Yokluğun üretimi: Freud’dan Marx’a

Kapitalist düzen, eksikliği ortadan kaldırmak yerine onu organize eder. Reklamlar, algoritmalar, kültürel kodlar… Hepsi bize aynı şeyi fısıldar: “Henüz tamam değilsin.”

Sigmund Freud’un işaret ettiği şey, ilk bakışta bireysel bir psikoloji önermesi gibi görünür: haz, yoklukla anlam kazanır. Açlık olmadan doyumun, yalnızlık olmadan temasın, yoksunluk olmadan sahip olmanın değeri yoktur. Ancak bu düşünce, yalnızca bireyin iç dünyasına ait değildir; aksine, tarihsel olarak örgütlenmiş bir toplumsal düzenin de temel mantığını ele verir.

Çünkü eksiklik, sadece hissedilen bir durum değil; aynı zamanda üretilen bir durumdur.

Karl Marx’ın kapitalist üretim ilişkilerine dair çözümlemesi tam da bu noktada Freud’un sezgisini tarihsel bir zemine oturtur. Kapitalizm, ihtiyaçları karşılamak için değil, ihtiyaçları sürekli yeniden üretmek için işler. Meta bolluğu içinde yaşayan birey, paradoksal biçimde sürekli bir yoksunluk hissiyle baş başa bırakılır. Çünkü sistem, tatmin olmuş bir özne istemez. Tatmin, tüketimin sonudur; oysa kapitalizm için süreklilik esastır.

Dolayısıyla haz, bireysel bir deneyim olmaktan çıkar, politik bir araca dönüşür.

Kapitalist düzen, eksikliği ortadan kaldırmak yerine onu organize eder. Reklamlar, algoritmalar, kültürel kodlar… Hepsi bize aynı şeyi fısıldar: “Henüz tamam değilsin.” Bu eksiklik hissi, yalnızca ekonomik değil, varoluşsal bir boşluk gibi sunulur. Ve tam da bu yüzden, çözümü de piyasada aranır.

Herbert Marcuse’ün  “tek boyutlu insan” dediği şey burada belirir: Kendi arzularını sistemin sunduğu seçenekler içinde tanımlayan, özgür olduğunu sanırken aslında yönlendirilen bir özne.

Freud’un söylediği “elde edilince haz yok olur” düşüncesi, kapitalizmde bir yönetim tekniğine dönüşür. Çünkü sistem, arzunun nesnesine ulaşılmasını değil, arzunun kendisini canlı tutmayı hedefler. Ulaşılan her şey hızla değersizleşir, yerine yenisi konur. Böylece birey, sonsuz bir tatminsizlik döngüsüne hapsedilir.

Bu noktada mesele artık sadece haz değil, yabancılaşmadır.

Karl Marx’ın yabancılaşma kavramı, bireyin yalnızca emeğine değil, kendi arzularına da yabancılaşmasını içerir. Kişi neyi neden istediğini bilmez hale gelir. Arzular, içsel değil dışsal olarak belirlenir. Ve böylece eksiklik hissi, kişinin kendi gerçeği olmaktan çıkar; sistemin dayattığı bir gerçekliğe dönüşür.

Burada kritik soru şudur: Eğer haz, yoklukla mümkünse ve yokluk sistematik olarak üretiliyorsa, o halde mutluluk neden bireysel bir hedef olarak sunulur?

Bu, ideolojik bir yanılsamadır.

Çünkü bireye sürekli olarak “daha iyi bir versiyonuna ulaşma” vaadi sunulurken, bu ulaşmanın koşulları asla gerçekten sağlanmaz. Daha çok çalış, daha çok kazan, daha çok tüket… Ama asla tam olma. Çünkü tamlık, sistemin sonudur.

Bu yüzden kapitalizm, eksik bireyler üretir. Ve bu eksiklik yalnızca maddi değil, duygusal ve varoluşsaldır.

Oysa Marksist bir perspektiften bakıldığında mesele, hazdan vazgeçmek değil; hazın koşullarını dönüştürmektir. İnsanın ihtiyaçlarını karşılayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve kendini gerçekleştirebildiği bir dünyada haz, artık yoklukla değil, üretimle, paylaşımla ve kolektif yaşamla ilişkilenecektir.

Freud’un karamsar görünen tespiti, kapitalist bağlamda doğrudur: Sürekli mutluluk mümkün değildir. Ama bu, insan doğasının değişmez bir kaderi olduğu için değil; içinde yaşadığımız toplumsal düzen böyle kurulduğu içindir.

Dolayısıyla mesele şudur: Eksiklik kader mi, yoksa politika mı?

Eğer eksiklik üretiliyorsa, ortadan da kaldırılabilir.

Ve belki de ilk kez o zaman haz, bir anlık parıltı olmaktan çıkıp, yaşamın sürekliliğine yayılabilir.

son yazıları

Kayyumla başlayan butlanla bitmez!
Kutsalların kutsalı: Annelik!
Yeraltından yükselen gerçek: Madencilikte güvencesizlik, devlet-şirket ittifakı ve işçi sınıfının direnci

ilginizi çekebilir

anthropic-1-trilyon-dolar-deger-2026-1
Yapay zekâ: Büyük bir ticaretten ibaret
Electronics_factory_in_Shenzhen_1_cropped
Tekno biraderler yeni feodal baronlar mı?
lgbti-lar-kimliklerini-yasayamiyor
221 kurumdan 12. yargı paketine karşı açıklama: “Eşitlik için yan yanayız!”