Soma katliamı: Bir avuç kömür için bir ömür verdiler

İş cinayetleri: 2022 yılının ilk üç ayında en az 347 emekçi hayatını kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG)'in raporuna göre 2022 yılının ilk üç ayında en az 347 emekçi hayatını kaybetti. İSİG, Ocak ayında en az 120, Şubat ayında en az 109, Mart ayında en az 118 emekçinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Ölen emekçilerin 312’si işçi, 35’i çiftçi ve esnaf. 2022 yılının ilk üç ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle oldu: İnşaat, Yol işkolunda 54 işçi; Taşımacılık işkolunda 45 işçi; Tarım, Orman işkolunda 33 emekçi (18 işçi ve 15 çiftçi); Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 30 emekçi; Metal işkolunda 27 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 27 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 26 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 15 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 13 işçi; Madencilik işkolunda 12 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 10 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 9 işçi; Enerji işkolunda 8 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 8 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 5 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 4 işçi; Basın, Gazetecilik işkolunda 3 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 1 işçi,  işkolu belirlenemeyen 15 işçi hayatını kaybetti. 2022 yılının ilk üç ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle oldu: Trafik, servis kazası nedeniyle 63 işçi; ezilme, göçük nedeniyle 63 işçi; yüksekten düşme nedeniyle 48 işçi; kalp krizi, beyin kanaması nedeniyle 48 işçi; Kovid-19 nedeniyle 39 işçi; intihar nedeniyle 21 işçi; patlama, yanma nedeniyle 13 işçi; zehirlenme, boğulma nedeniyle 13 işçi; şiddet nedeniyle 11 işçi; elektrik çarpması nedeniyle 10 işçi; nesne çarpması, düşmesi nedeniyle 7 işçi; kesilme, kopma nedeniyle 1 işçi; diğer nedenlerden dolayı 10 işçi hayatını kaybetti. Ölen işçilerin 25’i kadın, 322’si erkek. 2022 yılının ilk üç ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 1 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 5 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş arası 39 işçi, 28-50 yaş arası 176 işçi, 51-64 yaş arası 81 işçi, 65 yaş ve üstü 23 işçi, Yaşını bilmediğimiz 22 işçi hayatını kaybetti. Ölen 18 mülteci/göçmen işçinin 8’i Suriyeli; 2’şer işçi Afganistan, İran ve Özbekistanlı; 1’er işçi Endonezya, Pakistan, Rusya ve Sırbistanlı. Ölenlerin 13’ü (yüzde 3,74) sendikalı, 334’ü ise (yüzde 96,26) sendikasız. Sendikalı işçiler tarım, gıda, madencilik, kimya, tekstil, büro, eğitim, ticaret, metal, inşaat, taşımacılık, sağlık, güvenlik ve belediye işkollarında çalışıyordu. İSİG, işçilerin hayat pahalılığı ve işten çıkarma tehdidi nedeniyle güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edildiğini belirterek, "İşten atılma baskısıyla işçiler daha çok çalıştırıldı, üç işçinin yapacağı iş iki işçiye yaptırıldı. Başta temel gıda, kira, ısınma, ulaşım olmak üzere her şeye yapılan zam furyasında düşük ücret-işsizlik-güvencesiz çalışma cenderesindeki işçilerin fiziki ve ruhsal sağlığı çok etkilendi. Yine bu dönemin Türkiye çapında yoğun kar yağışı ile geçmesi işçilerin işyerlerine gitmelerinden tutun enerji, yol, belediye gibi işkolları başta olmak üzere işçi sınıfı üzerindeki iş yükünü daha da ağırlaştırdı" dedi. Nisan ayı ile birlikte güvencesiz çalışmanın en yoğun olduğu inşaatlarda ve tarımdaki iş cinayetlerinde hızlı bir artış görülebileceğine vurgu yapan İSİG, "Bu noktada inşaatlarda yüksekten düşmeler, tarımda işçilerinin taşınması ve çiftçilerin traktörlerindeki eksikliklerin giderilmesi başta olmak üzere acil önlemler alınmalıdır" uyarısında bulundu. İSİG'in vurguladığı diğer hususlar şöyle: • “Covid-19 bir işçi sınıfı hastalığıdır” demiştik. Şu an için gözlemleyebildiğimiz kadarıyla çalışan işçiler içinde hastalık yaygınlığını devam ettirse de ölümler giderek azalmaktadır. Ancak işçi sınıfının kırılgan kesimleri (yaşlı-emekli işçiler ve kronik hastalığı olanlar) arasında ölümler devam etmektedir. Kamusal sağlık önlemleri bu kesimleri önceleyecek biçimde alınmalıdır. • Ekonomik kriz, mobbing ve fazla çalışmaya bağlı işçi intiharları devam etmektedir. Özellikle geçinemeyen işçilerin banka ve tefecilerden aldıkları borçları geri ödeyememeleri ve yapılan baskılar nedeniyle meydana gelen intiharlarda artış olabilir. • Yine aşırı-yoğun-fazla-sağlıksız çalışmaya bağlı kalp krizi ve beyin kanaması gibi ani ölümler de sürüyor. Buna ekonomik krizin ve salgının etkilerini de ekleyebiliriz. İntiharlar gibi kalp krizleri de işçi ölümlerinde belirgin bir hal almaktadır. • Salgınla birlikte işçi sınıfının yeni bölükleri de oluşmaya başladı. Bu noktada örneğin bir meslek grubu olarak moto kuryeler öne çıkıyor. (Raporlarımızda konaklama işkolunda yer verdiğimiz) moto kurye ölümleri (ve yaralanmaları) geçen yıl olduğu gibi bu yılda artarak devam ediyor. Bu dönemde en az 10 moto kurye arkadaşımızı kaybettik. (Diğer yandan moto kuryelerin örgütlenmeleri ve direnişleri de sürüyor) • ILO, Çocuk İşçilikle Mücadele Yılı ilan etse de siyasi iktidar önlem aldığını belirtse de çocuk işçi ölümleri devam ediyor. Her yıl ortalama 60-70 çocuk işçiyi iş cinayetlerinde kaybediyoruz. Çocuk işçilik güvencesiz çalıştırmanın en önemli kaynaklarından olduğu için görmezden geliniyor ve önlem alınmıyor. Çocuk işçilik ile mücadelede biz emek örgütlerinin bir “seferberlik” ilan etmesi için zaman geldi de geçiyor. • Yılın ilk üç ayında 18 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti. Tarım ve inşaatlarda meydana gelen ölümlere paralel olarak yaz aylarında göçmen işçi ölümleri de artışa geçmektedir. Diğer yandan Türkiye’de milyonlarca göçmen işçinin var olduğunu ve bu işçilerin büyük bir çoğunluğunun kayıtdışı olarak çalıştıklarını ve yine bu yüzden iş cinayetlerinin gizlendiğini de unutmamalıyız. • Raporlarımızda iş cinayetlerinde ölenlerin ortalama yüzde 2 ila 4’ünü sendikalı işçiler oluşturuyor. Ancak kâğıt üzerinde olan sendikal üyeliklerinin gerçek bir örgütlülük olmaması ve birçok sendikanın ölen üyelerini sahiplenmemesi sonucu net bir bilgi verme şansımız olmadığını da belirtelim. Bu durum özellikle kamu çalışanı/memur sendikaları açısından daha da tespit edemediğimiz bir husus. Ancak tersinden baktığımızda da sendikalı-örgütlü olmak bir işyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamanın en önemli yolunu oluşturuyor. Bu yüzden yukarıda saydığımız hususları önlemenin ve olumlu adımları hayata geçirmenin zorunlu koşulu sendikalı-örgütlü olmak.

1 Mayıs Mitingi İstanbul’da Maltepe Meydanında yapılacak

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye Diş Hekimleri Birliği (TDB) 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü'nü, Maltepe Meydanı'nda kutlayacaklarını açıkladı. DİSK ve KESK bileşenleri, kararı Beşiktaş Barbaros Meydanı'nda yaptıkları basın açıklamasıyla duyurdu. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu burada yaptığı konuşmada, İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye'de işçi ve emekçilerle yüksek katılımlı kutlamalar gerçekleştireceklerini söyledi. Çerkezoğlu, başta asgari ücret olmak üzere ücret zamlarının enflasyonun altında kaldığını belirterek, işçi ve emeklilerin ücretlerinin ve çalışma koşularının düzeltilmesi için alanlarda olacaklarını ifade etti. Maaş zamlarının tekrar belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Çerkezoğlu, "Asgari ücretin derhal Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun tekrar toplanarak güncellenmesini, bütün ücretlerde gerekli iyileştirmelerin yapılmasını, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çekilmesini, genç, kadın ve genel işsizliği önleyecek, kalıcı istihdam yaratacak üretime dayalı bir ekonomik politikayı istiyoruz" dedi.

Asgari ücret açlık sınırının üstüne çıkarılsın

Zamlar yağmur gibi yağmaya devam ediyor. Nisan ayı başından itibaren doğal gaza, LPG’ye, tüp gaza, elektriğe, süte, şekere, una, cep telefonu görüşmelerine, yumurtaya, İstanbul şehir içi ulaşımına, suya, şehirlerarası otobüs ücretlerine zam geldi. Alkol ve sigaraya yeni zamlar yolda. Tüp gaz son bir yılda 120 liradan 315 liraya yükseldi. Zam oranı yüzde 163. Yumurta son bir yılda 70 kuruştan 2 liraya yükseldi. Zam oranı yüzde 186. İstanbul’da aylık tam abonman bedeli 275 liradan 602 liraya yükseldi. Zam oranı yüzde 119. Doğalgazın m3 fiyatı 2,2 liradan 3,7 liraya yükseldi. Zam oranı yüzde 68.  Doğalgazdaki düşük zam oranı kimseyi yanıltmasın, aslında doğal gazın satış fiyatının 11 lira civarında olması gerekiyor, ama hükümet aradaki farkı bütçeden, yani hepimizin verdiği vergilerden ödüyor, fiyatı düşük tutuyor. Bunu da asıl olarak doğal gazın yüzde 68’ini kullanan patronlara destek olmak için yapıyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Fiyatlardaki yıllık ortalama artış, bağımsız ekonomi araştırmacıları (ENAG) tarafından geçen hafta yüzde 143 olarak açıklanmıştı.  Artık marketlerden ürünler tane ile satın alınıyor. Tek bir domates, tek bir salatalık, tek bir biber alınıyor. Boş dürüm, boş baklava satılıyor. Çünkü fiyatlar ateş pahası. İnsanlar aç kalmamak için minimum ihtiyaçları ne ise onu almaya çalışıyorlar. Evine “ekmek”, yani yeterli gıda malzemesi götüremeyen milyonlarca insan var. Erdoğan Ekim ayında Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği marketinden alış veriş yapmış ve “Fiyatlar gayet uygun” demişti. Şimdi o marketlerde de zamlar yağmur gibi yağmaya başladı, fiyatlara yüzde 132’ye varan zamlar yapıldı. Erdoğan halka sabır diliyor Emekçiler zam yağmuru altında perişan haldeyken, Erdoğan halka sabır diliyor. Enflasyonun yüzde 143’ü bulmasını önemsemiyor. ‘Asgari ücret yükseltilsin’ taleplerini görmezden geliyor. TÜİK’in yüzde 61 enflasyon rakamlarını bile yok sayıyor. Oysa bir avuç zengin patronun dışında kalan halkın yüzde 95’i için durum çok vahim. Milyonlarca insan her gün cebindeki kuruşun hesabını yapmaktan yoruldu.  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Yüzde elli oranında artış yaptık’ diye övündüğü 4 bin 250 liralık asgari ücret, 3 ayda eridi. Asgari ücret, yüksek enflasyon karşısında zaten yoksulluk sınırının altındaydı, şimdi açlık sınırının da altına indi. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Mart ayında açlık sınırını 4 bin 925 lira, yoksulluk sınırını ise 16 bin lira olarak açıkladı. Asgari ücret açlık sınırının 675 lira altında kaldı. Hesaplamalara göre tek bir kişinin yaşam maliyeti 7 bin liraya dayanmış durumda. Buna göre asgari ücret tek bir kişinin bile ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor, oysa asgari ücret, 4 kişilik ailenin masraflarını karşılaması için belirleniyor. Yeni yıla ortalama 5 bin 972 lira maaşla giren memurun alım gücü 4 bin 863 liraya geriledi. İşçi, esnaf ve çiftçi emeklileri ise çok daha zor durumda. Ocak ayında 2 bin 500 liraya yükseltilen en düşük işçi, çiftçi ve esnaf emeklisi aylığının reel alım gücü Mart ayında 464 lira birden düşerek 2 bin 36 liraya geriledi.  Asgari ücretliler, TÜİK’in hesabına göre 790 lira, ENAG’ın hesabına göre ise bin 133 lira kaybetti. Asgari ücret acilen artırılmalıdır Bu enflasyon oranları, fiyatlar ve açlık, yoksulluk rakamları göz önüne alındığında işçiler için asgari ücretin artırılması en temel ve acil konulardan bir haline gelmiş durumda.  İşçiler, emekçiler için; elektrik faturası, doğalgaz faturası, gıda, ulaştırma, kira gibi kalemler harcamalarının önemli bir kısmını kapsıyor. Bu nedenle ilan edilen enflasyondan daha yüksek bir enflasyonu yaşıyorlar. Bütün bu harcamaların 4 bin 250 liralık asgari ücretle karşılanması imkânsız. Oysa işçilerin yüzde 80’inden fazlası asgari ücret alıyor. Asgari ücret her ay yeniden belirlenmeli ve en azından tek kişinin geçim maliyeti seviyesinde tutulmalıdır. Yani Nisan ayı için asgari ücret en az 8 bin lira olmalıdır. Aksi takdirde bütün bu sürecin yükü, geliri enflasyon oranında artmayan kesimlerin, işçilerin, emekçilerin üzerine kalmaya devam edecek. Gerek İş Kanununda, gerek Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yönetmeliğinde asgari ücretin en fazla iki yıl için belirleneceği yazılı. Bu sürenin kısaltılması ile ilgili bir kısıtlama yok. Dolayısıyla Asgari Ücret Komisyonu’nun hemen ve sürekli toplanması ve asgari ücretin her ay güncellenmesi gerekir. Türk-İş ve DİSK bu konuda somut adım atmalıdır. Asgari ücrete acilen zam yapılması talebi, 1 Mayıs eylemlerinin en önemli taleplerinden biri haline getirilmelidir.

Bursa'da dört kadın işçi direniyor

Acarsoy Tekstil’de sendikal örgütlenme çalışması yapan kadın işçiler işten atıldı. Fabrika önünde direnen işçiler işe geri dönmek istiyor. Mobbing ve baskı altında çalışan Öz İplik İş Sendikası üyesi işçiler, çalışma koşullarının düzeltilmesi için sendikalaşma sürecine başladı.  Sendikalaşmayı öğrenen yönetim, 10 Mart'ta Selinay Yılmaz ihbar tazminatını vererek işten çıkardı. Kadın işçi fabrika önünde mücadeleye başladı. Selinay Yılmaz, 25 Mart'ta fabrika önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya katılan üç kadın işçi de "perfomans düşüklüğü" gerekçe gösterilerek tazminatsız olarak işten atıldı. Fabrika önünde direnişlerini sürdüren kadın işçiler işlerini geri istiyor.

Çiğli Belediyesi'nde grev başladı

Çiğli Belediyesi şirketi Çibel A.Ş.'deki toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde özellikle ücret artışı konusunda anlaşma sağlanamamasının ardından 836 işçi greve çıktı. Genel-İş İzmir 8 No’lu Şube üyesi işçiler 6 Nisan gecesi "Direne direne kazanacağız", "Yaşasın örgütlü mücadelemiz" sloganlarıyla grevi başlatırken sendika şunları söyledi: "Toplu sözleşmedeki taleplerimiz yerine gelmedi. Bu konuda SODEM Sen yetkilileri ve Çiğli Belediyesi yetkilileriyle herhangi bir anlaşma sağlanamadığı için yasal hakkımızı kullanarak grev pankartımızı asarak grevimizi başlattık. Biz taleplerimizi ülkenin ekonomik gidişatına göre enflasyonun her ay artması yüzünden revize ederek güncelleştirdik. Bu ülkede krizi emekçiler çıkarmadı krizin sorumlusu işçi ve emekçiler değil. Bizler hak ettiğimiz alın terinin karşılığını istiyoruz. Alın terimizin karşılığını alamadığımız için grev kararımızı uygulamak için buradayız”  

Bilgi Üniversitesi'nde eşit işe eşit ücret mücadelesi

Bilgi Üniversitesi'ndeki araştırma görevlileri, 2020 yılında çıkan YÖK Kanunu uyarınca devlet üniversitelerindeki meslektaşlarıyla eşit ücret almak için mücadele ediyor. Bilgi Üniversitesi'ndeki araştırma görevlileri "Eşit işe eşit ücret" talebiyle 7 Mart’tan beri kampüs içinde eylem yapıyor. Akademisyenler ve diğer personel maaşlarının devlet üniversitelerindeki meslektaşlarıyla net üzerinden eşitlenmesini, devlet üniversitelerinde yapılan ocak zammının maaşlarına yansıtılmasını, devlet üniversitelerinde olduğu gibi senede iki kez ücret düzenlemesi yapılmasını, ücret kayıplarının geriye dönük tazminini, mali süreçlerin şeffaf şekilde yürütülmesini ve yan hakların net maaş hesabının dışında tutulmasını talep ediyor. Bilgi Üniversitesi’nde eşit ücret talebiyle bir araya gelen araştırma görevlileri Bilgi Asistanlar Birliği’ni kurdu. Birliğin yaptığı açıklama şöyle: “Gelişmelerin ardından, Ocak ayında bir araya gelen 105 araştırma görevlisi, 17 Ocak 2022 tarihinde bir dilekçe ve imza metni ile Rektörlükle görüşme talep etti. Rektörlükle yapılan görüşmede talepler kabul edilmedi. Talepler kabul edilmeyince ilk olarak 7 Mart’ta kampüste bir masa açan araştırma görevlileriyle 9 Mart tarihinde üniversite yönetimi acil bir görüşme talep etti.  Sözcümüzün özellikle talep etmiş olmasına rağmen, rektörlük bir kişiyle görüşmekte ısrarcı davranarak bir temsilci heyetiyle görüşmeyi reddetti. Bizler de buna karşılık olarak sözcümüzü yalnız bırakmamak ve yönetimin muhatabının sadece bir kişi olmadığını hatırlatmak için görüşme saatinde rektörlük önünde bir araya geldik.  Görüşme sonunda, net maaşların eşitlenmeyeceğini, yılda iki zam içeren ancak bunun neye göre düzenleneceği belirtilmeyen, buna ek olarak yan haklarımızın elimizden alınacağı, nihai olarak hak kaybı anlamına gelecek bir sözleşmenin teklif edildiğini öğrendik.  Bunun üzerine taleplerimizi elde edinceye kadar kampüste masamıza devam etmeye ve kamuoyuyla uğradığımız haksızlığı daha yoğun bir şekilde paylaşmaya karar verdik.”

Elektrik işçisi haklarını arıyor: Atılan işçiler geri alınsın

EnerjiSA tarafından işten çıkarılan işçiler, işe geri dönene ve işten atmaların son bulduğuna dair resmi bir açıklama yapılana kadar eylemlerine devam edeceklerini duyurdu. DİSK’e bağlı Enerji-Sen üyesi olup EnerjiSA'da işten çıkarılan işçiler, Ankara’da açıklama yaptı. Açıklamada, "Atılan işçiler geri alınsın" pankartı taşınırken sık sık, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Atılan işçiler geri alınsın”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı. Açıklamayı işten atılan EnerjiSA çalışanlarından, Mehmet Ali İçindere yaptı. Bir haftadır Başkent Elektrik Genel Müdürlüğü önünde hak arama mücadelesi verirken gözaltına alındıklarını söyleyen İçindere şunları söyledi: EnerjiSA yetkilileri tarafından onlarca işçinin iş sözleşmesi tek taraflı feshedildi, gerekçe olarak, size uygun pozisyon yok denildi. Neden uygun pozisyon bulunmadığını sormak için şirketin genel müdürlüğüne gittiğimizde hiçbir yönetici ile iletişim kuramadık, aksine polis tarafından gözaltına alındık.  Şirketin genel müdürlüğü önünde oturma eylemi yapmak istedik, üç gündür gözaltına alınıyoruz. Biz bu taleplerle eylem yaparken EnerjiSA’nın Genel Kurulu yapıldı. Şirketin kârlarının yüzde yüzün üzerinde arttığı açıklandı. Yönetim kurulu üyelerinin huzur haklarının da 30 bin liraya çıkarıldığını öğrendik. Özelleştirmeler sonucunda taşeron işçiliğe mahkûm edildik. 2011 yılında Sabancı’ya bağlı bu şirkette çalışmaya başladığımızda sarı sendikaya mahkûm edilmiştik. Bireysel iş sözleşmelerimizi imzaladığımızda, daha neyin ne olduğunu bile anlamadan sarı sendikaya üye yapıldık. 2011’den 2021’e kadar 4 dönem toplu sözleşme süreçlerini yaşadık. Her defasında insanca yaşayacak bir ücret almaktan biraz daha uzaklaştık, her defasında güvenceli çalışma koşulları biraz daha hayal olmaya başladı. İlerleyen süreçte DİSK-Enerji-Sen çatısı altında toplandık. İş kanununu daha iyi öğrendik. İlk defa temsilcilerimiz atanmadı kendimiz seçtik. İşyerindeki mobbinge, performans baskısına, keyfiyete, sağlığımızı bozacak uygulamalara birlikte karşı çıkmaya başladık. İşten atılmamızın asıl sebebi bunlar.” Talepleri yerine getirilene kadar aynı yerde eylem yapmaya devam edeceklerini belirten İçindere, halka, destek olmaları için çağrıda bulundu. İçindere, “Bizi haklı gören, taleplerimizin karşılanmasını isteyen her insanın sunabileceği destek var. Sabancı’ya bağlı ne kadar yer varsa, CarrefourSA marketleri, TeknoSA mağazalarını, Akbank şubelerinin önlerini EnejiSa'ya bağlı fatura ödeme merkezlerini eylem alanına çevirmeye çağırıyoruz” dedi ve şu talepleri sıraladı; İşten atılan her arkadaşımız işine geri dönsün. EnerjiSA, işten atmaların son bulduğuna dair resmi bir açıklama yapsın. İşyerlerinde işçilerin sendika tercihlerinden dolayı gördüğü mobbinge son verilsin

Nişantaşı Üniversitesi'nde Kod 22 kıyımı

Nişantaşı Üniversitesi'nin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ücret artışı talebinde bulunan 30'a yakın araştırma görevlisi ile onlara destek veren akademisyenler 'Kod 22' ile tazminatsız olarak işten çıkarıldı. İşten çıkarmalara tepki gösteren akademisyenler, 'Akademisyen kıyımına son. Eğitim bu değil' pankartı açarak Nişantaşı Üniversitesi'nin önünde basın açıklaması yaptı. Üniversiteyi protesto eden akademisyenler, Yükseköğretim Kurulu'na (YÖK) yasaları uygulatması konusunda çağrıda bulundu. Kod 22 ile işten çıkarılanlar, kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai ve işsizlik ödeneği alamıyor. Nişantaşı Üniversitesi akademisyenleri yalnız değildir İşten çıkarılan akademisyenler adına ortak basın açıklamasını okuyan Ekinsu Devrim Danış, özetle şunları söyledi: Daha önce mobbing ve ağır çalışma koşulları ile gündeme gelen Nişantaşı Üniversitesi, yeni bir rezilliğe daha imza attı. Öğretim elemanı arkadaşlarımız kod 22 ile tazminatsız bir şekilde işten çıkarıldı. Rektör Yardımcısı Mehmet Ünal ise, durumu protesto eden öğretim elemanlarına hakaret etti. Bu, Nişantaşı Üniversitesi’nin yaptığı ilk hukuksuzluk değildir. Daha önce de topluca tüm araştırma görevlilerini işten çıkaran, onlara 'Tuvalete sırayla gidin' diyerek masalarının boş olduğu anı kollayıp boş masa fotoğraflarını kullanarak mobbing yapan üniversite, adeta bir eğitim değil zulüm yuvasına dönüşmüştür. Sonunda işi, baskıya ve mobbinge karşı duran akademisyenleri işten çıkarmaya dek vardırmıştır. Çok iyi biliyoruz ki bugün Nişantaşı Üniversitesi yönetimini asıl korkutan, bütün akademisyenlerin ortaya koyduğu birliktelik ve dayanışma tutumudur. Akademinin hala biat etmediği gerçekliğidir. Birlikteyiz, yan yanayız, dayanışıyoruz. Nişantaşı Üniversitesi akademisyenleri yalnız değildir.” Ücretlerin eşitliği kanuni bir zorunluluktur  Basın açıklamasında ÜNİVDER Başkanı Prof. Dr. Zeynep Solakoğlu  tüm vakıf üniversitelerinin yönetimleri ile Yükseköğretim Kurulu'na (YÖK) çağrıda bulunarak şunları söyledi: "29 Mart 2022, ülkemiz üniversite tarihinde bir utanç günü olarak kayda geçti. Açık yasal zorunluluğa karşın eksik ücret verilen araştırma görevlilerinin ücretlerinin kamu çalışanlarıyla eşitlenmesi için verdikleri dilekçeler gerekçe gösterilerek sözleşmeleri feshedildi, üniversite yöneticisi tarafından sözlü şiddete maruz bırakıldılar. Onlara destek veren öğretim üyelerinin de işlerine son verildi. Nişantaşı Üniversitesi yönetimine ve tüm diğer vakıf üniversiteleri yöneticilerine hatırlatıyoruz: Ücretlerin eşitliği kanuni bir zorunluluktur. Tüm akademi çalışanlarına birikmiş farklarla birlikte eşit ücretleri ödenmelidir. Yasayı çiğniyorsunuz. ÜNİVDER olarak, tüm vakıf üniversite yönetimlerini yasaya uymaya ve YÖK’ü yasayı uygulamak için gerekenleri yapmaya çağırıyoruz. Üniversitenin tüm bileşenlerini, öğrencilerimizi ve öğrenci ailelerini, öğretim kalitesini kökten bozan bu uygulamalar için aktif tavır almaya çağırıyoruz. Yasal hakları için mücadele eden tüm akademi mensuplarıyla birlikteyiz, buradayız, birlikte kazanacağız." Basın açıklamasının ardından, “Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı atıldı.

Asgari ücret açlık sınırının altında, derhal artırılmalı

Enflasyondaki tırmanış nedeniyle açlık ve yoksulluk sınırı artmaya devam ediyor. Asgari ücret açlık sınırının 677 lira altında kaldı. Türk-İş’in Mart 2022 dönemine ait açlık ve yoksulluk sınırı hesabı açıklandı. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) verilerine göre, Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 4 bin 927 lira oldu. 4 bin 250 lira olan asgari ücretin 677 lira üzerine çıktı.  Mutfak enflasyonundaki artış aylık yüzde 8,74, son 12 aylık ise yüzde 76,4 oldu. Türk-İş’e göre yoksulluk sınırı ise 16 bin 52 liraya ulaştı. Asgari ücret acilen artırılmalıdır Nisan başında açıklanacak enflasyon oranının Mart ayı başında açıklanan orana göre en az yüzde 10 yüksek olması bekleniyor. Buna göre TÜİK enflasyonu yıllık yüzde 65’e, bağımsız araştırmacılar grubu ENAG’ın açıklayacağı enflasyon ise yıllık yüzde 140’a çıkabilir. Bu enflasyon oranları ve açlık, yoksulluk rakamları göz önüne alındığında işçiler için asgari ücretin artırılması en temel ve acil konulardan bir haline gelmiş durumda.  İşçiler, emekçiler için; elektrik faturası, doğalgaz faturası, gıda, ulaştırma, kira gibi kalemler harcamalarının önemli bir kısmını kapsıyor. Bu nedenle ilan edilen enflasyondan daha yüksek bir enflasyonu yaşıyorlar. Bütün bu harcamaların 4 bin 250 liralık asgari ücretle karşılanması imkânsız. Oysa işçilerin yüzde 80’i asgari ücrete mahkûm durumda. Aralıkta yapılan asgari ücret artışının bu koşullarda her ay yeniden gündeme getirilmesi ve gerçek enflasyon oranında yükseltilmesi gerekiyor. Aksi takdirde bütün bu sürecin yükü, geliri enflasyon oranında artmayan kesimlerin yani işçilerin, emekçilerin üzerine kalmaya devam edecek. Gerek İş Kanununda, gerek Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yönetmeliğinde asgari ücretin en fazla iki yıl için belirleneceği yazılı. Bu sürenin kısaltılması ile ilgili bir kısıtlama yok. Dolayısıyla Asgari Ücret Komisyonu'nun hemen toplanması ve asgari ücretin güncellemesinin önünde, Çalışma Bakanının dediğinin aksine yasal bir engel yok. DİSK, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun acilen toplanmasını istedi. Bunun önünde yasal hiçbir engel bulunmadığını açıkladı.  Türk-İş ise ekonomide sorunlar olduğunu, asgari ücrette kayıp yaşandığını açıkladı. Ancak sorumluluğun hükümette olduğunu, komisyonu toplantıya çağırırlarsa seve seve katılacaklarını açıkladı.

Geri 1 2 3 4 5 6 7 8 İleri

SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol