Muhalefet sokakta birleşmeli

Bu saldırının geçici olmayacağını görmek lazım. Kendiliğinden sona ereceğini düşünmemek gerekir.

Bu iktidar cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından otobüsün üzerinden yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “CHP, HDP, İYİ Parti LGBT’ci midir? Yanında bazı ufaklıklar var. Onlar da LGBT’ci midir? AK Parti’ye, MHP’ye LGBT sızabilir mi? Bizde aile kutsaldır. Aileye kimse dil uzatmaz. Kadına şiddet bizde yasak, haramdır. Buna kimse tevessül edemez. Ümüğünü sıkarız.”

LGBTİ+’lar o gün bugündür sistematik bir şekilde hedefe alındı. Bu seçim zaferi konuşması, son derece ideolojik ve LGBTİ+ karşıtı bir konuşmaydı.

Son bir LGBTİ+ derneklerine ve faaliyetlerine yönelik baskıda ya da bu baskıya karşı çıkanlara yönelik operasyonlarda en az 70 kişi tutuklandı. Onlarca insan hala göz altında. Sayısız sosyal medya hesabı kapatıldı.  

Bu saldırının ideolojik bir niteliği var. Tıpkı siyasi açıdan kendilerine, yani seçim kazanma süreçlerine hiçbir yararı olmayacağı açık olan yaklaşık 450-500 bin hayvanı öldürülmesiyle ilerleyen katliam yasasını çıkartmalarında olduğu gibi.

Bu saldırının geçici olmayacağını görmek lazım. Kendiliğinden sona ereceğini düşünmemek gerekir.

LGBTİ+’ları hedefleyen yasa son yıllarda Meclis’e geliyor ve geri çekiliyor. Bu, AKP’nin her zaman kullandığı bir yöntem: Toplumu çıkaracağı yasaya ya da yapacağı işe alıştırmak.

Olmayan yasalar uygulanırken

Fakat AKP başka bir yöntemi daha uygulamayı pek seviyor. Bir hedef gösterdiğinde öyle bir düşmanlık algısı şişiriliyor ki yasaya gerek olmadan yetkili yerler görevden vazife çıkartıyorlar ve olmayan yasayı uygulamaya başlıyorlar. Tıpkı kürtaj yasak olmadığı hâlde fiilî bir kürtaj yasağının uygulanması gibi transların ilaçlara ulaşamaması, erişimlerinin engellenmesi gibi uygulamalar “aileyi koruma” adı altında çok ciddi bir fiili baskı pratiği olarak örgütleniyor.

Öte yandan artık seçim sathı mailine girildi. İktidar kaynaklarından yapılan açıklamalara göre, eğer bir baskın seçim olmazsa, seçimler en geç 2028’in Nisan başında yapılacak. Yani seçimlere yaklaşık 18 ay kaldı. Bu siyasal alanda özellikle iktidar cenahının seçim sürecine her yönden yoğun bir şekilde hazırlanmaya başladığı anlamına geliyor.

Kendi kuyruğunu yemiş bulunan iktidar

Bu açıdan bakıldığında, AKP’nin kendi tabanına anlatabileceği hiçbir hikâyesi kalmayan bir parti olarak yeni bir hikâye yaratma çabasıyla karşı karşıyayız. Tabanındaki en sağcı kesimleri konsolide etmesi, seçim ve siyasal kampanyalarda harekete geçirmesi gerekiyor. Daha önce bir camide yapılan konuşmada Sezen Aksu için “O dili koparmak görevimiz” dendiği dönemde olduğu gibi, bu da aynı kutuplaştırıcı ve konsolide edici bir hamle olarak görülebilir. Seçim süreci boyunca bu politikadan hemen vazgeçeceklerini ya da geri adım atacaklarını düşünmemek gerekir. Hem ideolojik olarak LGBTİ+’ların kökünü kazımak gerektiğini düşünen otoriter bir siyasal aşırılıkla karşı karşıya olduğumuz hem de seçimlerde tabanını heyecanlandıracak hiçbir aparatı, tabanının en azından bir kesimini birleştirecek ve alışkanlıkla oy vermenin ötesinde ideolojik bir sahiplenmeye harekete geçirecek bir “bölen” lazım olduğu için. AKP artık demokrasi hikayesi anlatamaz, özgürlükler hikayesi anlatamaz, eşitlik, yargıda şeffaflık, adalet hikayesi, üç Y’ye karşı (yolsuzluk-yasaklar-yoksulluk) mücadeleden söz edemez, liyakatin, hak ve hukukun savunucusu olduğu bir propaganda malzemesi olarak bile kullanamaz. Freni patladığı için aşırı hızla giden bir sürücü olarak yavaşlaması mümkün değil. Otoriterleşmenin sert dalgaları, bu dalgalar olmadan politika üretme yeteneği kaybolan bir iktidarla karşı karşıya olduğumuz için üzerimize üzerimize geliyor.

Bir yandan CHP’nin bölünmesi, seçilmiş tüm belediye başkanlarının tehdit ve tutuklamalarla transferi, İmamoğlu’nun hapiste olması, Yeni Parti üzerinde inşa edilen baskı, Yeni Partili belediyelere yönelik ardı arkası kesilmeyen soruşturmalar devam edecek. Üsküdar’da muhalefetin elinden zorbalıkla alınan belediye yönetimi ve bunu güle oynaya bir zafermiş gibi kutlayan AKP’liler bir süre daha muhalefetin her türden otoriterleşme enstrümanını kullanacak bir iktidarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. 

