Milyonlarca işçi yine açlığa mahkum edildi

1 Mayıs 2022: İşçi konfederasyonları miting programlarını açıkladı

Türkiye kapitalizmi büyük buhran içindeyken İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü yaklaşıyor. Her krizde olduğu gibi bu sefer de fatura işçilere çıkartılıyor. Bu senenin farkı, işçilerin emekçilerin yaşam koşullarının dayanılmaz hale gelmesi, işten atmaların, uzun saat çalıştırmaların kural halinde sürmesi.  Aynı anda büyük sermayeden başlayarak Türkiye'nin zengin azınlığına, işçilerden kesilen vergilerle destek olan olan tarihin en büyük servet transferini bile isteye yapıyor. Milyonlarca asgari ücretli açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilmişken, sendikalı ya da hakları olan yine milyonlarca işçi yoksulluk sınırının altında ayakta kalmaya çalışırken, bu seneki 1 Mayıs'ta sendikaların işçi taleplerine sahip çıkması, rekabeti bir kenara bırakması ve meydanlarda birleşmesi gerekir. Peki 1 Mayıs yaklaşırken durum nedir? Türk-İş'in tutumu En fazla üyeye sahip, çoğunlukla kamuda örgütlenmiş fakat başta metal iş kolu başta olmak özel sektörde/sanayide azımsanmayacak bir gücü olan Türk-İş, işçi mücadelesinde her zaman  belirleyici bir role sahip oldu.  Önceki 1 Mayıs'larda ayrı davranan Türk-İş'in genel başkanı Ergün Atalay, bu sene büyük illerde emek ve meslek örgütleriyle beraber 1 Mayıs’ı kutlayacaklarını açıkladı.  Bu olumlu bir gelişme. Türk-İş 1 Mayıs'ta 30 şehirde meydanlara çıkacak. Bu iller arasında işçi sınıfının yoğun olarak bulunduğu büyük şehirler şunlar: Antalya, Aydın, Denizli, Edirne, İzmir, Kocaeli, Samsun, Sinop, Tunceli, Uşak, Zonguldak. Listede en büyük işçi şehri İstanbul ve kamu emekçileri açısından önemli olan Ankara yok. Oysa İstanbul'da ve Ankara'da birleşik mitingler yapmak gerekirdi. Türk-İş'in 1 Mayıs İstanbul etkinliği, Taksim'de Atatürk anıtına çelenk bırakmakla sınırlı.  Buna rağmen diğer bazı şehirlerde DİSK ve KESK ile ortak miting kararı son derece yerinde. Antalya: DİSK, HAK-İŞ, Birleşik Kamu-İş, KESK, TMMOB, MMO Aydın: DİSK ve KESK Denizli: DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve Bazı Siyasi Partiler Edirne: DİSK, KESK, TMMOB, Birleşik Kamu-İş, TTB, ADD, Siyasi Partiler İzmir: DİSK, KESK, TMMOB, TTB, İzmir Barosu Kocaeli: HAK-İŞ Samsun: DİSK KESK Sinop: DİSK, Kamu-İş, KESK Tunceli: DİSK ve KESK Uşak: KESK, Kamu-İş ve Sivil Toplum Örgütleri Zonguldak: TMMOB ve KESK Hak-İş'in tutumu En fazla üyeye sahip 2. işçi konfederasyonu olan Hak-İş'in genel başkanı Mahmut Arslan, 1 Mayıs'ı bütün illerde kutlayacaklarını duyurdu. AKP iktidarına yakınlığıyla bilinen Hak-İş diğer sendikalarla meydanlarda birleşmekten yine imtina etti. 25 Nisan -1 Mayıs 2022 tarihleri arasındaki yedi gün boyunca çeşitli etkinlikler gerçekleştirecek. DİSK'in tutumu  Üçüncü büyük işçi konfederasyonu DİSK, KESK ve TMMOB, TTB, TDB ile birlikte İstanbul'da Maltepe Meydanı'nda miting yapmaya hazırlanıyor. Diğer illerde de bu beş emek meslek örgütü birlikte davranacak.

