Süreç konusunda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli el yükseltmeye devam ediyor. Zararı yok ama toplumda ne işe yaradığı ve ne yapmaya çalıştığı 19 aydır tartışılmaya devam ediyor.
PKK lideri Abdullah Öcalan Meclis’e gelsin, örgüte koşulsuz silah bırakma ve fesih çağrısı yapsın; PKK kongresini Malazgirt’te toplasın; umut hakkı yasası, infaz yasası değişikliği; “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir, Öcalan’ın statüsü netleştirilmeli” gibi çağrılar yaptı.
Bahçeli’nin kamuoyu önünde yaptığı açıklamaların ve çağrıların hiçbiri, iktidar partisi adına tek karar verici Cumhurbaşkanı ve AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan karşısında bir karşılık bulmadı. Ama Kürt kitlesi daha temkinli olsa da siyasetçilerin de ciddi beklentiye yol açıyor.
Rivayetler muhtelif: Bir teze göre süreç, Cumhur İttifakı partileri MHP-AK Parti liderleri arasında uyumlu rol paylaşımıyla birlikte yürütülüyor.
Diğer teze göre ise iki lider arasında sürece yaklaşım konusunda oldukça farklılık olmasına rağmen süreç, Cumhur İttifakı’nda kopuşa yol açmadan yürütülmeye çalışılıyor.
Bahçeli, salı günü partisinin grup toplantısında Öcalan’ın statüsünün belirlenmesine ilişkin yeni bir çağrı daha yaptı: Öcalan’ın statüsünün “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak tanımlanmasını önerdi.
Bu öneri de diğerleri gibi kritik bir zamanda ortaya atıldı. Süreç tıkandı mı, durdu mu tartışmalarının yoğunlaştığı ve iktidarın topluma sürece dair ciddi beklenti yorgunluğu yaşattığı bir anda yapıldı.
TBMM Milli Birlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu’nun 18 Şubat’ta çıkardığı raporda yer alan 6’ncı ve 7’nci maddeler kapsamında ivedilikle yapılması gereken yasal düzenlemeler konusunda iki aydan fazla bir zamandır bilinen hiçbir gelişme olmadığı bir zamanda yapıldı.
Bu yazı yazıldığında henüz iktidar partisi cenahından hiç kimse görüş beyan etmiş değildir.
İktidar partisi, Bahçeli veya MHP ileri gelenlerinin bunun gibi kritik konulardaki çağrılarına kamuoyunda açık cevap verdiği veya tartışma yaptığı daha görülmüş değil.
Sürecin ilk döneminde umut hakkı konusunda ısrarlı çağrılara rağmen öneri, TBMM’nin süreç komisyonu raporunda bile yer almadı. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu türden önerileri iktidar partisi tarafından “havada” bırakılıyor.
Bu kez başka şeylerin olma olasılığı oldukça yüksek. Bahçeli, bu kez süreçle ilgili iki haftalık suskunluğunu bozarak konuştu. İki parti arasında görüş ve yaklaşım farklılıkları telafisini zorlayan bir yoldan ilerliyor.
Bahçeli’nin aynı gün CHP’nin butlan davasıyla ilgili soruya verdiği “CHP karıştırılmamalıdır, parçalanmamalıdır” yanıtı, ilk kez bu netlikte bir tutum olmanın yanı sıra iktidar partisine de bu anlamda mesaj içerdiği çok açıktır.
Öcalan’ın statüsü tartışmaları, Kandil’in mesajları
Aynı gün Kandil’de PKK’nın fesih kongresinin birinci yıl dönümü vesilesiyle KCK Yürütme Konseyi yöneticileri olarak bilinen Mustafa Karasu ve Sozdar Avesta, “Apocu Hareketin Yöneticileri” sıfatlarıyla basın toplantısı düzenlediler.
Konuşmalarında silahlı mücadele döneminin kapandığını ve PKK’nın feshedildiğini güçlü bir biçimde bir kez daha vurguladıktan sonra, sürecin ilerlemesini sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılmamasını ve Abdullah Öcalan’ın statüsünün hâlâ iktidar açısından netleştirilmemiş olmasını eleştirdiler.
Bu açıklamada da bir kez daha Öcalan’ın çağrısına tereddütsüz uyulduğu ve bundan sonra da uyulacağı duyuruldu.
Bu meselenin, iktidar çevresinin topluma empoze etmeye çalıştığı gibi Kandil’deki mağaraların boşaltılması, silahların tesliminin tespiti, teyidi ve ilanı meselesinden daha çok; silah bırakanların durumunun ne olacağı gibi esas büyük sorunda düğümlendiği çok açık. Bu artık iktidarın gizlenemez sorunudur.
Açıklamadan Kandil’deki PKK’lıların, “Biz silahları bıraktık, örgütü feshettik, şimdi önderliğimiz bize ne yapmamız gerektiğini söylesin, yapalım” dedikleri anlaşılıyor.
Öcalan, “Ben silahlı mücadele dönemini kapattım. Kandil’i boşaltmam ve Kürtlerin demokratik siyaset alanında kimlikleriyle var olabilmelerinin, sözlerini söyleyebilmelerinin önünü açın, hukukunu belirleyin” diyor. Bu doğrultuda çok sayıda yaklaşım sergilediği artık biliniyor.
Dikkat edilirse demokratikleşme, hukukun her alanda işletilmesi veya Kürtlerin temel hakları gibi konular, Kandil’in boşaltılması için öne sürülen öncelikli konular değil. Silahı tetiğinden çekenler, silahı yaşamından çıkarma kararı verenler “silah bırakanlar ne olacak?” sorusunu soruyor.
İktidar çevresinin “teslim olma” anlamına gelen yaklaşımları ve “tespit, teyit ve ilan” üçlemesinin gerçekleşebilir bir proje olduğunun kabul edilmesinin zamanı geldi çattı.
İktidar, işin doğasına aykırı planlardan, bölgenin realitesiyle barışık olmayan beklentilerden ve seçim hesaplarını merkez alan oyalamadan vazgeçmeli; sürecin ilerlemesinin önünü açmalıdır. On dokuz aydır toplumun fazlasıyla yoruldu.
. Bu noktada MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısı ve aynı gün CHP lideri Özgür Özel’in “Terörsüz Türkiye meselesi bir rekabet alanı değildir. Bir muhalefet alanı olarak da görmüyoruz. CHP olarak hem barışı hem demokrasiyi savunan, hem de PKK’yı silahsızlaştırıp içerideki sorunu bitiren; bütün Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde barış içinde yaşamaları için düşüncelerimizi teyit edip altına bir kere daha imza atıyoruz.” taahhüdü, iktidar için tarihsel bir uyarıdır.
İktidar partisinin bu konuda gönülsüz olduğu çok açık. Ancak bu gönülsüzlük, üzerine oturduğu ağaç dalını kesmeye dönüşme riski taşıyor. Ve Türkiye’nin büyük fırsatlar kaçırmasına yol açıyor. Silah bırakma ve örgütü feshetme kararı verenlerin “ne olacağı” sorusu bugün en kritik sorudur.
Daha demokratik ve özgür bir ülke kurmaktan korkanların, bu kişilere herkes gibi bir yaşamı taahhüt etmekten dahi imtina etmeleri veya çekinmeleri; silahlı ya da silahsız siyasi çatışmanın toplumsal yaşamda risk oluşturmasının önüne geçemez.
MHP liderinin Türklüğü ihya etme, Türk devletinin varoluş zeminini mükemmelleştirme gayesi ile Erdoğan’ın bir kez daha seçim kazanma arzusu çatışıyor.
Bu noktada, silahın devreden çıkarılmasının siyaset zemininin genişletilmesi için yaratacağı fırsatın kıymeti tam anlaşılabilmiş olmadığından demokratik muhalefet üzerindeki ölü toprağı 19 aydır atabilmiş değil.