Soma katliamı: Bir avuç kömür için bir ömür verdiler

İşçiler ölüyor, patronlar sömürüyor, devlet denetlemiyor

İSİG (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği) Meclisi tarafından her ay düzenli olarak açıklanan iş cinayetleri raporunun yenisi yayımlandı. İSİG Meclisi’nin “Salgın Yönetimine Karşı Direniş ve Dayanışma Kazanacak” başlıklı raporunda, bilgilerin yüzde 75’i ulusal basından, yüzde 25’i ise yerel basın, işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, meslek örgütleri ve sendikalardan derlendi. Rapora göre Şubat ayında en az 138 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Açıklanan raporda ayrıca Covid-19’un işçiler üzerinde etkisine dikkat çekildi. İşçi ölümleri en çok sağlık, belediye, eğitim, büro, fabrika (tekstil-metal), özel güvenlik ve taşımacılık işkollarında meydana geldi. Tüm işyerlerinde salgına karşı sağlık-güvenlik önlemlerinin alınmadığı veya yetersiz alındığı görüldü. Covid-19’un bir işçi sınıfı hastalığı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Raporda öne çıkanlar: - 138 emekçinin 113’ü ücretli (işçi ve memur), 25’i kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor. - Ölenlerin 7’si kadın işçi, 131’i erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri ticaret, sağlık ve konaklama işkollarında oldu. - Dört çocuk işçi can verdi. Çocuk işçi ölümleri tarım ve inşaat işkollarında oldu. - 51 yaş ve üstünde çalışırken ölen 46 emekçi bulunuyor. - 5 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti: 3’ü Suriyeli, 1’i İranlı ve 1’i Ugandalı. - Ölen işçilerin 6’sı sendikalı. Sendikalı işçiler tekstil ve sağlık işkollarında çalışıyordu.

Sağlıkta yeniden g(ö)rev zamanı

Sağlık çalışanları salgının en ağır yükünü taşırken haklarını alamıyor. Çabalarının karşılığını alamadığı gibi aşırı sağcı iklimden beslenen insanlar, hastalar, hasta yakınları doktorlara şiddet uyguluyor ve bu şiddet her gün artarak devam ediyor. Sağlık çalışanları geçtiğimiz yılın ortalarından beri mücadeleyi yükseltiyorlar.  Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarının grevinden ve mücadelesinden ürkmüş görünüyor. 28 Şubat’ta yayınladığı genelge, sağlık çalışanlarının eylemlerini haklı buluyor ama artık daha fazla eylem yapmaya gerek olmadığını söylüyor. Bakanlık “görevini terk ederek veya başka suretle hukuka aykırı şekilde aksatması sonucunu doğuran her türlü davranışının disiplin mevzuatı hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.” diyerek sağlık çalışanlarının eylemini engellemeye çalışıyor. Sosyalist İşçi olarak İzmir’den Doktor Ersin Uzun’la önümüzdeki dönemin eylemlerinin arka planını konuştuk. Sağlık çalışanlarının sorunları günden güne büyüyor. Bakanlık sadece sözel olarak takdirlerini sunarken sorunları çözmek için adım atmıyor. Zaten eksik personelle sağlık hizmeti sunulmaktayken pandemi sürecine girildi. Pandeminin yükü de sağlık çalışanlarına yüklendi.  Salgın öldürüyor Beş yüzden fazla sağlık çalışanı, covid sebebiyle vefat etti. Yük artarken koşullarda hiç bir düzelme olmaması sağlıkta büyük bir kaçışı başlattı. Dokuz binden fazla hekim bu sürede istifa etti, emekli oldu veya yurt dışına gitti. Benzer bir eğilim diğer sağlık çalışanlarında da güçleniyor. Personel sayısının azalması neticesinde yeni eleman almak yerine bakanlık iş yükünü arttırmayı tercih etti. 5 dakikada bir randevu sistemi uygulaması, aile hekimliklerine covidli hasta takibi, kronik hasta takibi gibi yeni uygulamalar getirildi. Eksik yapıldığında cezalandırma ile aile hekimlerinin ve çalışanlarının ücretlerinde kesinti yapılmaya başlandı. Hizmetin kalitesi düştükçe hasta memnuniyeti hızla azaldı ve sağlıkçılara yönelik şiddet artmaya başladı. Bakanlık sağlık örgütlerini yok sayıyor Tüm bu süreçte bakanlık hiçbir tedbir almadığı gibi TTB gibi kurumların randevu talebine de yaklaşık 1,5 yıldır cevap vermedi. Bunun üzerine geçtiğimiz Kasım ayından bu yana sağlık çalışanları örgütleri birleşik eylemler yapmaya başladılar.  Taleplerimiz çok basit, anlaşılabilir ve makul talepler: • Sağlıkçılara yönelik şiddet için etkin bir yasa çıkarılarak tedbirlerin arttırılması, • Başta covid gibi bulaşıcı hastalıkları kapsamak üzere sağlık çalışanlarına yönelik bir meslek hastalıkları yasasının çıkarılması, • Bu ağır çalışma koşullarına uygun şekilde yıpranma payının verilmesi, • 5 dakikada bire düşürülen hasta bakma süresinin yeniden makul bir hale getirilmesi, • Aile hekimlerine uygulanmaya başlanan ceza yasasının kaldırılması, • Yoksulluk sınırının altına düşen maaşların emekliliğe de yansıyacak şekilde düzeltilmesi. Taleplerimiz görüldüğü gibi net ve karşılanması mümkün olmayan aşırı istekleri içermiyor. Sağlık çalışanları açısından çok temel talepler bunlar. Hekimler çok öfkeli Sağlık çalışanları ve özel olarak hekimler oldukça öfkeli. Bakanlık bu taleplere kulaklarını tıkıyor. Bu süreçte önemli olanaklar ve bir o kadar da tehlikeli olasılıklar ortaya çıktı. Hekimler diğer sağlık çalışanlarından farklı olarak şimdiye kadar kendilerini ayrıcalıklı görüyorlardı. Son yıllarda tüm bu ayrıcalıkların kaybolduğu bir süreç yaşandı. Bu duruma hekimler yıllardır görülmemiş bir öfke ve istekle tepki gösterdi ve mücadelenin en kararlı unsuru haline gelmeye başladı. Mücadelenin yükselmesi bir yönüyle olumluluklar taşısa da hekimlerin içinde diğer sağlık çalışanlarından ayrı davranma eğilimlerinin gelişmesi de mücadelenin bölünmesi riskini artırdı.  Hekim sendikaları şeklinde kendini gösteren bu bölünme şimdilik TTB, SES gibi örgütlerin mücadeleyi birleştirme çabası sayesinde harekete hâkim hale gelemedi. Nasıl sağlık bir ekip işiyse, sağlık çalışanlarının mücadelesi de bir ekip olarak devam etmeli, ediyor da. 14-15 Mart tarihlerinde çok sayıda sağlık çalışanları sendikaları, meslek örgütleri birleşik bir g(ö)reve hazırlanıyorlar. Mücadele birleşik bir şekilde devam edebilirse kazanımlar da gelecektir. Şimdilik sağlık çalışanları kazanıncaya kadar mücadele etmeye kararlı görünüyorlar.  Bu süreçte sağlık çalışanlarının en mücadeleci örgütü olan SES hekimlerin taleplerini de en kararlı şekilde ancak kendisinin savunabileceğini göstererek hareketin sonraki süreçte de bölünmesinin önüne geçebilir.

Röportaj - Baskılar bizi asla yıldırmayacak

Sosyalist İşçi olarak son üç ayda artan işçi direnişlerinde yer alan işçilerle ve sağlık sektöründe yaşanan haksızlıklara karşı mücadele eden bir aile hekimiyle mücadelelerin arka planını konuştuk.  Farplas’dan direnişçi işçi Furkan Sağlam: Farplas işçileri olarak bize dayatılan “asgari ücret” adı altında modern kölelik şartlarına baş kaldırdık. Yıllardır çalıştığımız Farplas fabrikasında baskı ve insanlık dışı muamelelerden oluşan çalışma koşuşlarına karşı bireysel olarak bir kazanım elde edemedik. Birlikte güçlü olacağımızı, ancak örgütlenirsek başaracağımızı biliyorduk. Maaş, sosyal hakların insanca yaşanılacak koşullarda olması ve çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi için örgütlendik. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası, Limter-İş Sendikası ve Lastik-İş Sendikası’nda örgütlendik. Üretimden gelen gücümüzü kullanarak, üretimi durdurduk. Farplas fabrikasındaki sömürü düzenine başkaldırdık, işverenin korkulu rüyası olduk. “Taleplerimizi haykırdık”  Taleplerimizi sloganlarla haykırdık, sendikalı olarak çalışmak istedik. İşveren, sendikalı olmamızı engellemek için Farplas çatısı altında alt şirketler kurarak bizi bölmeye çalıştı. Bütün girişimlerini boşa çıkarttık. Alt şirketlerde üyelikler yaparak, Çalışma Bakanlığı’ndan yetki almaya başardık. Tüm bu çalışmalarımızı işverenin, baskı, mobing ve tehditlerine rağmen yürüttük. “İşveren panikledi” Çalışma Bakanlığı’ndan yetki belgesi ulaştığında panikleyen işveren, elektrik ve doğal gaz kesintisini bahane ederek, bizi idari izne çıkardı. İzinliyken çıkışlarımız verildi. Otellere arkadaşlarımız çağrıldı, evlere çıkış tebligatlarımız gönderildi. Üretimi durdurduğumuz için 20 bin lira tazminat davası açtılar. Çıkışlarımız Kod 25’ten verildiği için kıdem ve işsizlik maaşı gibi tüm yasal haklarımız gasp edildi. “Üretimi durdurduk”  Farplas işçileri olarak işverenin haksız ve hukuksuz bir şekilde işten atmalarına karşı, sendikal haklarımızın tanınması için direniş başlattık. 30 Ocak’ta gece vardiyasında T1 fabrikasına geldik, üretimi durdurduk. İşten atılan arkadaşlarımızın geri alınması ve sendika haklarımızın tanınması taleplerimizi sloganlarla dile getirdik. Direnişte olan 150 işçinin karşısında patronlar ve kapitalist düzeni koruyan yüzlerce polis bulduk. Polisin saldırısı esnasında aramızda direnen kadın, hamile ve engelli arkadaşlarımızı korumak için çatıya çıktık ve kendimizi kilitledik. Polis tehditlerine, baskılarına rağmen direnişimiz sabaha kadar sürdü. Farplas işçileri olarak geceyi aydınlığa çıkardık. Biz çatıya çıktık ama orası çatı değil, patronların, kapitalist sömürücülerin tepesine bindiğimizi yerdi.  “Baskılar bizi asla yıldırmayacak” Sabaha doğru polis müdahalesi oldu. Resmen kapitalistlerin işçilere açtığı bir savaş niteliğinde coplarla, biber gazı, gaz bombası ve plastik mermilerle bize saldırdılar. Direndik, 30 metre çatıdan kendimizi aşağı bıraktık. Polis müdahalesi çok sertti. Bir arkadaşımızın ayağı kırıldı, bir arkadaşımızın burnu dişleri kırıldı. Ağza alınmayacak küfür ve hakaretlerle göz altı yapıldık. Emniyete götürüldük. Bir kısım arkadaşımız nezarette tutuldu. İfademiz alındı. Serbest bırakıldık. Farplas’ta direnen işçiler bunu unutmayacak, mutlaka hesabını soracağız. Direnişimizi daha da büyütüp daha güçlü inançlı sürdürüyoruz. Kapı önü eylemimiz sürüyor. Karşımızda polis ve tomalar var. Bizden ne kadar çok korktuklarının bir kanıtı bu. Sendikal haklarımızın tanınmasını ve atılan arkadaşlarımızın işe iadesini istiyoruz. İşveren işçinin özgür iradesiyle seçtiği sendikayı tanımayıp, halen çalışmakta olan arkadaşlarımızı baskı ve mobing ile Türk Metal Sendikasına üye yapmaya çalışıyor. Biz başımıza ikinci bir patron istemiyoruz ve bu girişimleri de içerde çalışan arkadaşlarımızın mücadelesi ve dışardaki direnişimizle boşa çıkartacağız. Yüzlerce işçi bir avuç patrona teslim olmayacağız. Zafer direnen işçilerin olacak. Baskılar bizi asla yıldırmayacak.

Hendek işçi katliamı davasında adalet gelmedi

Sakarya'nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında 3 Temmuz 2020'de gerçekleşen ve 7 işçinin hayatını kaybetmesi, 127 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan patlamayla ilgili açılan davanın 8'incisinde karar verildi. Mahkeme heyeti bilinçli taksir suçundan; Aslı Bozkurt, Asiye Angın, Erşan Özkürt, Ahmet Çağırıcı’nın 6 yıl 8 ay, Hasan Ali Velioğlu’nun 12 yıl 6 ay, patronlar Ali Rıza Coşkun ve Yaşar Coşkun’un 16 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Aileler ise olası kasttan ceza verilmesini istiyordu. Bu olay iş cinayetidir Olayın ihmaller zinciri olduğunu ifade eden Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, davanın peşini bırakmayacaklarını belirterek "Bu olayın münferit bir iş kazası olmadığının bilincindeyiz. Bu olayı, bize hiç kimse bir 'iş kazası' olarak anlatamaz. Bu olay, çok açık bir şekilde iş cinayetidir. Göz göre göre insanların ölüme gönderildiği, aslında ekonomik şartlardan yararlanılarak bir sömürü düzenine çevrildiği, işçinin emeğinin sömürüldüğü ama aynı zamanda bir yaşam hakkı ihlaline dönen bir sömürünün aslında duruşmasının yapıldığı bir mahkeme salonunun önündeyiz. O yüzden bize hiç kimse bu tür olayların doğasında bu risklerin barındırıldığını söyleyemez. Bu işin doğasında işçinin hakkını savunmak, işçinin hakkını ona lütuf olarak değil, sağlıklı bir çalışma ortamında sunmak vardır. Gerekli denetimleri yapmak, bütün önlemleri almak vardır bu işin doğasında." dedi. Tutuklu yargılanan Hasan Ali Velioğlu verilen kararın ardından tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak tahliye edildi. Ne olmuştu Sakarya'nın Hendek ilçesi, Yukarıçalıca köyü mevkisindeki Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası'nda 3 Temmuz 2020 günü patlama yaşandı. Yaklaşık 200 işçinin bulunduğu fabrikada patlama nedeniyle 7 işçi öldü, 127 işçi de yaralandı. Patlamayla ilgili Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, fabrikada daha önce beş kez daha iş kazasının yaşandığı belirtilirken, "Buna rağmen gerekli önlemler alınmayarak aynı şeklide çalışılmaya devam edilmesi hali kazayı öngörülebilir ve önlenebilir hale getirdi” denildi.