Öz Sağlık-İş Sendikası'ndan grev kararı

Öz Sağlık-İş Sendikası, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında 26 Ekim 2021 tarihinden bu yana yürüttüğü müzakere sürecinin sonuna geldiğini, 29 Nisan’da greve başlayacaklarını açıkladı. Öz Sağlık-İş Sendikası Başkanı Devlet Sert, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, işveren sendikası TUHİS’in uzlaşmaz tavrı nedeniyle Öz-Sağlık-İş'in greve gitmeye karar verdiğini, ilk grev kararı ilanının Ankara’da Saray Yaşlı Bakımevine asıldığını belirtti. Sendikadan yapılan açıklama şu şekilde: "Sendika, işveren sendikası TUHİS ile Ekim 2021 tarihinden bu yana yürüttüğü müzakere sürecinde üyeleri için önem arz eden ancak anlaşma sağlanamayan maddeler nedeniyle greve gitme kararı aldı. Pandemide ailelerinden uzak kalarak, tüm zor şartlara rağmen 7-10-14-21-30 gün sabit vardiyada çalışan, devletin emanetinde olan yaşlı, engelli, çocuk ve kadınlara hizmet eden sosyal hizmet işçiler sadece insan onuruna yakışır bir yaşam istiyor. Bunun bilincinde olarak çıktığımız bu yolda, üyelerimizin taleplerinin karşılık bulması, onlara huzurlu bir çalışma ortamı sağlamak üzere hem Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık ile hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin ile müspet görüşmeler yapılmış olmasına rağmen işveren sendikası (TÜHİS) ile anlaşma sağlanamamıştır. 81 ilde eş zamanlı gerçekleştireceğimiz grev ile sosyal hizmet işçilerinin hak mücadelesine öncülük ödüyor, işçisinin emeğinin yok sayılmasına ve görmezden gelinmesine karşı çıkıyoruz." Öz Sağlık-İş Sendikası, sosyal hizmet işçilerinin sesini duyurmak için Twitter etkinliği düzenledi. 21 Nisan Saat 21.30 itibariyle başlayan Twitter etkinliğinde, #GreveBaşlıyoruz hashtag’ı ile yaklaşık 250 bin tweet atıldı.

Birleşen işçiler yenilmez

Marksizm 2022’nin “İşçiden ve Yoksuldan Alıp Zengine Veren Rejim: İşçi Sınıfının Direniş Potansiyelleri” başlıklı toplantısında Çağla Oflas, Ersin Uzun, Ayşecan Ay, İlyas Şentürk ve Zilan Akbulut sunum yaptılar. Sunumlardan özetler şöyle: Çağla Oflas - Tüm Emekli Sen Üyesi: 2008 krizinden beri dünyanın pek çok yerinde ayaklanmalar var, devrimler dalgası var. Libya ve Suriye’deki karşı devrimlerden sonra Fransa’da sarı yelekliler ayaklanması ve Cezayir’de ayaklanmalar oldu. Covid salgını sonrası Kolombiya’da, Kazakistan’da işçiler ayaklandı. Türkiye işçi sınıfı da mücadele etti. Geçen Ocak ayında örgütsüz işçiler mücadeleye başladı. Mücadeleyi ilk olarak Trendyol işçileri başlattı ve kazandılar. Arkasından Aras, Getir, yemek sepeti, tekstil işçileri, lojistik ve metal işçileri mücadeleye başladılar. Ocak ve Şubatta 108 direniş oldu. Sadece BBC grevi yasaldı, diğerleri direniş şeklindeydi, çoğunda sendika yoktu, bir kısmı kazanım sağladı. Bu eylemlere bizler de destek verdik. İşçiler tabandan hareket ediyorlardı, her kazanım diğer işyerlerini tetikledi, kadınlar büyük oranda eylemlere katıldılar. Bu eylemler aslında Kara Salı dediğimiz Ekim ayında TL’deki değer kaybı ile başladı. Zaten Türkiye uzun süredir bir ekonomik kriz içinde. Buna ek olarak keyfi grev yasaklamalar, Covid nedeniyle oluşan sıkıntılar işçileri bunalttı. Hükümet bu süreçte sürekli sermaye yanlısı davrandı, grevleri yasakladı, kaynaklar şirketlere aktarıldı. Covid nedeniyle herkese evde kal denirken işyerleri kapatılmadı, işçiler işe gitmeye devam etti. E ticaret sistemi de bu dönemde yayıldı, 220 milyarlık pazar kapasitesine ulaştı. Tekstil iş kolu 5 milyar dolarlık ihracat rekoru kırdı. Buna karşın işçi maaşlarına çok cüzi zamlar yapıldı. Kasım ayından itibaren eylemler yayılmaya başladı. Metal işçilerinin toplu sözleşme dönemiydi. Sağlık çalışanları sürekli eylemler yaptı. DİSK, asgari ücret eylemleri yaptı. Kara Salı sonrası kitleler kendiliğinden sokağa çıktı, hükümet tehdit etti. Ancak muhalefet partileri kitleye destek olmadı. Mücadele dalgası Ocak ayında biraz geriye çekildi. Asgari ücrete yapılan yüzde 51 zam işaret fişeği oldu. Patronlar yüzde 10 zam yapmaya başlayınca grev dalgası ortaya çıktı. Bu süreçte medya, işçileri görmezden geldi. Migros ve Farplas’ta işveren polisi işyerlerine çağırdı. Devletin kimden yana olduğunu işçiler gördü. Ersin Uzun – hekim ve SES üyesi: Sağlık alanında son 30 yılın en hızlı mücadele dönemini yaşadık. 80’lerden beri özelleştirme sürecinin sıkıntılarını yaşıyoruz. Aile hekimliği sistemi kuruldu. Özel hastanelere alıştık, şimdi şehir hastaneleri özelleştirildi. Bütün bu süreç çok büyük yıkıma yol açtı. Hastalar bazen sağlık sistemini iyi olduğunu söylerler, ama çalışanlar için durum öyle değil. Önce 10 sonra 5 dakikada bir randevu sistemine dönüldü, ama yine de hastalara bakılamadı, şimdi 5 dakika da yetmediği için randevu sistemi çöktü. Ücretlerimiz son iki yılda reel olarak düştü. Aile hekimlerinin ücreti başlangıçta fazlaydı, şimdi epeyce düştü. Üniversite hastanelerine yardım yapılmıyor, üniversite hastaneleri bu krizi en ağır yaşayan yerler, çünkü şehir hastanelerinin önü açılmak isteniyor. Asistanların uzun çalışma süreleri devam ediyor. Bütün bu süreç sağlık çalışanlarını çok öfkelendiriyordu, ama tepkilerini tam ortaya koyamıyorlardı. Çünkü 40’a yakın meslek grubundan oluşan bir alan, pek çok farklı talep var. Devlet birisine saldırdığında diğerleri seyrediyordu. Mesela radyologların radyasyondan daha az etkilenmeleri için 5 saat çalışma süresi vardı, devlet onu 7 saate çıkardı, hiç sesimiz çıkmadı. Bu süreçte sağlık çalışanlarının önemli bir kısmı istifa etti. Hatta vaat ettikleri yasa çıksaydı, epeyce kişi emekli olacaktı. Bu nedenle yasayı geri çektiler. Sağlık alanında pek çok sendika ve dernek var. Odalar var. Bu bölünmüşlük bir dezavantaj. Ama pandemi döneminde riskler çok fazla artıp, sürekli ölümlerle karşılaşınca meslek hastalığı talebimiz öne çıktı. Sağlıkta şiddete karşı taleplerimiz öne çıktı, ücret talebimiz öne çıktı. Sağlık örgütleri bir araya gelmeye başladı.  