Yenilmez değiller

Ama ne yaparsa yapsın bir sorunu asla çözemiyor AKP liderliği. Yeni Parti’yi anketlerde ezip geçemiyor. Halkın geniş kesimlerindeki ekonomik hoşnutsuzluğu, yaşamakta zorlanan geniş kesimlerin durumunu, açlık sınırını, ulaşım ve gıdadaki korkunç durumu çözemiyor. Bu nedenle de AKP ile MHP ittifakı göğsünü gere gere bir seçim zaferinden söz edemiyor. 

Sadece, anlattığı kadar ve sanıldığı kadar güçlü olmayan iktidar sadece iki alanda güçlüymüş imajı çiziyor. Birisi, 2024 Ekim ayında başlayan yeni çözüm sürecinin de olanak tanımasıyla bölgedeki savaşlara dahil olmayarak ama NATO ve diğer aygıtlarla emperyalizmle sıkı bir işbirliği içerisinde bölgesel güç olmak için attığı adımlarla. Üstelik bu adımları, azımsanamayacak bir silahlanma hamlesiyle ve milliyetçi yelpazenin tüm uçlarındaki kesimleri coşturarak yapıyor. 

Diğeri ise son dönemlerde bazı faili meçhul cinayetler, mafya üyeleri, ve bazı AKP’nin aktif bir şekilde yanında olan gazeteciler ve hatta Melih Gökçek ve çocukları gibi daha az beklendik unsurlara yönelik bir soruşturma, mahkeme ve tutuklama zincirinin başlaması. 

İmaj ve ekonomi

Bir yandan Gülistan Doku cinayetinin çözülmesi için dokunulmaz denilen yerlere dokunulması, öte yandan Cem Küçük ve Rasim Ozan Kütahyalı’nın tutuklanması, Binali Yıldırım’ın sık sık adının geçmesi Adalet Bakanlığı’nı mafyadan ve uyuşturucu baronlarından uyuşturucu kullandığı iddia edilen sanatçılara kadar uzanan çok geniş bir saldırı dalgasının merkezinde tutuyor. AKP Türk usulü başkanlık rejimiyle kendi kuyruğunu yedi ve şimdi başka bir şeye dönüştü. Elbette sadece kendisi dönüşmedi, siyasal alanda da siyaset-devlet örgütleri ve yargı alanında da değişime neden oldu. Bir yandan bir gazetecinin aktardığı gibi bir AKP’li vekil bir valinin tehdidinden korunmak için başka bir validen koruma isterken bir yandan da eski AKP’li belediye başkanına operasyon yapılıyor, hatta eski AKP’li başbakanın adı operasyon geçirecek diye her yerde konuşuluyor. Devletle bütünleşen bir parti merkezinin kendisini koruma, seçimleri kazanma ve zorluklarla baş edemeyen ekonomik koşullarda yurt dışına para çıkartan AKP’lileri hedeflemesi aynı anda bir imaj tazeleme anlamına da geliyor. 

Fakat iktidarın ne imaj tazeleyebilmesi mümkün ne de ekonomik darlaşmaya çözüm bulması. Hem otoriterleşmede frene basamıyor hem de kutuplaşmayı mutlaka derinleştirmek zorunda hissediyor kendisini. Ama artık bu müdahalelerin sınırına gelmiş durumda. Öncelikle çözüm sürecinin ilerlemesi için Çerçeve Yasa’nın pratik olarak uygulanması gerekli. Ve hemen ardından da bir dizi demokratik adımı atması bir zorunluluk. Dolayısıyla çözüm süreci gibi nefes alabileceğimiz bir alan açılırken, diğer yandan bu otoriter şok dalgalarının milimetrik bir biçimde inşa edilmesi sonsuza kadar yan yana ilerleyemez. Aynı zamanda seçim sürecinde ihtiyaç duyması ve dünyadaki otoriter sağcı havayla birleşen baskıların bir yönlendirmesi olarak görmekte otoriter saldırılara, en rahat dokunulacağını düşündükleri alanlarda devam edecekler. 

Bu yüzden asıl olan muhalefetin ne yapacağına odaklanması. Bunun için bir yandan çözüm sürecinin kalıcı bir barışa evrilmesi için canla başla mücadele etmek öte yandan da “LGBTİ+lar özgür olmadan hiç kimse özgür değil” diyerek, en geniş yan yana gelişleri, işçi sınıfının tüm örgütlenmelerini, tüm direnişteki grevcileri, savaş karşıtlarını ve baskıya maruz kalan tüm kesimleri kapsayan bir mücadeleyi inşa etmek.

son yazıları

Evet, sürece entelektüel bir destek verilmedi-III
Evet, sürece entelektüel bir destek verilmedi - II
Evet, sürece entelektüel bir destek verilmedi

ilginizi çekebilir

lgbti-operasyonlari-dunyada-hak-kuruluslarini-ayaga-kaldirdi
Aile güvenliği ve müstehcenlik suçlaması özgürlükleri hedef alıyor
925026-2115209188
Kürt meselesinde çatışmasızlık süreci: “Muhalefet izleyici olarak kalmamalı”
looksmaxxing
Looksmaxxing: Hepimizi inciten çevrimiçi bir alt kültür