Donald Trump Pazar günü Financial Times’a verdiği demeçte, “Bütün kararları BEN veririm,” dedi. “Kararları o vermiyor.” Bahsettiği kişi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ydu. Ancak Netanyahu, bir telefon görüşmesinde Trump’ın talimatlarına anında karşı geldi ve silahlı kuvvetlerine, İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırılarına misilleme yapma emri verdi. Batı Asya’da savaşın topyekûn bir şekilde yeniden başlaması tehlikeli derecede yakın görünüyor.
Bu dramanın içinde birbirine dolanmış iki farklı iplik var. İlki, Trump’ın kendisinin ve Netanyahu’nun geçen Şubat ayında başlattığı savaştan çıkma çabaları. İkilinin şaşkınlığına rağmen, İran’daki İslam Cumhuriyeti rejimi hava saldırılarından sağ kurtuldu ve karşılık verdi. Bölgedeki tüm ABD üsleri hasar gördü, İsrail’in müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri özellikle ağır darbe aldı ve küresel enerji akışında kilit bir tıkanma noktası olan Hürmüz Boğazı kapatıldı.
Trump ve ABD ordusu, Netanyahu’nun kendilerine pazarladığı “İran’da rejim değişikliği” şeklindeki asıl hedefin boş bir hayal olduğunu anladı. Trump’ın, giderek huzursuzlaşan ABD’li seçmenlerin Kasım ayındaki ara seçimlerde başkanlığı hakkında bir karara varmasından hemen önce enflasyonun fırlamasını önlemek için Hürmüz Boğazı’nı yakın zamanda yeniden açması gerekiyor.
Bu yüzden Trump’ın Tahran’la acilen bir anlaşmaya ihtiyacı var. Ancak İran rejimine mümkün olduğunca az şey teklif ederek bu işi ucuza kapatmaya çalışıyor. Bu durum sadece kişisel bir aşağılanmadan kaçınmak için değil; İran’a çok cömert şartlar sunmak, ABD’nin sadece Körfez’deki değil, küresel ölçekteki hegemonyasını da tehdit edecektir.
Öte yandan İran rejiminin Trump’a yardım etmek gibi bir çıkarı yok. Önceki liderlerin suikasta uğraması, yönetimin başına ideolojik olarak daha sert bir ekibin geçmesine neden oldu. ABD-İsrail saldırısına başarıyla göğüs gerdikten sonra kendilerine olan güvenleri yüksek. Üstelik Trump’a hiç ama hiç güvenmiyorlar. ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programı üzerine müzakereler yürütülürken onlara iki kez saldırmıştı.
İşte burada hikayeye ikinci iplik dahil oluyor: İsrail’in oynadığı oyunbozan rolü. Netanyahu, bir nesildir ABD’yi İran’a saldırmaya ikna etmeye çalışıyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana strateji adına yaptığı tek şey, bölgedeki diğer tüm devletleri İsrail egemenliğine boyun eğmeye zorlamak için aşırı şiddet kullanmak oldu.
Bu politika İran karşısında başarısızlığa uğradı. Bu yüzden Netanyahu savaşın yeniden başlamasını istiyor; ABD ile İran arasındaki müzakereleri sabote etmeye çalışıyor. New York Times‘ın aktardığına göre: “Son dönemdeki ABD istihbarat raporları, İsrail’in daha genel bir karşı istihbarat tehdidi oluşturduğuna dair artan endişelerin ortasında, İsrail casusluk servislerinin İran’la barış anlaşması üzerinde çalışan Amerikalı müzakerecileri gizlice dinlediğine dair endişeleri artırdı.”
Netanyahu, İran’ın tepkisini çekmek umuduyla Gazze ve Lübnan’da, ateşkeslere yönelik alışılagelmiş İsrail yaklaşımını sürdürüyor; yani “meşru müdafaa” gibi uydurma gerekçelerle ateşkesleri görmezden geliyor. İsrailliler her halükarda Lübnan direniş hareketi Hizbullah’ı yok etmek istiyor. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hizbullah’ın kablo güdümlü dronlar kullanarak çok sayıda İsrail askerini öldürdüğü Güney Lübnan’daki bir şeridi işgal etmiş durumda.
İsrail’in Pazar günü Beyrut’u yeniden bombalamasının ardından İran, İsrail’e yönelik füze saldırıları başlattı. ABD dış politikasının önde gelen eleştirmenlerinden Trita Parsi şu yorumu yaptı: “Onlarca yıldır ilk kez bölgesel bir güç, İsrail’in askeri manevralarına veya üçüncü bir tarafa yönelik saldırganlığına karşı sert güç ortaya koyacak araçlara, kapasiteye ve istekliliğe sahip olduğunu gösteriyor.”
1980’lerden bu yana Mısır, Irak ve Suriye gibi önde gelen Arap güçleri, İsrail hava gücünün hedefi olma riskinden her zaman kaçındı. Suriye’de Beşar Esad’ı deviren yeni Sünni İslamcı rejim, IDF’nin stratejik açıdan önemli toprak parçalarını ele geçirmesine göz yumdu.
Ancak savaştaki performansından cesaret alan İran, bölgesel düzeyde ağırlığını koymaya başlıyor. Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’e söylediği o meşhur sözünde “Elinizde iyi kart yok,” demişti. İran liderliği ise ellerinde iyi kartlar olduğunu düşünüyor: Muazzam bir füze ve dron cephaneliği, Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutma yeteneği ve ABD ile İsrail’e meydan okumaktan gelen ideolojik meşruiyet.
Trump, İsrail karşısında kararları veren taraf olma gücüne sahip. Ancak bunu kullanacak siyasi iradeye veya beceriye sahip olup olmadığı ucu açık bir soru. Eğer kullanamazsa, başkanlığının sonu gelebilir.
