna heyeti, tamamen ateşkes sağlanması koşuluyla Kırım'ın statüsü konusunda 15 yıllık istişare süreci başlatılması teklifinde bulundu. 2014 yılında Rusya tarafından ilhak edilen Kırım, uluslararası hukuk açısından Ukrayna'nın egemenlik alanında bulunuyor. Ukrayna heyeti, Rusya ile yapılacak olası bir anlaşmanın öncelikle Ukrayna'da referanduma sunulacağını da açıkladı. Rusya'dan "askeri faaliyetleri" azaltma kararı Rus heyeti Ukrayna tarafıyla yapılan görüşmeleri "yapıcı" ve "anlamlı" olarak nitelendirdi.  Müzakerelerin ardından açıklamada bulunan Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna'nın başkenti Kiev ve Çernihiv yakınlarındaki Rus "askeri faaliyetlerinin", "radikal" düzeyde azaltılmasına karar verildiğini duyurdu. Ancak Rusya’nın bu açıklaması savaşı sona erdiren bir adım olarak değil, taktik bir değişiklik olarak yorumlanıyor. Rusya, Ukrayna’nın tümünü işgal girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine savaşı şimdi daha çok doğu Ukrayna’daki kentlere ve bölgelere kaydırmak istiyor. Özellikle Harkiv ve Mariupol kentlerini ele geçirmeye çalışıyor.

Rus ordusu vuruyor, ABD silah yığıyor; Ukrayna'da savaş uzatılıyor

Ukrayna'da savaş tüm şiddetiyle sürerken, taraflar İstanbul'da müzakere masasına oturuyor. Rus ordusu müzakere öncesi Ukrayna şehirlerini füzelerle vurmaya devam etti. Mariupol, Lutsk, Harkov, Jitomir ve Rivne şehirleri geçen hafta sonu yoğun bombardımana maruz kaldı. Birleşmiş Milletler, Ukrayna'da en az 1119 sivil öldüğünü, 3 milyon 821 bin 49 kişi göç ettiğini duyurdu. Gerçek ölü sayısının bu rakamın çok üzerinde olduğu tahmin ediliyor. BM verilerine göre Ukrayna'dan Polonya'ya 2 milyon 267 bin 103, Romanya'ya 586 bin 942, Moldova'ya 381 bin 395, Macaristan'a 349 bin 107 ve Slovakya'ya 272 bin 12 kişi göç etti. BM'ye bağlı Uluslararası Göç Örgütü, Ukrayna içinde de 6,5 milyon sivilin yerinden edildiğini, komşu ülkelere geçen mültecilerle birlikte yerinden edilen Ukraynalıların toplam sayısının 10 milyona ulaştığını açıklamıştı. Müzakereden ne sonuç çıkabilir? Savaş bir ayı geride bırakmışken taraflar üçüncü kez müzakere masasına oturuyor. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, İstanbul'da müzakerelerden umutlu olduğunu söylese de Ukrayna'daki birliklerini geri çekmeden sorunun çözülemeyeceği de bir gerçek. Batı emperyalizmi ise Ukrayna hükümetine silah desteği vermeye devam ediyor.  NATO'nun Doğu Avrupa'da yayılmacı ve saldırgan politikalarının lideri olarak öne çıkan ABD Başkanı Joe Biden, Vladimir Putin için "bu adam iktidarda kalmamalı" dedi. Ancak kısa bir süre sonra Rusya'da rejim değişikliği gibi bir hedeflerinin olmadığını söyledi. NATO ve ABD, Ukrayna'da savaşı uzattığı gibi Putin'in Rus savaş karşıtlarına yaptığı baskı ve saldırıları bu sözlerle perçinlemiş oldu. İki emperyalist güç arasındaki rekabet sonucu Ukrayna yıkılırken, bu rekabet savaşı daha da kışkırtıyor. 

