(Seçtiklerimiz) Ukrayna hükümetine Açık Mektup: Bogdan Syrotiuk’u serbest bırakın!

Greta Thunberg: İşgal altındaki topraklarda iklim adaleti yok!

İklim aktivisti Greta Thunberg’in geçtiğimiz pazar günü Amsterdam’da düzenlenen bir iklim mitinginde Filistin yanlısı açıklamalarda bulunmasının yankıları sürüyor. Alman basını tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen Thunberg’e destek büyüyor İklim aktivisti Greta Thunberg'in, Amsterdam’da düzenlenen bir iklim protestosunda İsrail'in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından Filistin'e destek vermesi, yoğun tepkilere neden oldu. Thunberg, İsrail'in devam eden bombardımanlarının en az yarısı çocuk olmak üzere 10 binden fazla ölüme neden olduğu Gazze'de ateşkes çağrısında bulunmuştu. Eyleme Filistin puşisi takarak katılan ve  “İklim Adaleti” yazan bir pankart ve “Sömürgeciliğe son, özgür Filistin” yazılı bir Filistin bayrağının altında yürüyen Thunberg, "İklim adaleti hareketi olarak ezilenlerin, özgürlük ve adalet için mücadele edenlerin sesine kulak vermek zorundayız" demişti.  “Antikapitalist” sloganının atıldığı protestoda katılımcılar ateşkes çağrısında bulunurken, Thunberg’le birlikte kürsüye Hollandalı Barış Örgütü PAX’ın 2023 Barış Güvercini ödülünün sahibi Sahar Şirzad da çağrılmıştı. Bu esnada podyuma çıkan bir erkek Thunberg'in sözünü keserek mikrofonunu almaya çalışmış ve iklim protestosu için geldiğini, diğer görüşleri için gelmediğini söylemişti. Thunberg’in Filistin’e destek vererek İsrail’in katliam politikalarına karşı çıkması, Alman medyası tarafından yoğun bir şekilde eleştirildi. Aralarında Tageszeitung’un (taz) da bulunduğu bazı gazeteler Thunberg'in fotoğrafını "İstenmeyen kişi mi?" başlığı altında yayımlayarak, Thunberg'in tutumunun iklim hareketine zarar verdiğini öne sürdü. Başka birçok gazete de Thunberg’in antisemitizmden malûl olduğunu ve bu durumun uluslararası iklim hareketi adına güvenilirliğini sorgulattığını yazdı. Yine birçok gazetede iklim hareketinin yeni bir ikona ihtiyaç duyduğu belirtildi. Der Spiegel ise “Greta Thunberg bir antisemit mi, yoksa sadece aptalın teki mi?” başlığını attı.  Yeşiller Partisi Eş Başkanı Ricarda Lang, Thunberg'in sözlerini "kesinlikle uygunsuz" olarak nitelendirirken, Alman-İsrail Derneği (DIG) Başkanı Volker Beck, Amsterdam'daki iklim gösterisinde sarf ettiği sözlerini Thunberg'in "iklim aktivisti olarak sonu" diyerek değerlendirdi. Almanya Yahudiler Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster, Thunberg'in açıklamalarını antisemitizme yakın olmakla eleştirdi. Welt-TV'ye konuşan Schuster, Fridays for Future (Gelecek İçin Cumalar) hareketine İsrail karşıtı tutumlarla arasına daha net bir mesafe koyması çağrısında bulundu. Federal Hükümet Anti-Semitizm Komiseri Felix Klein ise Thunberg'in açıklamalarını İsrail ve Yahudi karşıtı olarak nitelendirdi. Klein, Greta Thunberg'in yaptığı açıklamalarla kendisini tasfiye ettiğini ve bunun Fridays for Future'ın Almanya temsilciliği için de bazı sonuçlar doğuracağını belirtti. Klein’ın aba altından sopa göstermesinden sonra Fridays for Future Almanya temsilciliği, Thunberg ile aralarına mesafe koyduklarını duyurdu. Yapılan açıklamada “Fridays for Future Almanya olarak net bir kararımız var: Hareket olarak antisemitizmin her türüne net bir şekilde karşıyız. Bu konuda taviz vermeyeceğiz. Burada ve her yerde Yahudi yaşamının korunmasını savunuyoruz. Uluslararası ağ ile olan süreçleri askıya almamızın bir diğer nedeni de budur. Greta Thunberg duruşuyla pek çok insanı rencide ediyor. Bizim için belirleyici olan, onun Fridays for Future Germany'yi temsil etmemesi, bizim kendimizi temsil etmemizdir.” denildi. Geçtiğimiz Çarşamba günü (15.11) Londra’da daha önce hakkında kamu düzenini bozmak nedeniyle açılan bir davada ifade veren Thunberg, boynunda Filistin puşisiyle geldiği mahkemede suçsuz olduğunu söyledi. Bu arada Die Linke'nin (Sol Parti) önde gelen üyeleri Thunberg’e desteğini ilan etti. Partinin eski başkanlarından Bernd Riexinger Der Spiegel'e verdiği demeçte Thunberg’e yapılan eleştirilerin çok sert olduğunu, İsrail'i Gazze'deki sivil halka yönelik muamelesi nedeniyle eleştirmekte haklı olduğunu, Gazze Şeridi'nde insani bir felakete tanık olunduğunu söyledi.  Bu esnada İsrail’in Gazze’de yaptığı katliam hız kesmeden devam ediyor. 7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarında Gazze Şeridi’nde 4 bin 710’u çocuk ve 3 bin 160’ı kadın olmak üzere 11 bin 500 kişi öldürüldü. İsrail ordusu, Gazze'de on binlerce yaralı ile sivilin sığındığı onlarca hastaneyi zorla tahliye ettirmek için yerleşkelerini ya da ana binalarını vurdu. İşgal sırasında bazı hastaneleri bastı. Saldırılarda yüzlerce kişi öldü ve yaralandı. Son olarak binlerce insanın sığındığı bir okulu vurdu.

