Mafya işleri ve kendi kuyruğunu yiyen iktidar - IV

02.06.2021 - 13:05

Peker krizi yazılarını, Erdoğan’ın Soylu’ya sahip çıktığı konuşmasıyla sonlandırmaya çalışacağım.

İktidarın üzerinde yükseldiği zemin Erdoğan’ın Soylu’yu gözden çıkartmasına izin vermiyor. Üstelik AKP liderliğinden önce iktidar ittifakının tüm bileşenleri Soylu’ya sahip çıktıklarını açıkladılar. Erdoğan sahip çıkmasa bir sorun yaşayacaktı, sahip çıktığında ise başka bir sorun yaşamaya, mevcut krizi derinleştirmeye devam etti.

AKP “seçim kampanyasını” başlattı

Yaşadığımız, sadece gerileme değil çürüme sürecindeki mecburlar koalisyonunun çaresizliğidir. 

Tayyip Erdoğan mecliste yaptığı konuşmada, öncelikle motivasyon artırmayı amaçladı. Son krizin AKP kadroları, devletin bazı kadroları, iktidar ittifakının kadroları üzerinde yarattığı yıkıcı politik havayı dağıtmaya çalıştı. Kolay değil, daha iki sene önce sizin partiniz için, mevcut iktidar ittifakı için mitingler yapan birisi, Mumcu cinayetinden, Kıbrıs’ta işlenen cinayetlere ve uyuşturucu işlerine kadar sayısı olayı gündeme getiriyordu. Bunun iktidar ittifakı içinde moral çöküntü yaratmaması imkansızdı. Erdoğan bunu gidermeye çalıştı.

Konuşmasının bir diğer yanını ise Peker’in ifşa ettiği gerçeklerin Peker’le birlikte “üst aklın” yeni bir tezgâhı, küresel bir darbe girişiminin bir adımı olarak kodlanması oluşturuyordu. Emekli amiraller bildirisinden iktidarın ekonomik becerisizliklerini teşhir etmeye kadar her adım, bir iç ya da dış saldırı, “bir tür darbe girişimi” olarak damgalanıyor. Böylelikle bu iddiaları dile getirmeyi sürdürmek darbecilikle damgalanmak anlamına geliyor. İktidar, gerçeklerin teşhir edilmesini, korku duvarına yeni tuğlalar koyarak engellemeye çalışıyor. Fakat bu arada videolar küresel bir vaka haline gelmiş durumda. Milyonlarca ama milyonlarca insan tarafından izlendi.

Erdoğan’ın konuşması bir başka önemli yana daha sahipti. Meral Akşener’in Rize’de saldırıya uğraması, partili de olsa bir cumhurbaşkanı tarafından, yeni saldırılar olacağı da ima edilerek sahiplenildi. Bu, AKP açısından seçim kampanyasının başlangıcı olarak görülebilir. 2015 yılında 7 Haziran seçimleriyle Kasım seçimleri arasındaki dönemde HDP’nin uğradığı ağır şiddet sarmalı düşünülürse, tüm muhalefet önümüzdeki seçim sürecinde benzer bir şiddet patlamasına maruz kalabilir.

Her yerde kriz var!

Fakat, bu tehdit dili şu gerçeklerin üstünü örtemiyor ve örtemeyecek de.

AKP siyasal iktidarın merkezileşmesinin bedeli olarak çözülmeye devam edecek ve milyonlarca insanda biriken öfke toplumun geniş kesimlerine yayılacak. Zira, salgın, ekonomik kriz ve “mafyatik kriz” derinleşmiş vaziyette. Bir hızlı çekimle karşı karşıyayız. Rejimin tepesinden olaylar ağır çekimde yaşanıyor gibi görünüyor, aşağıdan, bizim bulunduğumuz yoksulların, işçilerin, ezilenlerin yaşadığı yerden bakınca neredeyse ışık hızıyla yaşanan sert gelişmeler var: İktidar ekonomiyi yönetemiyor. Kaşıkla bile vermeyip kepçeyle alıyor. Cumhurbaşkanı’nın sadece bir televizyon kanalında birkaç gazeteciyle söyleişisi sırasında o garip faiz-enflasyon formülünü dile getirmesi ve faizi düşürmek gerektiğini söylemesi, pogram sırasında TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesine neden oldu. 

İktidar pandemiyi yönetemiyor: Covid-19 bir işçi hastalığı haline geldi. Salgın sırasında halka sıfıra yakın kaynak aktarılırken asıl kaynaklar patronlara hediye edildi. 

İktidar ekolojik krizi yönetemiyor, tersine derinleştiriyor: Van’dan İkizdere’ye kadar ekosistem, şirketlerin talanına açılmış vaziyette. Duramıyorlar. Rant dağıtmada alışkanlık, ekonomik kriz günlerinde de devam ediyor. Marmara Denizi ölüyor ama iktidar sanki böyle bir gelişme yokmuş gibi yeni felaketlere kapı aralayan Kanal İstanbul projesinin derdinde. S400 için Türkiye’de bulunan Rus uzmanların ülkelerine geri yollanması örneğinin gösterdiği gibi dış politikada Mavi Vatan tezinin her bir öğesi çöktü. İç politikada ise her düzeyde derinleşen bir bölünmüşlükle karşı karşıyayız. İktidar partilerinin kendi aralarında derin çelişkiler var, AKP liderliğinin kendi tabanıyla mesafesi giderek açılıyor, egemen sınıf saflarında bölünmüşlük hâkim, Peker meselesi tüm bu bölünmüşlüklere tuz biber ekti.

Önümüzdeki günlerde hem bu çelişkiler hem de toplumsal öfke büyümeye devam edecek. Fakat iktidarın kendi kendine eriyip son bulacağını düşünen ve seçimlerde iktidarın kollarına bir hediye gibi düşeceğini sanan parlamentarist bir muhalefet mücadele için açılma ihtimali olan her kanalı tıkıyor.

Bize gereken, parlamentarist muhalefet değil milyonların hareketi.

Milyonlar aç, milyonlar kızgın!

Kimse “bir tripod bir kamerayla” bir yere gitmeyecek. Milyonlarca kadın ve erkek işçinin haklı ve demokratik talepleri için verdiği başka, adil, eşit, özgür, insanların karnının doyduğu, aç kalmadığı mafyasız, kontrgerillasız, çevre katliamlarının her gün yaşanmadığı, kadınların öldürülmediği, göçmenlerin düşmanlaştırılmadığı, laik-dindar bölünmesine hiçbir primin verilmediği, milliyetçiliğin arkasına gizlenen sömürü ve çeteleşmenin lağvedildiği, halkların eşit koşullarda kardeşliğinin sağlandığı bir yaşam için verdiği yığınsal mücadeleyle gidecek. 

Otoriter rejimlerin icabına bakacak olan demokratik kitle hareketleridir. Trump’ı götüren ABD merkez sermayesi ve neoliberaller değildi! Trump’ı ırkçılığa karşı ABD tarihinin en büyük eylemini inşa edenler yendi. Kadınlar, siyah kadınlar, iklim aktivistleri ve siyah, Latino ve beyaz işçilerin mücadelesi yendi.

Türkiye’de de otoriter, neoliberal iktidarı yenmek ve yanı sıra  mafya bozuntularını ve tüm kontrgerilla yapılanmalarını dağıtmak için gereken şey, açık, şeffaf, göstere göstere örgütlenen milyonların katılacağı hareketlerdir. 

Şenol Karakaş

[email protected]

(Sosyalist İşçi)



Bültene kayıt ol