Soma katliamı: Bir avuç kömür için bir ömür verdiler

Eğitim Sen Başkanı Nejla Kurul: Farklı mücadele alanlarını birleştirmeliyiz

Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul Bursa Yenişehir’de “Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Kadın Mücadelesi” adlı söyleşiye katıldı. Dünya emekçi kadınlar günü kapsamında Mart ayı etkinliklerinde Yenişehir Eğitim Sen’de düzenlenen söyleşiye birçok siyasi parti ve STK‘dan aktivistler, ayrıca bağımsız aktivistler katıldı. Necla Kurul konuşmasına kapitalist sistem ve ataerkil toplumsal yapının nasıl iç içe geçmiş bir bütünlük gösterdiğinin analizlerini yaparak başladı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne olduğunu, bununla mücadelede nasıl bir pratiğin izlenmesi gerektiğini ve bu pratikte sendikalardan, işçi sınıfının tüm bileşenlerinden nasıl bir perspektif beklenmesi gerektiğinden bahsetti. Nejla Kurul, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın mücadelesi üzerine tarihsel ve güncel süreçleri de ele alarak, LGBTİ+ bireylerinden, göçmen kadınların varoluş mücadelesine, Kürt halkının ve onun verdiği birçok mücadele hattının nasıl ortaklaşması gerektiğine değindi. İşçi sınıfının birçok doğal bileşeni olduğunu, bu bileşenlerin asla birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, farklı mücadele alanlarının birleştirilmesi gerektiğini anlattı, bu birlikteliğin nasıl sağlanacağı üzerine tarihsel arka planlardan örnekler verdi. Bolşevik devriminin önde gelen kadınlarından, kadınların ve işçilerin özgürlüğü için mücadele eden Rus devrimci sosyalist Alexandra Kollontay’ın yaşamından bahsetti, yazılarından alıntılar yaptı. Eğitim emekçilerinin, özellikle Eğitim Sen’de örgütlü emekçilerin, kadın mücadelesinin gün geçtikçe büyüyen yapısına sunduğu katkılardan söz etti. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi için Eğitim Sen’in, bu alanın zorunlu ders olarak okullarda okutulması gibi birçok haklı talebin tek sahibi olduğunu dile getirdi. Toplumsal cinsiyet eşitliği nasıl sağlanabilir, bu konuda en geniş bakış açısı ile neler yapabilir sorularına verdiği oldukça geniş ölçekli cevaplarla konuşmasını sonlandırdı. Daha sonra salondan söz alan ve konuşan dinleyicilerin de katkılarıyla söyleşi programı sona erdi.

Sağlık çalışanları grevlerde haykırdı: Susmuyoruz, korkmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz

İktidar blokunun sözcülerinin en başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarını nefret söylemi kullanarak hedeflemeleri greve doğru giden sağlık alanında örgütlenen sendika ve kurumların üyelerini daha da öfkelendirdi. 14-15 Mart g(ö)rev eylemlerinin büyüklüğünde bu öfke de etkili oldu. Sağlık çalışanlarıyla son gelişmeleri konuştuk. “Son yıllardaki en yüksek katılımlı grevdi” Sağlık ve sosyal hizmet işkolunda örgütlü emek ve sağlık meslek örgütlerinin 14–15 Mart’ta iş bırakmalarının en temel nedenlerinden biri; giderek niteliksizleşen sağlık hizmeti, sürekli mobbinge, her tür şiddete uğrayan, değersizleştirilen sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve yaşadığı hak kayıplarının görünür olmasını sağlamaktı. Sevk zincirinin uygulanmaması ve kışkırtılan sağlık talebi, bunun sonucu olarak da artan iş yükü ve değersizleştirilen sağlık çalışanların tükenmişliği… iflas eden sağlık sistemi ve halkın tedaviye erişemez hale gelmesi… uygulanan sağlık politikası ve özelleştirmelerin sonucu, sağlığın kamusal hizmet olmaktan çıkması, koruyucu/önleyici hizmetlerin giderek terk edilmesinin en yakıcı sonuçlarını pandemi sürecinde gördük. Tüm yük yine çalışanlara yüklendi. Ağır çalışma koşulları ve verilen sözlerin yerine getirilmemesi, uygulanan personel ve ücret rejiminin iş barışını bozması sonucu zaten işyerlerinde birikmiş olan öfke, eylemlerin son yıllardaki en yüksek katılımla gerçekleşmesine neden oldu. Üstelik bütün tehditlere rağmen. Bu yüzden eylemlerde sendika üyesi olmayanların da sayısı hiç de az değildi. Talepler çok net bir dille ifade edildi. Yıllardır dile getirilen çalışma yaşamı, özlük hakları, halkın nitelikli sağlık hizmeti alması, özelleştirmenin ve uygulanan sağlık politikasının yarattığı yıkımın durdurulmasına dair taleplere, Covid-19’un meslek hastalığı olarak kabul edilmesi talebi de eklenmiş oldu. İktidarın bütün görünmez kılma çabalarına/tehditlerine ve iklimsel koşullara rağmen eylemlerin başarılı geçtiğini düşünüyorum. Bu eylemsellik, kazanım elde edilinceye kadar giderek daha güçlü bir şekilde farklı mücadele araçlarıyla devam edecektir. SES Aksaray Hukuk Sekreteri İkram Doğan --- “Birliğimizi korumalıyız” Bu sene tıp bayramında olumsuz çalışma koşullarının, yoksulluk sınırının altına düşen ücretlerin ve özlük haklarının düzeltilmesi talebiyle sağlık çalışanları kutlama yapmak yerine 3 günlük greve çıktılar.  İlk gününden itibaren katılım oldukça yüksekti. Herkes 14 Mart günü Cumhurbaşkanının konuşmasını bekliyordu. Ancak konuşmanın içeriği somut adımlar yerine biraz geliştirilmiş olsa da vaatlerden öteye gitmeyince öfke daha da arttı. 2. günün katılımı da yükseldi.Şimdiye kadar hiç iş bırakmamış yerler, kişiler iş bıraktı. Bu iş bırakmanın bir dizi sonucu oldu.  Hükümet sağlık çalışanlarının kararlılığını gördü. Vaatlerini geliştirdi. Ama şimdilik sadece vaat olarak bir gelişme var. Somut bir adım henüz yok. Çünkü özel sağlık sektörü bu iyileştirmelere karşı. Kendileri ucuz ve kalifiye eleman bulmakta zorlanacaklar. Yetkililer bu iki gücün arasında kaldılar.  Bir antipropaganda aygıtı devreye girdi. “ doktorlar halkı mağdur ediyorlar” söylemli medya haberlerini hasta doktora değil, doktor hastaya saldırmış türü sosyal medya paylaşımları takip etmeye başladı.  Sağlık alanında var olan çok sayıda örgüte bu süreçte bir de meslek örgütleri( hekim sendikaları) eklendi. Bu da hekimler ile diğer sağlık personeli arasında hissedilir bir ayrışma yarattı. Bu anlayış TTB’yi ele geçirmek üzere hareketlenmeye başladı.  Süreç sona ermedi. Önümüzdeki günlerde sağlık çalışanları birliğini koruyabildiği ve karşı propagandayı etkisiz hale getirebildiği ölçüde başarılı olacaktır.  Doktor Ersin Uzun

Çibel çalışanları grev kararını astı

Çiğli Belediyesi'nde çalışan, DİSK Genel-İş 8 Nolu Şube'de örgütlü ÇİBEL işçileri, Kasım'da başlayan toplu iş sözleşmesi sürecinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine grev kararı aldı. DİSK Genel-İş 8 Nolu Şube Başkanı Deniz Şahin Gümüştekin yaptığı açıklamada; TİS sürecinin 83 madde ile başladığını, 68 sosyal ve ekonomik maddede anlaşma sağlandığını, 15 sosyal ve ekonomik maddede anlaşma yapılamadığını ifade etti. Ayrıca TİS görüşmelerine başlandığına enflasyonun yüzde 20 oranında olduğunu, o nedenle maaşlara yapılacak zam oranını yüzde 40 olarak belirlediklerini, oysa gelinen noktada enflasyon oranının yüzde 55’lerde olduğunu, bu rağmen işverenin kendilerine yüzde 26,75 gibi günün gerçekleriyle bağdaşmayan bir zam oranı teklif ettiğini belirtti.   Bunu üzerine 17 Martta yönetimle son bir görüşme yaptıklarını, herhangi bir ilerleme kaydedilmemesi üzerine, işçilerle yaptıkları toplantı sonrası grev kararı aldıklarını, bu doğrultuda bugün itibarıyla grev kararını işyeri kapısına astıkları duyurdu.  Bu süreçte eğer işveren tarafında yeni bir görüşme talebi olduğu taktirde görüşmeye açık olduklarını, ayrıca yüzde 40 olarak talep ettikleri zam oranını günün gerçeklerine ve işçilerin talebi doğrultusunda güncelleyeceklerini, bunun en az yüzde 55 olacağını vurguladı. 

