IPCC iklim değişikliği raporu: Gelecek zaten burada

06.11.2018 - 07:16

IPCC iklim değişikliği raporu, iklim krizini engellemek için 12 yılımız olduğu görüşünü manşetlere taşıdı. İngiltere'de yayımlanan aylık dergi Socialist Review'e yazan Martin Empson, krizin şimdi gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerektiğini söylüyor:

Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) yayınladığı Kasım ayındaki son rapor büyük tartışmaya neden oldu. Manşetleri belirleyen yazarlar, felaketi önlemek için 12 yılımız olduğuna dair veriyi yakalayıp kullandılar.

IPCC’nin etkiler üzerine çalışma grubunun eş başkanı Debra Roberts, benzer kıyamet dilini kullanmıştı: “Bu kumdaki sınırdır. Bizim türümüze söylediği şu: hemen şimdi harekete geçmeliyiz… Bu, iklim bilimi topluluğundan gelen en büyük çan sesidir. Ve umarım bu çağrı insanları harekete geçirecektir ve rehavet hâlinden çıkaracaktır.”

Raporun, kötüleşen çevresel durum bağlamında hazırlanmış. Bilim insanları ve çevre aktivistleri, iklim değişikliğinin dünyanın ısınmasına, aşırı hava olaylarının daha yoğun, sık ve uzun sürmesine yol açacağı konusunda her zaman uyarılarını yapmışlardı.

Geçtiğimiz iki yılda eşi benzeri görülmemiş fırtınalar, açlık, sel ve diğer krizler görüldü. Milyonlarca insan etkilendi. IPCC bunu kabul ediyor ve en çok zarar görenlerin en yoksullar olduğunu söylüyor.

"Doğal ve beşeri sistemlerde" köklü değişiklikler olmaktadır. Bazı tip aşırı hava olaylarının artması, açlığı, seli, deniz seviyesi yükselmesini ve biyoçeşitliliğin kaybını getirmektedir. Savunmasız insanlara ve popülasyonlara yönelik eşi benzeri görülmemiş risklere neden olmaktadır:

“Düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşayan insanlar en çok etkilenenler oldular.  Bazıları göçün ve yoksulluğun artmasının etkisiyle, gıda güvenliğindeki düşüşü zaten deneyimlediler. Küçük adalar, mega şehirler, kıyı kesimleri, yüksek sıra dağlar ve benzerleri en çok etkilenenlerin arasındaydı.”

2018 yazında tarihte kaydedilen en büyük ısı dalgası görüldü. Kuzey Amerika’dan İskandinavya’ya, Afrika ve Asya boyunca, sıcaklıklar rekor kırdı. İsveç’teki Kuzey Kutup Dairesi içinde orman yangınları oldu. Afrika’daki 51.30 santigrat derece ile en yüksek sıcaklık rekoru kırıldı ve yüzlerce insan hastaneye kaldırıldı ya da sıcaklıktan dolayı öldü.

En gelişmiş ekonomilerden olan Japonya bile, sıcaklığın bir sonucu olarak 30 kişinin öldüğünü, yüzlerce insanın hastanelere kaldırıldığını gördü.

İngiltere’de, 1976’nın ünlü ısı dalgası ile sık sık karşılaştırma yapıldı. Ancak olayın gerçekleştiği bağlam çok farklı. 40 yıldan beri dünya daha sıcak bir yer ve IPCC, ısı dalgalarının daha uzun ve sık olacağını belirtiyor.

Bu yüzden “felakete 12 yıl kaldı” söyleminden sakınıyorum. Zaten milyonlarca insan küresel ısınmanın doğrudan veya dolaylı etkilerinden dolayı zarar görüyor. İklim değişikliği, gelecekte gerçekleşecek bir olay değildir. Bu süreç kapitalizm fosil yakıtları kitlesel ölçekte kullanmaya başladığı zaman başladı.

Bu süreç ve okyanusların asitlenmesi, biyoçeşitliliğin kaybı gibi diğer çevresel etkileri savaş sonrası çağda hızlandı. Geçmişteki ekonomik ve politik seçimlerin sonucu olarak sıcaklıklar yükseldi.

Eğer IPCC’nin endişelendiği yıkıcı değişiklikten kaçınacaksak; başımıza dert açan politikalardan kökten kopmaya ihtiyacımız vardır.

Bana göre, bununla ilgili çelişki, IPCC’den Debra Roberts tarafından özetleniyor. IPCC’nin Twitter'ında yayınlanan kısa bir videoda, Roberts ne yapılması gerektiğini düşündüğünü şöyle anlatıyor:

“Bireyler olarak her birimiz, kullandığımız enerji tercihleri ve toprak kullanımında etkisi olan beslenme tercihleri hakkında seçim yapabiliriz. Dünyanın kentleri ile etkileşime girme yolumuzu seçtiğimiz ulaşımda değiştirebiliriz. Tüketiciler olarak endüstrinin nereye gideceğini yönetme gücüne sahibiz.”

Ancak bu ifade, basitçe iklim değişikliğinin temel nedenlerini açıklamakta başarısız kalıyor. Şirketlerin küçük bir kısmı, daha çok fosil yakıt şirketleri, emisyonların büyük çoğunluğundan sorumludur. Ve kapitalizmin ekonomik sistemi, bu yakıtlara sıkıca bağlıdır.

Bunu çok açık bir şekilde, İngiltere’de Muhafazakârların Ocak'ta duyurduğu 25 yıllık çevre planına rağmen, Heathrow Havaalanı genişletmesine yeşil ışık verilmesinde ve frackinge (ç.n. kaya gazı çıkarılması işlemi) devam edilmesinde görebiliriz.

Devlet, şiddete başvurmayan üç protestocuya, sondajı durdurmayı denedikleri için emsalsiz hükümler verdiğinde, bu çevre savaşının hangi tarafında olduğunu açıklığa kavuşturmuştur. Fosil yakıt endüstrisiyle bağları olan bir aileye sahip yargıç, protestocuların şirkete mal olduğu masrafları vurgulamıştır. Çevre üzerine olan etkisi hakkında ise çok az konuşuldu.

IPCC, raporunun politik bakışı değiştireceğini umuyor. Ancak Beyaz Saray'da bir iklim inkârcısının bulunduğu ve Avustralya’dan Brezilya’ya sağcı politikacıların çevre yanlısı politikaların işaretlerini göstermediği bir durumda, kitlesel bir harekete hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.

Kötüleşen durum ve bilimsel konsensüsün IPCC raporundaki tasviri, fosil yakıt şirketlerine meydan okuyan ve köklü değişim isteyen bir hareket inşa elde etmek için sosyalistlere ve çevrecilere bir fırsat sağlıyor. Ancak tehlikeler karşısındaki politik eylemsizlik hâli, bizim kâr tarafından yönlendirilmeyen, insanların ve gezegenin çıkarına, demokratik bir şekilde planlanarak üretim yapan bir ekonomi için mücadele etmeye ihtiyacımız olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

Martin Empson

(Çeviri: Ahmet Abacı)


SEÇTİKLERİMİZ

Bülent Somay
Status quo pro ante

Bültene kayıt ol