TTB ve Birleşik Metal-İş’ten iklim krizine dair ortak talep: ‘Sıcakta çalışmaya karşı yasal düzenleme zorunluluktur’

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Birleşik Metal İşçileri Sendikası (Birleşik Metal-İş), işçilerin sağlığını ve yaşamını tehdit eden yüksek sıcaklıklarda çalışmaya karşı yasal düzenleme yapılması talebiyle 4 Ağustos’ta bir basın toplantısı düzenledi.

Birleşik Metal-İş Genel Merkezi’nde yapılan toplantıda okunan basın açıklamasının tam metin şöyle:

“Sıcakta Çalışmaya Karşı Yasal Düzenleme Artık Bir Zorunluluktur

İklim krizinin etkisiyle her yıl daha uzun süren ve daha şiddetli seyreden sıcak hava dalgaları çalışma yaşamını doğrudan etkiliyor. Yaz aylarında giderek artan mesleki ısı stresi, milyonlarca işçi için yalnızca mevsimsel bir zorluk olmaktan çıkmış, yaşamı tehdit eden bir çalışma koşuluna dönüşmüştür.

Risk açık alanlarla sınırlı değildir. Açık alanda çalışanların yanı sıra yeterli iklimlendirme ve havalandırma sistemi bulunmayan fabrika, atölye, ofis, depo ve diğer kapalı alanlarda, yeraltı işyerlerinde veya üretim sürecinin yüksek ısı açığa çıkardığı işlerde çalışan işçiler, aşırı sıcakların en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Yüksek sıcaklıklar yalnızca çalışma koşullarını ağırlaştırmamakta, aynı zamanda iş kazaları ve meslek hastalıkları riskini de artırmaktadır. Isı bitkinliği, sıcak çarpması, sıvı ve elektrolit kaybı ile kalp-damar ve beyin-damar sistemi üzerinde oluşan yük kısa sürede ölümcül sonuçlara yol açabilirken, uzun süre yüksek sıcaklığa maruz kalmak kronik hastalıkların gelişme riskini de artırmaktadır.

Halk sağlığı ve işyeri hekimliği açısından değerlendirildiğinde, yüksek sıcaklık ile nemin birlikte artması vücudun ısı düzenleme mekanizmasını (termoregülasyonu) bozabilmektedir. Bu durum yalnızca sıcak çarpması gibi akut tablolara değil, uzun dönemde ısı stresiyle ilişkilendirilen kronik böbrek hastalıklarına, örneğin Mezoamerikan nefropatisine, kalp-damar hastalıklarına ve gebelerde erken doğum riskinde artışa da yol açabilmektedir. Artan ısı stresi, dikkat ve konsantrasyonu azaltarak iş kazalarının önemli belirleyicilerinden biri haline gelmektedir.

Aşırı sıcaklar dikkat dağınıklığı, yorgunluk, bozulan uyku düzeni, stres ve tükenmişlik gibi psikososyal riskleri de büyütmekte, çalışanların güvenliğini daha fazla tehdit etmektedir.

Gece sıcaklıklarının yeterince düşmemesi ise çalışanların fizyolojik olarak kendilerini yenilemesini zorlaştırmakta, bir önceki günün ısıl yükünün ertesi güne taşınmasına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle art arda yaşanan sıcak hava dalgalarında mesleki ısı stresini daha da ağırlaştırmaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2024 yılında yayımladığı “Değişen İklimde İşyerlerinde Güvenlik ve Sağlığın Sağlanması” başlıklı küresel rapora göre, dünya genelindeki 3,4 milyar kişilik iş gücünün yaklaşık yüzde 70’i, yani 2,4 milyar çalışan, aşırı sıcaklara maruz kalmaktadır. Raporda, aşırı sıcaklar nedeniyle her yıl yaklaşık 19 bin işçinin yaşamını yitirdiği ve yaklaşık 23 milyon iş kazasına bağlı yaralanmanın meydana geldiği belirtilmektedir. Ayrıca iklim değişikliğine bağlı mesleki risklerin çalışanları kanser, kalp-damar hastalıkları, böbrek işlev bozuklukları ve çeşitli fiziksel yaralanmalar gibi ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bıraktığı vurgulanmaktadır.

İklim krizinin çalışma yaşamı üzerindeki etkileri artık görmezden gelinemez. İşçilerin sağlık ve güvenliğini koruyacak etkili ve bağlayıcı önlemler acilen hayata geçirilmelidir.

Tablo Ortada

Her yaz aynı manzarayla karşı karşıya kalıyoruz. İklimlendirmesi olmayan metal fabrikalarında, makinelerin ve fırınların etkisiyle sıcaklığın 40-45 dereceye ulaşabildiği atölyelerde işçiler çalıştırılıyor. Haddehanelerde, dökümhanelerde ve ergitme tesislerinde çalışan işçiler yüksek radyant ısıya maruz kalıyor. İnşaat işçileri kavurucu güneş altında iskelelerde, belediyelerin park ve bahçe işçileri günün en sıcak saatlerinde kızgın asfaltın üzerinde ve çevresinde budama, sulama ve temizlik yapmak zorunda bırakılıyor. Kuryeler, posta dağıtıcıları, tarım işçileri ve daha birçok emekçi aşırı sıcak altında çalışmaya devam ediyor.

Bu tablo, işçilerin sağlığının ve yaşamının hiçe sayıldığını açıkça göstermektedir.

İklim krizinin etkisiyle artan aşırı sıcaklıklar yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın birçok ülkesinde çalışma yaşamının en önemli gündemlerinden biri haline gelmiştir. Özellikle Avrupa’da sıcak hava dalgaları nedeniyle yaşanan işçi ölümleri ve sağlık sorunları sendikaları harekete geçirmiş, birçok ülkede aşırı sıcaklarda çalışmaya ilişkin özel yasal düzenlemeler talep edilmeye başlanmıştır.

Konfederasyonumuzun üyesi olduğu Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC), Avrupa Birliği’nde sıcakta çalışmaya ilişkin bağlayıcı bir direktif hazırlanması amacıyla kapsamlı bir kampanya yürütmektedir. ETUC’un verileri, AB ülkelerinde sıcaklığa bağlı işyeri ölümlerinin 2000 yılından bu yana yüzde 42 oranında arttığını göstermektedir. Türkiye’de ise sıcaklığa bağlı iş kazaları ve ölümlere ilişkin sağlıklı ve düzenli resmî veriler bulunmamaktadır.

Öte yandan güvencesiz koşullarda istihdam edilen işçiler, göçmen işçiler ve mevsimlik tarım işçileri, gerekli koruyucu önlemlere ve eğitimlere sınırlı erişimleri nedeniyle aşırı sıcakların etkilerine karşı çok daha savunmasız durumdadır. Geçici, kayıtdışı ve güvencesiz istihdam biçimleri, bu işçilerin maruz kaldığı riskleri daha da artırmaktadır.

Mevcut Mevzuat Yetersiz

Türkiye’de işçileri mesleki ısı stresine karşı koruyan, somut ve bağlayıcı üst sınırlar getiren özel bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Belirli bir ısı maruziyeti sınırının aşılması halinde çalışmanın durdurulmasını zorunlu kılan, aşırı sıcaklara özgü bir mevzuat hükmü de mevcut değildir.

Her ne kadar 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlere çalışanları sağlık ve güvenlik risklerinden koruma yükümlülüğü yüklese de aşırı sıcak koşullarına ilişkin azami ısı maruziyeti sınırları, ölçüm yöntemleri, alınması gereken önlemler ve çalışmanın hangi koşullarda, nasıl durdurulacağı açık biçimde tanımlanmamıştır.

Bu yasal boşluk, işyerlerinde sıcaklık ölçümlerinin ve denetimlerin etkin biçimde yapılmamasıyla daha da derinleşmektedir. Yeterli iklimlendirme ve havalandırma altyapısına sahip olmayan ya da bu sistemlerin hiç bulunmadığı işyerlerinde üretim, gerekli önlemler alınmadan sürdürülebilmektedir.

Gölgelik alanların ve serinleme noktalarının oluşturulması, yeterli içme suyu ve uygun sıvı desteğinin sağlanması, ısı kaynaklarının yalıtılması, etkili iklimlendirme ve havalandırma sistemlerinin kurulması ile zorunlu dinlenme molaları gibi temel koruyucu önlemler, aşırı sıcaklar bakımından somut ve denetlenebilir yasal yükümlülükler haline getirilmemiştir.

Mevzuattaki bu eksiklik uygulamada işverenden çok işçiyi cezalandıran bir tablo ortaya çıkarmaktadır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda düzenlenen “çalışmaktan kaçınma hakkı”nın usul şartlarına bağlı olması ve aşırı sıcak koşullarını açık biçimde kapsayıp kapsamadığının belirsizliği, bu hakkın fiilen kullanılmasını güçleştirmektedir.

Aşırı sıcak koşulları, işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından “ciddi ve yakın tehlike” olarak açık biçimde tanımlanmalı; çalışanların bu durumlarda çalışmaktan kaçınma hakkını ücretlerinde ve diğer haklarında herhangi bir kayıp yaşamadan kullanabilmeleri yasal güvence altına alınmalıdır.

Mevcut belirsizlik nedeniyle aşırı sıcak altında çalışmayı reddeden işçiler ücret kaybı, disiplin yaptırımı veya işini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Sonuç olarak işçiler, sağlıklarını ve yaşamlarını tehlikeye atan koşullarda çalışmaya zorlanmaktadır.

TTB ve Birleşik Metal-İş’in talepleri

“Hükümeti ve ilgili kamu kurumlarını aşağıdaki düzenlemeleri ivedilikle hayata geçirmeye çağırıyoruz:

  1. İşkollarının, yapılan işin ve çalışma ortamının özellikleri dikkate alınarak bilimsel ölçütlere dayalı azami ısı maruziyeti sınırları belirlenmelidir. Bu sınırlar tek başına hava sıcaklığına göre değil; hava sıcaklığı, nem ve radyant ısıyı birlikte değerlendiren, başta WBGT (Islak Hazne Küre Sıcaklığı) olmak üzere uluslararası kabul görmüş göstergeler esas alınarak yasa ve yönetmeliklerle açık biçimde düzenlenmelidir. İşin fiziksel yükü, maruziyet süresi ve kullanılan koruyucu giysiler de değerlendirmeye katılmalıdır. Tüm farklı çalışma ortamları için uygun azami sınırlar; işçi sendikaları, ilgili meslek örgütleri ve bilim alanlarının doğrudan katılımıyla ayrı ayrı belirlenmelidir.
  2. Belirlenen sınırların aşılması veya aşırı sıcakların ciddi ve yakın tehlike oluşturması halinde çalışmalar durdurulmalıdır. İşçilerin çalışmaktan kaçınma hakkını ücretlerinde ve diğer haklarında herhangi bir kayıp yaşamadan kullanabilmeleri, iş güvencelerinin korunması ve bu nedenle herhangi bir yaptırıma uğramamaları yasal güvence altına alınmalıdır.
  3. İşverenlere; gölgelik alanlar ve serinleme noktaları oluşturma, ücretsiz ve kolay erişilebilir içme suyu ile gerektiğinde uygun sıvı desteği sağlama, ısı kaynaklarını yalıtma, uygun iklimlendirme ve havalandırma sistemlerini kurma yükümlülüğü getirilmelidir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi düzenli olarak denetlenmeli, ihlaller karşısında etkili ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
  4. Aşırı sıcak dönemlerde çalışma süreleri ve saatleri yeniden düzenlenmeli; günün en sıcak saatlerinde çalışma sınırlandırılmalı, zorunlu dinlenme ve serinleme molaları artırılmalıdır. İşin niteliğine ve ölçülen ısı yüküne göre çalışma-dinlenme programlarının uygulanması zorunlu hale getirilmelidir.
  5. Isı stresine ilişkin bütün yasal düzenlemelerin hazırlanması, uygulanması, denetlenmesi ve güncellenmesi süreçlerine işçi sendikaları, ilgili meslek odaları ve bilimsel kuruluşların etkin ve doğrudan katılımı sağlanmalıdır.
  6. İşyerlerinde yürütülen risk değerlendirmeleri, ısı maruziyetinin farklı işçi grupları üzerindeki etkilerini kapsayacak biçimde hazırlanmalıdır. Değerlendirmeler toplumsal cinsiyet perspektifini içermeli; açık alanda çalışanlar, hamile veya menopoz dönemindeki çalışanlar, ileri yaştaki çalışanlar, kronik hastalığı bulunanlar, göçmen ve mevsimlik işçiler ile kayıt dışı ve güvencesiz çalışanların karşı karşıya olduğu özgül riskleri dikkate almalıdır.
  7. Her işyerinde ve çalışma ortamında uygulanacak azami ısı maruziyeti sınırlarının aşılması halinde hangi önlemlerin, hangi sırayla ve kimler tarafından uygulanacağı; çalışmanın hangi koşullarda durdurulacağı ve yeniden başlatılacağı önceden belirlenmelidir. Sıcak hava dalgaları ve diğer aşırı hava olaylarına yönelik işyerine özgü ısı yönetimi planları hazırlanmalı, uygulanmalı ve düzenli olarak güncellenmelidir.
  8. Isı stresinin işçilerin sağlığı, güvenliği ve çalışma yaşamı üzerindeki etkilerine ilişkin veri toplama mekanizmaları oluşturulmalı; bilimsel araştırmalar desteklenmeli ve elde edilen veriler düzenli, şeffaf ve erişilebilir biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
  9. İşyeri sağlık birimleri ve revirler, aşırı sıcakların neden olduğu akut sağlık sorunlarını erken tanıyabilecek ve bunlara uygun biçimde müdahale edebilecek personel, ekipman ve acil müdahale protokolleriyle güçlendirilmelidir.
  10. Yüksek sıcaklıklara sürekli veya tekrarlayan biçimde maruz kalan işçilerin, maruziyetin niteliğine göre daha sık olmak üzere en geç altı ayda bir düzenli sağlık gözetimleri yapılmalıdır. Bu işçilerin kalp-damar, beyin-damar, solunum ve böbrek hastalıkları ile sıvı-elektrolit dengesi yönünden izlenmeleri sağlanmalıdır.”

son yazıları

Çerçeve yasa bir başlangıçtır: Aralanan kapıyı birlikte zorlayalım, barışı büyütelim!
Çerçeveyi genişletecek olan Kürt halkına verilecek destektir
Katliam yasası 2. yıldönümünde bir kez daha protesto edildi: “Yaşatan yasa istiyoruz!”

ilginizi çekebilir

dsip gorsel
Çerçeve yasa bir başlangıçtır: Aralanan kapıyı birlikte zorlayalım, barışı büyütelim!
dsip-1mayiskurthalkinaozgurluk
Çerçeveyi genişletecek olan Kürt halkına verilecek destektir
WhatsApp Image 2026-08-02 at 20.01
Katliam yasası 2. yıldönümünde bir kez daha protesto edildi: “Yaşatan yasa istiyoruz!”