Evet, sürece entelektüel bir destek verilmedi

Bugün sürecin kapalı devre gitmesinden şikâyet edenler, süreç bu kadar kapalı devre gitmezken de Kürt meselesinin halli konusunda atılacak adımları desteklemiyordu.

İmralı Heyeti’nden Faik Özgür Erol, süreç hakkındaki son açıklamasında, “Şundan hepimiz mustaribiz ve yıllar sonra bunu konuşacağız. Ben dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ağır acılara yol açmış bir savaş ortamını sona erdirme çabasının, entelektüel anlamda bu kadar az destekle karşılaştığı az örnek gördüm. Bu da bence gurur duyacağımız bir tablo değil” dedi.

Dedi ve tüm yıldırımları, şimşekleri üzerine çekti.

Entelektüeller” sıraya girip neden destek verilemediğini, neden destek veremeyeceklerini açıkladı. Birbirinden farklı “entelektüellerin” birbirinin aynı olan itirazları şu başlıkta toparlanabilir:

  1. Süreç o kadar kapalı devre ki nasıl destek verilsin?
  1. Otoriterleşme dalgasını görmüyor musunuz? Oy verdiğimiz siyasiler, belediye başkanları, esprilerinden hoşlandığımız komedyenler hapisteyken sürece entelektüel katkı vermek içimizden gelmiyor. (Bazıları barış imzacısı olduğu için üniversitesinden atılıp inşaat işçiliği yaparken…)

Bu ikinci gruptakilerin, “AKP-MHP faşizmiyle barış inşa edilemez, önce onları yenmek gerekir” diyen bir versiyonu daha var. O, başka bir tartışmanın konusu. Her türlü reform mücadelesini, “kurumsallaşmaya başlayan süreç olarak faşizmin değirmenine su taşımak” olarak görenlerin sol komünizmin buralara özgü bir yansıması olduğunun altını çizmekle yetinmek, bu yazıyı dağıtmamak için gerekli.

Oysa Özgür Erol, basit bir gerçeği dile getirmişti. “Entelektüellerin” bu kadar sinirlenmesine hiç ama hiç gerek yoktu.

Süreç, bırakalım entelektüelleri, muhalif çevrelerin sözcülerinden yazarlara, sinema oyuncularından şarkıcılara, futbol camiasının ünlü isimlerinden sosyal medya fenomenlerine kadar hemen hiçbir tanınmış sima tarafından desteklenmedi.

Aralarında olduğumuz birkaç sol parti ile mecliste grubu olan partilerin liderlikleri destek verdi. Çerçeve Yasa’nın oylama sürecinde alınan yüksek evet oyu, bu gerçeği değiştirmiyor. Özellikle muhalefet, sendikalar ve sol, süreç hakkında ya sessiz kaldı ya da o kadar çok şüphe tohumu ekip paylaştı ki verdiği desteğin bir anlamı kalmamış oldu.

Bu, sadece Ekim 2024’te başlayan sürecin sorunu değil. 2013-2015’te başlayan sürecin de sorunu buydu. O süreç, tabana yayılmaya çalışan ve Akil İnsanlar Heyeti vasıtasıyla bölgelerde çok sayıda toplantı yaparak ideolojik hegemonya kurmaya çalışan bir ivmelenmeyle başlamış olsa da bugün toprağa bol keseden atılan şüphe tohumları o gün de devredeydi. Bunu, öylesine etkin bir barış sürecinin milyonların sahiplendiği bir hareketle desteklenmemiş olmasından görüyorduk. O süreç ki sonucunda HDP, cumhuriyet tarihinde Kürt ve sol bileşenler ittifakının alacağı oy olan yüzde 13’lük muazzam politik iklimin içinde şekillendiği havuz olmuştu.

Ama fark etmedi. Gözden hemen çıkartıldı.

Dolmabahçe’de okunan ve örgüt ile devletin altına imza attığı mutabakat metni coşkuyla karşılanacağına, “demokrasi olmadan barış olmaz” nidaları her yeri kapladı. Birkaç ay içinde Öcalan tarafından önerilen PKK silahsızlanma kongresi askıya alındı, bir daha da yapılmadı.

O dönemde de entelektüeller başka çabalarla meşguldü. Oysa AKP ve HDP yetkililerinin ortak basın açıklamasını en başta entelektüeller sahiplenebilir ve hayata geçmesi için özel bir çaba harcayabilirlerdi. Harcamadılar. Ve o mutabakat metni harcandı. Şunlar yazıyordu o metinde:

Demokratik siyasetin tanımı ve içeriği 

  • Demokratik bir kararın ulusal ve yerel boyutlarını tanımlamak
  • Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri
  • Demokratik siyaset, devlet ve toplum arasındaki ilişki ve kurumsallaşmaya yönelik adımlar
  • Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları
  • Çözüm sürecinde demokrasi ve güvenlik arasındaki ilişkiyi, kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele almak 
  • Kadın sorunları, kültür ve ekolojik problemlerle ilgili yasal çözümler ve güvenceler 
  • Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına yönelik çoğulcu ve demokratik bir yaklaşım geliştirmek
  • Demokratik bir cumhuriyet, ortak bir vatan ve demokratik kriterlere dayalı bir ulus için destek ve çoğulcu bir demokratik sistem içinde vatandaşların yasal ve anayasal güvencelerinin sağlanması 
  • Tüm bu demokratik girişimleri ve dönüşümleri içselleştirmeyi amaçlayan yeni bir anayasa

Bugün içinden geçtiğimiz süreçten ne kadar ileride, ne kadar radikal ve doğrudan demokrasiyi hedefleyen bir çerçeveydi. Bu mutabakat metnine önce iktidar arkasını döndü. Erdoğan, mutabakat ya da anlaşma gibi kavramları reddetti ve böyle süreçlerin ancak meclis çatısı altında ilerlemesi gerektiği söyledi. Sonra yine birkaç grup ve o dönem inşa ettiğimiz Çözüme Evet Koalisyonu gibi yapılar dışında tüm muhalefet Dolmabahçe Mutabakatı’nı ortada bıraktı. O günler, entelektüellerin “AKP ile mi barış olacak?” sorusunu sorduğu günlerdi. Muazzam bir toplumsal muhalefet hareketi, işçi örgütleri ve demokrasiden yana tüm güçlerin yan yana geldiği bir barış zemini sokaklara çıkıp, “Olur, mutabakat olur, barış ve demokrasi hemen şimdi” diyebilseydi gidişatın değişme ve Erdoğan’ın süreci buzdolabına kaldırmasına engel olma ihtimali doğabilirdi.

Yine de o süreç, o kadar kritik bir ivmelenme yaratmıştı ki 7 Haziran seçimlerinde barış atmosferinin içinden HDP ve Demirtaş en etkili siyasi güçler olarak tarih sahnesine çıkmıştı.

İktidar, Gezi Direnişi, yolsuzluk dosyaları, Kobane’de yaşanan gelişmeler ve Fethullahçı darbecilerin harekete geçmesi karşısında paniğe kapılarak tüm tuşlara aynı anda basıyor, bugün içinden geçtiğimiz koşulların taşlarını döşüyordu.

Bugün sürecin kapalı devre gitmesinden şikâyet edenler, süreç bu kadar kapalı devre gitmezken de Kürt meselesinin halli konusunda atılacak adımları desteklemiyordu. Bu nedenle, kapalı kapılar konusu açıkça bir bahane olarak öne çıkıyor. Üstelik, süreci sahiplenen ve Kürtler lehine tamamlanmasını isteyenler, kapıların daha açık hale gelmesi için o kapının kolunu tutar ve iteler. Durduğun yerde hiçbir çaba göstermeden, görüşmelerin saklı bir şekilde yürütülmesine itiraz etmekte çocukça bir yan var. Öncelikle şeffaflık bir mücadele talebidir ve direnerek kazanılabilir. Ayrıca çatışma çözümü olarak adlandırılan süreçlerin bazı yanları kapalı kapılar arkasında devam eder. Siz taraflardan hiçbirisine güvenmiyorsanız “kapı kapalı, kapı kapalı” diye bağırıp durursunuz. Ama taraflardan birisine, örneğin bu durumda DEM Parti İmralı heyetine biraz olsun güveniyorsanız, bir zahmet, belki de saklı kalmak kaydıyla neler tartışıldığını öğrenebilir, bazı tartışmaların hemen kamuya açık yapılmasını talep edebilirsiniz.

Ama “kapalı kapılar ardında” teorisinin bir bahane olduğunu biliyoruz. Hem 2015’te Başbakanlık ofisinde 28 Şubat günü basının gözünün içine baka baka ilan edilen mutabakatın sahipsiz bırakılmasından hem de Çerçeve Yasa gündeme geldiğinde Özgür Özel “hayır” desin diye sosyal medyada şişirilen büyük, milliyetçi, Kemalist hayır curcunasından biliyoruz.

Sorun hiçbir zaman şeffaflık değil. Sorun, Kürtlerin bağımsız iradeleriyle direksiyonu çözüm yönüne bükmesinden duydukları öfke. Çünkü direksiyonun yönünün böyle çevrilmesinin, Kürtlerin her düzeyde içine girdiği paradigma değişiminin bir muhatabı, bir ya da birkaç devlet kurumu, şahsı, otoriteyi zorunlu kıldığını biliyorlar.

Ve bu iktidar, bu muhatap, 24 yıldır yönetimde olan AKP ve Erdoğan.

Şeffaflık bahane, sürecin muhatabı AKP olduğu için “Kürtlerin iktidarı meşrulaştırdığı” duygusu gerçek. Süreç baştan sona şeffaf da olsa, İmralı’daki her bir görüşme canlı yayından da yayınlansa, sürecin bir ucunda AKP ve Erdoğan olduğu ve “ha gitti ha gidecek” diye düşündükleri iktidara Kürtlerin can suyu taşıdığını düşündükleri için bu kadar kritik bir sürece arkalarını rahatça dönebiliyorlar. Arkasını dönmeyenleri ise açık açık saf olmakla, ihanet içinde olmakla, bir şeyleri iktidara altın tepside sunmakla suçlayabiliyorlar.

Önümüzdeki yazıda “AKP ile barış olmaz da kiminle olur?” sorusuna, “Kürtler AKP’nin gitmesi için daha neler yapabilir?” tartışmasına ve “Otoriterleşme varken bir çözüm mümkün olabilir mi?” sorusuna değinip bitireceğim.

son yazıları

‘Yetmez ama Evet’ten Çerçeve Yasa’ya: Çılgın ulusalcılar her şeye karşı
Çerçeveyi genişletecek olan Kürt halkına verilecek destektir
Savaşa Hayır İnisiyatifi’ni inşa edelim

ilginizi çekebilir

zonguldak-ta-kurt-mevsimlik-findik-iscilerine-irkci-saldiri-fkIPm
Zonguldak ve Düzce’de Kürt işçilere ırkçı saldırılar
dsip gorsel
DSİP: "Kürt halkının direnişiyle, barışseverlerin ısrarını yan yana getirelim"
Should-socialists-be-Luddites-in-the-face-of-the-AI-revolution
Yapay zekâ devrimi karşısında sosyalistler Luddist mi olmalı?