Tüm bunların sonunda Kasım ayında önemli bir grev yaptık. Yapılan grevin güçlü olması herkesi şaşırttı. Sonrasında iki grev daha yaptık. Sonuncusu 14 Martta başladı, 3 gün sürdü. Çok büyük bir katılım oldu, süreç devam ediyor, henüz kazanım olmadı. İş bırakma kararları bazen 20 örgüt tarafından karar alındı. Ama greve katılım örgütsüz işyerlerinde bile çok güçlü oldu. Şimdi en önemli dezavantajımız farklı hekim sendikalarının giderek güçlenmekte olması. Bu durum mücadeleyi bölebilir.  Şimdilik 1 Mayısa kadar başka bir eylem planımız yok. Tabip Odalarının seçimleri var, hekim sendikaları müdahale etmeye çalışıyor. Umarım başarılı olamazlar.  Özel hastaneler grevler sırasında çalışmaya devam ediyor. İnsanlar biraz fark verip orada muayene oluyor, bu da grev için zararlı. Bu hekimleri, özel hastane çalışanlarını grevlere nasıl katarız, bunu düşünmeliyiz. Ayşecan Ay – belediye işçisi ve Genel-İş Sendikası üyesi: Kadıköy Belediyesinde çalışıyorum, 4 yıldır belediye taşeron işçisiyim, 2400 işçi ile birlikte belediyenin bir şirketine bağlı olarak çalışıyoruz. İşe girdiğimde çok heyecanlıydım, DİSK’li olacağım için. Sendikada aktif görev almayı düşünmemiştim. Ama Aralık 2019 yılında 1 nolu şubede seçimler vardı, aday listeleri açıklandı, baktık silme erkeklerden oluşuyor. Biz “bu normal değil” dedik. Saçmalığa dikkat çekmek için sadece kadınlardan oluşan bir liste oluşturup seçime katıldık, seçilemedik ama daha çok kadın, işçi temsilcisi oldu, ben de temsilci oldum.  Toplu sözleşme görüşmeleri başladı. Önümüze taslak metin geldiğinde pek çok maddenin toplumsal cinsiyet eşitliği açısından uygun olmadığını gördük. Sözleşmeye cinsiyet eşitliği ayarı çekmek için çalışmaya başladık. Tüm TİS’leri araştırdık, daha eşitlikçi bir sözleşme nasıl olur diye çok fazla metni inceledik. Tüm bilgilerimizi bir araya getirip örnek bir TİS taslağı hazırladık. Kadın kotası veya eşit temsil denen sistemi getirdik. Başka ülkelerde zaten TİS’lerde uluslararası sözleşmelere, ILO metinlerine atıfta bulunuluyor. Biz kendi TİS’imize İstanbul Sözleşmesi ile ilgili maddelerin uygulanacağına dair maddeler ekledik. Eşit işe eşit ücret, ücretsiz kreş istedik. Sahada çalışan kadınlara erkek giysileri veriliyordu, bunu istedik, regl izni istedik, aldık. Babalık izni istedik, 15 gün olarak aldık. Mobing maddesini yazdık, cinsel taciz konusuna bakan disiplin kurulunda çoğunluk kadın işçi olması gerektiğini kabul ettirdik. Kreş maddesinde bize indirim teklif ettiler, reddettik, ücretsiz kreş istedik. CHP’li bazı belediyelerde ücretsiz kreş maddesi geçmişti, bu maddeyi de kabul ettirdik, hem de tüm anne ve babalar için. Ücret maddesinde anlaşamadığımız için greve başladık. Çok iyi bir dayanışmamız vardı. Grev 3 gün sürdü. Grev sırasında Genel-İş merkezi bize herhangi bir maddi destek vermedi. DİSK merkezi selam bile vermedi. 3 günün sonunda sendika genel merkezi yüzde 8’e imza atıp grevi bitirdi. Sözleşme Temmuz'da imzalandı, sonra ekonomik kriz patladı. Biz ek protokol yapılması gerektiğini belirtip merkeze başvurduk, aylarca cevap bekledik. Sonunda sendika merkezinden bir yetkili sözleşmeye 1 yıl kala ek zam olmaz diye karar olduğunu bize açıkladı. O sırada DİSK geçinemiyoruz mitingi için bizi Kadıköy’e çağırdı, işçiler gelmek istemediler, hatta bize de gitmeyin dediler. Biz örgütümüzden hesap sormak için gitmek gerektiğini söyledik ve dövizlerimizle mitinge gittik. Sonrasında hemen görevden alındık. Sendika merkezi “itibarsızlaştırdığımızı ve özel çıkarlarımızı savunduğumuzu” iddia etti. Aslında burada olan bir temsil krizi. Dar bir bürokratik kesim kendi çıkarlarını savunuyor, binlerce işçi bununla mücadele ettik. Sendikalar ataerkil olabilir ama dünya değişti, işçi profili değişti. Sendikalar bu değişen işçi profilinin haklarını savunmakla görevli.  Sendikada bize kadın erkek fark etmez, hepimiz işçiyiz diyorlardı, halbuki kadınlar hem işyerinde çalışıyorlar hem de evde 4,5 saat daha çalışıyorlar, erkek ise yarım saat çalışıyor. Bu eşitlik değildir. Emek örgütleri ücretsiz ev içi emeğinin, ücretli emekten daha aşağıda konumlanmasına itiraz etmelidir. Bu iki emek eşitlenmeli ki, işçi sınıfı mücadeleye daha fazla katılabilsin. Dünyanın pek çok yerinde sendikalar temsile yönelik tedbirler alıyor. Yeniden üye kazanmak, itibar ve meşruiyet kazanmak için bunu yapmaları gerekiyor. Devrimcilik bir yana demokratik bir örgüt olabilmek için bile sendikaların bütün işçileri temsil edebilir olması gerekir. İlyas Şentürk – Yemek Sepeti işçi komitesi üyesi: 2020 yılı Mayıs ayında sendikalaşmaya başladık. Önce İstanbul’da örgütlendik, sonra sosyal medya üzerinden başka illerdeki Yemek Sepeti işçileri ile buluştuk, TÜMTİS’te örgütlendik. Sosyal medyanın olumlu etkisini gördük. Sendikalaştığımızı haber alan işveren işkolumuzu değiştirdi, bizi büro işkoluna geçirdi, ama örgütlenmeye devam ettik. Hatta bu sayede küçük bir sayı ile yetki aldık. İşveren itiraz etti, dava sürüyor. 2 yıldır zam yapmayan YS işvereni bu yıl da zam yapmadı. Sadece asgari ücrete yükseltmek zorunda kaldı. Daha önce daha yüksek ücret alıyorduk, ama şimdi çalışanların esnaf kurye olması için işveren işçileri asgari ücrete mecbur bırakıyor. İşten ayrılıp esnaf kurye olarak devam etmemizi istiyor. Biz buna işi yavaşlatarak, farklı eylemlerle cevap veriyoruz. YS işçilerinin bu süreçte pek çok kazanımı da oldu. Mesela işkolumuz değiştirildiği, büro işkoluna geçirildiğimiz için aşı hakkımız çıkmamıştı, bunu sosyal medyadan teşhir ettik, iki günde bize aşı hakkı çıkarıldı. Böylece hem hakkımızı aldık, hem şirketi teşhir etmiş olduk. Komite olarak bülten çıkarmaya başladık. Şu anda örgütlülüğümüz devam ediyor. Ama ücret olarak asgari ücrete mahkûmuz, hiçbir yan ödeme yok, yol parası yok. Esnaf kurye olmamız için işveren bizi zorluyor, biz de direniyoruz. Zilan Akbulut  Kadınların iş yaşamında karşılaştığı problemleri anlatacağım. Türkiye’de kadınlar her yerde benzer eşitsizliklerle karşılaşıyor. Benim iş hayatında karşılaştığım ilk konu makul olmamız gerektiğinin hatırlatılması. Bu aslında kadınlar için zaten zor değil, çünkü makul olmak gerektiği fikri ile yetiştiriliyoruz. Tabi sonra mücadele içinde bu makul sınırları reddediyoruz. Üniversiteye gelen kadınlar bir ölçüde özgürlük yaşıyorlar, ama sonra akademide de pek çok baskının olduğunu fark ediyorlar. İş hayatında baskıların farkına varan kadınlar bunu bazen ifade bile edemiyorlar. Erkekler pek çok göreve sadece erkek oldukları için seçilebiliyorlar. Kadınlar ise bunu başaramıyorlar. Evlenmemiş kadınlar hırslı olmakla, çocuklu kadınlar evlerine az zaman ayırmakla suçlanabiliyorlar. Giyim tarzlarına karışılıyor. Kadınlar ücretli iş yaşamı sonrasında evde de çalışıyorlar, üstelik suçluluk duyuyorlar, çocuklarına yeterince vakit ayıramadıklarını düşünüyorlar. Bu suçluluk duygusu sürekli sohbetlerine yansıyor. Yani kadın, sadece kadın olduğu için suçluluk duymak zorunda kalıyor. İş hayatında; evlenme, çocuk sahibi olma konularında sık sık sorulara muhatap oluyor.  İş hayatındaki ayrımcılığın en somut göstergesi aldıkları ücret. Aynı işi yapan erkeklere göre kadınlar daha az ücret alıyor. Daha fazla eğitimli kadınlar bile eşit işe eşit ücret alamıyorlar. Bu durum tüm dünyada böyle. Kayır dışı çalışan kadın sayısı her zaman erkeklerden fazla. Değişim için kadınların sevimli, makul olması şart değil, bunu artık biliyoruz. Tüm bunların değiştirilmesi için birleşik mücadele şart. Birleşik mücadele kazanımları da getiriyor. Hep birlikte makul sınırların dışına çıkarak mücadele 