NATO zirvesi militarist tırmanış için bir savaş konseyiydi

Joe Biden, yeni bir dünya düzeni olacağını ve ABD'nin buna öncülük edeceğini söylüyor. NATO askeri ittifakı, genişlemesini Doğu Avrupa'ya yaymak ve güçlendirmek için bir araya geldi. Belçika'da Brüksel'de toplanan savaş konseyi, dünya düzenini yeniden şekillendirme, Irak ve Afganistan'daki yenilgilerden sonra Batı'nın otoritesini damgalama fırsatının kokusunu aldı. Zirvenin ardından NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Rusya'ya eşi benzeri görülmemiş maliyetler yüklemeye devam edeceğiz” dedi. Liderler Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Slovakya'daki dört yeni NATO savaş birliklerini onayladılar. Şu anda Baltık Denizi'nden Karadeniz'e kadar sekiz çok uluslu NATO savaş birliği var. Stoltenberg, “Kuzey'den Akdeniz'e kadar eşi görülmemiş beş uçak gemisi saldırı grubu da dahil olmak üzere büyük hava ve deniz gücü tarafından desteklenen NATO çabalarını destekleyen 100 binABD askeri var” vurgusunu yaptı. Batı, yeni hakimiyet alanlarına girmeye çalıştığı için bu tehlikeli bir an. Zirve öncesinde, ABD başkanı Joe Biden Beyaz Saray'da bir grup iş insanıyla bir araya geldi ve ABD'nin “yeni bir dünya düzenine” nasıl öncülük edebileceğinden bahsetti. Onlara güvence verdi, "Bu odadaki herkes kapitalist." Sonra şöyle devam etti, “Bir bükülme noktasındayız, dünyaya inanıyorum. Her üç veya dört nesilde bir ortaya çıkar. Geçen gün ordunun en üst düzey isimlerinden birinin özel bir toplantıda bana söylediği gibi, 1900 ile 1946 yılları arasında 60 milyon insan öldü. Ve o zamandan beri liberal bir dünya düzeni kurduk. Bugün pek çok insan ölüyor ama dünya kaosun yakınından bile geçmiyor.” Sonra demir yumruk geldi: "Şimdi işlerin değiştiği bir zaman. Dışarıda yeni bir dünya düzeni olacak ve biz buna öncülük etmeliyiz.” Bu, ABD'nin gücünü yalnızca Rusya'ya karşı değil, Çin'e karşı da yeniden savunma girişimi olduğu anlamına geliyor. Zirve bildirisinde, muhtemelen NATO'nun 1999'da Yugoslavya'daki savaşından farklı olarak, "Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı Avrupa'da barışı paramparça etti" diye beyan edildi. Ardından, "2014'ten beri Ukrayna'nın silahlı kuvvetlerini eğittik, askeri yeteneklerini ve kapasitelerini güçlendirdik ve dayanıklılıklarını artırdık" diyerek övünmeye devam ettiler. “Rusya'ya uygulanan büyük yaptırımlar” da övüldü. Zirve, "Çinli yetkililerin son zamanlarda yaptığı kamuoyu açıklamalarından endişe duyduğunu ve Çin'i Kremlin'in özellikle savaş ve NATO hakkındaki yanlış anlatılarını güçlendirmeye son vermeye çağırdığını" söyledi. Zirvenin kararları kısmen, Çarşamba günü Batılı ülkelere yeterince şey yapmadıkları için saldıran Ukrayna cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'ye bir yanıttı. Zelenski, “Özgürlük silahlandırılmalı” dedi. "Ukrayna gökyüzü güvenli hale getirilmedi." Zirvenin “Kim dost, kim ortak ve kimlerin bize para için ihanet ettiğini” göstereceğini de sözlerine ekledi. Zelenski'nin Rus uçaklarını ve Rus hava savunmasını yok etmek için uçuşa bölge için baskıya devam etmek istedği açık. Bu nükleer savaşa giden bir yol olurdu.  Nitekim Vladimir Putin'in sözcüsü Dimitri Peskov, Rusya'nın "varoluşsal bir tehdit" durumunda nükleer silah kullanabileceğini söyledi.  Uçuşa yasak bölge olmasa bile, Doğu Avrupa'ya giderek daha fazla silah ve asker dökülecek. Bu, daha geniş bir savaşı çok daha olası kılıyor. Stoltenberg, karada, denizde ve havada ölüm teknolojileri için daha da fazla paranın harcanağı yeni bir çağı sabırsızlıkla bekliyor: “Ancak güvenlik bedava gelmiyor. Ve daha fazlasını yapmak daha pahalıya mal olacak.” Yani, silahlanma ve generaller için, işçi sınıfından daha fazla para harcanacak. (Socialist Worker)