YemekSepeti Banabi direnişinden bir mektup

YemekSepeti Banabi Deposunda, sömürüye, düşük ücret ve kötü çalışma koşullarına, mobbinge, tacize karşı mücadele eden bir kadın işçi Marksist.org'a gönderdiği mektupta haklı mücadelelerini anlattı: Merhabalar, ben Eski bir YemekSepeti Banabi Depo Çalışanı kadın işçiyim. Eyüp Çırçır Depo da yaklaşık 1,5 sene çalıştım. Aynı depoda bir tartışma sonrasında haksız ve keyfî bir şekilde işten atıldım. Bu süreci, sendikal baskıları, yıldırmaları, kuryeler dahil işçilerin Depo Müdürleri ve Bölge Müdürlerince nasıl sistematik mobbinge maruz bırakıldığını, çeşitli emek örgütleri ve dergilere daha önce yazılı olarak iletmiştim. Banabi'nin 'Insaniyetsiz' taraflarını ortaya koymuştum. Ama Depo Müdürü İ. T. ve onun özel koruması gibi davranan Bölge Müdürü F. Y'nin tacizci eylem ve söylemlerinden bahsetmemiştim.  Ben o depoda yaklaşık 1 yıl boyunca tek çalışan kadın personeldim. İ. T. isimli depo müdürünün sayısız kez sözlü tacizine maruz kaldım. (Evli olmasaydım, seninle evlenirdim, keşke seni evlenmeden önce tanısaydım.)  3-11 vardiyalarında son otobüsün olmadığını bilmesine rağmen gece 12-1'e kadar “biraz daha kal, ben seni arabamla bırakırım” denilerek, “aracın içinde içelim mi” diye kendisine zorla maruz kalınmasını sağlamaktan tutun, cinsel ürünlerin olduğu rafın önünde sözde, ürün skt'si yapacakmış gibi “bunların ne işe yaradığını biliyorsundur herhalde”  denilerek belden aşağı espri ve kendi saplantılı psikolojini anlatan sayısız söylemleri oldu. “Benimle neden samimi olmuyorsun, beni niye hiç sevmiyorsun” diyerek reyon aralarında bu tacizlerini sayısız kez tekrarladı.  Çünkü gücün arsızlıktan geldiğine inanıyordu. Müdür olmanın, taciz etme hakkına sahip olunduğu imtiyazına erişmek olduğunu zannettiği için ve her nedense Yemeksepeti gibi kurumsal bir işletme olmasına rağmen, hiç bir şekilde denetlenmediği, kimseye sesimizi duyuramadığımız için her defasında sorunun kendimizde olduğuna inandırmaya çalıştı.  "Ben Müdürüm, bana mı inanacaklar, sana mı?  İki tane şahit bulurum, hiç bir şey ispatlayamazsın, tazminatsız kapıda bulursun kendini. Ben varken sana mı inanacaklar” diyerek kendini temize çekmeye çabaladı.  Ben iş arkadaşımla tartışma sonrası işten çıkartıldığımda, Yemeksepeti Şirketi İnsan kaynaklarıyla görüşmeye gitmiştim. Ortada bir İnsan kaynakları departmanı olmasına rağmen içinde derdini anlatabilecek bir muhatap maalesef yok.  Ben de F. Y. isimli bölge müdürünü telefonla arayıp, kısaca İ. T.'nin bana yaptığı tacizden bahsettim. Benden sonraki kadın arkadaşlara da aynı şeyleri söyleme potansiyeli yüksek olduğunu bildiğim için niyetim bir uyarıda bulunmaktı. Bir Bölge Müdürü düşünün ki, “nasıl olur bu” demek yerine, çiğ bir şekilde "Hahaha" diyerek karşılık verdi. Daha sonrasında benim tartışma yaşadığım çalışma arkadaşım P.'ye de aynı tacizlerde bulunmuş. Üstelik kendi sebep olduğu tartışmanın faturasını da bana keserek. “İyi ki N.'i gönderdin, benim iki yıldır yapamadığımı sen yaptın, gelince alnından öpücem” diyerek başladığı tacizlere, “neden tayt giymiyorsun, tayt sana çok yakışıyor, seni eve bırakayım, içelim mi, sana yemek ısmarlayın mı, işi boş ver Kadıköy'e gidelim” şeklinde devam etmiş. Daha sonrasında başka bir depodan gelen A. adındaki arkadaşımıza aynı tacizleri sürdürmüş. Nasıl olsa bir karşılığı yok diye düşünerek, daha da cesaretlenerek devamlı aynı şekilde sözlü tacizlerine devam etmiş. Bu iki arkadaşımız, Bölge Müdürü F. Y.'ye durumu anlatmış, ama o bu durumu da ört bas edip, kadınları depodan sürmekle ve işsizlikle tehdit etmekten başka hiç bir şey yapmadı. Bir süre sonra bu giden iki arkadaşın yerine iki yeni kadın arkadaş geldi yine aynı şikâyetler başladı.  Bunlar artık ayyuka çıktı. Kuryesinden, depo çalışanına kadar hepsi biliyor. Ama kimseye ulaşılamıyor. E. diye eşinden ayrılan ve çocuğu olan bir kadın arkadaşa da, “sen dul kalmayı hak etmiyorsun, keşke benimle evlenseydin, seni seviyorum” türünden taciz edince ve tacizler artık dayanılmaz bir hale gelince depo çalışanları, erkek arkadaşların da desteğiyle şirkete gidip, İ.T.'yi şikâyet ediyorlar. Maalesef benim, P.'nin, N.'nin, A.'nın, E.'nin ve adını hatırlayamadığım bir kadın arkadaşın yapamadığımız şeyi yine bir kaç omurgalı erkek depo çalışanı ve kurye arkadaşlarımız yaptı. Buradan kendilerine cesaretlerinden ve bizi cesaretlendirdiklerinden dolayı teşekkür ediyorum.  Sanırsam Yemeksepeti Banabi, son dönemlerde yükselen Tümtis Sendikası'nın faaliyetlerinden ve Yemeksepeti Banabinin kuryelere dayattığı kölelik ücretlerine karşı kararlı eylemliliğinden korkmuş olmalı ki, tacizci müdürünü korumaktan vazgeçip sonunda disiplin sürecini başlatmış, ücretsiz izne çıkartmış. Bir kez daha gördük ki işçi sınıfının örgütlülüğü ve kazanımları tek başına olmuyor. Biz üretenler olarak hiç bir ayrım yapmadan kadın-erkek ortak olarak mücadele ettiğimizde kazanım elde ediyoruz.

İnsanca ücret ve işten atmalara karşı mücadele devam ediyor

Bursa, Ankara ve Antep'te yaşananlar, işçiler ne istiyor, nasıl mücadele ediyor? Bursa Technomix işçileri sendikaya üye oldukları için işten çıkarıldı, eyleme başladı Ana şirketleri Almanya’da olan ve yıllardır Bursa’da faaliyet gösteren Technomix fabrikasında işçiler sendikalı oldukları için işten atıldı. Türk-Metal Sendikasına üye olan 10 işçinin işten atılması üzerine işçiler fabrika önünde eyleme başladı. Senelerdir az maaşla hep çok iş istendiğini belirten işçiler, “Zam zamanı geldiğinde, bahaneler sunulduğu için ve senelerdir bir sonuç alamadığımız için sendikaya başvurduklarını” söyledi. Sosyal-İş’ten Hacettepe rektörlüğüne çağrı: Atılan 24 işçi derhal işe dönsün, sözleşme uygulansın DİSK/Sosyal-İş Sendikası, Hacettepe Üniversitesinde işten atılan 24 işçinin işe geri alınması ve eylül ayında imzalanan TİS’in uygulanması amacıyla basın açıklaması yaptı. Pandemide kısa çalışma ödeneğine mahkum edilen ve bu dönemde borçlanarak geçinmeye çalışan işçilerin asgari ücrete mecbur bırakıldıklarını söyleyen Sosyal-İş Genel Başkanı Celal Uyar, “İnsanların çalışma hakkını engellemek en basit deyimle insan hakkı ihlalidir. Rektörü bu ihlalinden vazgeçmeye davet ediyoruz. İşten çıkarılan işçiler derhal işlerine dönmelidir. Ve sözleşme ayrımsız olarak tüm işçilere uygulanmalıdır” dedi. Açıklamanın ardından üniversite kampüsünden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yürümek isteyen Sosyal-İş Sendikası yöneticileri ve işçiler polis tarafından engellendi. Arabalarla bakanlık önüne geçen sendika yöneticileri ve işçilerin burada yapmak istedikleri açıklama da polis tarafından engellendi. İpek Mekik Halı işçileri sabah iş bıraktı, öğlen kazandı Gaziantep’te bulunan İpek Mekik Halı fabrikasında düşük zamma karşı iş bırakan işçilerin talepleri kabul edildi. İşçiler bu kararda BİRTEK-SEN’in etkisinin olduğunu dile getirdi. İpek Mekik Halı yönetimi işçilere ücretlerini 6 bin 600 lira, atkı başı ücretlerini de 10,70 lira olarak açıkladı. İşçiler ise net ücretlerin 6 bin 800 lira, atkı başı ücretlerinin de 11 lira olmasını talep ederek iş bıraktı. İşçilerin araması üzerine fabrika önüne giden BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen işçilerle konuşmaya başlarken patron ve yöneticiler gelip işçileri fabrika içerisine soktu. Fabrika önünde beklenmesini engellemeye çalışan patronlar ve fabrika yöneticileri, polisin müdahale etmesini istedi. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen bekleyişini sürdürürken dışarı çıkan işçiler, taleplerinin kabul edildiğini söyledi.

Bakırköy Belediyesi'nde 18 işçinin işten atılması protesto edildi

Bakırköy Belediyesi'nde 10’u greve katılan toplamda 18 işçi işten atıldı. Türk İş’e bağlı Belediye İş-Sendikası Belediye önünde yaptığı açıklamayla işten atmalara tepki gösterdi. Polis Bakırköy Özgürlük Meydanında toplanıp belediye binası önünde açıklama yapmak isteyen Belediye İş- Sendikası üyelerine barikat kurdu, işçilerin kararlı tutumu karşısında barikat açıldı. Açıklamaya Türk-İş'e bağlı sendikalar, Deriteks, Liman-İş, DİSK/Gıda-İş, Tüm-Bel-Sen, siyasi parti temsilcileri ve demokratik kitle örgütleri de destek verdi. 25 Ekim 2021 tarihinde 2020-2022 yıllarını kapsayan Toplu İş Sözleşmesinin imzalanması talebiyle Bakırköy Belediye işçileri greve çıkmıştı. 100 gün süren grevin ardından sözleşme imzalanmış işçiler iş başı yapmıştı. Sözleşmenin imzalanmasının üzerinden 1 ay bile geçmeden Bakırköy Belediyesi'nde 10’u greve katılan toplamda 18 işçi işten atıldı, kadrolu 85 işçinin görev yeri değiştirildi. Bakırköy Belediye binası önünde açıklama yapan Belediye İş-Sendikası 2’Nolu Şube Başkanı Savaş Doğan Bakırköy Belediyesi’nde akıl ve mantık dışı bir yönetim anlayışının hâkim olduğunu belirterek, "Bu anlayış, Bakırköy Belediyesi’nde sorunları çözmeye, hizmet üretmeye odaklı bir yönetim anlayışı değil, aksine sorun yaratmaya, suni krizlerle ayakta kalmaya yönelik bir anlayış. Bu anlayış, işçiye, emekçiye emeğinin karşılığını vermeye değil, aksine onları maddi ve manevi olarak cezalandıran, emek ve emekçi düşmanı bir anlayış. Bu anlayış halka hizmet etmek, emekçiye hakkını vermek yerine, yapay krizlerden beslenen bir anlayış” dedi.  

Sağlık emekçilerine şiddete dur diyelim

Sağlıkta şiddet hız kesmeden sürüyor. Son 3 günde sağlık emekçilerine yönelik 3 saldırı yaşandı. Şırnak’ta bir hekim, savcı tarafından hakkında ‘adli takibat’ başlatmakla tehdit edildi. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalışan Nöroloji Uzmanı Doktor Ebru Ergin, farklı bir ilaç yazmadığı gerekçesiyle hastası tarafından darp edildi. Darp edilen doktor, çalıştığı hastanede tedavi altına alındı. Dr. Ebru Ergin Bakar’a saldıran Feray Yelmen ifadesi alındıktan sonra önce serbest bırakıldı, ardından kamuoyunda oluşan tepki sonucu tutuklandı. Ankara Karaköprü 1 Nolu ASM’de ise bir hasta hemşirelere hakaret edip aynı günün akşamında da doktorun telefonuna ulaşarak arayıp küfür ve hakaretler etti. Hasta-hekim arasındaki güven duygusu ortadan kalktı Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, sağlıktaki şiddet nedeniyle, hekimlerin ‘ciddi kaygılarla’ çalıştığını belirterek, “Hasta-hekim ilişkisinin temelindeki güven duygusu ortadan kalktı” dedi. Hekimlerin ‘şiddetin kimden geleceğini bilemediğini’ söyleyen Fincancı, şunları ifade etti: “Hastanın hekimine, hekimin de hastasına güveni olmalı. Bu ortamda, hekimler her hastaya potansiyel bir şiddet uygulayıcısı gibi yaklaşmaya başlıyor. Kendini korumaya alıyor. Kendini korumaya aldığında ise sağlıklı iletişim kurma olanağı ortadan kalkıyor. Aslında yine zarar gören hastalar oluyor.” TTB başkanı kaygılı duygu durumunun sonuçlarından birinin hekimlerdeki ‘tükenme duygusu’ olduğunu vurguladı: “Giderek tükeniyorlar. İşe gitmekten keyif alamaz hale geliyorlar. Şiddet ortamı, işin keyifle, umutla yapılmasını olanaksız kılıyor. Sonuçta, ne yazık ki mesleğine yabancılaşan bir noktaya taşınıyorlar. Bu durum da kaçınılmaz olarak sağlık hizmetlerinin niteliğini etkiliyor.” Şiddet uygulayan tutuklu yargılanmalı Fincancı, artarak devam eden sağlıkta şiddetin ‘göstermelik mevzuat düzenlemeleriyle azaltılamayacağını’ vurguladı. TTB başkanı, savcıların ‘var olan hukuki mevzuatı uygulamada eksiklikleri bulunduğunu’ söyledi: “Hekimler kamu görevini yaparken şiddete uğruyorlar. Artırılmış cezalandırma mekanizmasının işlemesi gerekiyor. Şiddete başvuranın tutuklu yargılanması gerekirken salıveriliyor. Hızla tutuklanmaları ve tutuklu yargılanmaları en azından caydırıcı olacaktır. Bu bile yapılmıyor. Salınınca da geri gidip, şikayetçi olan hekim veya sağlık çalışanlarına tekrar şiddet uygulayabiliyor.” TTB 16 Şubat’ta, ilgili düzenlemelerin ceza mevzuatına dahil edilmesi talebini yineledi. TTB’nin sağlıkta şiddetin önlenmesi için önerileri şöyle: • TTB’nin kanun teklifi ile birlikte bugüne kadar 3359 sayılı Yasanın Ek-12’nci maddesiyle yapılan düzenlemelerin temel ceza mevzuatında olması gereken yerlere alınması, • Konut dokunulmazlığını ihlal suçu düzenleyen Türk Ceza Kanununun 116/2’nci maddesine ‘işyeri’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘tüm sağlık tesisleri’ ibaresinin eklenmesi, • Mağdur sağlık çalışanının faile hizmet sunmayacağının açıkça kanunda düzenlenmesi, • Suçun önlenmesine yönelik kolluk faaliyetleri kapsamında şiddet vaka haritası ile fail profil çalışmalarının yapılması, • Darp ve cebirle işlenenler dışındaki suçlarda alternatif yaptırımların yaygınlaştırılarak faillerin olayın meydana geldiği sağlık tesisi dışındaki bir yerde süreli görevlendirilmesi, • Şiddet mağdurlarına adli yardım kapsamında barolardan vekil görevlendirilerek tüm işlemlerin avukat eşliğinde yapılmasının sağlanması, • Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğünün yıllık raporlarına ‘sağlık çalışanlarına yönelik suçlar’ başlığı eklenmesi, • Sağlık bakanlığının beyaz kod raporlarını yıllık olarak başvuru gerekmeksizin açıklayarak hukuki yardım sonuçlarıyla birlikte açıklaması.

Fabrikalarda mücadele sürüyor

İşçi eylemleri devam ediyor. Uğur Tekstil işçileri kazandı. Gaziantep’te işçilere yönelik baskılar basın açıklaması ile kınandı. Uğur Tekstil işçileri kazandı, işten çıkarılan 97 işçi geri alınacak Urfa'da Uğur Tekstil işçilerinin direnişi kazanımla sonuçlandı. Sendikalı oldukları için işten çıkarılan 97 işçi koşulsuz olarak işe geri alınacak, boşa geçen süreçteki kayıplar ödenecek ve işçiler sendika üyesi olarak işbaşı yapacaklar. Uğur Tekstil patronu, DİSK/Tekstil’in yetki almasıyla 300 işçiyi işten atarak fabrikayı kapattığını söylemiş, işçilerin direnişi sonucu atılan tüm işçiler yeniden işe alınmıştı. Fabrika yeniden açıldıktan sonra DİSK/Tekstil Sendikası Genel Merkezi, Antep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen’i görevden almış, daha sonra 100 sendikalı işçi yeniden işten atılmıştı. Pas South fabrikasında işten atılan işçiler direnişte Çerkezköy OSB’de bulunan B/S/H, Arçelik gibi beyaz eşya tekellerine üretim yapan Pas South fabrikasında sendikalaşma mücadelesi veren işçilerin 19’u işten çıkarıldı. İşten atılan işçiler direnişe geçti. 200 işçinin çalıştığı fabrikada Petrol-İş’te örgütlenmeye başlayan işçilerden 19’u çoğunluğun sağlanması üzerine işten atıldı. İşten çıkarma için, 16 işçiye küçülme, 3 işçiye yüz kızartıcı suç bahanesi öne sürüldü. Antep’te kurumlardan ortak açıklama: Asıl baskı işçilerin hak arama mücadelesine Ek zam talebiyle işçilerin iş bıraktığı Antep’te siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütleri, Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikasına (BİRTEK-SEN) yönelik baskıları protesto etti. Kurumlar, işçilerin hak arama mücadelesinin hedef alındığını ifade etti. Açıklamayı okuyan Gaziantep Barosundan Avukat Bülent Duran, hükümetin asgari ücrete yaptığı zammın, temel tüketim maddelerine yapılan zamla birlikte daha ücretlere yansımadan eridiğini ifade etti. Ülkenin dört bir yanında halkın zamlara karşı sokağa çıktığını, işçilerin ek zam talebiyle eylemler yaptığını hatırlatan Duran şunları söyledi: “Antep Başpınar OSB’de de başta tekstil ve dokuma işçileri patronların sefalet ücreti dayatmasına karşı isyan ediyor. Son 3 haftada 30’dan fazla fabrikada 10 binin üzerinde işçi, patronların verdiği düşük zamma karşı iş bıraktı. Başpınar’ın bütün patronları anlaşmış, belirlediğimiz aylıktan bir kuruş bile yukarısını veremeyiz diyor.  Antep’te patronların sözcüsü haline gelmiş bazı yerel gazeteciler, insanca yaşamak istiyoruz diyen işçileri provokatör diye hedef gösteriyor. Hangi fabrikada işçiler zam talebiyle iş bıraksa karşısında polisleri buluyor. Polisler işçilerin içine giriyor, patronun sözcülüğünü yaparak işçileri verilen ücrete ikna etmeye çalışıyor. İşçilerin eylemine desteğe giden, sendikal faaliyet yürüten sendikacılar patronların bir cümlesiyle gözaltına alınıyor.  BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, patronların talimatıyla dört gün üst üste karakola ifade vermeye gitti. İşçiler işyeri önünde eylem yaparken desteğe giden Türkmen, patronun bir cümlesiyle zorla karakola götürülüyor. Gösteri ve Yürüyüş Kanunu bir yandan, Sendikalar Kanunu bir yandan çiğneniyor. Patronların bölemediği işçilerin birliğini kolluk kuvvetleri dağıtmaya çalışıyor. İşçilerin zam talebiyle eylem yapmasının önüne geçmeye çalışan patronlar ve patronların talimatıyla hareket ederek işçilerin mücadelesini bastırmaya çalışan, sendikaların faaliyetini engellemeye çalışan kolluk kuvvetleri suç işlemektedir. Önümüzdeki günlerde bu suçları işleyenler hakkında suç duyurusunda bulunacağız.” Krom Evye’de işten atılan işçiler direnişte Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan Esenyurt’ta kurulu Krom Evye işçilerinin fabrika önünde başlattıkları eylem 2. gününde. Çalışma koşullarının düzeltilmesi, ücretlerin artırılması talebiyle DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlenen işçiler işten atıldı. Sendikanın yetki almasıyla birlikte patron 5 işçinin ‘Küçülmeye gidiyoruz’ diyerek iş akdini feshetti. Fabrika önünde direnişe geçen işçiler, ”Patron cuma günü bizi işten atıyor, pazartesi başka işçi alıyor” diyerek işten atılmalarının asıl sebebinin sendikal örgütlenme olduğunu belirtti. Gemi Söküm işçilerinin iş bırakma eylemi 11. gününde sona erdi İzmir Aliağa'da gemi söküm işçilerinin düşük ücret ve kötü çalışma koşullarına karşı başlattıkları iş bırakma eylemi 11'inci gününde sona erdi. Gemi söküm alanında 21 şirket ve 2 binden fazla işçi bulunuyor. İşçiler adına konuşan Ahmet Saygılı, "Talepler noktasında bir kazanımımız olmadı. Ancak eylemimiz barışla sona erdi. Kimse işten çıkarılmadı. Bazı yerlerde işe dönüşler oldu. 25-30 kişi kalmıştık. Daha çok uzarsa kötü senaryolar ortaya çıkacaktı. Daha kötü yerlere gitmeden sonlandırdık" dedi. İşçiler, bütün şirketlerde; patronların temsilcisi GEMİSANDER yönetiminin belirlediği 375 TL yevmiye ile çalışacaklar, işçiler ise 450 lira yevmiye ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi ile ilgili taleplerde bulunmaktaydılar. Bazı şirketler süreç içinde iyileştirmeler yapma konusunda işçilere sözler verse de, yazılı bir anlaşma sağlanamadı. İşçiler, eylemlerinin kendilerine bir arada olmayı öğrettiğini, gemi söküm bölgesinde 25 yıldır hiçbir eylem olmadığını ve 11 gün süren direnişlerinin kendi birlikleri için önemli bir kazanım olduğunu belirttiler.

Geri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 İleri

SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol