Erdoğan’ın yeni kardeşi darbeci Sisi

Parlamento yoluyla iyileşme vadeden reformist sol tam tersine yol açtı

Genel seçimler, yangınlar, seller ve göçmen karşıtı politikalar…Son aylarda Yunanistan ile Türkiye’nin eş zamanlı gündemi olan birçok mesele var. Göçmenlere karşı sert önlemleri ve işçi sınıfına karşı ekonomik saldırıları savunmasıyla tanınan muhafazakâr Yeni Demokrasi partisinin kazandığı genel seçimlerin ardından, ülkenin ana muhalefet partisi SYRIZA liderlik seçimine gitti. İktidara gelmeden önceki görece radikal olan programını rafa kaldıran SYRIZA’nın, yeni lideri Stefanos Kasselakis’le politik olarak rotasını sağa kırmaya devam etmesi bekleniyor. Yunanistan’da mücadele yürüten Sosyalist İşçi Partisi (SEK) üyesi ve İşçi Dayanışması (Ergatiki Allilegi) gazetesi editörü Panos Garganas’la, Yunanistan’ın iklim ve göçmen politikalarından hükümetin yeni ekonomik saldırılarına, yeni faşist örgütlenmelerden ana muhalefetin vaziyetine birçok konuyu ve ülkedeki işçi sınıfı mücadelesi ile partisinin çalışmalarını konuştuk.  Yangınlar ve seller son yıllarda özellikle yaz aylarında Yunanistan ve Türkiye’nin ortak gündemi haline geldi. Akdeniz bölgesinde iklim krizinden kaynaklı kuraklık, yangın riski ve ani sel baskınlarının olacağı bilimsel raporlarla sürekli olarak ortaya konuyor. Buna rağmen doğa ve tüm canlı yaşamı ciddi bir tahribata uğruyor. Bu afetlerin felakete dönüşmesi hakkında neler söylemek istersiniz? Yaşanan felaketler karşısında Yeni Demokrasi hükümeti nasıl bir politika izliyor? İktidarın bir iklim politikası var mı? Panos Garganas: Yunanistan’da yaşananlar, afetlerin ne kadar yıkıcı olabildiğini gösteren iyi örneklerden. Geçtiğimiz yaz devasa ormanlık alanları yok eden yangınların ardından seller bu faciayı tamamlamış durumda. Bu yüzden Yeni Demokrasi hükümeti iki kat suçlu. Yeni Demokrasi uyarılara rağmen, yangınlara ve sellere karşı önlem alabilecek tüm devlet kurumlarına kesinti politikası izledi. Orman koruma kuruluşları hem personelden hem de ellerindeki ekipmandan mahrum kaldı. Sokaklara dökülen binlerce mevsimlik orman itfaiyecisi boş pozisyonları doldurmak için kadrolu olarak işe alınmaları talebiyle protesto düzenledi, ancak hükümet taleplerini reddediyor. İtfaiye uçakları o kadar eskimiş ki yangını söndürmek amacıyla giden iki pilot uçakları düştüğü için hayatını kaybetti. ‘Taşkın kontrolü’ denilen önlemler ise devasa bir yolsuzluk hikâyesi. İnşaat şirketleri bir yandan devlet sübvansiyonlarını toplarken karşılığında etkili barajlar teslim etmiyorlar. Daha da kötüsü nehir yataklarını daraltan kriterlere göre proje tasarlayarak kıyıların yanındaki arazi üzerinden spekülasyon yapıyorlar. Bunların sonucunda şiddetli bir yağış yaşanınca her seferinde geniş araziler sular altında kalıyor. Hükümet, bu yetersizliklere iklim değişikliğini gerekçe olarak gösteriyor. Fakat iklim değişikliğiyle mücadele etmek için gereken tedbirleri almak yerine, krizi kötüleştiren politikalar izliyor. Doğalgaz teketen enerji şirketlerine sübvansiyon sağlıyor. Yunan armatörler sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşımacılığının baş aktörleri ve kârları Yunan hükümeti tarafından vergiden muaf tutuluyor. Daha da kötüsü hükümet fosil yakıt çıkarmak için Akdeniz bölgesinde yeni sondajlar yapmak için agresif bir politika izliyor. Yunan hava kuvvetleri ve donanması Kıbrıs ve İsrail’e kadar uzanarak devriye gezebilmeleri için savaş uçaklarının, fırkateynlerin satın alınmasına büyük meblağlar harcıyor ve MEB’in (Münhasır Ekonomik Bölge) genişletilmesinde hak iddiasında bulunuyor. İklim felaketlerinin bedelini işçiler ödüyor Yunanistan’ın tarım ve hayvancılık üretiminin yüzde 25’inin yer aldığı bölgede yaşanan sel felaketinin ardından yüzbinlerce hayvanın öldüğü ve tarım arazilerinin kullanılamayacak hale geldiği söyleniyor. Bununla beraber köylülerin bir kısmı evini kaybetmiş durumda. Bu durum çiftçiler için ne anlama geliyor ve iktidar bu konuya dair ne yapmayı planlıyor? Yunanistan tarihsel olarak, tarıma elverişli arazilerin küçük ölçekli çiftçinin eline geçtiği bir ülkedir. Ancak senelerdir bu küçük çiftçilerin sayısı azalıyor. Yoksulluk, bankaların, büyük tüccarların hatta gıda şirketlerinin baskısı, ekim maliyetin yükselmesi (traktör, gübre fiyatının yükselmesi vs.) ve üreticilerin tarım ürünlerinin ücretini düşürmesi, çiftçileri tarlalarını terk etmeye mecbur bırakıyor. Bu eğilim artık Teselya faciasının ardından daha da büyük boyut kazandı. Yoksul çiftçiler tarla onarımının giderlerine katlanamıyor. Büyük endüstriyel tarım şirketleri çıkarları hükümetten aldıkları destekle devasa karlar elde edebildiği için zil takıp oynuyor. Elbette gıda ürünlerinin pahalanmasının ve enflasyonun, ücretler ile emekli maaşlarını hatta yevmiyeleri kemiriyor olması bedeli işçi sınıfının ödediği anlamına geliyor. Son görüştüğümüzde Pilos açıklarında yaşanan gemi faciasından bahsetmiştiniz. Hayatta kalan 40 mülteci sorumluların yargılanması için birkaç gün önce Deniz Hukuku Mahkemesi’ne dava açtı. Diğer yandan AB çok gurur duyduğu Libya Anlaşması’nı imzaladı ancak Lampedusa bölgesine sığınmaya çalışan mültecilerin sayısı 8 bin kişiye ulaşmış durumda. Fransa bu insanların ülkeye girmesine izin vermezken, Miçotakis ve Meloni hükümetleri Avrupa’nın daha katı kolluk kuvveti önlemleri alması gerektiğini vurguluyorlar. Pilos’a gitmeye çalışan geminin batmasının ardından yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa Birliği’nin sınırlarını mültecilere ve göçmenlere kapatmaya yönelik bu ırkçı politikası tam anlamıyla bir cinayettir. Pilos cinayeti bu gerçeğin altını trajik bir şekilde çizdi. Muhafazakâr Yeni Demokrasi hükümeti AB’nin ‘kale politikası’ konusunda ısrar ediyor. Kısa bir süre önce Miçotakis Selanik’te, Meriç’te Türk-Yunan sınırındaki çitin uzatılacağını duyurdu. Hükümet o kadar ırkçı ki, Meriç’teki yangınların sorumluluğunu mültecilerin üzerine yıkmaya çalıştı. Neyse ki bu kampanya başarısız oldu ve bölgede mülteci avına çıkan bir grup aşırı sağcı haydut mahkemeye çıkarıldı ve hapse girme ihtimalleri var. KEERFA Aleksandroupoli’de [Dedeağaç], faşistleri pompalayan ırkçı politikaya karşı direnişi güçlendirmek amacıyla çok başarılı bir etkinlik düzenledi. Karşımızda çok sert mücadeleler var. Miçotakis ve Erdoğan, Vilnius’ta NATO zirvesi çerçevesinde başlattıkları Türk-Yunan diyaloğu sanki barışçıl bir inisiyatifmiş gibi reklamını yapıyor. Ancak BM Zirvesi için New York’ta