Emeklilerin Ankara yürüyüşü başladı: İnsanca yaşamak istiyoruz

Emekliler Dayanışma Sendikası ve Tüm Emekliler Sendikası, Ankara'ya yapacağı yürüyüşe, Kadıköy Rıhtım’da yaptığı açıklama ile başladı. Açıklamada, “İnsanca ve onurlu bir yaşam için emekliler Ankara’ya yürüyor” pankartı açılırken, “İnsanca yaşamak istiyoruz” ve “Zam, zulüm, işkence işte AKP” sloganları atıldı. Basın açıklamasına DSİP üyeleri de katıldı. Basın metnini Emekliler Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Mahinur Şahbaz okudu. İktidarların ekonomik ve sosyal politikalarının etkilerini bilgi kirliliği yaratarak gizlemeye çalıştığını söyleyen Şahbaz, "Emekliler ülkenin neresinde olursa olsun kendisini nasıl tanımlarsa tanımlasın aynı sorunlarla karşı karşıya. Koşulların uzun süredir hızla kötüye doğru gittiğini görüyor yoksulluğu, sefaleti yaşıyor” dedi. Şahbaz, 7 Haziran 2015 tarihinden bu yana seçme seçilme hakkından çalışma, savunma, adil yargılanma hakkına kadar pek çok alanda iktidarın saldırılarının artarak devam ettiğini belirterek, “Biz emekliler yaşlılar toplumsal yaşamın önemli bir parçası olarak eşitlikten barıştan hukuk devletinden adaletten yanayız” diye belirtti. Zamlar geri alınsın Emeklileri görmezden gelen, sorunlarını çözmeyen siyasilere seslerini duyurmak ve sorumluluklarını hatırlatmak için Ankara’ya yola çıktıklarını söyleyen Şahbaz, “Kamu emekliliği hakkımızdan vazgeçmiyoruz, sorunlarımıza çözüm istiyoruz. İnsanca onurlu bir yaşam için yollardayız. Emekli aylıklarımızın güncellenmesi için, ücretsiz erişilebilir güvenli sağlık hakkımız için yürüyoruz. Bayram ikramiyelerimizin, bayram yaptıracak düzeyde olması, akaryakıt doğalgaz, elektrik ve temel gıda ürünlerine yapılan zamların geri alınması için yürüyoruz” şeklinde konuştu. Yapılan konuşmaların ardından Ankara’ya gidecek emekliler alkışlar eşliğinde otobüslerine bindi. Emekliler Gebze’de diğer emeklilerle buluşup bir basın açılaması gerçekleştirdikten sonra Kocaeli’ne gidecek.

