Ozan Tekin

Ozan Tekin son yazıları

Ozan Tekin tüm yazıları

03.06.2020 - 06:28

Ya isyanlar olmasaydı?

George Floyd’un öldürülmesinin ardından ABD’de başlayan protestolara verilen kimi tepkiler, Türkiye hükümetinin, AKP’li yazar çizerlerin ve diğer sağcıların yalnız olmadıklarını gösterdi. Sürekli AKP’ye demokrasi ve özgürlükler dersi veren ülkelerden biri daha, ciddi bir protesto dalgasıyla karşılaştığında, kolayca AKP’nin seviyesine düşebileceğini gösterdi.

Geçtiğimiz ayın başında ellerinde silahlarla sokağa çıkma yasağı karşıtı eylemlerde sokaklarda terör estiren aşırı sağcılar ve faşistler değil, ırkçı polis terörüne tepki gösterenler vandal ilan edildi.

Üstelik sorun sadece “Antifa’yı” terör örgütü ilan etmeye hazırlanan Donald Trump değil. Liberaller, aşırı sağ, sistemin tüm destekçileri isyan etmenin (sağın deyimiyle yakıp yıkmanın) çare olmadığını, hakları elde etmenin başka meşru yolları olduğunu anlatıyorlar.

Bu argümanları hicveden çok hoş bir karikatür şuradan görülebilir.

Karikatürde, “istediğinizi elde etmenin uygun yolu” olarak tanımlanan barışçıl protestoların tarihindeki en önemli anlar şöyle sıralanmış:

1791: Haitili köleler çok kibar bir şekilde özgürleşmeyi talep ederler ve bütün o makul beyaz insanlar tarafından anında özgürleştirilirler.

1799: Fransız halkı düzgün ifadelerle kaleme alınmış bir mektupla nazikçe liberal demokrasi talep eder, XVI. Louis sevinçle kabul eder. Hep birlikte partilerler.

1969: New York’un eşcinsel topluluğu, Stonewall Inn’deki bira partisinde polis teşkilatını dostça ağırlar. Amerika’da homofobi derhal akıllardan sonsuza dek silinir.

1965: Dr. Martin Luther King Jr., Alabama Valisi George Wallace’a dostça bir golf maçı için meydan okur. King, 12. deliği yapması gerekenden bir vuruş önce tamamlar ve sistemin ırkçılığını bitirir.

Şiddetin sorumlusu eylemciler değil

Dünyayı değiştirmek için barışçıl ve kitlesel eylemler gerçekten de en iyi yoldur. Sıradan insanlar, işçiler, ezilenler, sokağa çıkıp birilerine saldırmak için yanıp tutuşmazlar. Ama bu insanların maruz kaldıkları muazzam baskı ve şiddet, bazen onları karşı koymaya iter.

Göstericilerin şiddet kullanmakla suçlandığı eylemlerden bazı sahneleri içeren bir video izledim. Beş ayrı örnekte polis genç kadın ve erkek göstericileri ani hareketlerle ittirerek onların yere veya sert cisimlerin üzerine düşmelerine yol açıyor, göstericiler düştükleri yerde kıvranıyorlar. İki sahnede polisler araçlarını onlarca göstericinin üzerine sürerek ezilme tehlikesi yaşamalarına yol açıyorlar. Bir diğer sahnede polis, atıyla bir göstericinin üzerinden geçiyor. İki ayrı durumda eylemcilere 30 cm mesafeden gaz sıkıyorlar. Bir diğerinde polis arabası kalabalığın içine gaz sıkarak dalıyor. Birinde yakın mesafeden bir gazeteciye plastik mermi sıkıyor. Birinde göstericinin bisikletini üstüne atarak ona saldırıyor. Videonun sonlarında polisler ortalarında aldıkları iki göstericiyi acımasızca copluyorlar.

Peki bütün bu olaylar kendi kendine mi meydana geldi? Hayır. Derek Chauvin adlı polis memuru, siyah bir yurttaşı gözaltına alırken dakikalarca diziyle boğazına bastırdığı, George Floyd “nefes alamıyorum” diyerek yalvardığı hâlde onun yaşamasına izin vermediği için.

Peki bu Chauvin’in ilk vakası mı? Hayır. Daha önce de başka polis arkadaşlarıyla beraber bir ölümden sorumlu tutulmuş, sonra olayın üstü örtülmüş. Hakkında pek çok soruşturma var ama bunların detaylarına ulaşılamıyor.

Peki bu şiddet, psikopat bir polis memuruna ait bir özellik mi? Hayır. Green State Üniversitesi’nin 2017 yılındaki bir araştırmasına göre, ABD’de polis yılda yaklaşık bin kişiyi öldürüyor. Buna karşın, bu cinayetlerden yargılanan polis memuru sayısı yılda ortalama 10 civarında. Ve bunların da sadece %35’i ceza alıyor.

Siyahları öfkeden deliye döndüren, bu sistematik ırkçılık, şiddet kullanımı ve cinayetler. Peki öfkeden deliye dönmelerinin sonucu ne olmuş? 6 gündür devam eden protestolarda 8 kişi hayatını kaybetti. Bunların 7’si göstericilerden. Çoğu vurularak öldürüldüler. 1700 civarı gösterici de gözaltına alındı. Katil ise isyan edenler olmasa muhtemelen hapse dahi atılmayacaktı.

Yani kısacası, ABD’deki şiddet sarmalını başlatan, hem kurumsallaşmış ırkçılık ve polis cinayetleri nedeniyle hem de gösterilere müdahaledeki acımasızlığıyla ABD devleti.

Tarihi değiştiren büyük olaylar

Ancak insanları “isyan etmemeye” çağıranlar, yalnızca şiddetin kaynağını doğru tespit edemedikleri için yanılgı içerisinde değiller. Aynı zamanda tarih bilgileri de eksik ve hatalı.

Bugün hak olarak kazanabildiğimiz ne varsa, bunları bir vakitler egemen sınıfların yine vandallık veya terörizmle ilişkilendirmeye çalıştığı kitle hareketlerine borçluyuz.

Böylesi kitlesel isyanlar olmasa demokrasiye geçemez, köleliği bitiremez, LGBTİ+ bireylerin sınırlı da olsa tanınırlığını elde edemezdik. Kadınlar oy kullanamıyor olurdu, sömürgecilik devam ederdi, çocuk emeği şimdikinden çok daha fazla sömürülürdü, işçiler fabrikalarda haftada 100 ila 102 saat çalışmak zorunda kalırdı. Saatlerden anlayacağınız gibi, inanması güç ama, eğer isyanlar olmasaydı haftasonları hakkımız dahi olmayacaktı. İsyanlar olmasa ırkçılık yasal bir şey olarak kabul ediliyor olacaktı. Bundan yüz sene önce bir siyah, hayvanat bahçesinde maymunlarla birlikte sergilendiği için intihar ediyordu. Siyahlara linçler ABD hayatının olağan bir parçasıydı. Bundan birkaç on yıl öncesine kadar siyahlar ayrı bekleme salonları kullanmak, ayrı yerlerde yemek yemek, otobüste ayrı yerlere oturmak zorundalardı. İsyanlar olmasaydı siyahlar bugün de bu koşullarda yaşayacaklardı.

Dahası, bugünkü ABD devleti dahi bir isyan sürecinin sonunda kuruldu.

Ve bu isyanların hepsi, itiraz ettikleri otoriteler tarafından benzer şekilde karalandı. 

Egemenleri yenmek

Bir tane örneği anmakla yetinelim: kadınların oy hakkı için mücadele eden Sufrajetler. 20. yüzyılın başında, şu an artık dünyanın her yerinde norm kabul edilen bir eşitlik biçimi için çetin mücadeleler verildi. Kadınlar kendilerini demiryolu raylarına bağladılar. Mitingler, yürüyüşler yaptılar. Politik toplantılara girip kadınların da var olma hakkını savundular. Karşılığında ne gördüler? Polis sokaklarda ve hapishanelerde onları acımasızca dövdü. Tutuklandılar. Açlık grevine gittiklerinde zorla yemek yedirildi. Cinsel tacizle karşılaştılar. Politik toplantılara katılma hakları hükümet tarafından resmi olarak yasaklandı. Gazeteler eylemlerine saldıran polisleri savundu, “Sufrajetler görev başındaki polisin şapkasını yamulttular” yazdı, “hiçbir şeyden memnun olmayan Sufrajetler” diye niteledi onları. Kadınlar oy hakkını alırsa çocuk bakımının ve çamaşır yıkamanın erkeğe kalacağını ima eden iğrenç anti-propaganda karikatürleri çizildi haklarında. Karşılarında bir birlik kuruldu, evet yanlış duymadınız, kadınların oy hakkı almasını engellemeyi amaçlayan bir dernek kuruldu.

Liberal hükümet bu hareketi ezmek için her yolu denedi. Ancak bütün bunların sonucunda, oy hakkı hareketinin bir kısmı daha militan taktiklere yöneldi, dükkanların camlarını kırdı, içinde kimsenin olmadığı binaları kundaklamaya başladı.

Sufrajetler’e bugünün dünyasından terörist veya vandal gözüyle bakmak mümkün değil.

Bugün Minneapolis’te isyan edenlere de böyle bakmayacağımız günler gelecek, egemen sınıfın pompaladığı ırkçılık yenilince.

ABD’deki anketlere göre, halkın çoğunluğu gösterileri destekliyor. %55 polis şiddetinin daha büyük bir sorun olduğunu düşünürken, göstericileri şiddetle suçlayanların oranı %30. Bu gösteriler hem ABD’de Trumpizmi hem tüm dünyada otoriterleşmeyi durdurmak için bütün ezilenlere moral, cesaret ve güç veriyor. Pandemi sürecinden çıkışın hangi yönde olduğuna etki edecek bu gösterilerle %100 dayanışma içerisindeyiz ve elbette hepimiz siyahız!

Ozan Tekin

[email protected]


Bültene kayıt ol