Anne Boyer: Artık savaş çığırtkanı yalanlar yok

Pulitzer ödüllü şair Anne Boyer, NYT Magazine Şiir Editörlüğü'nden istifa etti: "İsrail'in Gazze halkına yönelik ABD destekli savaşı kimsenin yararına değil." Anne Boyer'in istifa mektubu şöyle: "New York Times Magazine'in şiir editörlüğünden istifa ettim.  İsrail devletinin Gazze halkına karşı yürüttüğü ABD destekli savaş herkes için bir savaş değildir. Ne İsrail'in ne ABD'nin ne de Avrupa'nın ve özellikle de onlar adına savaştıklarını iddia edenler tarafından iftiraya uğrayan pek çok Yahudi'nin güvenliği söz konusu değildir. Tek kârı petrol çıkarları ve silah üreticilerinin ölümcül kârıdır. Dünya, gelecek, kalplerimiz, her şey bu savaş yüzünden küçülüyor ve zorlaşıyor. Bu savaş sadece füzeler ve toprak işgallerinden ibaret değil. On yıllardır süren işgal, zorla yerinden edilme, mahrum bırakılma, gözetim, kuşatma, hapis ve işkenceye direnen Filistin halkına karşı devam eden bir savaş. Mevcut durumumuz kendini ifade etmek olduğu için, bazen sanatçılar için en etkili protesto biçimi bunu reddetmektir. Bizi bu mantıksız acıya alıştırmak isteyenlerin 'makul' tonları arasında şiir hakkında yazamıyorum. Artık korkunç örtmeceler yok. Artık sözlü olarak sterilize edilmiş cehennem manzaraları yok. Artık savaş kışkırtıcısı yalanlar yok. Eğer bu istifa haberlerde şiir büyüklüğünde bir boşluk bırakıyorsa, o zaman şimdiki zamanın gerçek şekli budur."

Güney Afrika, Filistin'deki soykırıma karşı İsrail'i kovabilir

Güney Afrika'da iktidardaki Afrika Ulusal Kongresi (ANC), ülkedeki İsrail büyükelçiliğinin kapatılması çağrısını destekleyeceğini duyurdu. ANC'den yapılan açıklamada, partinin, Güney Afrika'daki İsrail büyükelçiliğinin kapatılması ve ateşkese kadar İsrail ile tüm diplomatik ilişkilerin askıya alınması yönünde çağrıda bulunan parlamento önerisini onaylayacağı ifade edildi. Kararı uygulamak Başkan Cyril Ramaphosa kabinesine bağlı. Ramaphosa, Hamas'a karşı askeri harekat sırasında İsrail yönetimine yönelik eleştirilerini açıkça dile getirmiş ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne olası savaş suçlarını soruşturma çağrısında bulunmuştu. Güney Afrika, Kasım ayının başlarında İsrail'deki diplomatlarını geri çağırdı. Ülkede Filistinlilerle dayanışma eylemleri sürüyor. ANC'nin Filistin ile dayanışması eskiye dayanıyor. Güney Afrika'daki Apartheid rejimine son veren bu hareketin lideri Nelson Mandela, İsrail işgaline ve Filistin topraklarında kurulan apartheid rejimine karşı çıkmasıyla tanınıyor.

İsrail terörizmine karşı dünya çapında protestolar devam ediyor

Geçtiğimiz hafta sonu yüz binlerce kişi Filistin'le dayanışma protestoları için tüm kıtalarda yürüdü. Avustralya'daki büyük mitinglerde en az 45.000 kişi Melbourne sokaklarını doldururken, Sydney'deki gösteriye katılan 50.000 kişi sadece 1.000 kişinin katıldığı İsrail yanlısı bir mitingi gölgede bıraktı. Almanya'da protestocular polisin baskısına meydan okuyarak "Soykırımı durdurun. Irk ayrımını durdurun" yazılı pankartlar taşıdı. Düsseldorf'taki Filistin yanlısı gösteriye yaklaşık 17.000, Berlin'deki gösteriye ise 10.000 kişi katıldı. Berlin'deki gösteride polis protestocu Monika Kalinowska'yı gözaltına aldı. Kalinowska'nın "İsrail terörist bir devlettir" yazılı pankartı nedeniyle tutuklandığı bildirildi. Protestoların ardından "Almanya'da gerçekten ifade özgürlüğümüz olup olmadığını sorgulamaya başladığını" söyledi. Cumartesi günü Cape Town'da on binlerce Güney Afrikalı, İsrail Büyükelçisinin sınır dışı edilmesi talebiyle Filistin yanlısı bir yürüyüşe katıldı. Zimbabve'nin Harare kentinde de yüzlerce kişi yürüdü. Emperyalizmin kalbi Amerika Birleşik Devletleri'nde binlerce protestocu Cumartesi günü Manhattan'da yürüdü ve New York'taki Grand Central Station'ı kapattı. Yüzlerce öğrenci de geçen hafta Perşembe günü sınıflarını terk etti. Sınıflarını terk ederek otobüslerle New York Halk Kütüphanesi'ndeki mitinge gittiler. Perşembe akşamı 2,000 kişi New York Times gazetesinin merkez binasında protesto gösterisi düzenledi. Küçük bir grup protestocu lobiyi kısa süreliğine işgal etmeyi başardı. Göstericiler, haber kuruluşlarını İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşına ilişkin haberlerinde önyargılı davranmakla suçluyordu. Chicago'da yüzlerce kişi Perşembe akşamı ABD Başkanı Joe Biden'ın 2024 seçim kampanyası için düzenlenen bir bağış gecesini protesto etti ve kalabalık "Soykırım Joe" sloganları attı. Irak'ın başkenti Bağdat'ta binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'in ziyaretini protesto etti. Blinken Irak Başbakanı Muhammed Şiaa el-Sudani'yi ziyarete gelmişti. Pakistan'ın Karaçi kentinde binlerce öğrenci ve kent sakini İsrail'in savaş suçlarına karşı sokaklara döküldü. Belçika'da 21,000 kişi Brüksel'deki protestoya katıldı. Fransa'da on binlerce kişi Cumartesi günü Paris'te Filistin yanlısı bir protestoya katıldı ve diğer şehirlerde de yürüyüşler düzenlendi. Ertesi gün yaklaşık 150,000 kişi "antisemitizme karşı" yürüyüşlere katıldı. Bunlar, İsrail terörüne karşı direnişi kınamak için sahte antisemitizm ve ırkçılık karşıtlığını kullanmaya yönelik kasıtlı bir çabaydı. En açık kanıt, katılanlar arasında faşist partinin üç kez cumhurbaşkanı adayı olan Marine Le Pen ve partinin başkanı Jordan Bardella'nın da bulunmasıydı. Bu arada, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nın geçtiğimiz hafta Suud Arabistan'ın başkenti Riyad'da gerçekleştirdiği ortak zirve, bölge liderlerinin korkaklığını ve ihanetini gözler önüne serdi. Cumartesi günü yayınlanan sonuç bildirgesinde İsrail'in "meşru müdafaa" iddiaları kınandı. Ancak Cezayir, İran ve Lübnan'dan gelen İsrail ve müttefiklerine petrol sevkiyatının kesilmesi ve bazı Arap Birliği ülkelerinin İsrail ile ekonomik ve diplomatik bağlarının koparılması çağrılarını reddetti. Harekete muhalefet, 2020'de İsrail ile ilişkilerini "normalleştiren" Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn tarafından yönetildi.

Alex Callinicos: 'Eleştirel teori resmen ölmüştür'

Habermas'ın İsrail'in Gazze'de yaptıklarını 'Hamas saldırısına misilleme' olarak gösterip 'İsrail'e soykırım niyeti atfedilmesine' karşı çıkan açık mektubuna sosyal medyada tepki yağdı. Almanya'nın yaşayan en etkili düşünürü kabul edilen Jürgen Habermas, İsrail-Filistin savaşına dair açık mektup yayımladı. Habermas'ın yanı sıra Nicole Deitelhoff, Rainer Forst, Klaus Günther'in imzasını taşıyan açık mektupta İsrail'le ve Almanya'daki Yahudilerle dayanışma ifade edildi. Uluslararası kamuoyunun çoğunluğu tarafından 'katliam' ve 'soykırım' olarak nitelenen İsrail'in Gazze operasyonunu 'Hamas saldırısına misilleme' olarak haklı gösteren açık mektupta 'İsrail'in eylemlerine soykırım niyetleri atfedilmesi' eleştirildi. Frankfurt Okulu'nun önde gelen filozoflarından 94 yaşındaki Habermas'a 'Filistin halkını hiçe saydığı' gerekçesiyle sosyal medyada yoğun tepki gösterildi. 'Dayanışma ilkeleri' başlıklı açık mektupta şöyle denildi: "Hamas'ın aşırı vahşeti ve İsrail'in buna tepkisinin yarattığı mevcut durum, bir dizi ahlaki ve siyasi açıklama ve protestoya yol açtı. İfade edilen tüm çelişkili görüşlerin arasında, tartışılmaması gereken bazı ilkelerin olduğuna inanıyoruz. Bunlar, İsrail ve Almanya'daki Yahudilerle doğru anlaşılan bir dayanışmanın temelidir. Genel olarak Yahudi yaşamını ortadan kaldırma niyeti ilanının eşlik ettiği Hamas'ın katliamı, İsrail'in misilleme yapmasına neden oldu. Prensipte haklı olan bu misillemenin nasıl gerçekleştirildiği tartışmalı bir konudur; orantılılık ilkeleri, sivil kayıpların önlenmesi ve savaşın gelecekte barış umuduyla yürütülmesi yol gösterici ilkeler olmalıdır. Filistin halkının kaderiyle ilgili tüm endişelere rağmen, İsrail'in eylemlerine soykırım niyetleri atfedildiğinde, muhakeme standartları tamamen kayıyor. Özellikle, İsrail'in eylemleri hiçbir şekilde Yahudi karşıtı tepkileri haklı çıkarmaz, hele de Almanya'da. Almanya'daki Yahudilerin bir kez daha hayati tehlikelere uğraması ve sokaklarda fiziksel şiddetten korkmak zorunda kalması kabul edilemez. İnsan onuruna saygı gösterme yükümlülüğüne dayanan Federal Cumhuriyetin demokratik ethosu, Yahudi yaşamı ve İsrail'in var olma hakkını, Nazi döneminin kitlesel suçları ışığında özel korumaya değer temel unsurlar yapan bir siyasi kültürle bağlantılıdır. Buna bağlılık, siyasi birlikteliğimizin temelidir. Özgürlük ve fiziksel bütünlüğün yanısıra ırkçı hakarete karşı korunmaya ilişkin temel haklar bölünemezdir ve herkese eşit şekilde uygulanır. Buna, ülkemizde her türlü bahaneyle Yahudi aleyhtarı hissiyat ve kanaati besleyen ve şimdi bunları çekinmeden söylemek için hoş bir fırsat gören herkes de uymak zorundadır." Tepkiler Habermas'ın imzasını taşıyan ve sadece İsrail ve Yahudilerle dayanışma beyan edip Gazze'de yaşananlara 'Filistinlilere müstahak' mesajı veren açık mektuba, sosyal medyada tepki gösterenler arasında önemli isimler de vardı. Columbia Üniversitesi profesörü, Avrupa Enstitüsü Direktörü, Carnegie Europe'da misafir akademisyen olan Britanyalı tarihçi John Adam Tooze, 'bu açık mektuptan sonra 4 imzacıyı da herhangi bir ciddi tartışma konusu olmaktan diskalifiye etmek gerektiğini' dile getirdi. Tooze, açık mektubu yayımlayan Goethe Üniversitesi'nin Normative Orders isimli araştırma merkezinin sitesine de "Normatif emirlerle ilgilendiğini iddia eden kimseler İŞGALİ ANMIYOR BİLE" diye çıkıştı. Pek çok siyasi teori kitabının yazarı olan Britanya'daki Sosyalist İşçi Partisi'nin Merkez Komite üyesi Alex Callinicos, 'Habermas ile meslektaşlarının soyut bir İsrail savunusu değil, ırkçı, aşırı sağcı Netanyahu hükümetinin savunusunu yaptığını, bunun da normatif emirlerin olguları değerlendirmekten kopuk hale gelmesine iyi bir örnek oluşturduğunu' belirtti. Callinicos, "Alman filozoflar, bunu nasıl bildiklerini açıklama zahmetine girmeden vahşet işleyenin Hamas olduğunu ve İsrail'in 'soykırımsal niyetlerinin' bulunmadığını biliveriyor, İsrailli bakanların bu niyetleri sürekli ilan etmesine rağmen" diyerek ekledi: "Eleştirel teori resmen ölmüştür." Eleştirel teorinin son temsilcilerinden Habermas'ın açık mektubunu, ABD'li siyaset teorisi profesörü, 13 kitabın yazarı ve editörü Jodi Dean de 'pek çok yönden rahatsız edici buldu'. "İsrail'in soykırım niyeti beyan eden net ve herkesin malumu çok sayıda açıklama yapması olgusunu görmezden geldiğine" dikkat çeken Dean, "Yahudiler ile İsrail arasında ayrım gözetmeyi de bir kenara bıraktığını" belirterek şöyle devam etti: "Bildiri, İsrail'in bir şekilde Almanya'yı Holokost suçlarından kurtarıp arındırırken aynı zamanda ortadan kaldırma mantığını ebedileştirdiğini ima ediyor. Federal Almanya Cumhuriyeti'nin kuruluş öncülü kapsamında Filistinliler yeryüzünden siliniyor ve silinmeye devam edecek. Habermas, (Carl) Schmitt'in ayrıcalık mantığına bağlı kalıyor."

Filistin sendikalarından dünya işçilerine çağrı

Filistin Sendikalar Federasyonu (PGFTU) İsrail’in durdurulması için boykot ve grevlerin hayata geçirilmesini bir kez daha istedi. Filistinli işçiler 29 Kasım’da tüm dünyada eş zamanlı eylemler yapılması çağrısında bulundu. “Sivillerin ölümünü durdurmak için derhal ateşkes ilan edilmeli ve insani yardımlar bölgeye güvenli bir şekilde ulaştırılmalıdır” denilen açıklamada, İsrail saldırılarında öldürülenlerin arasında İsrail’de çalışan Filistinli işçiler de bulunduğu belirtildi. Açıklamada, “Bunların bazıları işlerine giderken veya işten eve dönerken yerleşimciler tarafından öldürüldü. Zeytin toplayan çiftçilere yönelik saldırılar devam ediyor. Pek çok işçi çalışma izni iptal edildikten sonra sınır dışı edildi. Bazıları evlerine dönemedi. 5 bin 800 işçi sendika binalarında kalıyor. 4 bin işçi gözaltında. Bu işçilerin rehine takasında kullanılmak üzere bekletildiğini tahmin ediyoruz. Gözaltındaki işçilerin işkence gördüğüne dair kanıtlar bulunuyor” ifadeleri yer aldı. Federasyonun, Arap Sendikalar Konfederasyonunun (ATUC) 10-12 Kasım 2023 tarihinde Tunus’ta düzenlenen Genel Kurulu’na sunduğu bildiri de hatırlatılarak şu ifadeler kullanıldı: Uluslararası işçi dayanışması, halkların kendi kaderini tayin hakkı ve Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun (ITUC) temel ilkelerine bağlılığımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Gazze halkına yönelik saldırı ve katliamların sona erdirilmesi, derhal ateşkes ilan edilmesi, bölgeye insani yardım ulaştırılması ve savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik 4. Cenevre Sözleşmesi'nin (1949) uygulanması taleplerimizi yineliyoruz. Birleşmiş Milletler kuruluşlarını uluslararası kararları uygulamaya çağırıyoruz. İşgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşimlerin yasa dışı olduğunu hatırlatarak buralarda yapılan yatırımların durdurulması için herkesi boykota davet ediyoruz. Açıklamada, ayrıca, “Hastanelere yönelik bombardıman ve kuşatma durdurulmalıdır. Gazze Şeridi için insani ve tıbbi yardım sağlanmalıdır. İsrail ve Batı Şeria'daki işçilere yönelik baskı ve gözaltılar son bulmalıdır. Tutuklanan veya mahzur kalan işçilerin evlerine güvenli dönüşü sağlanmalıdır ve Gazze ve Batı Şeria'daki tüm tutuklular derhal serbest bırakılmalıdır” denildi.

El Şifa Hastanesi işgal altında

İsrail askerleri, binlerce kişinin sığındığı Gazze Şeridi'ndeki en büyük sağlık kompleksi olan El Şifa Hastanesi'ne baskın düzenledi. Tesisteki bir doktor, baskının hastalar, yerinden edilmiş insanlar ve sağlık çalışanları arasında korkuya yol açtığını söyledi. İsrail'in saldırısı sırasında Şifa yerleşkesinde bulunan gazeteci Cihab Ebu Şeyh, El Cezire'ye yerleşkedeki insanların “korktuğunu, vahşice sorguya çekildiğini ve aşağılandığını” söylüyor. Telefonda "Dün geceden beri hayal bile edilemeyecek bir kabusa dönüştü" dedi. "Yerleşime saldırmadan önce tüm katları, jeneratörleri, iletişim ünitesini hedef aldılar ve artık dış dünyayla hiçbir bağlantımız yok." Bütün gece tam bir kaos yaşandığını, sabaha kadar sürekli İsrail ateşinin devam ettiğini, ardından hastanedekilerin İsrail güçlerinin tesise saldırdığını fark ettiğini anlattı. Şimdi içerideki insanların sert bir şekilde sorguya çekildiğini söylüyor. "Herkese bir kat yukarı çıkmasını, ardından soruşturma için bir alt kata gitmesini söylediler ve ardından zorla sorguya çekildiler ve çok fazla aşağılanmaya tanık oldular." "El-Şifa yerleşkesindeki görgü tanıkları herhangi bir direniş olmadığını ve hastanede yalnızca doktorların, hastaların ve yerinden edilmiş kişilerin bulunduğunu söyledi" diye devam etti.

İsrail ABD emperyalizminin sadık bekçi köpeği mi?

ABD'nin mali-askeri desteği olmadan İsrail devleti ayakta kalamaz. İncirlik'te ABD Üssü'nün varlığını belirtelim. Dáire Cumiskey'nin yazısında ABD-İsrail arasındaki ilişkileri ve çelişkiler anlatılıyor. srail her zaman ABD emperyalizmi için bölgedeki tüm düşmanlarını disipline edebilen ve onlara saldırabilen bir bekçi köpeği olmuştur. Bazen başkaları bu gerçeği dile getirmezken, aykırı politikacılar dile getirir. Bağımsızların 2024 başkanlık seçimleri adayı Robert F Kennedy Jr, geçtiğimiz günlerde "İsrail bizim için bir siper... Neredeyse Ortadoğu'da bir uçak gemisine sahip olmak gibi bir şey. Bizim en eski müttefikimiz." ABD Başkanı Joe Biden, "Eğer bir İsrail olmasaydı, çıkarlarımızın korunduğundan emin olmak için bir tane icat etmek zorunda kalırdık" derken bu ilişkiyi ima ediyordu. İsrail'in ABD emperyalizminin bekçi köpeği olma rolü yirminci yüzyılın ortalarında tesis edilmiştir. Bu ortaklık 1951 yılında İsrail gazetesi Haaretz tarafından not edilmiştir. Gazete şöyle yazıyordu: "İsrail'in güçlendirilmesi Batılı güçlerin Orta Doğu'da istikrarı korumasına yardımcı olur. İsrail bekçi köpeği haline gelecektir." "Eğer Batılı güçler bazen gözlerini kapatmayı tercih ederlerse, Batı'ya karşı nezaketsizliği izin verilen sınırların ötesine geçen birkaç komşu devleti cezalandırmak için İsrail'e güvenilebilir." İsrail 1967'de Ürdün, Mısır ve Suriye ile Altı Gün Savaşı'nı kışkırttığında ABD'ye kendini kanıtlayabildi.  O tarihten itibaren ABD'nin İsrail'e sağladığı fonlar dramatik bir şekilde arttı. ABD, 1946 ile 2016 yılları arasında terör devletine neredeyse 123 milyar dolar ödedi. Security Assistance Monitor (CIP) tarafından yapılan bir araştırma, 2000 yılından bu yana geçen 22 yılda İsrail'in 9,2 milyar doların üzerinde ABD silahı satın aldığını ortaya koymuştur. ABD silah endüstrisi İsrail ölüm makinesinin donatılmasına yardımcı olmaktadır.  Biden son elli yıldır Kongre'de İsrail'in sadık bir destekçisi olmuştur.  Bunun karşılığında Washington'daki İsrail yanlısı lobiden kampanya bağışları ve konuşma ücretleri alarak ödüllendirildi. Ancak ABD'nin İsrail'i sadece para ve lobiler nedeniyle desteklediğini söyleme tuzağına düşmemek önemlidir.  Bunun yerine, ABD devleti İsrail'in emperyalist bir müttefik olarak ne kadar değerli olduğunu biliyor. İsrail'e destek son elli yıldır her ABD başkanı için bir ön koşul olsa da, bu kolay bir ilişki değildir. ABD yönetimleri bazen bekçi köpeklerini dizginlemeye çalışsa da İsrail çoğu zaman kendi başına hareket ediyor. Eski ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 2017 yılında İsrail'in uluslararası hukuka göre yasadışı olan yerleşim yeri inşa programını eleştirmek zorunda kalmıştı. İsrail'in 2021'de Gazze'ye saldırmasının ardından, İsrail devletini itidalli olmaya çağıran yine ABD oldu. ABD'li yetkililerin ikna çabaları sonucunda İsrail geçen hafta Gazze'deki çatışmalara dört saatlik aralar vermek zorunda kaldı. Blinken geçen hafta Salı günü G7 dışişleri bakanları toplantısında yaptığı konuşmada ABD'nin Gazze'nin uzun süreli işgaline karşı olduğunu da belirtti. ABD ve İsrail sıkı müttefikler olmaya devam etse de her iki devletin farklı hedefleri var. ABD İsrail'in Orta Doğu'daki emperyal çıkarlarını korumasını isterken, İsrail Filistin'deki Siyonist projesini tamamlamak istiyor.  Bu iki hedef her zaman örtüşmüyor. Biden'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Filistinlilere yönelik baskıyı destekleyen ilişkisini öne çıkaran protestolar, gelecek yıl yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde ABD siyasetini şekillendirecek. Geçtiğimiz Cumartesi günü (11 Kasım) benzeri görülmemiş bir 800.000 kişi Filistin ile dayanışma amacıyla yürüdü. Filistin hareketini büyütmek için daha fazla kitlesel protestoya ihtiyaç var ve bu, ABD'nin İsrail ile ilişkisini sonlandırmak için hayati önem taşıyor.

Chris Hedges yazdı: Dehşet, dehşet

İsrail'in,  her gün yüzlerce Filistinliyi (aralarında çocuklar da var) katleden soykırım saldırıları, Gazze'de geri kalan hastaneleri de bombalamaya kadar genişledi. Doha, Katar: El Cezire'nin Arapça servisine ait stüdyodayım, Gazze Şehrini canlı yayında izliyorum. Gazze'nin kuzeyindeki El Cezire muhabiri, İsrail'in yoğun bombardımanı nedeniyle güney Gazze'ye tahliye edilmek zorunda kaldı. Kamerasını da geride bıraktı. Kamera Gazze'nin en büyük sağlık kompleksi olan El Şifa hastanesine doğrultulmuş durumda. Şimdi gece. İsrail tankları doğrudan hastane yerleşkesine ateş açıyor. Uzun yatay kızıl parlamalar. Bir hastaneye kasıtlı saldırı. Kasıtlı bir savaş suçu. Ağır hastalar ve bebekler de dahil olmak üzere en çaresiz sivillere yönelik kasıtlı bir katliam. Sonra yayın kesiliyor. Monitörlerin önünde öylece oturuyoruz. Sessiz sedasız. Bunun ne anlama geldiğini biliyoruz. Elektrik yok. Su yok. İnternet yok. Tıbbi malzeme yok. Kuvözdeki her bebek ölecek. Her diyaliz hastası ölecek. Yoğun bakımdaki herkes ölecek. Oksijene ihtiyacı olan herkes ölecek. Acil ameliyata ihtiyacı olan herkes ölecek. Peki aralıksız bombalamalar nedeniyle evlerini terk ederek hastane arazisine sığınan 50.000 kişiye ne olacak? Bunun cevabını da biliyoruz. Onların da pek çoğu ölecek. Şahit olduklarımızı anlatmaya kelimeler yetmez. Beş haftalık dehşet içinde bu, dehşetin doruklarından biri. Avrupa'nın kayıtsızlığı yeterince kötü zaten. ABD'nin aktif suç ortaklığına ise akıl sır erdirmek mümkün değil. Hiçbir şey bunu haklı çıkaramaz. Hiçbir şey. Ve Joe Biden tarihe soykırımın suç ortağı olarak geçecek. Dilerim, katledilmelerine ortak olduğu binlerce çocuğun hayaleti hayatının sonuna kadar onun peşini bırakmasın. İsrail ve ABD dünyanın geri kalanına tüyler ürpertici bir mesaj gönderiyor. Cenevre Sözleşmesi de dahil olmak üzere uluslararası hukuk ve insani hukuk metinleri, anlamsız birer kâğıt parçalarından ibarettir. Bunlar Irak'ta geçerli olmadılar. Gazze'de de geçerlikleri yok. Mahallelerinizi, şehirlerinizi bombalarla, füzelerle yerle bir edeceğiz. Kadınlarınızı, çocuklarınızı, yaşlılarınızı, hastalarınızı hayasızca katledeceğiz. Açlık yaratmak ve bulaşıcı hastalıkların yayılmasını sağlamak için ablukalar koyacağız. Ey, dünyanın "ikincil soyları", sizin hiçbir öneminiz yok. Bizler için siz, yok edilmesi gereken haşaratsınız. Biz her şeye sahibiz. Eğer bunlardan herhangi birini bizden almaya kalkarsanız sizi öldürürüz. Ve bunun hesabını asla vermeyiz. Bizden nefret etmeleri, sahip olduğumuz değerlerden dolayı değil. Bizden nefret etmeleri, değerlerimiz olmadığı için. Bizden nefret ediyorlar çünkü kurallar yalnızca başkaları için geçerli. Bizim için değil. Bizden nefret ediyorlar çünkü biz, ayrım gözetmeksizin katliam yapma hakkını kendimizde görüyoruz. Bizden nefret ediyorlar, çünkü kalpsiz ve zalimiz. Bizden nefret ediyorlar çünkü ikiyüzlüyüz: bir yandan sivilleri korumaktan, hukukun üstünlüğünden ve insancıllıktan söz ederken, Gazze'de her gün 160'ı çocuk, yüzlerce insanın hayatını söndürüyoruz.  İsrail, yüzlerce kişinin ölümüne yol açan Gazze'deki El Ahli Arap Hıristiyan hastanesini bombalamakla suçlandığında haksızlığa karşı duyulan kızgınlıktan kaynaklanan bir ahlaki öfkeyle tepki gösterdi. Bombalamanın Filistin İslami Cihad örgütü tarafından atılan hedefi sapmış bir roketten geldiğini iddia etti. Oysa, Hamas'ın ya da İslami Cihad'ın cephaneliğinde, hastaneyi vuran füzenin devasa patlayıcı gücünü uzaktan yakından taklit edebilecek hiçbir şey yok. Gazze konusunda yıllar yılı birçok haber yapmış olanlar bu İsrail klişesini o kadar çok duyduklar ki, artık gülünç kaçıyor. İsrail yönetimleri işledikleri savaş suçlarından dolayı daima Hamas'ı ve Filistinlileri suçlarlardı zaten, şimdi de hastanelerin Hamas'ın komuta merkezleri ve dolayısıyla