Hak, hukuk, ihanet

Çok açık ki iktidar, mevcut CHP liderliğiyle bir seçim yarışına girmek istemiyor. Ne İmamoğlu’nu istiyor karşısında ne de Özel’i. CHP’ye kapatma davası da açamayacağı için dizginleyebileceği bir süreci tercih ediyor. Kapatamaz, çünkü o zaman açık bir diktatörlük ilan edilmiş olur. 

Rivayet bu ya, Kılıçdaroğlu “mutlak butlan” kararını öğrendiğinde bir gazeteciyle berabermiş. Gazeteci haberi aldığında, Kılıçdaroğlu’nun “Ayağın uğurlu geldi,” dediğini aktarıyor. Bu gazetecinin ayağı, sadece Kılıçdaroğlu’na ve iktidarın derin çevrelerine uğurlu gelmiştir olsa olsa. Ama demokrasi açısından kalan kırıntılara da veda etmek anlamına geldiği için bir uğurdan söz etmek mümkün değil.

Kılıçdaroğlu farkında değil ama mutlak butlanı coşkuyla, hırsla, kıskançlıkla ve sevinerek beklediğinin belli olduğu gün; 6’lı Masa adayıyken mecburen ona oy veren milyonların hep birden aynı anda “Ellerim kırılsaydı da oy vermeseydim,” dediği gün olmuştur. İster iktidardan yana olsun ister muhalefetten, iktidarın yargı eliyle partisine verdiği zararı sevinçle karşıladığının belli olduğu an, bu halkın hafızasının en karanlık alanlarından bir yerde baş köşeye oturmuş oldu.

Kenan Evren gibi de değil üstelik. Halka açıkça düşmanlık eden zorbalar gibi de değil. Halktan yana görünüyormuş gibi davrandığı için ihaneti çok daha keskin, unutulmaz ve acı verici olanlara duyulan tiksinti artık ismiyle özdeşleşti. 

Hak-hukuk-adalet yürüyüşünden geriye, hak-hukuk-ihanet yürüyüşü kaldı.

YSK kararı YSK’yı yok etti

YSK, CHP’nin mutlak butlana itirazını reddetti. YSK, kendi kararlarının tartışılmaz olduğu yönündeki yasayı çiğnemiş oldu. CHP kongrelerinin usulüne uygun olduğu yönündeki görüşüne sırtını dönmüş oldu. 

İstinaf Mahkemesi YSK’nin yetkisini gasp etmişti, YSK bu kararıyla yetkisinin gasp edilmesini onaylamış oldu.

Üstelik İstinaf da CHP kurultayının yenilenmesine değil, Kılıçdaroğlu’nun geçici de olsa genel başkanlık koltuğuna oturmasına karar verdi. Bu, tamamen siyasal bir karar verildiğinin kanıtı. 

Mevcut CHP yönetimini şaşırtan da bu beklenmedik karardı; “Yeniden kongre yapın,” demedi, mevcut yönetimi tasfiye edip Kılıçdaroğlu ekibini CHP içi iktidar olarak atadı.

Üstelik CHP’nin kurultayında yolsuzluk yapıldığı henüz bir iddia. Bu iddiayı ele alan Ceza Mahkemesi henüz karar vermedi. 

Neden Yargıtay’ın kararı beklenmedi? 

Neden uzun bayram tatilinden bir gün önce hızla böyle bir karar verildi?

Devlet devlet CHP’si istiyor

Çok açık ki iktidar, mevcut CHP liderliğiyle bir seçim yarışına girmek istemiyor. Ne İmamoğlu’nu istiyor karşısında ne de Özel’i. CHP’ye kapatma davası da açamayacağı için dizginleyebileceği bir süreci tercih ediyor. Kapatamaz, çünkü o zaman açık bir diktatörlük ilan edilmiş olur. 

Bunu ne iç siyasi gerilimler ne de küresel dinamikler kaldırabilir.

CHP’ye operasyonun bu şiddetli haliyle Bahçeli’nin “Öcalan koordinatör olsun” önerisinin arkasında aynı güdü var: Bir yandan bölgesel güç olarak elden geldiğince alanda hakimiyet kurmak, bir yandan da Batı Asya’daki sarsıntıların 20 milyon Kürt’ün sinirlerini bozarak “bağımsızlık” arzusuyla harekete geçeceği bir ruh haline girmesini engellemek. Bahçeli daha DEM Parti milletvekilleriyle el sıkışmadan önce Erdoğan, “İç cepheyi tahkim etmeliyiz,” demişti. Bölgesel güç olmak isteyen iktidar bloğunun hem çözüm sürecini hem de CHP’ye yönelik artan baskılarını bu açıdan da ele almak gerekir.

Devlet Bahçeli’nin mutlak butlan yorumu, devletin de iktidar gibi ılımlı bir CHP ile muhatap kalmak istediğini gösteriyor. 

Ama Özel, ılımlaştırılamadı. 

CHP, 19 Mart 2025’ten beri yaklaşık 110 miting yaptı. CHP kitlesi 100 miting boyunca sert politik vurgularla iktidara meydan okuyor ve keskinleşiyor. Ne iktidarın giderek vurgu düzeyini yükselterek gündeme getirdiği yeni anayasa tartışmalarına prim veriyor ne de dış politikada izlediği politikalara.

Mevcut CHP liderliği mutlak bir şekilde bir iktidar yürüyüşü ilan etmiş durumda ve iktidarla uzlaşmaya yanaşmıyor. Seçilmiş birçok belediye başkanının tutuklandığı koşullarda, Gürsel Tekin’in İstanbul örgütüne kayyum atandığı bir durumda ve Özgür Özel’in de yavaş yavaş hedef tahtasına oturduğu bir süreçte, CHP’nin uzlaşması zaten beklenemez.

Demokrasi için genel grev genel direniş

Bahçeli, CHP’nin bir iç karışıklığa düşmeden ama uzlaşmaz liderliğini de gözden geçirmesini sağlayarak bir değişim yaşamasından yana. İktidar bloğu ve devlet bloğu; hem iktidarı korumayı hem de korumayı başaramazsa ılımlı bir CHP ile bir geçiş süreci tayin etmeyi önüne koymuş durumda.

İktidarın hesap etmediği bir olgu var ama: 19 Mart-29 Mart 2025 Saraçhane eylemleri ve Maltepe mitingi. İktidar ya bir anket gibi o mitinglere katılım oranlarına bakıp bu kitleselliği ve kararlılığı CHP seçmeninin ve muhalefetin mücadele azminin üst sınırı, ulaşabileceği son nokta olarak belirlemiş durumda ya da tutuklu belediye başkanları hakkındaki rüşvet iddialarının CHP algısını aşırı yıprattığını ve Özel liderliğinin kamuoyu desteğini sürüklemesinin mümkün olmadığını hesap etmiş durumda.

Bu yaklaşımın isabetli olup  olmadığını önümüzdeki günlerin direniş seviyesi gösterecek. Fakat iktidar bloğunun hesaplamaları, bayram tatili öncesi yargı kararı almak gibi “ince işçilikle” malul olsa da bölgesel gelişmeler, Hürmüz Boğazı geriliminin zorladığı ekonomik sarsıntılar, ezilenlerin açlıkla pençeleşen kesimlerinin sayısının giderek artması ve adaletsizliğe duyulan öfkenin birikmesi gibi değişiklikleri ıskalamış ya da olduğundan küçük görmüş olabilir.

Yine Bahçeli, hem bölgesel gerilimleri hem de kitlesel hareketlerin gelişmesi ihtimallerini öngörerek şimdiden tedbir alıp sokak eylemlerine kırmızı kart çıkarttı. Bunu yaparken, CHP içi karışıklıklara da çözüm sürecini nasıl etkileyeceğini düşünerek yaklaşmak gerektiğini netçe ifade etti.

Bu, iktidar açısından hızlı bir seçim süreci hamlesi mi şimdilik bilemiyoruz ama seçimlere yönelik bir devlet tutumu olarak CHP’yi, iktidar bloğunun öngördüğü politik kalıplara sokma girişimiyle karşı karşıya olduğumuz çok açık. Kürt partilerine yönelik başlayan parti kapatma eğilimi ve seçilmişlerin görevden alınması politikası bir alışkanlık haline geldi.

Şimdi baskı, Kürtlerden ana muhalefete sıçramış durumda. Seçmenler, seçme haklarının ellerinden alındığını görüyor. Bu yüzden yaşadığımız durum, demokrasinin kırıntılarının gırtlağımıza çökülüp alınması girişimidir. Şimdi maharet, Özgür Özel’in en başından beri başarıyla sürdürdüğü, hem Kürt halkının çözüm sürecine sonuna kadar sahip çıkıp hem de demokrasinin kırıntılarına sahip çıkma çabasını dev bir sosyal hareketin inşa edilmesi hedefiyle birleştirmektir.

Tüm benliklerini işçileri mücadeleden uzak tutmaya adayan sendikacıları uyarmak ve demokrasinin kırıntılarını, seçme-seçilme hakkımızı, hukuku savunmak için, geçmişin Emek Forumu gibi tüm emekçi örgütlerini, derneklerini, işçi gazetelerini, savaş karşıtlarını, Filistin dostlarını, iklim aktivistlerini içine çekecek bir anafor olarak işyerlerinden başlayan uyarı grevleri mücadelesi devreye girmek zorundadır. Demokrasinin kırıntısını savunmak için demokrasiye ekmek gibi, su gibi muhtaç olan tüm ezilenler yan yana gelmelidir. Artık otoriter şok dalgalarıyla değil kapsamlı bir felç etme politikasıyla karşı karşıyayız. Paralize olmakla felç olmak arasında büyük bir farklılık var. Otoriter şok dalgaları direnişleri paralize etmeyi hedefliyordu, şimdi tüm direniş yapıları felç edilmek isteniyor. Konu devletin çizdiği sınırlarda, devletin izin verdiği kadar, devletin ideolojik sınırları içerisinde bir tür devlet muhalefetine hapsolup hapsolmayacağımız konusunda düğümlendi. Bu düğüm ancak genel bir direnişle çözülebilir.

son yazıları

Yeni felaket çağında antikapitalist alternatifin inşası
Çözüm sürecine sahip çıkmak zorundayız
NATO bir terör örgütüdür, dağıtılmalıdır

ilginizi çekebilir

4087bc87-f49e-41f9-86e3-e0be993b1e51
Kayyumla başlayan butlanla bitmez!
DEM-parti-mersin-miting-ozgurluk-ve-baris03-scaled (2)
DEM Parti "mutIak butIana" hayır dedi
Imrali_prison
Bahçeli’den “post-PKK dönemi için devlet-toplum mimarisi” önerisi