Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki çatışmaların tırmanmasının basit bir nedeni var: Donald Trump, yenilgiyi zafere dönüştürmeye çalışıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kendisini ikna etmesine izin vererek 28 Şubat’ta İran’a yönelik ortak bir saldırı başlattı. Çünkü bunun çocuk oyuncağı olacağını hayal ediyordu.
Daha açık ifade etmek gerekirse bu saldırı; 3 Ocak’ta Venezuela’nın başkenti Karakas’a düzenlenen korsan baskınının bir tekrarı olacaktı. ABD özel kuvvetleri, Venezuela Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i yakalayıp alelacele New York’taki bir hapishaneye götürmüştü. Maduro’nun Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez ise uysal bir yedek olduğunu kanıtladı.
Sonuç mu? New York Times’a göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, WhatsApp üzerinden Rodriguez’e sürekli emirler yağdırarak “fiilen Venezuela’nın genel valisi haline geldi.” Gazete, durumu şöyle özetliyor: “ABD Hazinesi, Venezuela’nın ihracat gelirlerinin büyük kısmını teslim alıyor, ardından bunu ülkenin bankacılık sistemi aracılığıyla Venezuela’ya dağıtıyor; bu ilişki, ebeveynlerin çocuklarına harçlık vermesine benziyor.”
Trump, savaşın ilk saatlerinde dini lider Ali Hamaney ve üst düzey generallerinin katledilmesinin, İran’ı Trump yönetiminin ellerine teslim edeceğini ve Washington’ın küresel enerji akışları üzerindeki kontrolünü daha da sıkılaştıracağını safça ahayal etmişti. Ancak İran’ın yeni liderleri, Rodriguez gibi boyun eğmek yerine, sahip oldukları muazzam hassas vuruş yeteneklerini kullanarak bölge genelindeki ABD üslerini ateşe verdi, Washington’ın Körfez’deki müttefiklerinin ekonomik modelini baltaladı ve Hürmüz Boğazı’nı kapattı.
ABD, sırf Boğaz’ı yeniden açmak ve Körfez’in dünya ekonomisinin geri kalanına yönelik petrol ve gaz ihracatını yeniden başlatmak için 8 Nisan’da İran ile ateşkesi kabul etti. Bunu 14 Haziran’da, sonraki 60 gün boyunca nihai müzakerelerin temelini oluşturması amaçlanan bir Mutabakat Zaptı (MoU) izledi.
Trump, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Dünyanın Gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Bırakın petrol aksın!” diyerek bu mutabakatı kabul etmekteki amacını açıkça ortaya koydu. Anlaşma, İran’a verilmiş olan ve ABD’nin Batı Asya’da yürüttüğü “bitmeyen savaşların” neocon destekçileri tarafından geniş çapta kınanan tavizlerle doluydu.
Onlar, Trump’ın bu anlaşmaya sadık kalma niyetinde olmadığını anlamamışlardı. Trump, ABD’nin ve İsrail’in füze stoklarını yeniden tahkim etmesi ve her şeyden önemlisi, Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünü zayıflatmak için zaman kazanmaya çalışıyordu. Mutabakat Zaptı’nın 5. Maddesi, “İran İslam Cumhuriyeti, ticari gemilerin Basra Körfezi’nden Umman Denizi’ne ve tersi yönde güvenli geçişi için, yalnızca 60 gün boyunca ücretsiz olmak kaydıyla, elinden gelen en iyi çabayı göstererek gerekli düzenlemeleri yapacaktır” demektedir.
Yani Boğaz’ın yönetimi İran’a bırakılmıştı. Ancak ABD Donanması, Mayıs ayından beri gemilere Boğaz’ın güneyinde, Umman kıyısı boyunca uzanan bir rota üzerinden zaten rehberlik ediyordu. İran, gemilerin kendi kıyısı boyunca uzanan kuzey rotasını izlemesi konusunda ısrar etse de bu durum mutabakat sonrasında da devam etti.
Tahran yönetimi, şimdilerde güney rotasını kullanan gemilere saldırarak Boğaz’ı kontrol etme iddiasını fiilen dayatıyor. Bunun nedeni sadece Mutabakat Zaptı’nın bu iddiayı desteklemesi değil, aynı zamanda İran rejiminin, Boğaz’ı kontrol etmenin kendisine küresel ekonomi üzerinde sağladığı güçten vazgeçmeye niyetinin hiç olmamasıdır. Ayrıca sözünde durmayan Trump’a da bütünüyle güvensizlik duyuyor.
ABD’nin misillemeleri, her iki tarafın da birbirinin üslerini vurduğu bir noktaya tırmandı. Trump retoriğini yeniden sertleştirerek İran liderliğini “pislik” olarak nitelendiriyor, yıkım tehdidinde bulunuyor ve daha önce verdiği ekonomik tavizleri geri çekiyor. Şimdilik çatışmalar nispeten kontrol altında tutuluyor. Pek çok yorumcunun belirttiği gibi, Tahran muhtemelen Trump’ın yine korkup geri adım atacağını (tavuk oyunu oynayacağını) hesaplıyor.
Kasım ayında yapılacak ara seçimler yaklaşırken, yükselen enerji fiyatları nedeniyle enflasyonun yeniden fırlamasını göze alamaz. Ancak Boğazlar’ın kontrolü, İran rejiminin ayakta kalması için hayati bir önem kazanmış durumda. Bu kontrol, İran’ın, Venezuela gibi başka bir ABD mandası haline gelmesine izin vermeyecektir.
Financial Times’tan Edward Luce, ülkeler arasında “tatmin edici olmayan, bir durup bir ilerleyen uzun bir müzakere dönemini, ara sıra yaşanan çatışmaları ve İran’ın, olayları kimin kontrol ettiğini hatırlatmak için periyodik olarak Trump’ın tasmasını çekmesini” öngörüyor. Ancak aslında hiç kimse tam anlamıyla kontrole sahip değil ve Washington’ın bu manevraları yıkıcı bir savaşı daha ateşleyebilir.
Çeviri: Ali Ekber