İş cinayetleri: 2022 yılının ilk üç ayında en az 347 emekçi hayatını kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG)'in raporuna göre 2022 yılının ilk üç ayında en az 347 emekçi hayatını kaybetti. İSİG, Ocak ayında en az 120, Şubat ayında en az 109, Mart ayında en az 118 emekçinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Ölen emekçilerin 312’si işçi, 35’i çiftçi ve esnaf. 2022 yılının ilk üç ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle oldu: İnşaat, Yol işkolunda 54 işçi; Taşımacılık işkolunda 45 işçi; Tarım, Orman işkolunda 33 emekçi (18 işçi ve 15 çiftçi); Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 30 emekçi; Metal işkolunda 27 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 27 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 26 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 15 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 13 işçi; Madencilik işkolunda 12 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 10 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 9 işçi; Enerji işkolunda 8 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 8 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 5 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 4 işçi; Basın, Gazetecilik işkolunda 3 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 1 işçi,  işkolu belirlenemeyen 15 işçi hayatını kaybetti. 2022 yılının ilk üç ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle oldu: Trafik, servis kazası nedeniyle 63 işçi; ezilme, göçük nedeniyle 63 işçi; yüksekten düşme nedeniyle 48 işçi; kalp krizi, beyin kanaması nedeniyle 48 işçi; Kovid-19 nedeniyle 39 işçi; intihar nedeniyle 21 işçi; patlama, yanma nedeniyle 13 işçi; zehirlenme, boğulma nedeniyle 13 işçi; şiddet nedeniyle 11 işçi; elektrik çarpması nedeniyle 10 işçi; nesne çarpması, düşmesi nedeniyle 7 işçi; kesilme, kopma nedeniyle 1 işçi; diğer nedenlerden dolayı 10 işçi hayatını kaybetti. Ölen işçilerin 25’i kadın, 322’si erkek. 2022 yılının ilk üç ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 1 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 5 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş arası 39 işçi, 28-50 yaş arası 176 işçi, 51-64 yaş arası 81 işçi, 65 yaş ve üstü 23 işçi, Yaşını bilmediğimiz 22 işçi hayatını kaybetti. Ölen 18 mülteci/göçmen işçinin 8’i Suriyeli; 2’şer işçi Afganistan, İran ve Özbekistanlı; 1’er işçi Endonezya, Pakistan, Rusya ve Sırbistanlı. Ölenlerin 13’ü (yüzde 3,74) sendikalı, 334’ü ise (yüzde 96,26) sendikasız. Sendikalı işçiler tarım, gıda, madencilik, kimya, tekstil, büro, eğitim, ticaret, metal, inşaat, taşımacılık, sağlık, güvenlik ve belediye işkollarında çalışıyordu. İSİG, işçilerin hayat pahalılığı ve işten çıkarma tehdidi nedeniyle güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edildiğini belirterek, "İşten atılma baskısıyla işçiler daha çok çalıştırıldı, üç işçinin yapacağı iş iki işçiye yaptırıldı. Başta temel gıda, kira, ısınma, ulaşım olmak üzere her şeye yapılan zam furyasında düşük ücret-işsizlik-güvencesiz çalışma cenderesindeki işçilerin fiziki ve ruhsal sağlığı çok etkilendi. Yine bu dönemin Türkiye çapında yoğun kar yağışı ile geçmesi işçilerin işyerlerine gitmelerinden tutun enerji, yol, belediye gibi işkolları başta olmak üzere işçi sınıfı üzerindeki iş yükünü daha da ağırlaştırdı" dedi. Nisan ayı ile birlikte güvencesiz çalışmanın en yoğun olduğu inşaatlarda ve tarımdaki iş cinayetlerinde hızlı bir artış görülebileceğine vurgu yapan İSİG, "Bu noktada inşaatlarda yüksekten düşmeler, tarımda işçilerinin taşınması ve çiftçilerin traktörlerindeki eksikliklerin giderilmesi başta olmak üzere acil önlemler alınmalıdır" uyarısında bulundu. İSİG'in vurguladığı diğer hususlar şöyle: • “Covid-19 bir işçi sınıfı hastalığıdır” demiştik. Şu an için gözlemleyebildiğimiz kadarıyla çalışan işçiler içinde hastalık yaygınlığını devam ettirse de ölümler giderek azalmaktadır. Ancak işçi sınıfının kırılgan kesimleri (yaşlı-emekli işçiler ve kronik hastalığı olanlar) arasında ölümler devam etmektedir. Kamusal sağlık önlemleri bu kesimleri önceleyecek biçimde alınmalıdır. • Ekonomik kriz, mobbing ve fazla çalışmaya bağlı işçi intiharları devam etmektedir. Özellikle geçinemeyen işçilerin banka ve tefecilerden aldıkları borçları geri ödeyememeleri ve yapılan baskılar nedeniyle meydana gelen intiharlarda artış olabilir. • Yine aşırı-yoğun-fazla-sağlıksız çalışmaya bağlı kalp krizi ve beyin kanaması gibi ani ölümler de sürüyor. Buna ekonomik krizin ve salgının etkilerini de ekleyebiliriz. İntiharlar gibi kalp krizleri de işçi ölümlerinde belirgin bir hal almaktadır. • Salgınla birlikte işçi sınıfının yeni bölükleri de oluşmaya başladı. Bu noktada örneğin bir meslek grubu olarak moto kuryeler öne çıkıyor. (Raporlarımızda konaklama işkolunda yer verdiğimiz) moto kurye ölümleri (ve yaralanmaları) geçen yıl olduğu gibi bu yılda artarak devam ediyor. Bu dönemde en az 10 moto kurye arkadaşımızı kaybettik. (Diğer yandan moto kuryelerin örgütlenmeleri ve direnişleri de sürüyor) • ILO, Çocuk İşçilikle Mücadele Yılı ilan etse de siyasi iktidar önlem aldığını belirtse de çocuk işçi ölümleri devam ediyor. Her yıl ortalama 60-70 çocuk işçiyi iş cinayetlerinde kaybediyoruz. Çocuk işçilik güvencesiz çalıştırmanın en önemli kaynaklarından olduğu için görmezden geliniyor ve önlem alınmıyor. Çocuk işçilik ile mücadelede biz emek örgütlerinin bir “seferberlik” ilan etmesi için zaman geldi de geçiyor. • Yılın ilk üç ayında 18 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti. Tarım ve inşaatlarda meydana gelen ölümlere paralel olarak yaz aylarında göçmen işçi ölümleri de artışa geçmektedir. Diğer yandan Türkiye’de milyonlarca göçmen işçinin var olduğunu ve bu işçilerin büyük bir çoğunluğunun kayıtdışı olarak çalıştıklarını ve yine bu yüzden iş cinayetlerinin gizlendiğini de unutmamalıyız. • Raporlarımızda iş cinayetlerinde ölenlerin ortalama yüzde 2 ila 4’ünü sendikalı işçiler oluşturuyor. Ancak kâğıt üzerinde olan sendikal üyeliklerinin gerçek bir örgütlülük olmaması ve birçok sendikanın ölen üyelerini sahiplenmemesi sonucu net bir bilgi verme şansımız olmadığını da belirtelim. Bu durum özellikle kamu çalışanı/memur sendikaları açısından daha da tespit edemediğimiz bir husus. Ancak tersinden baktığımızda da sendikalı-örgütlü olmak bir işyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamanın en önemli yolunu oluşturuyor. Bu yüzden yukarıda saydığımız hususları önlemenin ve olumlu adımları hayata geçirmenin zorunlu koşulu sendikalı-örgütlü olmak.

1 Mayıs Mitingi İstanbul’da Maltepe Meydanında yapılacak

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye Diş Hekimleri Birliği (TDB) 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü'nü, Maltepe Meydanı'nda kutlayacaklarını açıkladı. DİSK ve KESK bileşenleri, kararı Beşiktaş Barbaros Meydanı'nda yaptıkları basın açıklamasıyla duyurdu. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu burada yaptığı konuşmada, İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye'de işçi ve emekçilerle yüksek katılımlı kutlamalar gerçekleştireceklerini söyledi. Çerkezoğlu, başta asgari ücret olmak üzere ücret zamlarının enflasyonun altında kaldığını belirterek, işçi ve emeklilerin ücretlerinin ve çalışma koşularının düzeltilmesi için alanlarda olacaklarını ifade etti. Maaş zamlarının tekrar belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Çerkezoğlu, "Asgari ücretin derhal Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun tekrar toplanarak güncellenmesini, bütün ücretlerde gerekli iyileştirmelerin yapılmasını, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çekilmesini, genç, kadın ve genel işsizliği önleyecek, kalıcı istihdam yaratacak üretime dayalı bir ekonomik politikayı istiyoruz" dedi.

Asgari ücret açlık sınırının üstüne çıkarılsın

Zamlar yağmur gibi yağmaya devam ediyor. Nisan ayı başından itibaren doğal gaza, LPG’ye, tüp gaza, elektriğe, süte, şekere, una, cep telefonu görüşmelerine, yumurtaya, İstanbul şehir içi ulaşımına, suya, şehirlerarası otobüs ücretlerine zam geldi. Alkol ve sigaraya yeni zamlar yolda. Tüp gaz son bir yılda 120 liradan 315 liraya yükseldi. Zam oranı yüzde 163. Yumurta son bir yılda 70 kuruştan 2 liraya yükseldi. Zam oranı yüzde 186. İstanbul’da aylık tam abonman bedeli 275 liradan 602 liraya yükseldi. Zam oranı yüzde 119. Doğalgazın m3 fiyatı 2,2 liradan 3,7 liraya yükseldi. Zam oranı yüzde 68.  Doğalgazdaki düşük zam oranı kimseyi yanıltmasın, aslında doğal gazın satış fiyatının 11 lira civarında olması gerekiyor, ama hükümet aradaki farkı bütçeden, yani hepimizin verdiği vergilerden ödüyor, fiyatı düşük tutuyor. Bunu da asıl olarak doğal gazın yüzde 68’ini kullanan patronlara destek olmak için yapıyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Fiyatlardaki yıllık ortalama artış, bağımsız ekonomi araştırmacıları (ENAG) tarafından geçen hafta yüzde 143 olarak açıklanmıştı.  Artık marketlerden ürünler tane ile satın alınıyor. Tek bir domates, tek bir salatalık, tek bir biber alınıyor. Boş dürüm, boş baklava satılıyor. Çünkü fiyatlar ateş pahası. İnsanlar aç kalmamak için minimum ihtiyaçları ne ise onu almaya çalışıyorlar. Evine “ekmek”, yani yeterli gıda malzemesi götüremeyen milyonlarca insan var. Erdoğan Ekim ayında Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği marketinden alış veriş yapmış ve “Fiyatlar gayet uygun” demişti. Şimdi o marketlerde de zamlar yağmur gibi yağmaya başladı, fiyatlara yüzde 132’ye varan zamlar yapıldı. Erdoğan halka sabır diliyor Emekçiler zam yağmuru altında perişan haldeyken, Erdoğan halka sabır diliyor. Enflasyonun yüzde 143’ü bulmasını önemsemiyor. ‘Asgari ücret yükseltilsin’ taleplerini görmezden geliyor. TÜİK’in yüzde 61 enflasyon rakamlarını bile yok sayıyor. Oysa bir avuç zengin patronun dışında kalan halkın yüzde 95’i için durum çok vahim. Milyonlarca insan her gün cebindeki kuruşun hesabını yapmaktan yoruldu.  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Yüzde elli oranında artış yaptık’ diye övündüğü 4 bin 250 liralık asgari ücret, 3 ayda eridi. Asgari ücret, yüksek enflasyon karşısında zaten yoksulluk sınırının altındaydı, şimdi açlık sınırının da altına indi. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Mart ayında açlık sınırını 4 bin 925 lira, yoksulluk sınırını ise 16 bin lira olarak açıkladı. Asgari ücret açlık sınırının 675 lira altında kaldı. Hesaplamalara göre tek bir kişinin yaşam maliyeti 7 bin liraya dayanmış durumda. Buna göre asgari ücret tek bir kişinin bile ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor, oysa asgari ücret, 4 kişilik ailenin masraflarını karşılaması için belirleniyor. Yeni yıla ortalama 5 bin 972 lira maaşla giren memurun alım gücü 4 bin 863 liraya geriledi. İşçi, esnaf ve çiftçi emeklileri ise çok daha zor durumda. Ocak ayında 2 bin 500 liraya yükseltilen en düşük işçi, çiftçi ve esnaf emeklisi aylığının reel alım gücü Mart ayında 464 lira birden düşerek 2 bin 36 liraya geriledi.  Asgari ücretliler, TÜİK’in hesabına göre 790 lira, ENAG’ın hesabına göre ise bin 133 lira kaybetti. Asgari ücret acilen artırılmalıdır Bu enflasyon oranları, fiyatlar ve açlık, yoksulluk rakamları göz önüne alındığında işçiler için asgari ücretin artırılması en temel ve acil konulardan bir haline gelmiş durumda.  İşçiler, emekçiler için; elektrik faturası, doğalgaz faturası, gıda, ulaştırma, kira gibi kalemler harcamalarının önemli bir kısmını kapsıyor. Bu nedenle ilan edilen enflasyondan daha yüksek bir enflasyonu yaşıyorlar. Bütün bu harcamaların 4 bin 250 liralık asgari ücretle karşılanması imkânsız. Oysa işçilerin yüzde 80’inden fazlası asgari ücret alıyor. Asgari ücret her ay yeniden belirlenmeli ve en azından tek kişinin geçim maliyeti seviyesinde tutulmalıdır. Yani Nisan ayı için asgari ücret en az 8 bin lira olmalıdır. Aksi takdirde bütün bu sürecin yükü, geliri enflasyon oranında artmayan kesimlerin, işçilerin, emekçilerin üzerine kalmaya devam edecek. Gerek İş Kanununda, gerek Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yönetmeliğinde asgari ücretin en fazla iki yıl için belirleneceği yazılı. Bu sürenin kısaltılması ile ilgili bir kısıtlama yok. Dolayısıyla Asgari Ücret Komisyonu’nun hemen ve sürekli toplanması ve asgari ücretin her ay güncellenmesi gerekir. Türk-İş ve DİSK bu konuda somut adım atmalıdır. Asgari ücrete acilen zam yapılması talebi, 1 Mayıs eylemlerinin en önemli taleplerinden biri haline getirilmelidir.

Bursa'da dört kadın işçi direniyor

Acarsoy Tekstil’de sendikal örgütlenme çalışması yapan kadın işçiler işten atıldı. Fabrika önünde direnen işçiler işe geri dönmek istiyor. Mobbing ve baskı altında çalışan Öz İplik İş Sendikası üyesi işçiler, çalışma koşullarının düzeltilmesi için sendikalaşma sürecine başladı.  Sendikalaşmayı öğrenen yönetim, 10 Mart'ta Selinay Yılmaz ihbar tazminatını vererek işten çıkardı. Kadın işçi fabrika önünde mücadeleye başladı. Selinay Yılmaz, 25 Mart'ta fabrika önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya katılan üç kadın işçi de "perfomans düşüklüğü" gerekçe gösterilerek tazminatsız olarak işten atıldı. Fabrika önünde direnişlerini sürdüren kadın işçiler işlerini geri istiyor.

Çiğli Belediyesi'nde grev başladı

Çiğli Belediyesi şirketi Çibel A.Ş.'deki toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde özellikle ücret artışı konusunda anlaşma sağlanamamasının ardından 836 işçi greve çıktı. Genel-İş İzmir 8 No’lu Şube üyesi işçiler 6 Nisan gecesi "Direne direne kazanacağız", "Yaşasın örgütlü mücadelemiz" sloganlarıyla grevi başlatırken sendika şunları söyledi: "Toplu sözleşmedeki taleplerimiz yerine gelmedi. Bu konuda SODEM Sen yetkilileri ve Çiğli Belediyesi yetkilileriyle herhangi bir anlaşma sağlanamadığı için yasal hakkımızı kullanarak grev pankartımızı asarak grevimizi başlattık. Biz taleplerimizi ülkenin ekonomik gidişatına göre enflasyonun her ay artması yüzünden revize ederek güncelleştirdik. Bu ülkede krizi emekçiler çıkarmadı krizin sorumlusu işçi ve emekçiler değil. Bizler hak ettiğimiz alın terinin karşılığını istiyoruz. Alın terimizin karşılığını alamadığımız için grev kararımızı uygulamak için buradayız”  

Geri 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 İleri

SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol