Önlük, haklar ve örgütlü mücadele

Sendikaların önlük uygulamasına karşı çıkması ve serbest kılık kıyafet konusunda eylem kararları alması, öğretmenlerin sahip çıkmasıyla anlam kazanıyor.

Bugün öğretmenlerin gündeminde önlük var. Önlük giyilecek mi; öğretmenin kılık kıyafeti nasıl düzenlenecek, uymayan öğretmen hakkında ne yapılacak?

Elbette bunlar önemli tartışmalar. Ancak meselenin bir kıyafet düzenlemesinden ibaret olmadığını düşünüyorum. Asıl mesele, öğretmenin kendi çalışma koşulları üzerinde ne kadar söz sahibi olduğudur.

Çünkü öğretmenin çalışma yaşamı önlükten daha büyük bir alanı kapsıyor. Okullarda güvenlik sorunları, artan iş yükü, angarya işler, mobbing, liyakatsiz yöneticiler, ekonomik kayıplar ve daralan mesleki özerklik gibi pek çok sorun yaşanıyor.

Bütün bunlar karşısında öğretmenin önünde iki yol var: Ya sorunlarını bireysel olarak çözmeye çalışacak ya da ortak sorunların ortak bir güç gerektirdiğini kabul ederek örgütlenecek. Farklı sendikalarda örgütlenen, iş yeri temsilcileri ve aktif sendikalı öğretmenlerin birlikte mücadele etmenin yollarını araması da önemli. İş yerlerinde ortak sorunlarımız etrafında birlikte hareket etmek, hem mücadelemizi güçlendirecek hem de birbirimize güven verecektir.

Öğretmen yalnız değildir

Önceden geleneksel devlet memurluğu anlayışında yukarıdan gelen kararın tartışılmadan uygulanması doğal kabul edilirdi. “Yönetici böyle uygun gördü”, “Bakanlık böyle istiyor”, “Herkes yapıyor” gibi cümleler itirazın önünü keserdi. Ancak bu anlayış, sendikaların hukuki ve demokratik yollarla müdahil olmasıyla değişmeye başladı. Örgütlenme, bireysel rahatsızlığı ortak talebe dönüştürüyor. KESK ve Eğitim Sen’in mücadelesi bunun örnekleriyle dolu. Devletin memuru sendikalı olamaz anlayışından günümüze gelindi. Türkiye’de eğitim-öğretim ve bilim hizmetleri işkolunda yaklaşık 1,32 milyon kişi çalışıyor, 1 milyon kişi sendikalı, 323.389 kişi ise sendikasız. Sendikalı oran yüzde 75.

Bugünkü önlük tartışmasının önemli bir tarafı da burada

Sendikaların önlük uygulamasına karşı çıkması ve serbest kılık kıyafet konusunda eylem kararları alması, öğretmenlerin sahip çıkmasıyla anlam kazanıyor.

Bugün birçok okulda öğretmenler toplantılarda önlük genelgesine karşı çıkarak, sendikalı öğretmenlerin genelgeye şerh koymasıyla, üyesi oldukları sendikaların almış olduğu serbest kılık kıyafet kararlarını uygulamaya devam ediyor. Bunun kendisi, belki de önlük tartışmasından daha önemli bir deneyime işaret ediyor: Öğretmenlerin sorunlarını bireysel olarak değil, sendikalarını arkalarına alarak örgütlü bir zeminde çözmeye çalışmaları, bugünün çalışma koşullarında son derece kıymetli bir duruş.

Burada mesele önlük giymemek değil. Bir öğretmenin “Ben buna katılmıyorum” demesinden, “Biz bu konuda ortak bir karar aldık ve bu kararın arkasındayız” noktasına geçilmesi. Asıl değerli olan bu. Çünkü örgütlenme, bireysel kaygının ortak iradeye dönüşmesidir.

Bu deneyim önlükle sınırlı kalmamalı

Bugün önlük konusunda birlikte hareket eden öğretmenler, yarın başka bir konuda da aynı dayanışmayı gösterebilir.

Örneğin asli görev dışında işler yükleniyorsa, “Bu benim görevim değil” demenin bireysel itiraz olarak kalmaması gerekir. Mobbing yaşanıyorsa, bunun “idareyle kişisel sorun” görülmemesi gerekir. Bir öğretmenin güvenliği tehdit altındaysa, mesele onun başına gelen olay olarak bırakılmamalıdır.