Polonyalı devrimci sosyalistler yazdı

Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline ve NATO'nun gerilimi tırmandırmasına karşı çıkıyoruz. NATO'yu desteklemek için izdihama katılmayı ve savaşa daha fazla para harcamayı reddediyoruz. Ukrayna'daki savaşın Polonya'da iki ana sonucu oldu. Birincisi, ülkeye gelen çok sayıda mülteci. İkincisi, tüm parlamenter partilerin desteklediği NATO ve Batı'daki artan militarist tırmanış.  Rus işgali sonucunda Ukrayna'dan iki milyondan fazla mülteci Polonya'ya girdi. Bazıları başka ülkelere taşındı, ancak çoğu hala Polonya’da. Şimdiki savaştan önce, ülkede genellikle çok kötü ücret alan ve kötü koşullarda çalışan bir ila iki milyon Ukraynalı işçi vardı. Resmiyetteki “Ukrayna ile Dayanışma” kampanyasının yanı sıra, mültecilerle büyük bir dayanışma patlaması yaşandı. Sadece STK'lar değil, herhangi bir kuruluşa bağlı olmayan kişiler de artık barınma sağlamak ve maddi yardımlarda gönüllü oluyor. Bu tarihsel olarak çok önemli. Ukraynalılar, İkinci Dünya Savaşı öncesinde en büyük azınlıktı ve vahşice ezildiler. Batı Ukrayna, Polonya'nın bir parçasıydı. Ukraynalı mültecilere duyulan sempati kendiliğinden gelişen bir sempati değil. Zaten birileri şikayet ediyordu ve durumdan rahatsızdı. Bu, savaş devam ederken aşırı sağın yararlanmaya çalışacağı bir şey. Son zamanlarda, Polonya'nın sağcı hükümeti Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne (AB) ve NATO'ya katılmasından çok yana olmasına rağmen, zaman zaman Ukrayna karşıtı propagandayı da zorladı. Ama şimdi Ukraynalı mültecilerin ekonomi için iyi olduğu tartışılıyor. Bugün Polonya'daki tüm sınıflar tarafından desteklendiği iddia edilen yeni gelen Ukraynalıların çoğuna gayri resmi olarak asgari ücretin çok altında maaş veriliyor. Biz, Polonyalı ve Ukraynalı işçiler arasında dayanışmayı savunuyoruz. Hükümetin Ukraynalı mültecilere yönelik “açık kapı” politikası - ancak siyahların sıranın sonuna itilmesi ve Polonya'da aynı haklara sahip olmaması - Belarus sınırındaki durumla belirgin bir tezat oluşturuyor. Burada Avrupalı olmayan mültecilere yönelik tekrarlanan geri itmeler devam ediyor. Bir duvar inşa ediliyor ve şu anda iki ülke arasında 200 kişi mahsur kaldı. Polonya tarafında Ağustos ayından bu yana en az 20 mülteci cesedi bulundu ve kimse kaç kişi olduğunu bilmiyor. Bu arada hükümet, askeri harcamaları gayri safi yurtiçi hasılanın en az yüzde 3'üne çıkaran bir yasa çıkardı ve ordunun büyüklüğünü ikiye katlıyor. Bu, Razem (Birlikte) partisinin en sol kanat milletvekilleri tarafından bile muhalefetsiz bir şekilde parlamentodan geçti. Razem, yeterince NATO yanlısı olarak görülmemekten o kadar gergin ki, Varoufakis NATO'nun geri çekilmesini istediği için yakın zamanda Yanis Varoufakis'in Diem25 hareketiyle bağlarını kesti. Sovyetler Birliği'nin ardından Rusya'dan ayrılan birlikler, 1993'e kadar, yani 1991'de SSCB'nin çöküşünden sonra Polonya'da konuşlandı. Bugün NATO birlikleri çoğu insan tarafından savaşın bir nedeni değil, savaşı önlemenin bir yolu olarak görülüyor. Benzer tutumlar diğer Batı ülkelerinde de yaygındır, ancak Polonya bunun uç bir örneğidir. Aynı zamanda, Ukrayna savaşının Polonya'ya sıçrama olasılığı konusunda yaygın bir endişe var. Bu çok önemli. Polonya'daki tüm parlamenter partileri, NATO'nun kutsallığı konusunda hemfikir olsa da, hükümet işleri daha da ileri götürüyor. İktidar partisi lideri Jarosław Kaczyński, Kiev'de NATO askerlerinden oluşan silahlı bir “barış misyonunun” Ukrayna'ya gönderilmesi gerektiğini duyurdu. Bu öneriye diğer taraflar karşı çıkıyor. Sosyalist grubumuz Ukrayna savaşıyla ilgili birkaç toplantı yaptı ve aylık yayınımız geçen hafta sonu sokaklarda, ırkçılık karşıtı gösterilerde ve kadın gösterilerinde büyük ilgi gördü. Rusya büyükelçiliği dışındakiler de dahil olmak üzere, “Ukrayna ile Dayanışma” için düzenlenen gösterilere, NATO ve AB'ye daha fazla yaptırım, daha fazla silah ve uçuşa yasak bölge yapma çağrıları hakim oldu. Temel olarak, liberal veya hükümet yanlısı sağ kanat güçleri tarafından örgütlendiler. Biz Ukraynalılarla dayanışmayı savunuyoruz. Emperyalistler arası savaşların yol gösterici ilkesi olan “Asıl düşman içeridedir”, Polonya'nın artan militarizasyonuna ve NATO/Batı gerilimine karşı çıktığımız anlamına geliyor. Bu, savaşta Ukrayna tarafını ana düşman olarak gördüğümüz anlamına gelmiyor. Durduğumuz yeri şu çizgilerle göstermek istiyoruz. -Ukraynalılarla dayanışma, Rus işgaline son verin. -Rusya'daki cesur savaş karşıtı protestolarla dayanışma. -Ukrayna'ya giren silahlı bir “barış misyonuna” hayır, NATO ve Batı'nın savaşı tırmandırmasına hayır. -Tüm mülteciler hoş geldiniz, ırkçı ayrımcılığa hayır. -Orduya artan harcama yok - parayı konut, eğitim ve sağlık için harcayın.

NATO savaşı körüklüyor

Batı emperyalizminin savaş örgütü NATO, Rus emperyalizmi ile rekabet alanı haline getirdiği Ukrayna'da savaşı uzatıyor. ABD Başkanı Biden ile Türkiye Başkanı Erdoğan'ın da katıldığı NATO zirvesinden çıkan ilk sonuçlar, Ukrayna halkını yıkan ve Rusya halkını daha da yoksullaştıran emperyalist politikaların devam edeceği yönünde. NATO Genel Sektereri Jens Stoltenberg, Doğu Avrupa'ya 40 bin askerin konuşlandırıldığını söyledi. Ayrıca Slovakya, Macaristan, Bulgaristan ve Romanya'ya dört yeni muharebe gücünün gönderileceğini ekledi. NATO'ya göre Rusya kimyasal silah kullanacağı takdirde daha fazla müdahale gündeme gelebilir. Irak da ABD ve Avrupalı müttefiklerinin kimyasal silah tehdidi gerekçesiyle işgal edilmişti. Sosyalistler, Ukrayna'da derhal ateşkes sağlanmasını ve Rusya askerlerinin çekilmesini istiyor. NATO ise Ukrayna'ya silah yığıp, Doğu Avrupa'daki kapitalist hükümetlerle ittifak kurarak Putin'i sıkıştırmaya çalışıyor. Batı emperyalizmi, Putin'in Ukrayna savaşını kışkırttığı gibi savaşın daha da uzamasının önünü açtı.  Zirvenin tek gündemi diktatör Putin'in çılgınlıkları değildi. ABD'nin bir numaralı rakibi Çin yönetimine de gözdağı verildi. Emperyalist devletler arasındaki rekabet, Avrupa'da kanlı bir savaş yarattı. NATO zirvesine bakıldığında, dünyada kalıcı barış isteyen sosyalistlerin tüm emperyalist devletlere karşı mücadele çağrısı daha da anlamlı hale geldi. Savaşa ve işgale hayır! Yaptırımlara hayır! Kalıcı barışın yolu militarizm olamaz. Ukrayna ve Rusya'da savaş karşıtlarının direnişi, tüm dünya işçileri tarafından desteklenmeli. Türkiye, NATO'dan çıkmalı ve Rusya ile askeri ilişkilere son vermeli.

