İşçi Partisi’nin sağ kanadının çürümüş mirası

Keir Starmer yönetimindeki İşçi Partisi ani ve sert bir düşüş yaşıyor.

Liderliği döneminde Jeremy Corbyn’e karşı yürütülen acımasız karalama kampanyasının ardından, partinin sağcı bir İşçi Partisi çetesi tarafından ele geçirilmiş olması bu düşüşte açıkça büyük bir etken oldu.

Geçmişte her şeyin daha iyi olduğunu ve İşçi Partisi sağının bile daha dürüst olduğunu hayal etmek cazip gelebilir. Fakat bu bir illüzyondan ibarettir. İşçi Partisi’nin 1960 yılındaki konferansında tek taraflı nükleer silahsızlanmayı destekleyen bir önergenin kabul edilmesinin ardından, sağcı lider Hugh Gaitskell sol kanada karşı medya eliyle kurgulanmış bir taarruz başlattı. Hatta Gaitskell’in, Güvenlik Servisi’ne (MI5) Komünist Parti üyesi olduğundan şüphelenilen 15 İşçi Partisi milletvekilinin adını içeren bir liste verdiği de bildirilmektedir.

İşçi Partisi sağının birincil sadakati her zaman İngiliz emperyalizmine olmuştur. Bu durum, 89 yaşında hayatını kaybeden Barones Meta Ramsay’in ardından yayınlanan anma yazılarıyla bir kez daha teyit edildi. Ramsay, Tony Blair’in 1997-2001 yılları arasındaki ilk hükümetinde bakan yardımcılığı yapmış ve İskoç İşçi Partisi’nde iyi tanınan bir figürdü.

Ancak Ramsay’in asıl kariyeri Gizli İstihbarat Servisi’ndeydi (MI6) – kendisinin iddiasına göre “demokratik sosyalizm uğruna”. Ramsay, 1950’lerin sonlarında Glasgow Üniversitesi’nde sağcı bir İşçi Partisi aktivistiyken teşkilata alınmıştı. Kendisiyle aynı fikirdeki çağdaşları arasında, 1992-1994 yılları arasında İşçi Partisi lideri olan John Smith ve İskoçya’nın kurucu Başbakanı Donald Dewar da vardı. MI6 tarihçisi Stephen Dorril’e göre Ramsay, Soğuk Savaş’ın zirve noktasında Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) bir paravan kuruluşu olan Uluslararası Öğrenci Konferansı’nın sekreterliğini yürütüyordu.

Anma yazılarında, Ramsay’in MI6 Finlandiya istasyon şefi olarak, KGB içindeki bir İngiliz köstebeği olan Oleg Gordievsky’nin 1985 yılında Sovyetler Birliği’nden kaçışını organize etmeye yardımcı olduğu iddia ediliyor. Whitehall’un (İngiliz bürokrasisinin) iliklerine işlemiş cinsiyetçiliği, Ramsay’in MI6’in zirvesine tırmanmasını görünüşe göre engellemişti. Aynı durum, daha erken bir dönemde görev yapan ve 1960-1961 yıllarında eski Belçika Kongosu’nda hizmet veren bir diğer kadın subay Daphne Park için de geçerliydi. Ülkenin bağımsız ilk başbakanı Patrice Lumumba, hem ABD hem de İngiliz hükümetlerinin kendisinin “ortadan kaldırılmasını” talep etmesinin ardından vahşice katledilmişti.

Ramsay, emekliliğinin ardından sağcı İşçi Partisi siyasetine geri döndü. Smith’in 1994’teki ani ölümüne kadar onun dış politika danışmanlığını yaptı. Şaşırtıcı bir şekilde, 2000’lerin ortalarında MI6 gibi gizli servisleri denetlemesi gereken İstihbarat ve Güvenlik Komitesi’nde görev yapmasına izin verildi. Ayrıca, “Yeni İşçi Partisi” (New Labour) eğilimli bir düşünce kuruluşu olan Dış Politika Merkezi’nin (Foreign Policy Centre) danışma kurulunda yer aldı.

Bu geçmiş performans göz önüne alındığında, Telegraph gazetesine göre “Meta Ramsay’in, Tony Blair’in 2003 yılında Irak’ta savaşa girme kararını desteklemiş olması ve yirmi yıl sonra bile onun hâlâ haklı olduğuna inandığını söylemesi” pek de şaşırtıcı değildir. Görünüşe göre tüm o katliam ve kaos buna değmişti. Ramsay’in Lordlar Kamarası’nda İsrail’in İşçi Partili Dostları (Labour Friends of Israel) grubuna başkanlık etmiş olması da keza şaşırtıcı sayılmaz.

Ramsay’in kurduğu bu ilişkiler ağı, İşçi Partisi sağı ile İngiltere’nin ulusal güvenlik devletini birbirine bağlayan derin bağları gözler önüne sermektedir. Bu sadece tarihsel bir ilgi konusu değildir. Bu arka plan ışığında, güçlü bir anti-emperyalist geçmişe sahip bir solcu olan Corbyn’in 2015’te parti lideri seçilmesiyle Blaircilerin ne kadar büyük bir öfkeye kapıldıklarını anlayabiliriz. Onun liderliğini yok etmek ve yerine Starmer’ı getirmek için örgütlenen klik, örneğin Paul Holden’ın The Fraud (Sahtekarlık) adlı kitabında belgelenmiştir.

Elbette İşçi Partisi, tarihsel olarak sadece bu ilişkilerden ibaret sayılamazdı. Parti, sendika bürokrasisinin partiyi finanse etme ve politikalarını şekillendirmedeki rolü sayesinde örgütlü işçi sınıfı içinde de köklere sahipti. Ancak Starmer yönetiminde bu bağlar giderek daha da koptu ve yıprandı.

Bir ayağı Casuslar Dünyasında, diğer ayağı ise İşçi Partisi sağında olan Ramsay gibilerinin oynadığı rol, gerçek bir sol inşa etmek isteyenler için olumlu bir dersin altını çizmelidir: İşçi Partisi’ne alternatif bir hareket, her ne kadar önemli olsa da, yalnızca Britanya içindeki emekçilerin çıkarları için mücadele etmekle yetinemez.

Kendisini, Britanya toplumundaki adaletsizliklerin temelini oluşturan, küresel bir sömürü ve tahakküm sistemi olan emperyalizmin karşısına konumlandırmak zorundadır. Filistin ile dayanışma hareketinin olağanüstü ölçeği ve yoğunluğu –ki bunun son örneği geçen hafta Cuma günü İtalya’da gerçekleşen grevlerdir– emperyalizme karşı yürütülecek bir mücadelenin potansiyeline dair bir pencere açmaktadır. Çürümüş İşçi Partisi sağını gömmenin yolu tam da buradan geçmektedir.

HazıIayan: AIi Ekber

son yazıları

Trump için Çin'de perde kapandı mı?
Düşüşteki Starmer, Brown’ın başarısız politikalarına sarılıyor
Birleşik Arap Emirlikleri'nin OPEC'ten ayrılmasının ardından sistemdeki çatlaklar genişliyor

ilginizi çekebilir

000_374U962-2
Filistin’de 100 yıllık savaş, kolonyalizmden direnişe
7737cd4f62ab96ed34b2ace1fa7f5bb02501b43a-1200x675
ABD genelinde tutuklular grev yaparken, teknoloji şirketleri Trump'ın ICE gözlemcilerini avlamasına yardımcı oluyor
damas
Şam'da düzenlenen ikinci Hukuk ve Haysiyet oturma eylemi