Hayvan hakları vardır ve en az insan hakları kadar değerlidir

27.12.2022 - 13:16

AKP 18 sene önce bir yasa çıkarttı. Hayvanları Koruma Kanunu 24 Haziran 2004'te Mecliste kabul edildi. Bu kanuna göre tüm hayvanlar eşit ve kanun hükümleri çerçevesinde yaşam hakkına sahiptir. Madde 1, “Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.” diyor. 

Bu yasada önemli maddelerden birisi de “Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.” vurgusu olan Madde 6’ydı.

Fakat AKP diğer tüm alanlarda olduğu gibi, hayvan hakları alanında da kendi çıkarttığı kanunlarla başı dertte olan bir parti. 2022 yılının Ocak ayında, yasaklı ırk adı verilen köpeklerin sonsuza kadar barınaklara mahkum edilmesi yasasının çıkışıyla, sokak hayvanlarına yönelik saldırganlık ve yalana dayalı kampanyada da büyük bir patlama oldu. 2022 yılı, bir açıdan sokak hayvanlarının, özellikle köpeklerin kitlesel bir şekilde katledildiği, işkenceye maruz bırakıldığı, barınaklarda aralıksız bir şiddetle ölüme itildikleri bir yıl oldu. Konya’da barınakta bir köpeğin başına kürekle vurularak öldürülmesi ve çok açık ki sırasını bekleyen köpeklere bu katliamın seyrettirilmesi sokak hayvanlarıyla dayanışan, dayanışmak isteyen insanlarda büyük bir öfke patlamasına yol açtı. Yüzlerce insan barınağın önüne gitti. Yaklaşık 2 bin kedi ve köpek barınakta kayıt altına alınan toplu mezarlara gömülmekten kurtartıldı.

İşin aslı, 2004 yılında çıkan kanun bir dizi olumlu yana sahip olsa da hayvanları “hissedebilen varlık” olarak değil “mal” olarak kabul ediyordu. Hayvan katletmek, mala zarar vermek olarak ele alınıyordu. Hayvanlarla dayanışanların verdiği mücadelelerle hem 2021 hem de 2022 yıllarında bir dizi değişiklik gerçekleşti. 2021 yılında kanunun on bir maddesi değiştirildi. Hayvanları öldürenlere ve tecavüz edenlere hapis cezası getirildi. Yasal düzenlemeler, bu düzenlemelerin yapıldığı politik iklimin ruhundan bağımsız değil ne yazık ki. Mevcut politik iklimin ruhunu ise kendi zenginleşmesi, çıkarları ve sınıfsal iktidarının sürekliliğini sağlayacak olanlar dışında her türden demokratik hakka, yaşam hakkına düşman olanların çılgınlığı belirliyor.

Katledilen köpekler

Konya barınağında kürekle başı ezilen köpek nasıl bir vicdansızlığın hüküm sürdüğünü gösteren ilk örnek değildi ne yazık ki. Özellikle 2022 yılı, sokak hayvanları için bir vahşet dönemi olarak kayıtlara geçecek. Yılın başında mart ayında Beykoz’da bir çöp konteynırında 19 köpek ölü halde bulundu. Yavru bir köpeğin bacaklarının kesilmesi ve sonunda tedaviye rağmen ölmesi gündem oldu. 2022 yılı bir başka açıdan daha dikkate değer bir yıldı. Vicdansızlık, cüretkarca görünür olmaya başladı. Melike Işık’ın mart ayında yazdığı gibi, “Öyle ki kimi hayvan düşmanları koro halinde köpek katliamı talep etmeye, köpeklere ‘zehirli et verilmesi gerektiğini’ söylemeye başladılar. Bu katliam tehditlerinin gündelik hayattaki yansıması ise oldukça korkunç.”

Sokakta yaşayan hayvanları nasıl öldürmek gerektiği konusunda kopartılan ve süreklilik kazanan yaygara, sokak hayvanlarının öldürülmek üzere yerini tespit emek için kurulan dijital uygulamaların “keşfi”, bazı sanatçıların açık açık sokak hayvanlarının kitlesel olarak imha edilmesi yönündeki çağrıları 3 Haziran 1910’da gerçekleşen 80 bin köpeğin katledildiği Hayırsız Ada benzeri bir katliamın hazırlığında olunduğunu gösterdi.