meşru hedefler olduğunu iddia etmeye çalışıyorlar. Asla bir kanıt sunmuyorlar. İsrail ordusu ve hükümeti nefes alıp verircesine yalan söylüyor. El Şifa'da çalışan personeli de bulunan Medecins Sans Frontieres (Sınır Tanımayan Doktorlar) kuruluşu hastaların, doktorların ve hemşirelerin "hastanelerde ateş altında mahsur kaldıklarını" belirten bir bildiri yayınladı. "İsrail hükümetine Gazze'nin sağlık sistemine yönelik bu amansız saldırıyı durdurması" çağrısında bulundu. “Son 24 saat boyunca Gazze'deki hastaneler amansız bir bombardıman altındaydı. MSF personelinin halen çalışmakta olduğu en büyük sağlık tesisi olan El Şifa hastane kompleksi, doğumhane ve ayakta tedavi bölümleri de dahil olmak üzere birçok kez vuruldu ve bu da çok sayıda ölüm ve yaralanmaya yol açtı" deniyordu çağrıda. Ve şöyle devam ediliyordu: “Hastane etrafındaki çatışmalar durmadı. MSF ekipleri ve yüzlerce hasta hâlâ El Şifa hastanesinde. MSF, hastanelere yönelik saldırıların durdurulması, ateşkesin derhal sağlanması ve tıbbi tesislerin, sağlık personelinin ve hastaların korunması yönündeki çağrılarını acilen yineliyor.” Bir doktorun El Cezire'ye "hastanelere karşı savaş açıldığı gün" diye nitelediği günde, kuzey Gazze ve Gazze Şehri'ndeki diğer üç hastane İsrail güçleri ve tankları tarafından kuşatıldı. Endonezya Hastanesinde de elektrik olmadığı bildirildi. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Gazze'deki 36 hastaneden 20'sinin artık hizmet veremediğini bildirdi. İsrail ve Washington'un sinizmi ve alaycılığı nefes kesici. Niyetleri açısından ikisinin arasında hiçbir fark yok. Washington bunun bir an önce yapılmasını istiyor sadece, hepsi o kadar. İnsani koridorlar açılması mı? Bombardımana ara verilmesi mi? Bunlar kuzey Gazze'nin nüfusundan toptan arındırılmasını kolaylaştıracak araçlardır. Bir avuç yardım kamyonunun Refah'tan Mısır sınırına geçmesine izin verilmesi mi? Bu bir halkla ilişkiler hilesidir. Burada tek bir amaç var: öldür, öldür, öldür. Ne kadar hızlı olursa o kadar iyi. Biden yetkililerinin tek konuştuğu şey, İsrail’in Gazze'deki katliamı tamamladıktan sonra ne olacağı. Gazzeliler şeridin güney kesiminde açıkta barınaksız yaşayıp yiyecek, su ve tıbbi bakım eksikliği nedeniyle ölene kadar İsrail'in katliamının sona ermeyeceğini biliyorlar. İsrail'in kara harekâtından önce Gazze, gezegendeki en yoğun nüfuslu yerlerden biriydi. Kuzeyden gelen 1,1 milyon Gazzelinin güneydeki 1 milyonun üzerine yığılmasıyla neler olacağını bir düşünün artık. Kolera gibi bulaşıcı hastalıklar salgın haline geldiğinde neler olacağını bir düşünün. Açlığın yarattığı tahribatı düşünün. Bir şey yapılması yönünde baskılar artacaktır. Ve İsrail'in umduğu da o bir şey işte; yani Filistinlileri topluca sınırdan öteye, Mısır'da Sina'ya itmek. Filistinliler bir kez oraya vardıklarında asla geri dönmeyecekler. İsrail'in Gazze'deki etnik temizliği tamamlanmış olacak. Ondan sonra da İsrail’in Batı Şeria'daki etnik temizliği başlayacak. Bu, İsrail'in manyak hayalidir. Bunu başarmak için Gazze'yi yaşanmaz hale getirecekler. Şimdi kendinize şunu sorun: Gazze'de bir Filistinli olsaydınız ve silaha erişiminiz olsaydı ne yapardınız? İsrail ailenizi öldürseydi nasıl tepki verirdiniz? Zalimler için değil, yalnızca mazlumlar için geçerli olduğunu bildiğiniz halde, uluslararası veya insani hukuku neden önemsiyesiniz ki? İsrail'in iletişim kurmak için kullandığı tek dil terörse, görünüşe göre anladığı tek dilse bu, terörle karşılık vermez misiniz? İsrail'in ölüm şenliği Hamas'ı ezemeyecek. Hamas bir fikirdir. Bu fikir, şehitlerin kanıyla besleniyor. İsrail de Hamas'a bol miktarda kan nakli depolaması yapıyor. Chris Hedges  11 Kasım, 2023 Türkçe’ye çeviren: Nil Kayarlar Sarrafoğlu Çeviri editörü: Ömer Madra

Geri 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 İleri

Bültene kayıt ol