tekrar biraraya geldikleri zaman üzerinde tek anlaştıkları somut nokta; mülteciler ve göçmenler için sınırların daha da sıkı kapatılması konusunda işbirliği yapacakları. Meloni- Miçotakis- Erdoğan üçlüsü Pilos gibi cinayetleri çoğaltacak tehdit edici bir eksen oluşturuyorlar. Güçlü gibi görünen Yeni Demokrasi aslında korkuyor Hükümetin özel sektörde mesailerin haftada 6 güne çıkarılması ve greve çıkanlara savcılık soruşturması açılması gibi işçi sınıfının haklarına saldıran yeni iş yasası girişiminden bahseder misiniz? Yasanın kapsamı nedir? Yunanistan işçi sınıfı bu yasaya karşı nasıl bir mücadele örüyor? Miçotakis hükümeti yaz başında yeniden seçilmesinin ardından, parlamenter muhalefetin parçalanmış vaziyette olması nedeniyle kendini çok güçlü takdim ediyor. Oysa işçi direnişinden korktuğunu söyleyebiliriz. Yaz aylarındaki gelişmeler, hükümetin endişelenmek için bir sürü nedeni olduğunu teyit ediyor. Yangınlar ve seller nedeniyle devasa bir halk öfkesi var. Bir de yetmezmiş gibi ekonomik durum kötüleşiyor. Yunanistan’ın devasa kamu borcunun sahibi olan ve geçtiğimiz yıllarda Troyka’nın (AB, AMB, IMF) acımasız kemer sıkma politikasını dayatan bankacılar, faizlerin ödenmesi için bütçe fazlası garanti eden kemer sıkma politikasına geri dönülmesini talep ediyor. Dolayısıyla hükümet, Troyka politikasına dönüşün Yunanistan’daki grev dalgasının da geri dönüşü anlamına gelmesinden korkuyor ve bunu önlemeye çalışıyor. İş yerlerine giden grev kırıcıların önünü kesmek için oluşturulan grev gözcülerinin cezalandırılması tehdidini içeren bir yasayı parlamentoya getirdi ve oyladı. İşçi hareketi ilk cevabı hemen verdi. Sendikal bürokrasinin tavizlerine rağmen ülke çapında binlerce kişi, 21 Eylül’de işçi karşıtı yasanın onaylandığı gün, greve katıldı.  Egemen sınıf Yunanistan’da 50 sene önce, Politeknik isyanından sonra elde edilen sendikal özgürlüklerin sürekli olarak sınırlamasına çalışıyor. Benzer çabalar 30 sene önce şu anki Miçotakis’in babası başbakanken vardı ama başarısız olmuştu. Şu anki hükümet iki sene önce yine denemişti, o da başarısız olmuştu. Kısa bir süre önce, deniz işçilerinin grevinde de gemi makinaları durdu çünkü grev kırıcı yoktu. Böylece grev gözcülerinin durduracağı herhangi bir işçi de yoktu. Bu geleneği işçilerin aşağıdan örgütlü gücünü, iş yerinden iş yerine, sendikadan sendikaya, sektörden sektöre inşa ederek sürdürüyoruz. SEK, tüm işçilerin katıldığı 21 Eylül grevinin başarısının ön saflarında yer alan İşçi Direnişi Koordinasyonu ve Hastane Koordinasyonu gibi inisiyatiflere öncülük ediyor. Irkçılığa ve faşizme karşı ikili mücadele Altın Şafak suç örgütü olarak ilan edildikten sonra binlerce insan sokaklara dökülüp faşistlerin yargılanmasını kutladı. Son seçimler sırasında Elliniki Lisi [Yunan Çözümü] dışında aşırı sağın parçası sayılan iki parti daha ortaya çıktı: Spartiates bir de Niki partileri. Bu oluşumların ideolojik çıkışları nedir ve işçi sınıfı açısından ne anlama geliyor? Üç partiyle ortaya çıkan aşırı sağın en büyük besleyicisi Yeni Demokrasi hükümetinin ırkçı politikasıdır. Spartiates, neonazi Altın Şafak’ın devamı niteliğinde. Partinin gerçek lideri neonazilerin saldırı taburlarında eğitmenlik görevi yapmış, Altın Şafaklı hükümlü Kasidiaris. Yeni Demokrasi hükümeti onun hapisten Spartalıları yönetmesine alan açıyor. Hükümet polis teşkilatı ile faşistler arasındaki bağlantılara dokunmadı. Kısa bir süre önce polis, nazi holiganların Hırvatistan'dan Atina’ya seyahat etmelerine engel olmayıp, bir kişinin ölümüne yol açan saldırıyı düzenlemerine izin verdi. Organize çeteler göçmenleri döverken polis sürekli olarak bu faşist suçları örtbas etmeye çalışıyor. Diğer iki aşırı sağcı parti Altın Şafak’la mesafeli duruyor. Birincisi Niki, kiliseyle olan bağlarına güveniyor. Öbürü Elliniki Lisi, Yeni Demokrasi’nin Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü savaş kışkırtıcısı kampanyasından yararlandı. Her ikisi de neonazi Altın Şafak’ın yeniden inşasını güçlendirebilecek depolardır. KEERFA’nın öncülüğündeki, ırkçılığa ve faşizme karşı hareket ikili bir mücadele veriyor. Temyiz mahkemesinde yeniden yargılanan Altın Şafak liderlerinin hapishanede kalmaları için bir kampanya sürdürüyoruz. 18 Eylül’de Pavlos Fissas’ın Altın Şafak’ın saldırı taburları tarafından öldürülmesinin 10. yıldönümü vesilesiyle binlerce kişilik protesto düzenlendi. Aynı zamanda mültecileri hedef alan ve sınırları kapatan ırkçı politikalara karşı mücadele etmeye devam ediyoruz. SYRIZA’nın ağır bir seçim yenilgisine uğraması bir takım gelişmeleri tetikledi. Çipras’ın istifasından sonra parti, yeni lider seçimine gitti. Bu gelişmelerin ne tür sonuçlara yol açacağını düşünüyorsunuz? Farklı bir politika izlenmesi mümkün mü? Sol ve parlamento içindeki siyasi güçler bu durumu nasıl karşılıyor? SYRIZA’nın seçimlerdeki çöküşü sistematik olarak sağa doğru kaymasından kaynaklanıyor. İktidardayken liderliği, ülkenin borcu yüzünden ve AB, AMB ve IMF baskısı nedeniyle politik tavizler vermeye mecbur olduğunu dile getiriyordu. Muhalefette olduğu 2019’dan sonra ise liderliği, yüzde 3-5’lik bir parti olduğu dönemdeki küçük kitlesine karşılık geldiği gerekçesiyle eski radikal programına geri dönemeyeceğini iddia etmeye başladı. Aleksis Çipras SYRIZA içindeki her sol sese karşı çıktı ve liderlik seçiminin partinin kongresinde değil, üyelerin ve hatta 2 avro ödeyen herkesin katılabileceği seçimler üzerinden gerçekleştirilmesini dayattı.  Böylece SYRIZA’da, Çipras’ın çok da gizli olmayan desteğine sahip olan Stefanos Kasselakis başkanlığında yeni bir liderlik oluştu. Bu durum SYRIZA’nın sağa doğru yönelmesinin devam edeceğini ve bu sebepten partiden kitlesel ayrılmaların yoğunlaşacağını gösteriyor. Fakat bu süreçten anlaşılması gereken temel unsur, mevzunun kişiler değil strateji meselesi olduğu. Parlamenter reformist yolun beklentileri yalanlanmış durumda. Kapitalizmin en büyük çoklu krizi esnasında, hükümetin yönetimi yoluyla işçi sınıfı için olumlu gelişmeler getireceğini vadeden reformist sol, tam tersi sonuçlara yol açtı. Rosa Luxemburg’un sol için büyük seçimin reform ya da devrim olduğunu söylerken ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gördük. Özellikle cuntayı deviren Politeknik isyanının ellinci yıldönümü kutlamak üzere olduğumuz Yunanistan’da devrimci stratejinin güncelliği ön plana çıkıyor. İşçi sınıfının güçlü bir devrimci partisine ihtiyacımız var ve SEK bunun için mücadele ediyor.

