İstanbul Sözleşmesi uygulansın!

06.01.2021 - 10:05

2020 yılı verilerine göre kadınların büyük bir çoğunluğu hane içinde ve tanıdıkları erkekler tarafından öldürüldü. Tüm bu cinayetlere, tecavüzlere, şiddete karşı; daha önce olduğu gibi, bu yıl da pek çok sokağa çıkma, protesto ve dayanışma eylemi gerçekleştirildi. 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6284 sayılı kanun ile 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nin etkin bir şekilde kullanılmak zorunda olduğu, kadınlar tarafından her fırsatta dile getirildi. 

Konda Araştırma’nın, 32 ilin merkez dâhil 110 ilçesine bağlı 206 mahalle ve köyünde 3569 kişiyle hanelerinde yüz yüze görüşerek yaptığı İstanbul Sözleşmesi araştırmasına göre, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı diyenler sadece yüzde 7 iken, yüzde 36’sı İstanbul Sözleşmesi’nde kalınması gerektiğini savunuyor. Yüzde 58’inin ise İstanbul Sözleşmesi’ne dair bir fikri yok. Buradan toplumun büyük kısmının aslında İstanbul Sözleşmesi’nin içeriğine dair bir bilgisi olmadığını, İstanbul Sözleşmesi’ne dair bilgisi olanların da çoğunluğunun (yüzde 84’ünün) Sözleşmeden çıkılmaması gerektiği fikrini savunduğunu görüyoruz. Söylendiği gibi toplumun büyük bir kısmının Sözleşmeden çıkmak gibi bir arzusu yok. 

Tüm bu verilerin ışığında, 6284 sayılı kanuna ve İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ne biraz daha yakından bakılması gerektiğini görüyoruz. Neden İstanbul Sözleşmesi yaşatır, bunu tartışmakta fayda var.

6284 sayılı kanun nedir?

6284 sayılı kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Kanuna göre, şiddet mağduruna sunulacak destek ve hizmette temel insan haklarına uygun, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenmelidir. Bu kanun ile şiddete uğramış ya da şiddete uğrama ihtimali olan kişileri korumak için uygulanabilecek pek çok tedbir veya hükümden, şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulmasından, destek hizmetlerinin uygulanmasından ve kurumlararası koordinasyon ve eğitimden bahsedilir.

İstanbul Sözleşmesi neyi savunur?

İstanbul Sözleşmesi, kadına karşı şiddetin/aile içi şiddetin her türlüsünü kınayarak, kadına karşı şiddetin, kadınlarla erkekler arasında tarihten gelen eşit olmayan güç ilişkilerinin bir tezahürü olduğunu söyler. Bu eşit olmayan güç ilişkilerinin, erkeklerin kadınlara üstünlüğüne, kadınlara karşı ayrımcılık yapmalarına ve kadınların tam anlamıyla ilerlemelerinin engellenmesine yol açtığının bilinciyle hazırlanan bir sözleşmedir. Kadını her türlü şiddetten korumak, şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak, ilk amacıdır. Kadını güçlendirmek, ayrımcılığı ortadan kaldırmak, eşitliği sağlamak ve uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak amaçlanan diğer hususlardır. 

Sözleşme, hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin; cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasının temin edilmesini koşullar. 

İstanbul Sözleşmesi kapsamında, taraflardan (imzalayan ülkelerden), kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla, kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alması beklenir. Tarafların; kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin etmeleri beklenir. 

Halk arasındaki farkındalığın ve anlayışın arttırılması için, yerine göre ulusal insan hakları kuruluşları ve eşit haklar kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve özellikle de kadın örgütleriyle işbirliği de dahil olmak üzere, düzenli olarak ve her düzeyde farkındalık arttırıcı kampanya ve programların yaygınlaştırılması veya uygulanması sözleşmenin başka bir beklentisidir. Hem toplumun hem de profesyonel kadroların eğitilmesi ve önleyici müdahale ve tedavi programlarının oluşturulup uygulanması beklenir. Ayrıca sözleşme, mağduriyet olması durumunda sağlanacak koruma ve destek, bilgi, sağlanacak yardım, uzman destek hizmetleri, barınaklar, telefon yardım hatları, cinsel şiddet mağdurlarına destek, çocuk tanıkların korunması ve destek sağlanması gibi seçeneklerin de etkin olarak sağlanmasını bekler. 

Sözleşme, şiddetin sadece akla ilk gelen fiziki olanını değil, psikolojik şiddeti ve aynı zamanda takip amaçlı tacizi de kapsayarak, zorla evlendirme, ırza geçme de dahil olmak üzere cinsel şiddet eylemleri, kadın sünneti, kürtaja ve kısırlaştırmaya zorlama, cinsel taciz, sözde “namus” adına işlenen suçlar da dahil olmak ve tüm bu sayılan eylemlere yardımcı olmak, yataklık yapmak ve yeltenmek üzere işlenen suçlara; etkili, orantılı ve caydırıcı yasal veya diğer tedbirlerin uygulanmasını bekler.  

İstanbul Sözleşmesi ayrıca bir denetim mekanizması da getirir. En az 10, en çok 15 kişiden oluşan, cinsiyet ve coğrafi bölge açısından dengeli olan, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddet alanı ile ilgili kişileri ve kurumları temsil eden, farklı konularda uzmanlaşmış ve “GREVIO” olarak anılan bağımsız uzmanlar grubu, sözleşmenin taraflarca uygulanıp uygulanmadığını izler. Taraflar Komitesi ise, sözleşmeye taraf olan ülkelerin temsilcilerinden oluşur ve GREVIO rapor ve sonuçlarını takip eder. GREVIO üyelerinin seçiminden Taraflar Komitesi sorumludur. 

Aile değil, kadın korunsun!

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gerektiğini savunanların en temel argümanları aile yapısını bozduğu ve eşcinselliğe özendirdiği. LGBTİ+ bireylerin haklarını savunmak, insan haklarını savunmanın bir parçasıdır ve kadın haklarından ayrı düşünülemez. Kadına şiddet dediğimizde, sadece natrans kadınların özne olduğu bir mağduriyetten bahsedemeyiz, trans kadınlar da bu kapsam içine girerler. Cinsel yönelimin özendirilerek değiştirilebileceğini düşündürme çabası, toplumu manipüle etmek, heteronormativiteyi norm olarak kabul etmek demektir. İstanbul Sözleşmesinin aile yapısını bozduğu iddiası şiddeti önemsememektir. Bir ailenin devamlılığının, şiddetten daha önemli olduğunun savunulması, kadını aile içine hapsetmek anlamına gelir ve kadına verilen değeri gösterir. Şiddetin var olduğu bir ailenin devam etmesi neden önemli olsun ki! 

İstanbul Sözleşmesi kapsayıcı ve mağduru şiddetten korumayı hedefleyen, önleyici tedbirlerin uygulanacağı, korunmak için geç kalındıysa şiddet mağduruna yardım etmek/korumak ve şiddetin etkin bir şekilde kovuşturulması ve etkin bir ceza uygulanması gerektiğini savunan, aynı zamanda kadının güçlendirilmesinin talep edildiği bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin uygulanmasına karşı çıkmak demek, şiddeti görmezden gelmekle eş değerdir.

İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasının konuşulduğu Türkiye’de, Sözleşmenin uygulandığı sanılabilir. Fakat şu an İstanbul Sözleşmesi etkin bir şekilde uygulanmamaktadır. Uygulanması ise hayati öneme sahiptir. Kadınlar bu sözleşmenin uygulanmasının ne kadar önemli olduğunu bildikleri için vazgeçmiyorlar. Kadınlar daha fazla eve kapanmak, şiddete uğramak, öldürülmek istemiyorlar. İstanbul Sözleşmesi uygulanırsa, kadınlar yaşar.

Dila Ak 

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org 

(Dosya) 2020 kadın mücadelesinden ilhamla 2021'e



Bültene kayıt ol