Örneğin öğretmene sürekli olarak asli görevi dışında işler yükleniyorsa…

“Bu benim görevim değil” demenin yalnızca bireysel bir itiraz olarak kalmaması gerekir.

Mobbing yaşanıyorsa, bunun “idareyle kişisel sorun” olarak görülmemesi gerekir.

Okulda bir öğretmenin güvenliği tehdit altındaysa, mesele yalnızca onun başına gelen olay olarak bırakılmamalıdır.

Maaşlar yetersizse, “Benim geçimim zor” demek önemlidir; fakat milyonlarca kamu emekçisinin yaşadığı ortak sorunu bireysel şikâyet olmaktan çıkarıp ortak talebe dönüştürmek daha güçlüdür. Sorunu kişisel olmaktan çıkarıp ortaklaştırmak.

Haklar kendiliğinden oluşmuyor

Çalışma yaşamındaki pek çok hakkın bugün bize doğal gelmesinin nedeni, geçmişte çalışanların bunlar için mücadele etmiş olmasıdır. Kadın öğretmenler pantolon giyinme hakkı için eylemler yapmış, haklarında soruşturmalar başlatılmıştı. Dönemin başbakanı Ecevit “pantolonun neden sorun olduğunu anlamış değilim” demişti. Eğitim Sen’li kadın öğretmenlerin kararlılığıyla kılık kıyafet yönetmeliği değişmiş, pantolon hakkı kazanılmıştı. Grev ve toplu sözleşme hakkı için mücadele devam etse de çalışma süreleri, ücret artışları, iş güvenliği, izinler ve daha birçok hak kendiliğinden ortaya çıkmadı.

Geçen eğitim-öğretim döneminde şiddete karşı yapılan grevlerde sendikasız öğretmenlerin de katılım isteklerini hatırlamak gerek. Bugün de aynı isteğin önlük giymemeye karşı olduğunu görüyoruz. Hatta önlük dayatmasıyla, son hafta içerisinde önlük giymemek ve sendika kararlarıyla hareket etmek isteyen öğretmenlerin sendikalara üye oluşuna tanık oluyoruz. Aynı güvenlik sorununun da olduğu gibi. Çünkü örgütsüzlüğün alternatifi özgürlük değil; çoğu zaman yalnızlık ve tükenmişlik oluyor.

Önlükten daha büyük bir mesele

Sendika yönetimlerinin de üzerinde durması gereken yer burası olmalı. İş yerleriyle bağını güçlendirmesi, çalışanların taleplerini yakından dinlemesi ve çözüm için gerekli hukuki, demokratik ve örgütsel mücadele araçlarını birlikte işletmesi, sendikaların gücünü daha anlamlı kılacaktır. Öğretmenler artık maaşlarının yanında çalışma koşullarının da yaşamlarını belirlediğini daha açık biçimde görüyor. Bu farkındalığın örgütlü mücadeleye dönüşmesi, sendikaların iş yerlerindeki bağlarını daha da güçlendirmesine de bağlıdır.

Bugün önlük olabilir. Yarın angarya bir görev olabilir. Başka bir gün maaş olabilir. Sonra iş güvenliği, mobbing ya da mesleki özerklik… Sorunların adı değişebilir ama mesele değişmez. Haklarımızı kazanmanın yolu, yan yana gelmek ve örgütlenmekten geçiyor. Bu nedenle bugünkü dayanışmanın kalıcı bir örgütlenme deneyimine dönüşmesi büyük önem taşıyor.

Berrin Tez – Eğitim Sen üyesi bir öğretmen

son yazıları

Ekim Devriminin güncelliği: İşçi sınıfının savaş ve felaketler çağındaki rolü
Sokakta yaşayan hayvanlara yönelen nefret bir devlet politikasıdır
Patronların yapay zekâ kavgası

ilginizi çekebilir

68abe9df-53f2-45a9-9fe6-cd397a631e89
Ekim Devriminin güncelliği: İşçi sınıfının savaş ve felaketler çağındaki rolü
YAŞATAN YASA İSTİYORUZ
Sokakta yaşayan hayvanlara yönelen nefret bir devlet politikasıdır
f-ai-dangers-ai
Patronların yapay zekâ kavgası