Filistin nasıl kazanabilir?

Muhteşem Filistin direnişi şimdi Batı destekli İsrail’in intikamcı şiddetiyle karşı karşıya. Filistinliler, Gazze'deki sivil bölgeleri yok etmekle övünmekten ve şiddetin her çeşidini kullanmaktan çekinmeyen bir güce karşı nasıl kazanabilir? İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant gibi Filistinli direnişçileri "insan hayvanlar" olarak nitelendirenlerle nasıl başa çıkacak? Büyük güçlerden ya da Birleşmiş Milletler gibi kurumlardan hiçbir fayda beklemeye gerek yok. Bu kurumlar bugüne kadar Filistinlilere katliamlar ve mülksüzleştirme karşısında uzlaşmaları ve sakin olmaları talimatını verdiler. Sonuç İsrailliler tarafından hor görülmek oldu. "Ilımlı" Filistin Kurtuluş Örgütü ve Filistin Yönetimi İsrail devletini tanıdı. Fakat hiçbir şey kazanmadılar -İsrail 2014'ten bu yana onlarla müzakere bile etmedi. Kendi halklarını ezen ve sömüren Arap rejimleri, eşitsizlik, demokrasi ve özgürlük konularını bu kadar keskin bir şekilde gündeme getiren bir Filistin mücadelesine etkili bir şekilde yardım etmeyecektir. Örneğin, haklarını talep ettikleri için kadınları öldüren İran rejimi özgürleştirici değildir. 75 yıl boyunca Arap rejimleri Filistinlilerin yanında yer almaktan söz ettiler, ancak aslında Filistin’e ihanet ettiler. İsrail'in Filistinlileri izole etmek için ilişkileri "normalleştirme" stratejisine alet oldular. Çözüm İsrail içinden de gelmeyecek. Bir yılı aşkın bir süredir medya, hükümet içindeki bölünme ve gerginlik haberleriyle doluydu. Ancak Filistin direnişi Siyonizm'in krizini tetikler tetiklemez, tüm iktidar karşıtı eylemler unutuldu ve “muhalefet” ulusal birlik hükümeti ve baş kasap Binyamin Netanyahu'nun yanında yer aldı. Filistinlilerin her türlü yöntemle direnme hakkı vardır. Ancak F-16'lar ve İsrail’in en son ölüm teknolojisi karşısında kahramanlık yeterli değildir. Siyonizm ve emperyalizme karşı devrimci sosyalist bir meydan okumaya ihtiyacımız var. Bu, egemen sınıfların tüm tonlarından ayrı bir işçi ve yoksullar hareketine ihtiyacımız olduğu anlamına gelir. 1960'lar ve 1970'lerde Lübnan ve Ürdün mülteci kamplarından gelen kitlesel milliyetçi hareketten 1987'deki Birinci İntifada'ya ve 2021 genel grevine kadar Filistin mücadelesinin tüm büyük dalgaları sosyal adaletsizlik ve ulusal baskı arasındaki etkileşim tarafından yönlendirilmiştir. İsrail’in yenilmesi için isyanın Filistinlilerin isyanı olmaktan çıkıp Arap dünyasında ve daha geniş kitlelere ilham veren bir büyük isyana dönüşmesi gerekiyor. 2010 ve 2011'deki ayaklanmalar ve devrimler, Sudan halkının isyanı ve Cezayir'deki hareket kazanma potansiyeline dair bir fikir vermektedir. Bu, işçilerin ve tüm sömürülenlerin kendi sınıf çıkarları doğrultusunda hareket etmesini içeren bir direniş olacaktır. Böyle bir devrim emperyalizmi, Siyonizmi, tüm diktatörleri ve kralları sarsacaktır. Filistin'den tüm dünyaya gösterilen yeni bir direniş dersi olacaktır.

