Ermenistan seçimleri üzerine devrimci marksist perspektifler

Ermenistan halkı şovenist gürültüye kulak tıkadı ve Paşinyan şahsında, bedeli ne olursa olsun barışa oy verdi.

7 Haziran 2026’da yapılan Ermenistan seçimlerinin sonucunda Nikol Paşinyan liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi yüzde 49,7 oy alarak açık ara seçimleri kazandı. Oligarşiyi temsil eden milyarder Samvel Karapetyan’ın başını çektiği Güçlü Ermenistan İttifakı yüzde 23, 27 oy, yine Ermenistan’daki oligarşinin temsilcilerinden olan ve militarist söylemlerle ön plana çıkan eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın başını çektiği Ermenistan İttifakı ise yüzde 9,9 oy alarak seçimi tamamladı. Peki II. Karabağ Savaşı’nda oluşan yenilginin ardından Nikol Paşinyan’ın yeniden açık ara seçimleri kazanmasının sebepleri nedir? Savaşın sınıfsallığını gözler önüne seren bu seçim tablosu bize ne anlatmaktadır? Bu yazıda bunu işleyeceğiz.

Hangi parti ne vaat etti?

Ermenistan seçimlerinde II. Karabağ Savaşı’nın etkileri çok büyük. Nikol Paşinyan bu savaşın ardından normalleşme, sınırların açılması, AB, Türkiye ve Azerbaycan’la yakınlaşma gibi söylem ve vaatlerde bulunmuş, bu gerginliğin kimseye faydası olmadığının altını çizmişti. Ayrıca Rusya’yla ilişkiler gerilemiş ve ekonomik alternatifler aranmaya başlamıştı. Bununla birlikte Ermenistan’ı savaşa sürükleyen oligarşinin temsilcileri olan ve Rusya’yla güçlü ilişkileri bulunun Samvel Karapetyan ve eski Cumhurbaşkanı Robert Koçeryan’ın temsil ettiği “Karabağ Klanı”nın söylemleri ve vaatleri ise rövanşizm üzerine kurulu, militarist ve şovenist çığırtkanlıklarla doluydu. Koçaryan ve ittifakının meydanlarda yankılanan “teslimiyetçi Paşinyan” ve “soykırımcı komşularla barış olmaz” çığlıkları, aslında Karabağ ve Ermeni halkının acılarına değil, sınırların açılmasıyla birlikte ellerinden kayıp gidecek savaş rantına ve oligarşik ayrıcalıklarına yakılan bir ağıttı. Ancak Ermenistan halkı bu şovenist gürültüye kulak tıkadı ve Paşinyan şahsında, bedeli ne olursa olsun barışa oy verdi.

Ermenistan halkı savaş ağalarına geçit vermeyeceğini ilan etti

Bu seçim sonuçlarıyla beraber burjuva siyasetin “savaşı kaybeden lider seçimi de kaybeder” ezberini Ermenistan halkı bozarak daha fazla kan dökülmesine karşı barış ve normalleşme istediğini herkese ilan etmiştir. Agos gazetesinin “Sivil Sözleşme Resmen Birinci Parti” haberine göre özellikle taşradaki ve kırsaldaki yoksul seçmen kan üzerine sermaye elde eden eski oligarşiye kapıyı kapatmış barıştan yana saf almıştır. Militarist ve şovenist söylemlerin yerini savaşın acı gerçekliği almıştır. Savaştan en çok etkilenen yoksul kesimler bu savaşın kendi savaşı olmadığını düşmanın dışarıda değil içeride olduğunu görmüştür. Karabağ savaşında aldığı yenilgiye rağmen Paşinyan barış ve normalleşme söylemleriyle seçimleri kazanmıştır.

I. Karabağ Savaşı ve yükselen oligarşi

Sovyetlerin çöküşü ve I. Karabağ Savaşı (1988-1994), Ermenistan’da kandan ve çözümsüzlükten beslenen “Karabağ Klanı” (Koçaryan-Sarkisyan) oligarşisini doğurdu. Türkiye ve Azerbaycan sınırlarının kapanması yoksul kitleler için abluka ve sefaletken, bu savaş ağaları için karaborsa tekelleri kurma ve kamu kaynaklarını Rus emperyalizmine peşkeş çekme aracına dönüştü.

Bu militarist kalkan, içeride sınıf mücadelesini felç etmenin kullanışlı bir ideolojik silahı oldu. İşçiler ne zaman insanca ücret ve sendikal hak talep etse, oligarşiden aynı yanıt geldi: “Sınırda düşman pusudayken grev yapmak vatana ihanettir.” “Milli birlik” yalanıyla sömürüye rıza göstermeye zorlanan işçi sınıfı baskılanırken, cepheye yoksul köylü çocukları sürüldü.

Bu “kuşatılmışlık” söyleminin arkasındaki asıl gerçek ise acımasız ekonomik yağmaydı. Örneğin, dönemin oligarkı Samvel Aleksanyan şeker piyasasının yüzde 90’ından fazlasını, diğer rejim yanlısı isimler ise un, yağ ve yakıt gibi tüm temel gıda maddelerini ve kritik sektörleri tekellerine almıştı. Fiyatları istedikleri gibi şişirerek işçi sınıfının boğazından kısan bu klik için “Karabağ’ı savunmak”, aslında kendi şeker ve yakıt tekellerini savunmaktan ibaretti. Özelleştirme rantları militarist generallerle paylaşılırken, militarizm içeride proletaryayı teslim almanın en vahşi iç yönetim biçimi olarak uygulandı.

Şahinlerle hesaplaşmak için bazen yenilmek iyidir”

Bu perspektifle Ermenistan seçimlerinin en önemli sözü Paşinyan’ın “Şahinlerle hesaplaşmak için bazen yenilmek iyidir” yaklaşımıydı. Lenin’ in I. Dünya Savaşı sırasındaki stratejisini 21. yüzyılda da hatırlamak önemlidir. Devrimci yenilgicilik I. Dünya Savaşı sırasında o ülkelerin proletaryasının savaşın ağır kayıplarını görmesi ve kendisini savaşa sürükleyen sermaye sınıfı ile hesaplaşması için büyük önem taşımaktaydı. Ekim devrimi savaş sonrası Rusya proletaryasının bu perspektifi kazanmasıyla mümkün olmuştu. Paşinyan elbette Lenin değildir, Ermenistan’ daki burjuvazisinin sözcüsüdür. Fakat bu seçim sonuçları “Şahinlerle hesaplaşmak için bazen yenilmek iyidir” yaklaşımının Ermenistan burjuvazisinin savaş karşıtı kesiminin savaş çığırtkanlığı yapan kesimiyle hesaplaşmaya girmek istediğinin, Ermenistan’daki yoksul halkın ise bu hesaplaşmaya destek verdiğinin ilanı olmuştur. Ermenistan burjuvazisinin bir kısmı savaş üzerinden elde edilen kazanca ortak olamamakta ve liberal, açık piyasanın gelmesiyle kazanç sağlamayı ummaktadır. Ermenistan halkının yoksul kesimi ise olasıdır ki savaşın ağır koşullarından bıkmış düşmanın dışarda değil içeride olduğunu farketmiş ve bu seçimlerden sonra savaş oligarklarıyla hesaplaşılmasını talep etmektedir. Lenin’in “devrimci yenilgicilik” tutumunu anımsatacak şekilde; savaşın kaybedilmesi, Ermenistan’ın kendi içindeki oligarşik ve şovenist düşmanla (şahinlerle) hesaplaşmasının önünü açmıştır.

Türkiye’ deki devrimci marksistlere düşen görevler

Ermenistan halkı kendi şahinleriyle hesaplaşırken, Türkiye’deki ve Azerbaycan’ daki devrimci sosyalistlerin görevi de Türkiye ve Azerbaycan’daki milliyetçi şahinlere karşı durmaktır. Ermenistan’la sınırın açılması ve Ermeni Soykırımı’nın tanınması için Türkiye’deki devrimci sosyalistlerin diretmesi elzemdir. Türkiye’ deki sosyalistler dünyada yükselen savaş seslerine karşı coğrafyadaki proletaryanın kardeşliğine vurgu yapmalı her türlü savaş çığırtkanlığına karşı barışın sesini yükseltmelidir. Gerek Doğu Akdeniz’de Yunanistan’la olan gerek Karabağ’da yaşanan gerekse de Kürdistan’da yaşanan gerilimlerin sermayeyle olan ilişkisini düşmanın dışarıda değil içeride olduğunu teşhir etmeli ve bulunduğu her platformda ajitasyonunu yapmalı, barışın inşaası için elinden geleni yapmalıdır. Barış ve normalleşme sadece diplomatik bir hamle değil bu coğrafyadaki işçi sınıfının kardeşliğine ve ortak mücadelesine giden yolu açacak tarihi bir fırsattır. Uluslarla barışı, burjuvaziyle savaşı inşa etmek Devrimci Marksistler için bu perspektifle bir zorunluluktur.

Kaynakça:

https://www.agos.com.tr/tr/haber/iktidar-baskenti-korudu-tasradaki-secmen-muhalefete-yakin-40886

https://www.agos.com.tr/tr/haber/ermenistan-i-simdi-ne-bekliyor-40842

https://www.agos.com.tr/tr/haber/sivil-sozlesme-resmen-birinci-parti-mureffeh-ermenistan-meclis-disi-40830

son yazıları

Nisan Tezleri: Marksizm ve hareketten öğrenme stratejisi
1917 Şubat Devrimi: İşçiler baskıcı çarlık rejimini nasıl devirdi?

ilginizi çekebilir

dsip gorsel
DSİP'ten dayanışma mesajı: Direnen öğretmenlerin yanındayız
WhatsApp Image 2026-06-22 at 11.33
Açlık grevindeki öğretmenlere gece saldırısı: Gaz, yumruk, küfür
WhatsApp Image 2026-06-20 at 14.22
Ankara Onur Yürüyüşü tüm engelleme çabalarına rağmen yapıldı