Hiç kuşkusuz büyük ölçüde ideolojik ve politik bakış açısını yansıtıyor.
Ancak yazı, radikal Türk milliyetçisi sınırları zorlayan ve başka bir çerçeve oturmaya çalışan ve uzman desteği alınarak cesaretle hazırlanmış bir dizi öneriyi de içinde barındırıyor.
Devlet Bahçeli yazısında, çok açık bir biçimde 7 Nisan 2026 tarihli parti grup toplantısında kullandığı “oyalanmaya gerek yok” sözlerinin öncelikli muhatabının iktidar partisi olduğu netleşti.
“Süreç tıkandı”, “belirsizlikler arttı” ya da “her şey yolunda gidiyor” şeklinde son bir-iki aydır süren tartışmalara, eleştirilere ve beklentilere de nokta koydu. Mevcut durumun risklerine dikkat çekerek, “Yeni aşama için bir yol haritası ortaya koymak, bu doğrultuda gerekli mekanizmaları harekete geçirmek gerekir” ifadeleriyle adeta iktidar partisine çağrı yaptı.
İktidar partisi lideri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise çarşamba günü partisinin grup toplantısında bu çağrıya, “Cumhur İttifakı ortağımızla da siyasetin çözüm kapasitesini artıracak yeni yol, yöntem ve hamleleri etraflıca istişare ediyoruz” sözleriyle pozitif yanıt verdi.
Bu sözlerden, iktidarın Bahçeli’nin önerilerini değerlendirme aşamasında olduğu anlaşılıyor. Bahçeli’nin hem önerileriyle —içeriğinden bağımsız olarak— hem de kamuoyunda oluşan belirsizliği giderecek bir tartışmayı başlatması bakımından Erdoğan karşısında iki sıfır öne geçti.
Diğer yandan Bahçeli’nin yol haritası kapsamında yaptığı öneriler, yeni süreç başladığı ilk günden itibaren dile getirilen “sürecin şeffaf olmadığı” yönündeki eleştirileri de kısmen giderebilir. Bu eleştirilerin bir kısmı sürecin doğurabileceği fırsatları ciddiye almaktan uzak değerlendirmelerdi. Bahçeli’nin önerileri, sürecin toplumsallaşmasını ve şeffaflaşmasını sağlayabilecek bazı unsurlar içeriyor.
Bahçeli’nin Önerileri Ne Anlama Geliyor?
Bahçeli yeni sürece ilişkin üç ayrı mekanizma öneriyor. Bunlardan ilki, PKK lideri Abdullah Öcalan için önerilen “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü”. Resmî olmayan, fiilî bir kurul önerilirken; Abdullah Öcalan’ın örgüt üzerindeki güçlü etkisini sürdürebilmesi hedefleniyor. Aksi durumda, uluslararası birçok örnekte görüldüğü gibi örgütün parçalanması ya da silah bırakmaya karşı direnç oluşması gibi sürecin ilerlemesini engelleyebilecek muhtemel risklere dikkat çekiliyor.
Yine farklı ülkelerde görüldüğü gibi, örgüt liderinin fiilî durumunun toplumsallaşmasını ve devleti bağlayıcı hâle gelmesini amaçlayan; Öcalan’ın “mahkûm” statüsünü koruyan ama çalışmasını kolaylaştıran yarı siyasi-yarı devletsel bir role işaret ediyor.
Buradaki asıl büyük siyasi kırılma ise Türk siyasetinde yıllarca dile getirilen “İmralı ile görüşülmez”, “Öcalan muhatap alınamaz”, “çözüm süreci ihanettir” gibi savların anlamsızlığının fiilen ilan edilmesidir. Bahçeli, Öcalan’ın bu statüsünün açık siyasete geçişi olduğu örtük bir biçimde yazmış.
İkinci mekanizma TBMM’de kurulacak komisyon. Meclis Başkanının onayıyla, her partiden teamüllere göre belirlenecek sayıda milletvekilinin yer alacağı bir tür “süreç takip komisyonu” öneriliyor. Gelişmeler konusunda hem TBMM’nin hem de kamuoyunun belirli aralıklarla bilgilendirilmesi görevi verilmesi, şeffaflık eleştirilerini kısmen karşılayabilecek ve sürecin toplumsallaşmasına katkı sunabilecek bir öneri olarak öne çıkıyor.
Üçüncü mekanizma “Tasfiye ve Düzenleme Sürecini Yönlendirme ve Millî Birlik Komisyonu”. Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında; Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Millî İstihbarat Başkanlığı’ndan oluşacak bu yapı, süreci hem yürütecek hem de kamuoyunu bilgilendirecek.
Bu mekanizma önerilerinin kapsamı, içeriği ve bileşimi özetle şu anlayışı yansıtıyor: “Sorunu devlet çözer. Süreci devlet yönetir. Muhataplığı devlet tanımlar. Siyasallaşmayı devlet kontrol eder.”
“Terörle Mücadele Devlet Koordinasyon Merkezi”nin ihtiyaç duyulan kişileri görevlendirerek topluma süreci anlatması ve sürece dair bilginin tek elden yürütülmesi önerisi ise, 2013-2015 çözüm sürecindeki Akil İnsanlar Heyeti çalışmalarının devamı niteliğinde; sürecin kontrollü biçimde toplumsallaştırılmasını hedefleyen bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.
Devlet Bahçeli, bir taraftan MHP ideolojisini kontrollü güvenlik bürokrasisi dili kullanan devlet merkezli milliyetçi bir çözüm modeline doğru dönüştürmeyi de amaçlıyor.
Bahçeli’nin Çizdiği “Türkiye’ye Özgü Çözüm Modeli”
Keza PKK’nin silah bırakması ve tasfiyesi eksenli süreç söylemini; devletin beka söyleminden toplumsal mutabakata, tasfiyeden demokratik, siyasal ve ekonomik reformların gerekliliğine doğru bir adım ileri taşıyan ifadeler kullanarak, bugüne kadarki “Terörsüz Türkiye” sloganını da kısmen yalnızca bir güvenlik sloganı olmaktan çıkarıyor. İç cepheyi güçlendirme politikasının yerini toplumsal uzlaşmayı geliştirilme aldı.
Özetle Bahçeli; silahın tamamen devreden çıkmasını, Kürt siyasetinin meşrulaşmasını ancak etnik ayrılıkçılık ekseninden uzaklaşmasını istiyor. Bu nedenle “siyasallaşma”, silahlı ya da silahsız Kürt siyasal güçlerinin kontrollü dönüşümünü ve etnik kimlik merkezli olmayan siyasal varoluşlarını ifade ediyor.
Bu çerçevede devletin, Öcalan’ın etkisini kontrollü biçimde kullanmaya ya da değerlendirmeye yönelmesi çağrısı yapılmış durumda. Kürt mücadelesinin ulaştığı boyut, bölgesel gelişmeler ve iç dinamiklerin zayıf düzeyi dikkate alındığında, bu öneriler başlangıç için bir yol haritası olarak —çok sayıda handikap ve sorun barındırsa da— tartışılmaya fazlasıyla değer görünüyor. Türkiye’ye özgü bir çözüm modeli geliştirmek mümkün olabilir.
Bunun öncesinde iki durumun netleşmesi gerekiyor. İlki, Bahçeli tarafından iktidar partisinin önüne bırakılan süreç topuna nasıl müdahale edileceğidir. Yeni sürecin yol haritası iktidarın Önünde. Bu nasıl ve zaman kimle netleştirecek beli değil.
İkincisi ise, Devlet Bahçeli’nin bu riskli ve zorlu süreçte ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyaset sahasının dışına itilmesine yönelik olası senaryolara karşı caydırıcı bir rol üstlenmemesinin, sürecin ihtiyaç duyduğu toplumsal mutabakatı zorlaştırabilecek olmasıdır.
Böyle bir siyasal gerilimin yüksek olduğu toplumsal atmosferde sürecin daha kırılgan hâle gelmesinin nasıl önüne geçileceği ise hâlâ yanıt yok. Bu durum, ne hafife alınabilecek bir sorun, ne de tali bir sorun. Ülkenin esaslı bir sorunu.