İstanbul'da protesto çağrısı: Nehirden Denize Özgür Filistin!

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi'nden (DSİP) basın açıklamasına çağrı: "Filistin halkının haklı direnişinin yanında olduğumuzu haykırmak için 21 Ekim Cumartesi 15.00'da Kadıköy'de buluşuyoruz!"

Gazze'nin işgali ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi meşrulaştırılmak isteniyor

İsrail bombardımanı Güney Gazze'de can kayıplarını artırırken, nüfusun sadece yüzde 14'üne su verilebilmesi nedeniyle hastalıkların yayılma riski var. Aşırı sağcı Netanyahu hükümeti, Kuzey Gazze'de yaşayan 1,1 milyon kişiyi güneye sürmeye çalışıyor. Birleşmiş Milletler'e göre şimdiye kadar 500 bin Filistin kuzeyden güneye zorla göç ettirildi. Fakat güneye gidenleri ise ölüm bekliyor. Güney Gazze'de bulunan üç şehir Han Yunus, Refah  ve İsrail'in sivillere sığınma talimatı verdiği Deir el-Balah ağır bombardıman altında.  Ambulanslar yaralıları zaten aşırı kalabalık olan hastanelere naklediyor ve çok sayıda kişi hâlâ enkaz altında mahsur kalıyor. Morglarda yer kalmadığı için cesetler hastane bahçelerinde toplanıyor. İsrail ordusu ve Filistin güçleri arasındaki çatışmalarda bir günde en fazla kayıp çatışmaların 10. gününde verildi. Bugün 11. gün, Gazze Şeridi'nin ne kuzeyi ne de güneyi güvenli değil. Sadece Gazze'de değil Batı Şeria'da da katliam var. İsrail polisi, siyonist yerleşimcilerin işlediği cinayetlere izin verirken, bazı protestocuları bizzat kendisi öldürüyor. Mısır'dan Gazze Şeridi'ne insani yardım taşıyan konvoy Refah sınır kapısına ulaştı. Ancak İsrail geçişine izin vermiyor. Batı emperyalizminin tutumu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Rusya'nın Gazze'de "insani duraksama" önerisini reddetti.  15 daimi üye ülkenin katıldığı oylamada Rusya'nın tasarısına 5 evet, 6 çekimser ve 4 hayır oyu verildi.  Hayır oyu veren devletler, ABD, İngiltere, Fransa ve Japonya. Konseyde bir kararın geçmesi için en az 9 üyenin 'evet' oyu gerekiyor. Rusya'nın önerisinde Hamas'a değinilmezken "tüm siviller" ifadesi yer alıyor. Ateşkes ibaresi yer almazken "insani duraksama" öneriliyor. Bu sırada Rusya, Ukrayna işgaline devam edip sivilleri öldürmeyi sürdürüyordu. Başlıca rakibi ABD ise İsrail rejimine destek gösterilerine devam ediyor. ABD Başkanı Joe Biden 18 Ekim Çarşamba günü İsrail'e gidecek. Ziyaret öncesi "İsrail'in kendini savunma hakkını" desteklediklerini duyurdu. Üst düzey bir Amerikalı generalin, İsrail'de bulunduğu ve Gazze'ye saldırı planında yer aldığı iddia edildi. Avrupa devletleri destekledikleri savaşın Hamas'a karşı verildiğini söylese de kendi ülkelerinde yaptıkları ile tüm Filistin halkını hedef aldıkları görülüyor. Fransa ve Almanya'da Filistin'e destek gösterileri birer birer yasaklandı. Çok sayıda eylemci gözaltına alındı. İngiltere'de ise 700'den fazla eylemciye para cezası kesildi. Almanya'da düzenlenen Frankfurt Kitap Fuarı'nda Filistinli yazar Adania Shibli için düzenlenen ödül töreni, "İsrail'deki savaş" gerekçesiyle iptal edildi. Shibli, ödüle layık görüldüğü "Küçük Detay" adlı romanında, 1949'da Filistinli bir Bedevi kızın İsrail askerleri tarafından tecavüz edilip öldürüldüğü gerçek bir hikâyeyi anlatıyor. Bu karar üzerine bazı ülkeler fuardan çekilerek, protestolarını yayınladı. Ana akım medya, Almanya'daki Filistinlileri potansiyel bir tehdit olarak gösteriyor. Gazze'deki bir hastanede Filistinlileri tedavi eden Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünden İngiliz-Filistinli cerrah Ghassan Abu Sitta, BBC canlı yayınında, terörle mücadele polis ekiplerinin İngiltere'deki evine gelerek ailesini taciz ettiğini söyledi. Sitta, spikerin sorduğu "Eğer israil’in kara operasyonu başlarsa ne yapacaksınız?" sorusunu "Hastalarımızla kalacağız. Hastalarımızın yaşam hakkını sonuna kadar savunacağız. Bu bir soykırım ve savaş suçu girişimi" diye cevapladı. İşgali meşrulaştırma girişimi İsrail ordusu, savaşın ardından Gazze'nin statüsünün "küresel bir sorun" olacağını duyurdu. Netanyahu hükümetinin amacının Kuzey Gazze'yi insansızlaştırmak ve Filistinlileri, Mısır'ın Sina Çölü'ne sürmek olduğu anlaşılmış durumda.

Suriye'de Devrimci Sol Akım 12 yaşında!

Suriyeli devrimci sosyalistler, ayaklanmanın içinden doğan partilerinin 12. kuruluş yıldönümünde bir mesaj yayınlayarak mücadelelerini anlattı. Duyuruları şöyle: "2011 yılında Suriye'deki halk devriminin ve sonrasında tüm bölgeyi derinden etkileyen olayların ortasında doğan partimiz Devrimci Sol Akım'ın kuruluşunun on ikinci yıldönümü. Partimiz en başından beri, onurları ve özgürlükleri için ayaklanan kitlelerin yanında yer almayı seçti. Radikal sosyalist bir parti olarak, Suriye halkının ayaklanmasının tüm biçimlerinde aktif olarak yer aldık. Devrimci an barışçıl mücadeleden silahlı direnişe geçişi gerektirdiğinde, yoldaşlarımız El Nusra, IŞİD ve rejim milisleri gibi karşı-devrimci güçlere karşı kendilerini savunmak için silahlandılar. Edebiyatımızda ve yayınlarımızda uzun süredir uyardığımız bir tehdit olan karşı-devrim güç kazanmadan önce bedelini şehitlerle ödedik. Suriye'nin uluslararası ve bölgesel güç mücadeleleri için bir savaş alanı haline gelmesinin tehlikeleri konusunda sürekli uyarılarda bulunduk. On iki yıl boyunca, kitlesel sosyalist partiyi inşa etmeye kararlılıkla devam ettik. Bu parti, Suriye halkının gerileme anlarında olduğu kadar, zalim rejime, işgallere ve bu işgallerle aynı safta yer alan güçlere karşı ayağa kalktığı ve ayaklandığı anlarda da tek yol ve tek rehberdir. Bu vesileyle partimiz, işçilerin ve tüm emekçilerin öncüsü olma taahhüdünü bir kez daha teyit eder."

Batı emperyalizminin desteklediği İsrail rejimi büyük bir katliamı hayata geçiriyor

Filistin direnişine karşı İsrail rejiminin saldırılarının 10. gününde Gazze Şeridi'nden "görülmemiş bir felaket" yaşanıyor. - En az 2750 Filistinli sivil hayatını kaybetti. - İsrail savaş uçaklarının bombardımanıyla yıkılan binaların enkazları altında 1000 Filistinli kayıp durumda. - Gazze nüfusu 2,3 milyon. 1 milyon Filistinli zorla yerinden edildi. Gazze'nin eninin 10 kilometre boyunun ise 41 kilometre olduğunu unutmamak gerekir. - İsrail ordusu 64 binden fazla binayı yerle bir etti. 90 eğitim kurumu, 18 cami hasar görürken 20 ambulans vuruldu. - Yaralanan insan sayısı artarken hastanelerde büyük bir kriz yaşanıyor. Elektrik, ilaç ve su yok. - Her türlü insani yardım durmuş durumda. - İsrail ordusu, hava koşulları nedeniyle kara harekatını geciktirdi. Fakat Kuzey Gazze ağır bombardıman altında. Buna karşılık Han Yunus başta olmak Güney Gazze'de vuruluyor. Ateşkes ve tahliye haberi boş çıktı Gazze'nin Mısır ile sınırdaki Refah Kapısı'nın yabancı vatandaşların geçişleri için birkaç saatliğine açılacağı haberi duyulunca yüzlerce kişi burada toplandı. Haber ajansları ABD, İsrail ve Mısır'ın anlaşmasıyla geçici ateşkes sağlandığını duyurdu. Fakat önce Hamas bundan haberleri olmadığını açıkladı. Ardından İsrail ateşkes iddiasını reddetti. Mısırlı yetkililer, geçişe İsrail'in izin vermediğini iddia etti. Darbeci Sisi yönetimindeki Mısır, Aksa Tufanı operasyonu başladığı andan itibaren sınırlarını tamamen kapatmıştı. Biden geri adım mı attı? Sert açıklamalarla aşırı sağcı Netanyahu hükümetine tam destek veren ve Doğu Akdeniz'e iki uçak gemisini konuşlandıran ABD'nin başkanı Joe Biden, İsrail'in Gazze'yi işgalinin büyük bir hata olacağını söyledi. Hamas'ın tamamen yok edilmesi gerektiğini de belirtti. Biden'ın son açıklaması, ABD'de devasa İsrail protestolarının üzerine geldi. Ülkedeki savaş ve işgal karşıtları sokaklara indi. Öte yandan bu savaşın Gazze ile sınırlı kalmayıp bölgesel bir çatışmaya döneceği ihtimali de ortaya çıktı. İran Dışişleri Bakanlığı, İsrail saldırıları durmadığı takdirde karşılık verebileceklerini söyledi. Lübnan Hizbullah'ı da İsrail ordusuna ait bir karakolu ele geçirdi. Geçen hafta Suriye'de bazı havaalanları İsrail füzeleri tarafından vurulmuştu. Gerekçe ise İran'ın yüksek teknolojili silahlarını buraya aktarması olarak gösterilmişti. Daha önce "itidal" çağrıları yapan ve Tel Aviv'le normalleşme durumuna geçmiş Mısır ve Suudi Arabistan bu tutumdan vazgeçebileceklerini söylemeye başladı. Fakat ABD ve Batı emperyalizminin insani gerekçelerle Gazze işgaline kökten karşı çıktığı söylenemez. Hamas ve Gazzelileri birbirinden ayırmak mümkün değil.  Ankara tavır mı değiştiriyor? İsrail rejimiyle normalleşme içinde olan bölgesel güçler arasında Türkiye'de yer alıyor. Erdoğan yönetimi, Filistinlilerin haklılığı üzerine genel geçer sözler söyleyip iki tarafı sanki eşit güçlermiş gibi itidale çağırıyordu. Türkiye'de Filistin'e destek sesleri ve eylemleri büyürken AKP iktidarını daha sert eleştirilere iten yegane gerekçe ABD'nin Doğu Akdeniz'deki askeri varlığı. Türkiye'nin doğal gaz arayan sondaj gemilerinin yakınına yanaşan ABD uçak gemileri Ankara'yı rahatsız etti. Bunun üzerine bölgede bir askeri tatbikat düzenleme kararı alındı.  Doğu Akdeniz'in paylaşımı için süren askeri rekabet ile Suriye'deki karşı karşıya geliş Erdoğan yönetimini ABD karşıtı sözler söylemeye itti. Buna karşılık İsrail ile kurulan siyasi ve ekonomik ilişkiler bozulmadı. Kürecik ve İncirlik'teki ABD üsleri ise savaş faaliyetlerine devam edebiliyor. Batı emperyalizmi kendi evlerinde de zayıflıyor Hafta sonu sadece ABD'de değil İsrail rejimini destekleyen sağcıların işbaşında olduğu İngiltere'de yüzbinlerce kişinin katıldığı Filistin'e destek gösterileri oldu. Fransa'da Macron hükümeti de Netanyahu hükümetinin dostlarından biri. Paris'te düzenlenen Filistin'le dayanışma yürüyüşüne polis müdahale etti. Ne yapmalı? Her yerde siyonist İsrail'e karşı gösterileri büyütmeliyiz. İsrail ile normalleşmeye karşı çıkıp, Türkiye'yi yönetenleri işbirliğinden vazgeçmeye çağırmalıyız. Filistinlilerin Ortadoğu emekçilerinden ve dünya işçi sınıfından başka gerçek dostu yok. Korsan devlet İsrail'in yıkılması, bağımsız-demokratik-laik Filistin devletinin kurulması emperyalizme ağır bir darbe indirecek ve dünyada savaş rüzgarlarını dindirecektir.

Chris Hedges: Filistinliler İsrail'in onlara öğrettiği şiddetin dilini konuşuyor

İsraillilerin Hamas ve diğer Filistinli direniş örgütleri tarafından ayrım gözetmeksizin vurulması, sivillerin kaçırılması, İsrail'e roket bombardımanı, tanklardan otomatik makineli tüfek yuvalarına kadar çeşitli hedeflere drone saldırıları, İsrailli işgalcinin tanıdık dilidir. İsrail, Siyonist milislerin tarihi Filistin'in yüzde 78'inden fazlasını ele geçirmesinden, 530 kadar Filistin köy ve şehrini yok etmesinden ve 70'ten fazla katliamda yaklaşık 15.000 Filistinliyi öldürmesinden bu yana, Filistinlilere bu kanlı şiddet dilini konuşuyor. 1948'de İsrail devletinin kurulması amacıyla 1947 ile 1949 yılları arasında yaklaşık 750.000 Filistinli etnik temizliğe tabi tutuldu. İsrail'in bu silahlı saldırılara tepkisi Gazze'ye soykırım niteliğinde bir saldırı olacaktır. İsrail, öldürülen her İsrailliye karşılık onlarca Filistinliyi öldürecek.  Başbakan Netanyahu Gazze'deki Filistinlileri "hemen ayrılmaları" konusunda uyardı, çünkü İsrail "Hamas'ın saklandığı tüm yerleri moloz yığınına çevirecek." Peki Gazze'deki Filistinliler nereye gitmeli? İsrail ve Mısır kara sınırlarını ablukaya aldı. İsrail'in kontrolü altındaki bölgede havadan veya denizden çıkış yok. Masumlara karşı kolektif intikam, sömürge yöneticilerinin kullandığı tanıdık bir taktiktir. Biz Amerikalılar, bunu Yerli Amerikalılara karşı, daha sonra da Filipinler ve Vietnam'da kullandık. Almanlar bunu Namibya'daki Herero ve Namaqua'ya karşı kullandı. İngilizler Kenya ve Malaya'da. Naziler bunu Sovyetler Birliği'nde, Doğu ve Orta Avrupa'da işgal ettikleri bölgelerde kullandılar. İsrail de aynı taktikleri izliyor. Ölüme ölüm. Vahşete karşı vahşet. Ancak bu korkunç dansı başlatan ve ceset yığınlarını daha yüksek ceset yığınlarıyla değiştiren kişi her zaman işgalcidir. Bu, her iki tarafın da savaş suçlarını savunmak anlamına gelmiyor, Bu, saldırılara sevinmek değildir. Yedi yıl boyunca çatışmayı haber yaptığım İsrail işgali altındaki bölgelerde şiddetten nefret edecek kadar şiddet gördüm. Ancak bu, tüm yerleşimci-sömürgeci projelerin tanıdık sonucu. Şiddet tarafından aşılanan ve sürdürülen rejimler. Haiti'nin kurtuluş savaşı. Kenya'daki Mau Mau. Güney Afrika'daki Afrika Ulusal Kongresi. Bu ayaklanmalar her zaman başarılı olmuyor ama tanıdık kalıpları takip ediyorlar. Tüm sömürgeleştirilmiş halklar gibi Filistinliler de uluslararası hukuka göre silahlı direniş hakkına sahiptir. İsrail'in Filistinlilerle adil bir çözüme asla çıkarı olmadı. Bir apartheid devleti kurdu ve yavaş çekimdeki etnik temizlik kampanyasıyla giderek daha büyük Filistin topraklarını emdi. 2007 yılında Gazze'yi dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüştürdü. İsrail ya da dünya toplumu ne bekliyor? Gazze'de yarısı işsiz olan 2,3 milyon insanı nasıl 16 yıl boyunca dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden birinde nasıl hapsedebilir, yarısı çocuk olan sakinlerinin hayatlarını geçimlik seviyeye indirebilir, onları temel tıbbi malzeme, yiyecek, su ve elektrikten nasıl mahrum bırakabilirsiniz? Silahsız sivilleri rastgele katletmek için saldırı uçakları, toplar, mekanize birimler, füzeler, deniz ve piyade birimleri kullanacaksınız ve şiddetli bir tepki beklemeyeceksiniz mi? İsrail şu anda Gazze'ye dalga dalga hava saldırıları gerçekleştiriyor, bir kara saldırısına hazırlanıyor ve genellikle günde yalnızca iki ila dört saat çalışan Gazze'nin elektriğini kesti. İsrail'e sızan direniş savaşçılarının birçoğu şüphesiz öldürüleceklerini biliyordu. Ancak diğer kurtuluş savaşlarındaki direniş savaşçıları gibi, nasıl yaşayacaklarını seçemiyorlarsa, nasıl öleceklerini seçeceklerine karar verdiler. İkinci Dünya Savaşı'nda Varşova Gettosu ayaklanmasında silahlı direnişin bir parçası olan Alina Margolis-Edelman'ın yakın arkadaşıydım. Kocası Marek Edelman ayaklanmanın komutan yardımcısıydı ve savaştan sağ kurtulan tek liderdi. Naziler 400.000 Polonyalı Yahudiyi Varşova Gettosu'na kapatmıştı. Kapana kısılmış Yahudilerin binlercesi açlıktan, hastalıktan ve ayrım gözetmeyen şiddetten öldü. Naziler geri kalan Yahudileri imha kamplarına nakletmeye başladığında direniş savaşçıları karşılık verdi. Hiçbirinin hayatta kalması beklenmiyordu. Edelman, savaştan sonra Siyonizmi, Filistin topraklarının çalınmasını meşrulaştırmak için kullanılan ırkçı bir ideoloji olarak kınadı. Filistinlilerin yanında yer aldı, onların silahlı direnişini destekledi ve Filistinli liderlerle sık sık görüştü. İsrail'in, Filistin halkına yönelik baskısını meşrulaştırmak için Holokost'u sahiplenmesine karşı çıktı. İsrail, getto ayaklanmasının mitolojisinin ekmeğini yerken, Polonya'dan ayrılmayı reddeden ayaklanmanın hayatta kalan tek liderine de dışlanmış muamelesi yaptı. Edelman, Holokost ve getto ayaklanmasından çıkarılan dersin, Yahudilerin ahlaki açıdan üstün ya da ebedi kurbanlar olmadığını anlamıştı. Edelman, tarihin herkese ait olduğunu söyledi. Filistinliler de dahil olmak üzere ezilenlerin eşitlik, onur ve özgürlük için mücadele etme hakkı vardı. Edelman, "Yahudi olmak, her zaman ezilenlerin yanında olmak ve asla zalimlerin yanında olmamak anlamına gelir" dedi. Varşova ayaklanması uzun süredir Filistinlilere ilham kaynağı olmuştur. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) temsilcileri, Polonya'daki ayaklanmanın yıllık anma töreninde Varşova Gettosu anıtına çelenk koyardı. Sömürgeci, işgal edileni bastırmak için ne kadar şiddete başvurursa, o kadar çok canavara dönüşür. İsrail'in mevcut hükümeti, İsrail demokrasisini ortadan kaldıran ve İsrail'de yaşayanlar da dahil olmak üzere Filistinlilerin toptan sınır dışı edilmesi veya öldürülmesi çağrısında bulunan aşırı Yahudiler, fanatik Siyonistler ve dindar bağnazlardan oluşuyor. Isiah Berlin'in "İsrail'in vicdanı" olarak adlandırdığı İsrailli filozof Yeshayahu Leibowitz, İsrail'in din kurumu ile devleti ayırmaması durumunda Yahudiliği faşist bir tarikata dönüştürecek yozlaşmış bir hahamlığın ortaya çıkacağı konusunda uyardı. 1994'te ölen Leibowitz, "Nasyonal Sosyalizm, sosyalizm için ne ise, dini milliyetçilik de din için odur" dedi. Özellikle Mısır'ın Sina'sını, Gazze'sini, Batı Şeria'yı (Doğu Kudüs dahil) ve Suriye'nin Golan Tepeleri'ni ele geçiren 1967 savaşından sonra orduya körü körüne saygı gösterilmesinin tehlikeli olduğunu ve demokrasi umuduyla birlikte İsrail'in nihai yıkımına yol açacağını anlamıştı.  "Durumumuz ikinci bir Vietnam durumuna, nihai çözüm ihtimali olmayan, sürekli tırmanan bir savaşa dönüşecek" diye uyardı. Leibowitz, "Arapların çalışan insanlar, Yahudilerin ise idareciler, müfettişler, memurlar ve polis (çoğunlukla gizli polis) olacağını" öngörüyordu. "1,5 ila 2 milyon yabancıdan oluşan düşman bir nüfusu yöneten bir devlet, eğitim, ifade özgürlüğü ve demokratik kurumlar açısından zorunlu olarak bir gizli polis devleti haline gelecektir. Her sömürge rejiminin özelliği olan yolsuzluk, İsrail Devleti'nde de geçerli olacaktır. Yönetimin bir yandan Arap isyanını bastırması, diğer yandan da Arap Quisling*'leri ele geçirmesi gerekecektir. Şu ana kadar bir halk ordusu olan İsrail Savunma Gücü'nün, işgal ordusuna dönüşmesi sonucunda yozlaşmasından ve diğer milletlerdeki meslektaşlarına benzeyen askeri valiler olmasından korkmak için de haklı nedenler var." Filistinlilerin uzun süreli işgalinin, kaçınılmaz olarak “toplama kampları” doğuracağını gördü. "İsrail var olmayı hak etmeyecek ve onu korumaya da değmeyecek" dedi. Bu mücadelenin bir sonraki aşaması, İsrail'in Gazze'de halihazırda başlamış olan büyük bir endüstriyel katliam kampanyası olacaktır. İsrail, daha yüksek düzeydeki şiddetin sonunda Filistinlilerin isteklerini yok edeceğine inanıyor. İsrail yanılıyor. İsrail'in uyguladığı terör, alacağı terördür. Chris Hedges / scheerpost.com 8 Ekim 2023 --- *İkinci Dünya Savaşı'nda Norveçli politikacı, Vidkun Quisling. Nazilerin Almanya adına Norveç'i yönetmesine yardım etti. Çeviri: Ahmet A.

İsrail ordusu karadan saldırıyı başlattı, Filistinliler zorla yerinden ediliyor

Gazze'ye kara saldırısı dün akşam başladı. Evlerini terk eden Filistinlilerin araç konvoyları, İsrail jetleri tarafından vuruldu. Filistin ayaklanması ve İsrail savaş kabinesinin saldırılarının 8. gününde binlerce kişi 360 km²  yüzölçümlü Gazze'nin kuzeyinden güneyine geçmeye çalışıyor. İsrail ordusunun Kuzey Gazze'yi terk edin  ültimatomu için tanınan 24 saatlik sürenin sonunda ağır bombardımana devam etti. Kuzey Gazze ve Batı Şeria'ya karadan askeri saldırılar başladı. Sabah saatlerinde İsrail ordusu doğu ve batı Gazze Şeridi'ne hücumbotlardan ve tanklardan topçu bombardımanına yeniden başladı. İsrail askerleri Kudüs yakınlarındaki Kalandiya mülteci kampına da baskın düzenledi. Bugün erken saatlerde Jericho'daki en az iki Filistin mülteci kampına ve Cenin'de ayrı baskınlar yapıldı. Gazze'deki hastanelerin verilerine göre İsrail hava saldırılarında 24 saatten kısa sürede 20'si çocuk en az 256 kişi öldü, 1.788 kişi de yaralandı. 8 günde 1.900 Filistinli öldü, 7.696 kişi de yaralandı. İsrail'de ölenlerin sayısı 1.300'e, en az 3.400 yaralıya ulaştı. Binlerce kişi Kuzey Gazze'yi terk etse 1,1 milyonluk toplam nüfusun büyük bölümü olduğu yerde kalmış durumda. Bombardıma maruz kalan Han Yunus kentinde yıkılan binaların enkazı altında kalanları kurtarmak için zamanla yarışılıyor. İsrail ordusu, bugün 10.00-16.00 saatleri arasında iki rotadan Gazzelilerin güvenli geçişine izin verdiği duyurdu. 6 saat gibi bir kısa bir sürede tahliyenin mümkün olmayacağı söyleniyor. Gazze Şeridi'nde yıkımı protesto etmek için Batı Şeria'da protesto gösterileri yapıldı. İsrail polisinin açtığı sonucu en az 16 Filistinli eylemci öldürüldü. Öte yandan bugün İstanbul ve birçok dünya kentinde İsrail terörü protesto edilecek. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

İsrail rejiminden Kuzey Gazze'yi insansızlaştırma girişimi

İsrail ordusu 1,1 milyon Filistinlinin Güney Gazze'ye taşınmasını emretti. 1,1 milyon insan dün gıda ve su ararken, bugün yaşadıkları yerleri nasıl terk edecekleri, nereye gidecekleri korkusunu yaşıyor. Gazzeliler, bombardımanın 7. gününe büyük bir tehditle başladı.  Gazze sınırına 300 bin asker yığan, yedekleri de askere alarak 500 bin kişilik (tepeden tırnağa modern silahlara sahip) güce ulaşan İsrail ordusu, sivil halka Kuzey Gazze'yi terk etmesi için 24 saat süre verdi. Bu satırların yazıldığı dakikalarda bunun 10 saati geride kalmıştı. Birleşmiş Milletler, bu kadar çok sayıda kişinin böyle bir kısa sürede tahliye edilmeyeceğini belirtiyor. Dün itibarıyla ağır bombardıman sebebiyle 430 bin Filistinli evlerini zorla terk etmişti. Birleşmiş Milletlere ait sığınaklar dolup taşarken, güneyde nereye gideceklerini bilmeyen kitlelerin panik içinde olduğu bildiriliyor. Elbette gidemeyecek olanlar da var. Gazze hastanelerinde yatılı durumdaki çok sayıda hasta, onların bırakmayı reddeden ve meslektaşlarıyla vedalaşan doktorlar ile sağlık emekçileri gibi. Gazze'nin kuzeyinin insansızlaştırılması girişimi büyük bir insani kriz yaratırken, böylesine bir gelişme bağımsız Filistin devletinin kurulmasının önüne büyük bir engel çıkartabilir. Bazı uzmanlar, aşırı sağcı Netanyahu hükümetinin amacının Gazzelilere Mısır'a sürmek olduğunu söylüyor. Hamas, İsrail ordusunun ültimatomunu sahte savaş propagandası olarak yorumladı. Hamas militanları karadan gelecek saldırıya karşı silahlı direnişe hazır durumda. Daha önce de burada savaşa girmişlerdi. Öte yandan bölgesel güç olan devletlerin çoğu Filistin direnişini doğrudan desteklenmekten kaçınıyor, genel altında altında itidal çağrılarına devam edildiği görülüyor. Ayaklanma ve savaşın 6. gününde toplanan TBMM Filistin Olağanüstü oturumu kapalı bir şekilde yapıldı. Genel Kurulun sonunda mecliste grubu olan partiler ortak açıklama yaparak itidal tavsiye etti. Bu bir ölçüde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da yaklaşımı. AKP, CHP, MHP, İYİ Parti, YSP ve SP grup başkanvekillerinin ortak imzası ile duyurulan ortak bildiri şöyle: "Gerilimin telafi edilemez sonuçlar doğurmaması için tüm tarafları barış-güvenlik-istikrar vizyonumuz çerçevesinde itidale ve aklıselime davet ediyoruz. Gazze'de hedefi doğrudan siviller olan tüm saldırıları kınıyor, Filistin ve İsrail'i, kalıcı barışa yönelik müzakerelere başlamaya davet ediyoruz." Batı emperyalizmi ise insani kriz ve Filistin özgürlüğü meselesini bir kenara bırakıp, İrail rejiminin arkasında kenetlenmiş durumda. Filisitin özgürlük mücadelesi gerçek desteği Ortadoğu emekçileri ve tüm dünyadaki savaş/işgal karşıtları verebilir. 

Geri 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 İleri

Bültene kayıt ol