Santa Marta konferansı hiçbir şüpheye yer bırakmıyor: İklim eylemi, gücü yabancı şirketlerin ayrıcalıklarından kurtarmayı ve onu adalete, demokrasiye ve en çok etkilenen topluluklara yönlendirmeyi gerektiriyor.
Dünya, kömür, gaz ve petrolden hızla uzaklaşmalı. Fosil yakıtlar toprağı, suyu ve havayı kirletiyor, küresel istikrarsızlığa ve enerji fiyatlarında dalgalanmaya yol açıyor, zengin ve fakir arasındaki uçurumu artırıyor ve iklimi sağlık ve hayatta kalmayı tehdit edecek şekilde değiştiriyor.
Ancak küresel ekonomik sistem, hükümetlerin halk sağlığını ve çevreyi korumasını engellediği sürece bunu başarmak zordur.
Kolombiya ve Hollanda’nın ev sahipliğinde 24-29 Nisan tarihleri arasında Kolombiya’nın Santa Marta kentinde düzenlenen Birinci Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı (First Conference on Transitioning Away from Fossil Fuels) bu çelişkiye dikkat çekti. Konferans, 57 ülkeden hükümet temsilcilerini, yerli halkları, bilim insanlarını, akademisyenleri, sivil toplum kuruluşlarını, çiftçileri, gençleri, kadınları ve işçi, sağlık ve sosyal hareketleri bir araya getirdi.
Katılımcılar, iklim krizinin çevresel bir acil durumdan çok daha öte olduğunu; mevcut ekonomi ve hukuk sistemleri altında gerilen uluslararası iş birliğinin, yoğunlaşmış özel gücü korumak yerine topluluklara ve insanlara hizmet edip edemeyeceğinin nihai sınavı olduğunu vurguladılar.
Küresel ekonominin temelini oluşturan uluslararası ticaret ve yatırım anlaşmaları, şirket çıkarlarının insanların sağlıklı bir çevreye, yaşama, suya, gıdaya ve demokratik karar alma hakkı karşısında öncelikli olmasına izin veriyor.
Santa Marta konferansı, fosil yakıtlara bağımlılığa karşı küresel mücadelenin, küresel ekonomik adalet için çok daha uzun bir hareketin parçası olarak anlaşılması gerektiğini açıkça ortaya koydu. Resmi sömürge yönetimi ortadan kalkmış olabilir, ancak ekonomik yapılarının çoğu ticaret, finans ve hukuk yoluyla varlığını sürdürmüştür.
Yatırım anlaşmaları ve yatırımcı-devlet uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının yardımıyla, yabancı şirketlere, kârlarının (hatta spekülatif kârlarının bile) etkilendiğini düşündüklerinde kamu yararına yönelik önlemlere itiraz etme konusunda güçlü haklar tanınmıştır. Yabancı yatırımlar yoluyla mümkün kılınan madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel zararlar, yerinden edilme veya sağlık tehditleriyle karşı karşıya kalan toplulukların ise benzer bir hakkı bulunmamaktadır.
Kanada’nın da imzaladığı birkaç anlaşma dahil olmak üzere 2.500’den fazla uluslararası yatırım anlaşması, şirketlerin yerel mahkemeleri atlayarak, sınırlı şeffaflıkla ve olağan yargısal güvencelerin dışında faaliyet gösteren özel mahkemeler önünde dava açmalarına ve böylece neredeyse tüm kamu denetiminden kaçmalarına olanak tanıyor.
Bu, yabancı şirketlerin, yatırımcı ayrıcalıklarını desteklemek üzere tasarlanmış paralel ve şeffaf olmayan bir hukuk sisteminde, kârlarını engelleyebilecek iklim önlemlerine, çevre koruma tedbirlerine, yerli halkların haklarına ve kamu sağlığı kararlarına itiraz edebilecekleri anlamına gelir. Hükümetlerin kamu yararına düzenleme yapma görevleri nihayetinde ağır bassa bile, maliyetli davalar riski, politikalar yürürlüğe girmeden önce düzenleyici bir caydırıcılık yaratabilir ve iddialı eylemleri engelleyebilir.
Fosil yakıt sektörü bundan faydalananların başında gelmiştir. Dünya çapında şirketler, kömürden vazgeçme planlarına karşı çıkmış, altyapı projelerini, sondaj kısıtlamalarını ve enerji geçişini hızlandırmak, insan ve çevre haklarını korumak, iklimi ve biyoçeşitliliği muhafaza etmek için gerekli diğer çabaları iptal etmiştir. Devletler fosil yakıtlardan uzaklaşmaya kararlı olsalar da (2023 COP28 iklim zirvesinde “2030 yılına kadar tüm alanlarda eylemi hızlandırma” kararı bunun kanıtıdır), bunu yapmaları halinde cezalandırılabilecek yasal düzenlemelerle kısıtlanmaya devam etmektedirler.
Kanada, ticaret ve ikili yatırım anlaşmaları yoluyla yatırım korumalarını teşvik ederek aktif bir katılımcı olmuştur ve bu durum yurtdışındaki birçok Kanadalı madencilik şirketine fayda sağlamıştır.
Kanada hedef de olmuştur. Quebec’teki demokratik kurumlar yeni bir sıvılaştırılmış doğal gaz boru hattı ve ihracat terminalinin geliştirilmesini reddettiğinde ve ardından fosil yakıt gelişimini kısıtlayan önlemler aldığında, Amerikan şirketleri (Lone Pine Resources ve Ruby River Capital) bu kararları yatırımcı kayıpları olarak yeniden yorumlayarak tazminat talep ettiler ve Quebec hükümetine ve federal hükümetlere milyarlarca dolarlık dava açtılar.
Kanada’yı İnşa Etme Yasası (Building Canada Act) ve egemen varlık fonu (sovereign wealth fund) gibi yeni yasal gelişmeler, daha dirençli ve ileriye dönük bir ekonominin inşasına yardımcı olabilir, ancak yalnızca Kanada’nın ölümcül fosil yakıt bağımlılığına son vermeye katkıda bulunmaları şartıyla. Kamu yatırımları, yenilenebilir enerji, kamu altyapısı ve adil bir geçişin finansmanında merkezi bir rol oynayabilir ve oynamalıdır da. Ancak bu araçlar, açık kamu yararı hedefleriyle yönetilmelidir. Eğer deregülasyon, güvenceleri zayıflatırsa veya kamu fonları fosil yakıtlara bağımlılığı uzatmak için kullanılırsa, sistemi dönüştürmüş olmayız, aksine uzatmış oluruz.
Kanada iklim liderliği konusunda güvenilirlik kazanmak istiyorsa, yatırımcı-devlet anlaşmazlık çözümlerine verdiği desteği sona erdirmeli, ticaret ve yatırım kurallarını reforme etmeli, yerli halkların haklarına saygı göstermeli ve egemen varlık fonu gibi yeni kamu kurumları ve girişimlerinin statükoyu değil, geçiş sürecini desteklemesini sağlamalıdır.
Santa Marta konferansı hiçbir şüpheye yer bırakmıyor: İklim eylemi, gücü yabancı şirketlerin ayrıcalıklarından kurtarmayı ve onu adalete, demokrasiye ve en çok etkilenen topluluklara yönlendirmeyi gerektiriyor.
AIi Ekber davidsuzuki.org’dan çevirdi