Filistin, Burnham’ın belası olmaya devam edecek

İşçi Partisi, Filistin hareketine karşı baskıyı artırıyor.

Andy Burnham’ın “40 yıllık neoliberalizme son verme” niyetine dair tüm söylemlerine rağmen, başbakanlığının en başından beri bir Aşil Topuğu olduğu netti. Kendisi de Keir Starmer gibi Atlantik güvenlik sistemine (daha açık bir ifadeyle Batı emperyalizmine) göbekten bağlı. Bu durum, kendisinden önceki hükümetin sonunu getirdiği gibi, onun hükümetinin de sonunu getirebilir.

Bu bağlılığın en önemli örneği, her ne kadar kınanması gereken bir durum olsa da, Burnham ve Maliye Bakanı John Healey’nin askeri harcamaları artırma çabaları değildir. En önemli örnek, Filistin dayanışma hareketine yönelik giderek artan baskıda yatmaktadır.

Batılı emperyalist devletlerin Gazze’deki soykırımdaki suç ortaklığı bir meşruiyet krizi yarattı. Katliamcı İsrail yerleşimci rejimini cezalandırmadaki ve onun Filistinlilere yönelik devam eden katliamını ve mülksüzleştirme politikasını dizginlemedeki mutlak başarısızlık, emperyalist sistemin gerçek yüzünü tüm dünyada çok sayıda insana gösterdi.

Batılı hükümetlerin genel tepkisi, İsrail’i desteklemeye devam etmek ve kendi yurttaşları arasındaki Filistin destekçilerine yönelik baskıyı artırmak oldu. Bunun temel nedeni, egemen sınıf çevrelerinde gerçekten de var olan Siyonist etki değildir. Asıl neden, Batı’daki egemen sınıfların İsrail’i, avuçlarının içinden kayıp giden bir bölgede hâlâ değerli bir koz olarak görmeye devam etmesidir.

Bu yüzden Burnham, İşçi Partisi’nin geçmişte İsrail’i kınama konusundaki yetersizliği için özür diledi ve Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın Batı Şeria’daki yasadışı Siyonist yerleşimlere yaptırım uygulamasına izin verdi. Ancak Britanya, İsrail ile aktif bir ekonomik ve askeri ortak olmayı sürdürüyor. Filistin hareketi ise aynı anda hem kötücül hem de absürt olan saldırılarla hedef alınıyor.

Nitekim İsveçli Marksist Andreas Malm’ın Britanya’ya girişi yasaklandı. Kendisi, 2016 yılında Isaac ve Tamara Deutscher Anı Ödülü’ne layık görülen klasik eseri Fossil Capital’in (Fosil Sermaye: Buhar Gücünün Yükselişi ve Küresel Isınmanın Kökenleri) yazarıdır. Financial Times, How to Blow Up a Pipeline (Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır) diğer bir kitabını diline dolamakta gecikmedi. Ancak Malm’ın iklim aktivizmi nedeniyle değil, Filistin direnişine verdiği açık destek yüzünden yasaklandığına dair pek az şüphe var.

Geçtiğimiz Cuma günü BBC Radio 4’ün Today programında gerçekleşen tuhaf bir röportajda sunucu, Malm’a Filistin Eylemi (Palestine Action) ile olan bağlantılarını, eski McCarthy dönemi sorusu olan “Şu an Komünist Parti üyesi misiniz ya da hiç üyesi oldunuz mu?” üslubuna benzer şekilde robotik bir biçimde sorup durdu. Bu esnada Londra Emniyet Müdürlüğü (Metropolitan Police), yalnızca Palestine Action yasağını protesto edenleri değil, alanda bulunup onlara destek veren herkesi tutuklayacağını açıklayarak bu itibarsızlaşmış baskı kampanyasını tırmandırıyor.

Burnham’ın, konferanslarında “Siyonizm ırkçılıktır” kararı aldıkları için Yeşiller’e “antisemitik” diyerek saldırması da aynı baskı dalgasının bir parçasıdır. Yerel İşçi Partisi örgütlerine, Yeşil belediye meclisi üyeleriyle olan koalisyonları bozma talimatı vermesi, Yeşiller’den gelen sol meydan okumayı bertaraf etmeye yönelik oldukça çıplak bir hamledir.

Tüm bunlar çirkindir ve Tony Blair’in 2000 tarihli Terörizm Yasası ile başlayan ve pandemiden bu yana hız kazanan artan otoriterleşme ve sivil özgürlüklere yönelik saldırı eğilimini pekiştirmektedir. Ancak bunun işe yarayacağına inanmıyorum.

Nitekim “Siyonizm ırkçılıktır” kararına yönelik tüm bu öfke dalgası, İsrail seçimlerinin sonuçlarıyla boşa çıkarıldı. Knesset’e daha büyük bir Arap milletvekili bloğu seçilmiş olmasına rağmen, İsrailli Yahudi partileri yeni bir hükümette onların yer alamayacağı konusunda neredeyse hemfikir. Bu durum, İsrail’in bir Yahudi üstünlükçü devlet olduğu ve Güney Afrika’daki orijinalinden bazı açılardan daha gaddar bir apartheid sisteminin sürdürüldüğü gerçeğine dair somut bir derstir.

Batılı kapitalist toplumlarda sayıları giderek artan insan, yöneticilerinin bu devletle sürdürdüğü iş birliğini reddediyor. Antisemitizm yalanlarıyla gözleri korkutulamıyor. Bu durum, geçen hafta Cuma günü silahlanmaya ve soykırıma karşı gerçekleşen uluslararası grev dalgasına da yansıdı.

Burnham’ın Yeşiller’e olan desteği kısmen azaltmadaki başarısı, neoliberalizm çağından gerçek anlamda ilerici bir kopuş vaat etmesinden kaynaklanıyor. Ancak Financial Times’ın aktardığına göre, bütçeden sonra “neoliberalizm hâlâ oldukça güvende görünüyor”. Eğer Burnham böyle devam eder ve Filistin hareketine iftira atmayı sürdürürse, tıpkı Starmer gibi o da başarısız olacaktır.

son yazıları

Fransa'daki yangınlar Britanya'ya da sıçrayabilir mi?
Ukrayna krizi, Avrupa liderlerinin ABD imparatorluğuna olan bağımlılığını gösteriyor
Zack Polanski, siyonizmin ırkçılık olduğu önergesinde geri adım atmamalı, aksine direnmeli

ilginizi çekebilir

yaşatanyasa
Sokakta yaşayan hayvanları yaşatmak için 1 milyonun üzerinde imza
9-trans-onur-haftasi-ve-onur-yuruyusu-tarihleri-belli-oldu
İzmir’deki gözaltılara tepki: LGBTİ+’lara yönelik operasyonlar son bulsun!
mucadele
Felaketin olağanlaşması