Aşırı sağ bir koalisyon olarak iktidar, bir dizi alanda olduğu gibi hayvan hakları alanında yaptığı açıklamalarla sadece kendi çıkarttığı yasalara aykırı davranmakla kalmadı, sokak hayvanlarına cehennem ıstırabını yaşatmayı aklına koymuş hayvan ve yaşam düşmanlarına cesaret verdi. Yasada, “aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.” yazmasına rağmen, Erdoğan, birden fazla kez “Sahipsiz hayvanların yeri sokaklar değil barınaklar olduğunu unutmamalıyız” diyebildi.

Kürtaj hakkına, kadın özgürlüklerine, LGBTİ+’ların haklarına, demokratik haklara, anadilini kullanma hakkına, göçmenlerin haklarına, demokrasinin zerresine düşman olan bir kitle, iktidarın nimetlerini bu düşmanlıklarını bir şova dönüştürerek siyasi iklimi zehirleyebilmek için kullanıyorlar. RTÜK’ün LGBTİ+’lara düşmanlık yapan kamu spotu bu ‘kullanma mekanizmasına’ bir örnek olarak görülmeli.

Devlet kendi yasalarına uymaya davet edildi

Lumpen bir köpek düşmanı, sokak hayvanı düşmanı insan grubu, iktidarın seçim kazanmak için oylarına ve varlıklarına muhtaç olduğunu da bilerek ve bu yüzden kollanacağından da yüzde yüz emin olarak, hayvanların öldürülmesini, toplu katliamı açık açık savunabiliyor!

Kendilerinin azınlık olduğunu biliyorlar ama çoğunlukmuş gibi caka satarak yapıyorlar bu yaşam düşmanı faaliyetlerini.

İşte 25 Aralık Yenikapı mitingi, bu kitleye çürümüş ve yaşam düşmanı bir azınlık olduğunu gösteren önemli bir iki adımdı. Eylemi düzenleyen kurumların kimler olduğunun, sokak hayvanlarıyla dayanışan derneklerin kendi aralarındaki çekişmelerin farkında olmaksızın katıldığım mitingin en olumlu yanı, kalabalığıydı. İkinci olumlu yanı insanların öfkeyle ve kararlılıkla sokak hayvanlarıyla dayanışacakları konusunda ses çıkartmalarıydı. Kürsüden “6. Madde’nin kırmızı çizgimiz" olduğu yönünde birden fazla kez çağrıda bulunuldu.

Ne yazık ki bir dizi alanda verilen mücadelede olduğu gibi miting boyunca aslında yapılan iş, devleti kendi yasalarına uymaya çağırmak oldu. 

Hayvan hakları ve demokrasi ilişkisi

Çok açık ki toplumsal bir örgütlenmenin ne kadar gelişkin, demokrat ve incelikli olduğunu gösteren öğelerden birisi, o toplumun hayvanlara nasıl yaklaştığıdır. İnanlarla, genel olarak hayvanlar ve sokak hayvanları arasında elbette şöyle bir farklılık var: “Bir örümceğin çalışma biçimi, bir dokumacının çalışmasına benzer. Ve bir arının petek hücrelerini inşa etme şekli de birçok mimarı utandırabilir. En kötü mimarı en iyi arıdan ayıran şey ise şudur; mimar o hücreyi balmumun içine kurmadan önce zihninde inşa etmiştir.” Fakat, bazı insanların önceden tasarlama yeteneğini, tasarlayarak bir hayvan katliamı için bir ayrıcalığa çevirmesinin altında, doğa dünya ile karmaşık olan ilişkisini şiddet temelinde örgütlemesine yol açan kapitalist toplumdur. “Kapitalizmin yıkıcı mekanizmaları” insanları hayvanlardan avantajlı kılan, insanlığın doğal tarihinin de bir uzantısı olan tarihinin emek-bilinç ilişkisinin hayvanlar üzerinde yıkıma dönüşmesine de kapı aralar.

Demokrasi, bu kapıyı kapatmak için itelemenin adıdır. Demokratik ısrarın sonucunda demokratik alan ne kadar genişlerse, kapitalizmin yıkıcı mekanizmalarının ve bu mekanizmaların hem doğrudan uzantısı hem de yeniden üreticilerinden olan devlet örgütlenmesinin “daha demokratik ve eşitlikçi sosyal ilişkilere” galebe çalması da sınırlanmış olur.

Demokrasi mücadelesi, bu yüzden, tüm toplumsal örgütlenmenin eşitlikçi bir temelde yeniden yapılanmasını talep eder ve bu sürecin sürekliliğini sağlamaya çalışırken bir yandan da tüm canlı yaşamını, hem bugün yaşam sürenler hem de gelecek nesillerin yararına koruma altına alma mücadelesidir. Sesi olmayanların, örgütlenemeyenlerin, slogan atamayanların sesi olmak, demokrat olmanın asgari şartı olarak ele alınmalıdır. Kapitalizmin yıkıcı mekanizmalarını “Dur” demek için, demokrasi mücadelesini en son sınırına kadar itelemek bir zorunluluk. Bu, her düzeyde örgütlenmenin gelişmesiyle doğrudan bağlantılı bir süreç. Sendikal örgütlülüklerin gelişkinliği, doğrudan bir mücadele aracı olması, emek örgütlerinin kapsayıcı olması, emek-meslek örgütlerinin yaygınlaşması ve demokratik ve kapsayıcı organlar halinde örgütlenmesi, sesi olmayanların sesi olmak açısından da çok önemlidir. Belediye çalışanlarının, veterinerlerin, veterinerlik çalışanlarının, bakımevlerinde çalışanların örgütlenmesi, bu örgütlenmenin içeriğinde demokrat olmanın asgari şartlarına uyumun kural haline getirilmesi, Konya barınağı gibi yerlerde yaşanan süreklileştirilmiş vahşetin son bulması için çok önemli bir adımdır. Çalışanlar, sadece köpeklerin kafasını kürekle ezenlerden ibaret değil. Bu görüntüleri yayarak kamuoyu öfkesinin açığa çıkmasını sağlayan çalışanlar da var.

Geçtiğimiz yıl Antikapitalistlerin bir çok kurumun kampanyalarından ilham alarak ilan ettiği imza kampanyasında söylediğimiz gibi

“Hiçbir gelenek, hiçbir menfaat hayvan haklarının ihlal edilmesine bir bahane oluşturmaz. Tüm hayvanların doğuştan gelen hakları vardır. Bu hakları tanımayan bir yasa, hayvanları koruyamaz. Biz hayvanların taşıt, giysi ya da eğlence aracı olmadığı bir dünya için mücadele etmeye devam ederken yöneticilerin hayvan haklarına kendilerinin ve sermayenin çıkarlarına ters düşmeyecek şekilde tavizlerle dolu yaklaşımını kabul etmiyoruz. Hayvan Hakları Araştırma Komisyon Raporunda belirtilen ve hayvan hakları savunucularının yıllardır tekrarladığı taleplere uygun; hayvanları korumaya yönelik gerçek bir yasa talep ediyoruz!”

Hem mevcut yasal kazanımları korumalı, hem de daha gelişkin yasal mevzuatları garanti altına alacak kitlesel bir hayvan hakları mücadelesinin örgütlenmesine katılmalıyız. “Kimi dışlıyorsanız hepimiz oyuz!” perspektifi sokak hayvanlarıyla dayanışanlar arasında, hayvanların yaşam hakkını savunacak gerçek bir eşitlikçi ve özgürlükçü toplumun sosyalizm olduğunu savunan bir damarın güçlenmesinde bir çıkış noktası olabilir. 25 Aralık mitingini bu açıdan önceki bireysel kurumsal tüm mücadelelerin bir devamı, bundan sonraki tüm büyük mücadelelerin de bir başlangıcı olarak ele almak doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu açıdan, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!”

Mitingde sık sık tekrarlandığı gibi, “Toplayamazsın, öldüremezsin!”

Şenol Karakaş

 


Bültene kayıt ol