Aile Hekimleri Ceza Yönetmeliğine karşı eylemlerine devam ediyor

Ülkemizde özellikle son 4-5 yıldır sağlıkta şiddet, özlük haklarında kayıplar ve ücretlendirmelerdeki hakedişlerde ciddi düşüşler artarak devam ediyor. Genel olarak bütün basamaklardaki hekimler bu nedenle sıkıntı yaşıyor. Bu değer kayıpları aile hekimlerini de etkiliyor.  En son çıkarılan 30 Haziran 2021 tarihli Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği ile hak ve hukuk tabanından yoksun bir ceza ve iş güvencesizliği dönemine girildi. Bu cezalandırma yönetmeliğinde, kanuni temelden yoksun biçimde keyfi nedenlerle aile hekimlerinin sözleşmelerini feshetme, disiplin ve para cezaları kesme gibi maddeler var. Yönetmelik uygulandığından beri bu tür uygulamaları sahada görmeye başladık. Bir hastanın istediği ilacı yazmadığı için şikâyet edilen, bütün yılda iki gün işe geç geldi diye bildirilen aile hekimi meslektaşlarımızın sözleşmeleri feshedilerek bir günde işlerine son verildi. Soruşturmalar sırasında aile hekimlerinin kendilerini savunma hakları da pek mümkün olmuyor, çünkü İl Sağlık Müdürlükleri hem soruşturma başlatıyor, hem ceza veriyor, hem sözleşme feshi yapıyor. Bunlara itirazlar da yine İl Sağlık Müdürlüklerine yapılıyor. Pratikteki uygulamalarda, hukuka uygunluktan uzak pek çok olay oldu. Bu soruşturmalarda, söz konusu aile hekimlerinin telefonla aranarak, telefon üzerinden savunmalarının alınmaya çalışılması gibi ucube durumlar yaşandı, maalesef. Haziran 2021 sonunda çıkan yeni cezalandırma yönetmenliğini protesto etmek amacıyla aile hekimleri dernekleri iş bırakma kararları aldı. 16-27 Ağustos, 7Ekim ve 15 Aralık 2021 tarihlerinde aile hekimlerinin geniş katılımları ile uygulanan iş bırakma eylemlerine rağmen bu ceza yönetmeliğinin iptali veya iyileştirilmesi yolunda bir adım atılmadı. Ancak bu eylemsellik ile hukuka aykırı biçimde sözleşmesi feshedilen aile hekimleri meslektaşlarımızdan işlerine geri dönenler, sözleşmesi yenilenen oldu.  Bu cezalandırma yönetmeliği iptal edilmediği ve aile hekimlerinin temel özlük hakları üzerinde keyfi bir tehdit olarak durmaya devam ettiği için 2022 yılında daha uzun süreli iki ve üç günlük iş bırakma grevlerine karar verildi. 17-18 Şubat ile en son yaşanan 14-15-16 Mart grevlerine katılım giderek arttı, en son Mart iş bırakma eylemine birinci basamakta çalışan aile hekimlerinden yüzde 70-80 oranında bir katılım olduğu gözlemlendi. Bütün basamaklardaki hekimlerin de kendi alanlarında yaşadıkları problemler nedeniyle, Şubat ve Mart grevlerine yüksek oranda katılım gerçekleşti.  Hekim dernek ve sendikalarınca, sağlıkta şiddet, özlük hakları ve ücretlendirme hakedişlerinde gerekli düzenlemeler yapılmadıkça grevlere devam kararları alınıyor. Son 4-5 yıldır yaşanan hızlı kötüleşme nedeniyle ülkenin ana sendikalarından bağımsız olarak, hekim sendikalarında ve hekimlerin bu sendikalara üye oluşunda ciddi bir artış oldu. Sahada yürütülen bu grev ve eylemsellikle beraber, hukuki mücadeleye de aile hekimleri dernekleri ve sendikaları tarafından devam edildi. Bu kanuni temelden uzak cezalandırma yönetmeliğiyle sözleşmesi feshedilen bir aile hekiminin, Birlik ve Dayanışma Sendikası ile birlikte 30 Haziran 2021 tarihli Aile Hekimliği yönetmeliğinin disiplin maddelerine karşı açmış olduğu davada Danıştay 2.Dairesi Aile Hekimliği Kanunu’nun sözleşme feshi maddelerini Anayasaya aykırı buldu. Mahkeme, ayrıca Aile Hekimliği Yönetmeliğinin disiplin maddelerinin, ki bu yönetmeliğe bu nedenle “CEZA YÖNETMELİĞİ” denmektedir, tamamıyla Anayasaya aykırı olduğuna karar verdi. 28 Aralık 2021 tarihli Karar metninde görüleceği üzere, konu ile ilgili değerlendirmeler Danıştay tarafından Anayasa Mahkemesine iletilmiş bulunmaktadır. Aile hekimlerinin mücadelesi söz konusu Ceza Yönetmeliği kaldırılana kadar devam edecektir.

Gaziantep'te 35 günde 35 fiili greve çıkıldı: Direnen kazandı

Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN), Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde 2 Şubat-9 Mart 2022 tarihleri arasında yaşanan işçi grevlerine ilişkin çarpıcı bir rapor yayımladı.  İlki 2 Şubat’ta Zafer Tekstil’de, sonuncusu 9 Mart’ta Kevser Halı’da yaşanan, 31’i tekstil iş kolunda olmak üzere, toplamda 35 fabrikada yaşanan direnişe yaklaşık 13 bin işçi katıldı. Fabrikaların büyük çoğunluğunda işçilerin tamamı direnişlere katıldı ve direnişler sırasında bu fabrikalarda üretim tamamen durdu. Yaklaşık 40 güne yayılan bu işçi eylemleri, 1996’da 20 bin işçinin katılımıyla gerçekleşen ve bir ay süren Ünaldı dokuma işçileri direnişi ve 2012’de 6 fabrikada toplam 5 bin tekstil işçisinin katıldığı ve 10 gün süren Başpınar grevinden bu yana Antep’te yaşanan en büyük işçi eylemleri oldu. BİRTEK-SEN raporuna göre tamamı sendikasız olan ve fiili grevlerin yaşandığı işyerlerindeki işçiler farklı fabrikalardaki işçi eylemlerini tetikledi. Raporda, “Ne yazık ki ortaklaşamayan, aynı gün, aynı anda direnişe geçen fabrikaların dahi ayrı ayrı hareket ettiği, en kısası 2 saat, en uzunu 3 gün süren bu direnişlerin sonucunda Başpınar işçileri önemli kazanımlar ve önemli deneyimler elde ettiler” denildi. BİRTEK-SEN direniş yaşanan fabrikalar ve direnişlerin sonuçlarını tek tek listeledi. Rapora göre iş bırakarak zam talep eden işçilerin büyük bölümü zam aldı. BİRTEK-SEN raporunda “İşçileri neler bekliyor” sorusuna da yanıt arandı. Raporda şu ifadeler kullanıldı: “Patronlar, işçilerin sendikal örgütlenme faaliyetinin önüne türlü engeller çıkarmaya devam edecektir. İşçilerin birlik halinde, örgütlü şekilde hareket etme ihtiyacı kendini daha da yakıcı şekilde hissettirecek. Bugün taleplerin tam anlamıyla karşılanamaması, eylemlerin büyük çoğunluğunun ücretlerde kısmi iyileştirmelerle sonuçlanması, eylemlerin bir öncülükten yoksun oluşu ortaya koyuyor ki, işçilerin kendi fabrikalarından başlayarak birliklerini güçlendirmeleri, kalıcı bir birliğe ve örgütlülüğe sahip olmaları şart. Sadece insanca yaşamaya yetecek ücret açısından değil, kalıcı bir birlik ihtiyacı; insanca çalışma koşulları, iş güvencesi ve kazanımlarının kalıcı olabilmesi açısından da hayati öneme sahip. Eylemlerin sonucunda yaşanan işten atmaların önüne geçmek için de birliğimizi korumaktan başka çaremiz yok. Görüyoruz ki patronlar kendi aralarında birlik ve kendilerine sunulan farklı olanakları da son zerresine kadar kullanıyorlar.”

KESK: Geçinemiyoruz, krizin faturasını ödemeyeceğiz

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'nun (KESK) “Geçinemiyoruz” mitingi Samsun’da yapıldı. KESK daha önce de, “geçinemiyoruz” sloganı ile 18 Aralık 2021’de İzmir Gündoğdu Meydanı ve Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda, 19 Aralık 2021’de İstanbul Kartal’da ve Ankara Tandoğan Meydanı’nda miting yapmıştı. Samsun mitingine olumsuz hava koşullarına rağmen 12 Karadeniz ilinden (Amasya, Artvin, Bayburt, Çorum, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Sinop, Tokat, Trabzon, Samsun) katılım oldu. Mitingde konuşan KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, "İğneden ipliğe, ekmekten suya zam üstüne zam yağmuru devam ediyor. Ama bir tek bizim maaşlarımız, ücretlerimiz, gelirimiz yıllardır artmıyor. Hep söylüyoruz;  resmi rakamlar yalan, yoksulluk, işsizlik gerçek" dedi. Kablan konuşması özetle şöyle: "İktidarın 'tarihi artış' yaptık diyerek net 4 bin 253 TL’ye çıkardığı asgari ücret, bırakalım yaşadığımız gerçek enflasyonu resmi enflasyon karşısında bile yılın ilk iki ayında buharlaştı. Son ekmek zamları ile 10 milyon asgari ücretlinin masasından bir yıl içinde 196 ekmek eksildi. Başta kadın emekçiler olmak üzere tüm emekçilere gittikçe daha güvencesiz bir çalışma yaşamı dayatılıyor. Kadın işsizliği ve  güvencesiz, kayıt dışı çalışma ortamlarında taciz ve mobbing her geçen gün artıyor. Emeği ile geçinen tüm kesimler gibi maaşları gerçekçi olmayan  resmi enflasyona göre artırılan 6 milyon kamu emekçisi ve emeklisi olarak bizler de yoksulluktan, sefaletten payımızı fazlası ile alıyoruz. Krizleri, savaşları biz yaratmadık, faturasını da biz ödemeyeceğiz. Biz gündüzleri işsiz kalınmayan, geceleri aç yatılmayan bir ülke istiyoruz”  Kablan, emekçilerin taleplerini şöyle sıraladı: • Tüm tüketim maddelerine yapılan zamlar geri alınsın. • Özelleştirmeler iptal edilsin, başta enerji üretim ve dağıtım şirketleri olmak üzere özel sektöre peşkeş çekilen tüm işletmeler, fabrikalar kamulaştırılsın. • Tüm yükü emekçilerin sırtına yıkan vergi adaletsizliğine son verilsin. • Tüketim maddelerindeki KDV tamamen kaldırılsın. • Tükettiğimiz her şeye zam olarak yansıyan akaryakıt ürünlerinde ÖTV ve KDV sıfırlansın. • Kamu Özel İş birliği Projeleri, Döviz Garantili İhaleler sonlandırılsın. • Maaşlarımız-ücretlerimiz insanca yaşamaya yetecek seviyeye yükseltilsin. • Herkese güvenceli istihdam sağlansın, tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine son verilsin. • Emekçilerin sendika ve grev haklarını kullanmasının önündeki tüm yasal ve fiili engeller kaldırılsın. • Dünyanın neresinde olursa olsun emperyalistlerin çıkarları adına sürdürülen savaşlara hayır diyoruz. Savaşlara, çatışmalara karşı; halkların kardeşliğini, emeğin birliğini sağlayacak adımlar atılsın.

Şişecam fabrikalarında anlaşma sağlanamadı, işçiler eyleme hazır

Kristal-İş sendikası ile Türkiye Şişecam Fabrikaları yönetimi arasında süren toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamadı. İşçiler haklarını almak için eylemlere başlayacak.  Bugün yapılan son görüşmede Şişecam işvereni 3 yıllık toplu sözleşme ve altı aylık yüzde 48 zam veya 2 yıllık toplu sözleşme ve altı aylık yüzde 30 zam teklif etti. Kristal-İş sendikası ise 2 yıllık toplu sözleşme ve ilk 6 ay için yüzde 64 zam istiyor. Görüşmelerde anlama sağlanamadı ve oturumlara son verildi. Kristal-İş Sendikası 21 Mart’ta düzenleyeceği genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısında son kararını verecek. İşçilerin konu ile ilgili yorumu şöyle oldu: İşveren 3 yıllık zammı fazlaymış gibi gösterip, işçileri 3 yıllık toplu sözleşmeye razı etme derdinde. Toplantı sonrası bir grup cam işçisinin yayınladığı bildiride sendikanın taslağına sahip çıkması, işverene asla taviz vermemesi isteniyor ve şu görüşler açıklanıyor: Şunu tüm cam işçisi aklına kazımalı. İşveren hiç bir zaman hiç bir hakkı kolayca vermedi, vermeyecek. Reva görülen bu muameleden sonra yapılması gereken mevcut taleplerimizin arkasında sonuna kadar durmaktır.  Biz bütün sendika yöneticilerinin de aynı şeyi düşündüğünü umuyoruz. Pazartesi yapılacak başkanlar kurulunda eylem kararları alınmalı.  Şunu hiç kimse unutmasın. Cam işçisi her türlü eyleme direnişe greve her zaman hazırdır.  Genel merkez, sürekli tavizler vererek, sözleşmeyi taslağın dışında imzalayabileceğinin sinyallerini veriyor. Bunu perçinlemek için de genişletilmiş başkanlar kurulunu toplamaktadırlar. Tüm şube başkanlarının bu taslağa sıkı sıkıya sahip çıkmaları şarttır.  Cam işçileri olarak, kıdem yılından, kök ücretten ve tüm kazanılmış haklarımızdan asla taviz vermeden taslağa sahip çıkmalıyız. Masa ortadan kalktıysa zaman mücadele zamanıdır.

İşçiler patronların sendika düşmanlığına, düşük ücretlere ve kötü çalışma koşullarına karşı mücadelede

► Batı Isıl İşlemde sendikalaşan işçiler atıldı, işçiler eylemde İzmir’de kurulu Batı Isıl İşlem fabrikasında örgütlenme çalışması yürüten Türk Metal Sendikası İzmir Şubesi, işverenin işçilere sendikadan istifa etmesi için baskı yaptığını, 4 üyelerini işten çıkarttığını açıkladı. İşten çıkarma ve işçilere yapılan baskılara karşı Türk Metal İzmir Şubesi bugün fabrika önünde basın açıklaması yaptı.  Sık sık “Susma haykır sendika haktır”, “Baskılar bizi yıldıramaz”, “İş ekmek yoksa barışta yok” sloganlarının atıldığı açıklamada konuşan Türk Metal İzmir Şube Başkanı Mürsel Öcal, “Bakanlıktan yetkimiz çıktı. İşverene çağrımızı yaptık. Ancak işveren 11 Mart Cuma günü işçilere baskı ve mobing uygulayarak istifaya zorladı. 4 arkadaşımız işten çıkarıldı. Bu yapılan suçtur. Artık sendika olarak biz yetkiliyiz. Yarına kadar işverene süre verdik masaya oturma konusunda. Yarın da olumlu yanıt alamazsak yasal sürece başlayacağız ve mobing devam ettikçe fabrika önünde olacağız” dedi. ► Direnişteki Farplas işçileri yarın Ankara'da olacak İşten atılan işçilerin geri alınması ve sendika hakları için mücadele eden Farplas işçileri Ankara’ya Çalışma Bakanlığına gidiyor. Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Merkezi tarafından yapılan açıklama şöyle: “İşçilerin sendikaya üye olma hakkı sadece Anayasamızda değil, ülkemizin altına imza koyduğu uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatımız tarafından da güvence altına alınmıştır. Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak tanımlanmış ve cezai yaptırıma bağlanmış olmasına rağmen; Gebze Farplas Otomativ işvereni isçilerin taleplerini dikkate almak, sendikalı çalışma isteğine saygı göstermek yerine geçmişte olduğu gibi yine işçilere saldırmayı tercih etti. DİSK Genel Sekreteri ve Sendika Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, genel merkez ve şube yöneticilerimizle birlikte Farplas işçisi yarın Ankara’da olacak. ► Uğur Tekstil işçileri fabrika önünde açıklama yaptı: Mücadelemize devam edeceğiz Urfa'da Uğur Tekstil işçileri fabrika önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Geçtiğimiz günlerde yaptıkları açıklama ile eylem planlarını açıklayan Uğur Tekstil işçileri, ilk eylemlerini fabrika önünde açıklama yaparak başlatmış oldu. İşçiler adına açıklamayı okuyan Suphi Şahinalp, "Artık kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı, asıl mücadele şimdi başlıyor" dedi. Uğur Tekstil işçileri 97 günlük direnişin ardından anlaşma sağlandığı için eylemlerine son vermişti, ancak işveren söz verdiği konularda hiçbir adım atmadı. Şahinalp patrona, DİSK Tekstil sendikasına ve Zara markasına çağrı yaparak "Daha hiçbir şey görmediniz, asıl mücadele şimdi başlıyor. 20 Mart'ta, dostlarımız ile birlikte Diyarbakır Forum AVM'de bulunan Zara mağazası önünden başlayarak Zara’nın yakın illerdeki bütün mağazaları önünde eylemler yapacağız. Zara’nın kıyafetlerini diken işçilere yapılan haksızlığı herkese duyuracağız. Sonrasında İstanbul’da Zara’nın Türkiye Ofisi önünde bize destek verecek bütün dostlarımızla birlikte büyük bir eylem yapacağız. Daha şimdiden ülkenin pek çok yerinden kurumlar, emekçi dostlar ve emekten yana insanlar bizlere ulaşarak bu eylemlere destek ve dayanışma sözü veriyor" dedi. ► Pas South direnişi devam ediyor Tekirdağ Çerkezköy OSB’de bulunan Pas South’ta sendikaya üye olduğu için işten çıkarılan işçilerin mücadelesi sürüyor. Petrol-İş Sendikası’na üye işçiler işten atmalara ve sendika düşmanlığına karşı başlattıkları direnişte 29 günü geride bıraktı. Vardiya giriş çıkışlarında içerde çalışan arkadaşlarına seslenen direnişçi işçiler “Açlıktan ölmeyiz biz bu yoldan dönmeyiz”, “Sendika hakkımız engellenemez”, “Dünya yerinden oynar işçiler birlik olsa” sloganları attı.

Sağlıkçılar öfkeli, daha uzun grevler yaşanabilir

Sağlık çalışanları 14-16 Mart tarihleri arasında çok büyük bir grev düzenledi. Greve sağlık iş kolundaki hemen tüm dernekler ve sendikalar destek verdi. Son yıllarda yapılan en büyük katılımlı sağlıkçılar grevi oldu. Grev nedeniyle hastaneler ve poliklinikler büyük ölçüde kapalı kaldı, acil bölümler dışında hizmet verilmedi. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, hak ettiklerinden daha az seviyede maaş almaları, aile hekimlerine yönelik cezalandırıcı bir sözleşmenin yürürlüğe girmiş olması, asistan hekimlere 36 saatlik nöbetler tutturulması, hekimlerin 5 dakikada bir muayene yapmaya zorlanması grevin en önemli nedenleri. Sağlık çalışanlarının grevini bir aile hekimi ile konuştuk Aile hekimlerinin 14-15-16 Mart’ta 3 gün; Türk Tabipler Birliği’nin bütün basamaklarda 14-15 Mart için 2 gün grev kararı vardı. Hem greve hem eylemlere katılım oldukça yüksek oldu. Bunda tabii hem düzeltilmeyen sorunlar hem de geçen haftaki Cumhurbaşkanının “Giderlerse gitsinler” çıkışı çok etkili oldu diye düşünüyorum.  Cumhurbaşkanının bu sözleri özellikle şu ana kadar iktidarı sadık biçimde desteklemiş, hiç bir grev eyleme katılmamış hekimleri önce hayal kırıklığına uğrattı sonra da grevlere katılımlarına neden oldu. Bu çok bariz bir gelişme oldu bu grev için.  Bunu dindar muhafazakâr çevreyle bağları olan biri olarak çok rahat söyleyebilirim. Sosyal medyada da bu hayal kırıklığını, şaşkınlığı çok açık biçimde gördük, durumlarını açıktan paylaşanlar çok oldu. Greve katılım, öncekilere göre çok daha iyiydi. Bütün basamaklar için en az yüzde 60-70 oranında greve katılım vardı. Birinci basamak aile hekimlerinde bu oran yüzde 70-80’lere çıkmış olabilir. Hastanelerde de 3 gün polikliniklerin yarısından fazlası çalışmadı, oradaki arkadaşlardan aldığım bilgilere göre. Pazartesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi önünde olan yürüyüş, son yıllardaki en yüksek katılımlı eylem oldu. Sağlık çalışanları çok öfkeli ve kararlı. Çok sayıda doktor olumsuz koşullar nedeniyle ya mesleğini bırakıyor, ya da yurt dışına gidiyor. Doktorlar önümüzdeki dönemde daha uzun süreli, hatta süresiz grev yapabilirler. Sağlık çalışanlarının acil talepleri 1) Kamu hastanelerinde göreve yeni başlayan pratisyen ve asistan hekimler için temel ücret (maaş+sabit ek ödeme) yoksulluk sınırının en az iki katı, uzman hekimler için yoksulluk sınırının en az iki buçuk katı olmalı; sabit ek ödemeler genel bütçeden karşılanmalıdır. 2) TTB'nin önerdiği 'Sağlıkta Şiddet Yasası' acilen yasalaşmalı; cezalar tutuksuz yargılanma ve 'hükmün açıklanmasının geri bırakılması' düzenlemelerinin uygulandığı sınırların üzerine çıkarılmalıdır. 3) Aile hekimi maaşları en az yoksulluk sınırının iki katına yükseltilmeli; tüm ASM binaları kamu tarafından inşa edilmeli, aynı standartlarda donanımı kamu tarafından sağlanmalı, bütün giderleri Sağlık Bakanlığı'nca karşılanmalı; Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliği geri çekilmelidir. 4) Özel sağlık sektöründe çalışan hekimlerin sosyal güvenlik primleri "prim ödeme tavanı" üzerinden çalıştıkları kurumlar tarafından ödenmeli; ücretleri en az yoksulluk sınırının iki buçuk katı olmalıdır. 5) Emekli Sandığı, SSK, BAĞ-KUR farkı gözetilmeksizin bütün emekli hekim maaşları (25 yılda emeklilik baz alınarak) pratisyen hekimler için asgari 15.000 TL, uzman hekimler için asgari 18.000 TL'ye çıkarılmalıdır. 6) OSGB'lerde çalışan iş yeri hekimlerinin ücretleri Türk Tabipleri Birliği'nin belirlediği asgari ücret üzerinden ödenmelidir. 7) Covid-19 'illiyet bağı' aranmaksızın meslek hastalığı sayılmalı, pandemide çalışılan her yıl için 120 gün yıpranma payı uygulanmalı, hekimler için ek gösterge 7 bin 200 olmalıdır. 8) Çalışma ortamlarımız ve koşullarımız iyileştirilmeli, başta asistanlar olmak üzere bütün hekimlere nöbet ücreti kesilmeden nöbet ertesi izin hakkı tanınmalı, stajyer hekim ücretleri en az asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır. 9) Hekimleri de hastaları da mağdur eden, hekimlere karşı şiddet kaynağı olan, halkın sağlığını tehlikeye atan 5 dakikada muayene dayatmasından vazgeçilmeli, hasta randevuları her hastaya en az 20 dakika ayrılacak şekilde düzenlenmelidir. 10) Sağlık sistemi ve kurumsal sorunlar kaynaklı malpraktis davaları ile hekimleri ödeyemeyecekleri tazminatlara mahkûm eden uygulamaların önlenmesi için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Geri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 İleri

SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol