Yeni bir felaket çağında olduğumuz gerçeğini hiçbir gelişme, Gazze’de 2023’ün Ekim ayından beri İsrail’in gerçekleştirdiği vahşet kadar net kanıtlayamazdı. Hemen öncesinde, 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle Avrupa’nın göbeğinde patlayan savaşın faturası çok ağırdı. Bu savaş hala sürüyor. Korkunç bir tabloyla karşı karşıyayız: Ukrayna’da en az 16 bin sivil hayatını kaybetti; yaralıların, kayıpların ve ölen askerlerin sayısının ise 500 bin ila 600 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Rusya ise savaşın başladığı günden bu yana yaralı, ölü ve kayıplarla beraber 1,4 milyon insanı yitirdi. Yaklaşık 6 milyon Ukraynalı göç etmek zorunda kaldı. Ukrayna içinde yer değiştirmek zorunda kalanların sayısı 3,7 milyon. Savaş; hayvanları, ormanları, dereleri, şehir sularını ve bizzat şehirleri yıkarak sürüyor.
İşte İsrail bu savaşı da fırsat bilerek Gazze’ye benzeri görülmemiş bir saldırı başlattı. En başından beri, İsrail’in amacının Filistin’de tek bir Filistinli bile bırakmamak ve geniş çaplı bir etnik temizlik yapmak olduğunu biliyoruz. Gazze’deki ölü sayısı 73 bin 269’a, yaralı sayısı ise 173 bin 811’e ulaştı. Bu korkunç sayılar, 30 ayda İsrail’in soykırımcı şiddetinde hayatını kaybeden ve yaralanan Gazzelileri gösteriyor. Neredeyse her saat başı Gazze’de bir çocuk öldürülüyor.
İşte felaket çağı budur.
Sessiz kalınamayacak kitlesel imha budur.
Savaş, yoksulluk, iklim krizi
İsrail bir yandan da Filistin’in tarihine, kültürüne, sokakta yaşayan köpeklerine, göçmenlerine ve zeytin ağaçlarına saldırıyor. Böyle bir kadim halkın hiç var olmadığını ilan etmek için sistematik bir soykırım sürecini adım adım işletmeye başladılar. Sadece Gazze değil Batı Şeria da; sadece Filistin değil İran, Ürdün, Yemen ve Lübnan da Siyonist cinayet mekanizmasının hedefinde.
Bu savaş dinamiğini ortadan kaldırmak zorundayız.
Üstelik bu yıkım sadece emperyalist hegemonya krizinin doğrudan bir sonucu olan savaşlar nedeniyle değil, canlı yaşamının içinde şekillendiği tüm bir ekosistemin, iklim krizinin yarattığı yıkımın sonuçlarını yaşamasından da ileri geliyor. Türlerin yok oluşu, iklim krizine bağlı felaketlerde binlerce insanın ölmesi, gıda krizleri, yoksulların suya ve gıdaya ulaşmasının zorlaşması, iklim göçmenliğine bağlı olarak milyonlarca insanın sonu bilinmeyen ve ırkçı devlet şiddetleriyle karşılaştığı yolculuklara çıkmak zorunda kalması, bildiğimiz gezegenin tüm dengelerinin ölümcül bir hızla alaşağı olması…
Savaş, iklim kriziyle birleşerek daha ağır bir fatura yaratıyor.
Küresel intifadanın parçası olan bir hareket
Ezilenler açısından, bu ağır faturaya karşı direniş göstermek ve savaşa karşı çıkmak, bir tercih meselesi olmaktan çıktı. Savaşa karşı en geniş birlikleri örmek için mücadele etmek, bir ölüm kalım meselesi haline geldi. Uzun bir süre önce çok yönlü bir krizin içinde tüm canlı yaşamını da bir girdaba sürükleyerek debelenen kapitalizme karşı çok yönlü mücadeleleri aynı anda vermek gerekir diyerek Filistin’e Özgürlük Platformu (FÖP) içinde bir tartışma süreci yaşadık. FÖP, tüm savaşlara karşı bir mücadele açısından, kendisi gibi olan ama mevcut yapıyı da kapsayarak ve aşarak gelişecek yeni bir zemine ihtiyaç duyduğumuz fikri üzerinde anlaştı.
Filistin’de soykırıma, Ukrayna’da savaşa, İran’a yönelik ardı arkası kesilmeyen bombardımanlara, İsrail ve ABD’nin gangster emperyalistler olarak şımarıkça dünyanın her yerine yaptıkları müdahalelere karşı çıkacak; toplumun ezilen tüm kesimlerini antikapitalist bir savaş karşıtı ruh hali temelinde birleştirecek; emek örgütlerinin, işçilerin içinde aktif yer alacağı, aktivistlerin özgürce tartışarak kararlar alacağı yeni bir savaş karşıtı zemine ihtiyacımız var.
Yaşadığımız felaketler bir gün kendiliğinden sona ermeyecek. Bu felaketleri yaşarken mücadele etmek zorundayız.
Kürt sorununda kalıcı barış için
Gazze halkının direnişi, iklim aktivistlerinin direnişi ve küresel intifadanın varlığı; bu mücadelenin de kazanmanın da savaşları durdurmanın da mümkün olduğunu gösteriyor.
Türkiye’de de aynı şekilde bölgesel gerilimlerin, savaş politikalarının ve iç politik tartışmaların yoğunluğu içinde başlayan yeni çözüm sürecinin kalıcı bir barış sürecine evrilmesi için savaş karşıtı hareketin büyütülmesine, kapsayıcı faaliyetine, kararlılığına ihtiyacımız var. İşgal altında iklim adaleti olmaz, tıpkı Kürt meselesinde kalıcı barış inşa edilmeden güçlü bir iklim hareketinin olamayacağı gibi.
Herkesi Savaşa Hayır İnisiyatifi’nde buluşmaya; sabırla, onların, yüzlerin ve giderek binlerin savaş karşıtı direnişini inşa etmeye çağırıyoruz. İspanya’yı, “elektrik kesintileri olabilir, tren kazaları olabilir” diyerek tehdit eden Netanyahu başta olmak üzere tüm savaş suçlusu üreten tüm mekanizmayı dağıtmak, işkencecilerle hesaplaşmak ve kaybettiklerimizi, Filistinlileri, Gazze’deki binlerce çocuğun anılarını mücadelelerde sürdürmek için yan yana gelelim.
