İrlandalı sanatçı ve aktivist Sinéad O’Connor'un ardından

27.07.2023 - 18:03

"Hayatı, anılarında belirttiği gibi “İrlanda'nın hikayesi” olarak adlandırdığı şeyi yansıtıyordu. Teokrasiden uzaklaşma, çocuk istismarıyla hesaplaşma, ruhsal sıkıntılar konusunda artan farkındalık..."

Birleşik Krallık basını, ünlü İrlandalı şarkıcı Sinéad O'Connor’un ölümünün ardından sergilediği ikiyüzlülükle bir kez daha teşhir oldu. Hiçbir şey basının ikiyüzlülüğüyle kıyaslanamaz. İrlandalı şarkıcı Sinéad O'Connor, ölümünün ardından Birleşik Krallık medyası tarafından bir yandan içten övgüler, öte yandan ise iki yüzlü yaklaşımlarla anıldı.

The Sun gazetesi birinci sayfasında “Efsane Kayboldu” diye yazdı. Doğru. Ancak on yıllardır onu kınayan ve alay eden gazete, ona ‘deli’ ve ‘Sinéad O'Controversy’ dediğini unuttu (sanatçının ismiyle kelime oyunu yaparak, soyadını “tartışmalı” olarak değiştirmiş olduğuna işaret ediliyor).

Gazete, sanatçının “Thatcher ve Ian Paisley gibi insanlar vurulmalı” dediğinde ya da Saddam Hüseyin’in George Bush’tan daha kötü olmadığını ilan ettiğinde duyduğu öfkeden bahsetmeyi unuttu.

Sanatçı ilk albümünü kaydederken, stüdyo yöneticisi ona saçlarını uzatmasını ve kısa etekli bir kız gibi giyinmeye başlamasını söylemişti. Ertesi gün kamuoyunun önüne saçları kazınmış bir şekilde çıktı.

O’Connor, hayatının ilerleyen dönemlerinde, “Müzik endüstrisi, kadın özgürlüğü fikrini tamamen saptırmayı başardı. Küçük kızlara tek değerlerinin nasıl göründükleri olduğu fikrini veriyorlar,” diyordu.

1987’de yayınlanan The Lion and the Cobra albümü muhteşemdi. Ancak onu dünya çapında üne kavuşturan, 1990’da çıkardığı ikinci albümü I Do Not Want What I Haven't Got (Sahip Olmadığım Şeyi İstemem) oldu.

Albüm dört Grammy adaylığı kazandı ama kendisi töreni boykot ederek ödülü reddetti. Albümün ilk single’ı az bilinen bir Prince şarkısı olan Nothing Compares 2 U’nun cover'ıydı.

Birçok kişi bunun kariyerini mahvettiğini söyledi ama o farklı düşünüyordu. “Bir numaralı plağa sahip olmanın kariyerimi raydan çıkardığını hissediyorum,” diye yazdı ve ardından “fotoğrafı yırtmam beni tekrar doğru yola soktu,” diye açıklama yaptı. Herkesin ona yetişmesi biraz zaman aldı.

Hayatı, anılarında belirttiği gibi “İrlanda'nın hikayesi” olarak adlandırdığı şeyi yansıtıyordu. Teokrasiden uzaklaşma, çocuk istismarıyla hesaplaşma, ruhsal sıkıntılar konusunda artan farkındalık...

1992'nin başlarında, İrlanda'daki ‘X vakası’ nedeniyle gerçekleşen protestolarda binlerce kişiyle birlikte birden fazla kez yürümüştü. Söz konusu vakada, 14 yaşındaki tecavüz kurbanı olan genç bir kızın kürtaj için İngiltere'ye gitmesi engellenmişti (o dönemde İrlanda’da kürtaj yasal olarak yasaktı).

Bu olay İrlanda siyasetinde değişime işaret eden bir dizi protestoya yol açtı. Bir aşamada parlamentoya yürüdü ve hükümet yetkilileriyle görüşme talep etti. İrlanda’da yayımlanan Mart 1992 tarihli Socialist Worker (Sosyalist İşçi) gazetesinin ön sayfasına yazdığı yazısına “Seçmek kadının hakkıdır” başlığını atmıştı.

Konserlerinden önce ABD’nin ulusal marşı olan Star-Spangled Banner marşının çalınması durumunda sahneye çıkmayı reddediyordu. Bu nedenle radyo istasyonları, müziklerinin yayınlanmasını yasaklarken, Frank Sinatra, “kıçını tekmelemek” istediğini söyledi. Bob Dylan’a saygı konserinde, Bob Marley’in ‘War’ şarkısının öfkeli bir versiyonunu seslendirirken yuhalandı.

Fırtınaya yakalanmış kimsesiz biri değildi. Protestocular, plaklarından oluşan bir yığını ezmek için bir silindir kiraladığında, peruk ve güneş gözlüğü takıp onlara katıldı. Protestolara vatansever sesini katmak için geldiğini iddia ettiği bir röportaj verdi.

Amerika’dan ayrılırken Hollywood Hills’te satın aldığı evini Kızıl Haç’a bağışladı ve paranın Somali’deki çocuklar için kullanılmasını istedi.

Rahip oldu. Paganizm, Rastafaryanizm ve Budizm’e yöneldi ve 2018 yılında İslam’ı seçti. Sesi kayaları parçalayabilir, azizleri ağlatabilirdi. Bir James Brown parçasını eski bir İrlanda şiiriyle karıştırabilen ya da geleneksel İrlanda şarkılarını bir reggae ritmiyle eşleştirebilen çok az kişiden biriydi.

Son kez halkın karşısına çıktığında, aldığı ödülü tüm mültecilere adadı.

İki yıl önce New York Times’a verdiği röportajın yorumlarında yazdığı gibi, “Son derece hasta bir topluma iyi uyum sağlamış olmak sağlığın ölçüsü değildir.”

Not: Birleşik Krallık’ta yayımlanan Socialist Worker gazetesinde Simon Basketter tarafından yazılan “Sinéad O’Connor, 1966-2023,” başlıklı yazıdan F. Levent Şensever tarafından derlenmiştir.



Bültene kayıt ol