Kendisiyle beraber tüm dünyayı özgürleştirebilecek olan sınıf: İşçi sınıfı

Egemen fikirlerle hesaplaşan bir işçi sınıfı artık sadece bir potansiyel enerji değildir, Marx’ın sözleriyle ‘kendinde sınıf’tan, ‘kendi için sınıf’a dönüşmektedir. 

Sınıflı toplumların tarihi kapitalizmden çok öncesine dayanıyor. Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto’nun girişinde “bugüne kadarki bütün toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir” derken tam da buna işaret ediyorlardı. Peki, Marksistler neden özellikle işçi sınıfının devrimci bir sınıf olduğunu vurguluyorlar? Sınıflı toplum ortaya çıktığından bu yana ezen ve ezilen arasında bir mücadele varsa neden diğer ezilen sınıflar değil de işçi sınıfının devrimci potansiyelinden söz ediyoruz? 

Bunun sebebi işçi sınıfına hayranlık duymak, bu sınıfı fetişleştirmek değil. İşçi sınıfının kapitalizm içindeki konumunun onu kendisiyle birlikte tüm toplumu özgürleştirebilecek, dünyayı bir bütün olarak değiştirip sınıflı toplumların tarihine son verebilecek bir güç hâline getirmesi. 

Sistemi yok etmek zorunda olan bir sınıf 

Kapitalizmin temel işleyişi işçi sınıfı tarafından üretilen artı değere dayanmaktadır. Sermaye, en temelde işçilerin el konulan fazladan emek gücüne el koyulmasıyla biriktirilebilir. Tam da bu yüzden aslında sermaye, bizim anladığımız kadarıyla bir “şey, para, fabrika, altın rezervi, petrol vb. değil bir ilişki biçimidir. Bu ilişki biçimi bugün içinde yaşadığımız toplumun genel işleyişini ortaya koyar. Elbette her şeyin sermaye ile emek gücü arasındaki bu ilişkiden doğduğunu iddia etmek meseleyi fazla karikatürleştirmek olacaktır ancak kapitalizm altında bu sömürü ilişkisi her alana sirayet eder. 

Bu ilişkinin iki temel bileşeninden biri olan işçi sınıfı kendini özgürleştirmek için ekonomik kazanımlarla yetinemez. Bütünüyle sermayeye bağlı olan tüm kurumları ve ilişki biçimlerini yok etmek zorundadır. Dolayısıyla işçi sınıfının kurtuluşu bir bütün olarak kapitalist toplumun ve tüm ezme-ezilme biçimlerinin yok edilmesine bağlıdır. 

İşçi sınıfının “kendisi için sınıfa” dönüşümü 

İşçi sınıfı dünyayı bir bütün olarak değiştirme potansiyeline sahiptir ancak işçilerin bilinci her zaman bunun farkında oldukları bir konumda değildir. Kapitalizm altında bizi her gün bir işyerine gidip çalışmanın, patronun bizden katbekat zengin olmasının, dünyayı bir takım politikacıların yönetmesinin, bazılarının bazılarından “daha eşit” olmasının normal olduğunu söyleyen ve buna çoğumuzu ikna eden bir dizi aygıt vardır. Aile, okul, medya gibi bu aygıtlar sebebiyle toplumun çoğunluğu, bu toplumsal düzenin doğal olduğunu varsayar ve dünyanın değişebileceği fikri onlara çok uçuk görünür. Üstelik kapitalizmde üretim sürecinin bizatihi kendisi gerçeği gizlemek üzerine kuruludur: İşçiler, ürettikleri ürünlerin kendi eserleri olduğunu düşünmezler, bir mağazaya gidip kendi ürettiğimiz ürünü satın almak bize doğal gibi gelebilir. Marx, buna yabancılaşma adını veriyordu. 

Ancak işçi sınıfı aynı zamanda kolektif bir şekilde çalışmak ve üretmek durumundadır. Bu kolektif davranma zorunluluğu işçilerin sendikalar, zaman zamansa çok daha ileri bir biçim olan doğrudan denetime dayalı konseyler aracılığıyla sisteme karşı diğer ezilen sınıflara göre çok daha kolektif bir şekilde mücadele edebilme yeteneği kazandırır. 

Mücadele ise yukarıda bahsedilen yabancılaşmanın ve egemen fikirlerin sınava tabi tutulduğu bir momenttir. Ekonomik veya siyasal herhangi bir nedenle mücadeleye başlayan işçiler, süreç içinde devletin pek de onların devleti olmadığını; milliyetçilik, cinsiyetçilik, LGBTİ+fobi, göçmen düşmanlığı gibi fikirlerin mücadelelerine zarar verdiğini; polisin, ordunun kendi saflarında olmadığını pratik içinde fark etme şansına sahip olurlar. 

Bu anlamda grevler, işçi sınıfının kolektif olarak bilinç sıçraması yaşayabildiği süreçlerdir. Egemen fikirlerle hesaplaşan bir işçi sınıfı artık sadece bir potansiyel enerji değildir, Marx’ın sözleriyle ‘kendinde sınıf’tan, ‘kendi için sınıf’a dönüşmektedir. 

Ezme-ezilme biçimlerini yok etmek işçi sınıfı için zorunludur 

Kendi için sınıfa dönüşüm hikayesi bize işçi sınıfının salt ekonomik bir kategoriden çok daha fazlası olduğunu göstermektedir. İşçi sınıfı eylem içinde kendini var eder. Şu veya bu şekilde işçilerin mücadele etmek zorunda kalacağı kesindir çünkü sermaye sürekli olarak kârını maksimize etmek üzere işçi sınıfına saldırır. 

Bunun anlamı işçi sınıfı dışındaki sınıfların harekete geçemeyeceği değildir. Aksine, dünyadaki pek çok direnişte mülksüzleştirilen köylülerin ve diğer ezilen kesimlerin harekete geçtiğini gördük. İşçi sınıfı bu sınıfların ve kesimlerin doğal müttefikidir. Kapitalizm içindeki eşsiz konumu sebebiyle bu mücadelelerin devrimci bir hatta evrilmesi de işçi sınıfı hareketiyle birleşmesine bağlıdır. 

İşçi sınıfı, beyaz, kaslı, sağlam, cis hetero erkeklerden oluşan bir sınıf değildir. Bünyesinde çok sayıda kadın, LGBTİ+, engelli, göçmen, siyah, Kürt, Alevi vb barındıran bir sınıftır. Dolayısıyla işçi sınıfının ezme-ezilme ilişkilerini ortadan kaldırması kendisi açısından bir zorunluluktur. Tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele etmeyen bir işçi sınıfının kalıcı kazanımlar elde etmesi ve dünyayı değiştirmesi mümkün değildir. 

Yeni bir toplum inşa etmek 

İşçi sınıfı sadece kapitalizmi durdurabilecek olan tek sınıf değildir, aynı zamanda üretimin bütününü kontrol edebilme yeteneğine de sahip olduğu için sınıfların tamamen ortadan kalktığı yepyeni bir toplumu inşa edebilecek olan sınıftır. Günümüz kapitalizmi, iklim kriziyle gezegeni bir felakete sürüklüyor, neoliberal uzlaşının çöküşünden sonra çoklu krizler çağında emperyalist rekabet hızlanıyor, pek çok ülkede aşırı sağın, ırkçıların, faşistlerin yükselişine şahit oluyoruz. Bu aşırı sağcı dalga bir yandan işçi sınıfına en ağır ekonomik saldırıları hayata geçirirken, toplumsal cinsiyet karşıtlığı etrafından kadınlara ve LGBTİ+’lara savaş açmış durumda. Gazze’de yaşanan soykırım, Holocaust gibi bir vahşetin 20. yüzyılın sayfalarında kalmadığını bize acı bir şekilde hatırlatıyor.

Bu çoklu kriz dalgasına en güçlü yanıtı tüm ezilenlerin taleplerini birleştirebilecek ve kendisiyle birlikte gezegenin tamamını özgürleştirecek bir işçi sınıfı politikası verebilir. 

son yazıları

Şiddeti durduracak olan: Demokrasi, özgürlükler ve dayanışma
Baskılar ters teper
NATO bir terör örgütüdür, dağıtılmalıdır

ilginizi çekebilir

whatsapp-image-2026-04-15-at-131249-2
Şiddeti durduracak olan: Demokrasi, özgürlükler ve dayanışma
depophotos
Baskılar ters teper
NATOyaHayir-NATOkapatilsin-BulentErkmen
NATO bir terör örgütüdür, dağıtılmalıdır