(Dosya) Savaşa hayır diyenler kazanacak!

Ukrayna topraklarının Rusya tarafından işgalinin birinci ayı geride kalıyor. Savaş şimdiden muazzam bir yıkıma yol açmış durumda. 44 milyonluk ülkede nüfusun dörtte biri, 10 milyon kişi evlerini terk ederek kaçmış durumda. 3.4 milyonluk bir toplam da Ukrayna sınırlarını terk ederek mülteci olarak komşu ülkelere kaçtı. Bu yazı yazıldığı anda resmi rakamlar 902 sivil ölümünü, 1500’e yakın yaralı sivili kaydetmişti. Gerçek sayının bunun üstünde olduğu, buna askerler de eklendiğinde ölenlerin sayısının binlerle ifade edildiği kolayca tahmin edilebilir. Zelenski ve Putin’i içermeye çalışan diplomasi trafiği fazla sonuç vermiş değil. Ukrayna cumhurbaşkanı, barış için müzakereler çökerse bunun “Üçüncü Dünya Savaşı’na yol açabileceğini” iddia etti. Rusya, Ukrayna’da “Nazi oluşumlarına karşı” savaştıklarını iddia ediyor ve kuşattıkları şehirlerin teslim olmasını istiyor. Çin, ABD’ye “Rusya’ya Ukrayna’da kullanmak üzere silah sağlamadığını” anlatarak tarafsızlığını kanıtlamaya çalışıyor. Türkiye ise barış görüşmelerinin yakın olduğunu, buna ev sahipliği yapmak istediklerini, “Rusya ile ilişkilerinin Ukrayna’yı desteklemelerine engel olmadığını” söyleyerek bu kapışmadan kendi uluslararası pozisyonunu güçlendirerek çıkmaya çalışıyor. Silahlanma yarışı Soğuk Savaş’ın sona ermesinin üstünden 30 yıldan fazla süre geçmesine rağmen, kapitalizm savaş üretmeye devam ediyor. Ukrayna’yı işgal eden Rusya, dünyanın en güçlü ikinci ordusuna sahip. Silahlanmaya yıllık 85 milyar dolar bütçe ayırıyor. Dünyanın en büyük tank filosuna, ABD’den sonra en çok sayıda hava aracına, ABD ve Çin’in ardından en büyük üçüncü donanmaya sahip. Önümüzdeki üç yılda askeri bütçesini yüzde 44 artırması öngörülüyor. Putin böylesi bir militarist makinaya dayanarak Ukrayna’yı işgal etti. Karşısında duran NATO güçleri de devasa askeri aygıtlara sahip. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) dünya genelindeki silah ve askeri teçhizat satışıyla ilgili 2017-2021 dönemini 2012-2016 ile karşılaştırdığı raporunda, dünya çapında silah ticareti yüzde 4,6 oranında azalma kaydederken Avrupa ülkelerinin askeri harcamalarını yüzde 19 oranında artırdığı görüldü. Bunun yanında ABD’nin de silah ve askeri malzeme ihracatını önceki dört yıllık dilime göre yüzde 14 artırdığı tespit edildi. Putin destekçiliği Savaşa bakışta toplumun büyük çoğunluğu Ukrayna halkının trajedisi karşısında Rusya’nın işgalini görüyor. Ancak solda ve savaş karşıtı hareket içerisinde, Rusya’yı ve Putin’i zaman zaman mazur gören, zaman zaman açıkça destekleyen tutumlar oldukça yaygın. Bunların en ılımlısı, “emperyalist savaşa hayır” sloganının altında NATO’nun rolünü öne çıkarıyor, Rusya’yı ya görmezden geliyor ya da ikincil sebep olarak konumlandırıyor. Daha açık Putin destekçileri ise Suriye’de olduğu gibi Ukrayna’da da Rus güçlerinin “Ukrayna’daki faşistlere karşı savaştığını” söyleyen Putinci argümanı açıkça savunuyor. Burada Doğu Ukrayna’daki iki bölgede yaşayan halkların “kendi kaderlerini tayin hakkını” emperyalist-yayılmacı bir politika izleyen Rusya’yı desteklemek için dayanak yapıyorlar. Oysa Putin hem ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına hem de 1917’deki muzaffer işçi devrimine önderlik eden Bolşevikler’e ateş püskürüyor. İşgali başlatmadan önce bu yüzden Lenin’e saldırdı, Ukrayna’nın bir ulus olmadığını iddia etti. NATO’nun, ABD ve AB’nin Doğu Avrupa’ya doğru genişleme, buradaki ülkeleri etkileri altına alıp Rusya’yı çevreleme planlarına, bu doğrultudaki askeri hamlelerine, Rusya’ya yönelik ambargolarına karşı çıkmak elbette doğru bir tutum. Ancak Ukrayna’daki savaş asıl olarak Rus işgali etrafında sürüyor ve bunu en öne yazmadan yapılacak her türlü ABD/AB/NATO eleştirisi açıkça Putin’in safına düşmek oluyor. Burası uluslararası işçi sınıfının, ezilen halkların safı değil. Sosyalist İşçi gazetesi açıkça Rusya’nın işgaline karşı çıkıyor, bunun yanında NATO güçlerini de eleştirerek “Ne Washington ne Moskova” şeklindeki gerçek savaş karşıtı sosyalist geleneği savunuyor. NATO çözüm değil Bunun yanında, Ukrayna’daki savaşa karşı olanlar arasında, Rusya’yı durdurabilecek tek gücün NATO’nun askeri müdahalesini savunanlar da var. Putin’in militarist aygıtına daha büyük bir militarist aygıtla karşı koymayı savunmak, savaşın şiddetlenmesinden başka bir anlam taşımıyor. NATO’nun ve Batı emperyalizminin savaşları ezilen halklara hiçbir yarar getirmedi. Afganistan ve Irak’ı “demokrasi götürme” ve “terörizme karşı mücadele” adı altında kan gölüne çevirdiler. Tüm dünya Batı emperyalizmine karşı çıktı. 2011’de Libya’da “diktatöre karşı devrimi destekleme” adı altında ülkeyi hâlâ devam eden bir kaosa sürüklediler. Suriye’de devrimin kazanması için Batı’nın askeri müdahalesini bekleyenler, hâlâ bu “olumlu” müdahaleyi bekliyorlar. Oysa Batı yalnızca IŞİD’e karşı askeri operasyonlar düzenledi, Esad olduğu yerde duruyor. NATO herhangi bir kötü güç karşısında yardım bekleyebileceğimiz bir yapı değil, aksine dünyanın en büyük ve eli kanlı savaş örgütü. Biz Putin’in işgalinin sonlanmasından hatta iktidarının yıkılmasından yanayız. Ancak bunun nasıl yapılacağı son derece önemli. Ukrayna’daki direnişe, tüm dünyadaki savaş karşıtlarının basıncına ve Rusya’da Putin’e karşı sokağa çıkanların birlikteliğine güveniyoruz. Gerçek barışı sağlayabilecek olan güçler bunlardır. I. Dünya Savaşı’nı bitiren birbiriyle savaşan iki ülke olan Rusya ve Almanya’da işçilerin hükümetlerine karşı ayaklanmalarıydı. Anti militarist geleneğin takip edeceği yol ancak bu olabilir. Savaş karşıtı bir hareket Dolayısıyla biz de Türkiye’de böylesi bir hareketi inşa etmek için çabalamalıyız. 2022 başından beri greve giden on binlerce işçinin, 2003 yılında Irak’taki savaşa karşı devasa gösterileri inşa edenlerin, iklim hareketinin genç aktivistlerinin, sosyalistlerin, Müslümanların ve kalbi Ukrayna halkıyla atan herkesin bir araya geleceği devasa gösterileri inşa etmeliyiz. 2003’te 1 Mart’ta yapılan gösteri böylesi bir birlikteliği sağlamıştı. Bu sayede meclisteki oylamada hükümet bölündü ve tezkere Erdoğan’ın tüm çabasına rağmen reddedildi. Bunu bir daha yapmak ve savaşa karşı sesimizi yükseltmek mümkün. Bu doğrultuda çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. ---

Putin'in Ukrayna işgali devam ediyor

Rusya’nın Ukrayna’daki saldırıları dördüncü haftaya girerken Ukrayna, Rusya’nın saldırılarına direnmeye devam ediyor. Rusya askeri güçleri, Ukrayna'daki şehir merkezlerini ve yerleşim yerlerini daha yoğun olarak hedef almaya başladı. Ukrayna’da son haftalarda en sert çatışmalar Azak Denizi kıyısındaki Mariupol şehrinde devam ediyor. Şehir tümüyle Rusya askerleri tarafından kuşatılmış durumda. Şehrin sokaklarında hayatını kaybetmiş sivillerin cansız bedenleri var, Mariupol’de sivil ölümlerinin 2 bini aştığı söyleniyor. Binaların yüzde 90’ı bombalamalar nedeniyle kullanılamaz halde. Elektrik ve suya ulaşmak genellikle mümkün değil. Şehirde Ukrayna askeri güçlerinin yanı sıra 200 bin civarında sivilin olduğu sanılıyor. Ukrayna, Rusya’nın "Mariupol’de direnişi sona erdirin, teslim olun" çağrısına olumsuz yanıt verdi. Şehirden şu ana kadar açılan insani koridorlar aracılığıyla yaklaşık 3 bin kişi çıkış yapmayı başardı. Benzer şekilde Ukrayna’nın kuzeyinde, Rus sınırına yakın bölgedeki Harkiv kenti de Rusya askeri güçlerinin şiddetli saldırıları altında. Rusya askerleri ağırlıklı olarak güdümlü füzelerle kentlere saldırıyor. Rusya’nın bombardımanları nedeniyle Mariupol ve Harkiv’de adeta bir harabe görüntüsü ortaya çıkmış durumda. Rusya dün direnişçilerin kullandığı iddiasıyla Kiev’de de bir alışveriş merkezini vurdu, en az 8 kişi hayatını kaybetti. Çatışmalar nedeniyle 44 milyon nüfuslu Ukrayna’da en az 10 milyon kişi yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kaldı. 4 milyona yakın kişi ise Ukrayna’yı terk etti. Rusya’da savaş karşıtlarına yönelik baskılar devam ediyor. Kilisenin internet yayınında savaş kelimesini kullandığı için bir papaza para cezası verildi. Daha önce savaşa hayır yazılı bir kağıdı canlı yayında ekrana getiren TV editörü de para cezasına çarptırılmıştı. Rusya’da yeni çıkarılan bir yasaya göre Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını savaş veya işgal olarak nitelendirmek suç. Öte yandan dünyada pek çok kentte 21 Mart Irkçılık ve ayrımcılıkla mücadele gününde yapılan etkinliklerde savaş karşıtı sloganlar atıldı, Rusya’nın işgali kınandı.

Geri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 İleri

SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol