Trump defalarca “bu iş bitti, şimdi barış imzalıyoruz” dediği için son açıklamasına kimse inanmamıştı ama ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının bir anlaşma imzaladı. Her ne kadar hemen ertesi gün İsrail, Lübnan’a saldırsa da anlaşma daha bozulmadı. Trump bu anlaşmayı, “artık gemileri Hürmüz’den geçirebilirsiniz” diyerek müjde verircesine anlatsa ve MAGA’cıların bir kısmı bunu büyük bir zafermiş gibi göstermeye çalışsa da ortada çok büyük bir başarısızlık var. Vietkong’dan aldıkları gibi askeri bir yenilgi olmasa da ABD çok ağır bir tökezleme yaşıyor.
İşgal ederken söyledikleri
Bu işgalin başında birkaç noktayı planlıyorlardı ABD’nin Epsteinci yöneticileri. Birincisi, rejim değişikliği yapmayı hedefliyorlardı. İkincisi, bu rejim değişikliğinin bir halk hareketiyle desteklenmesini öngörüyorlardı. Ayrıca İran’ın askeri olarak diz çökmesini ve teslim olmasını planlıyorlardı.
Daha da önemlisi, önümüzdeki dönemin ana gündemi olan Çin, Tayvan ve Pasifik bölgesinde estirecekleri terör dalgasında Batı’nın şemsiye liderliğini yeniden üstlenerek bu süreçten güçlü çıkacaklarını planlıyorlardı. Çünkü Venezuela devlet başkanını eşiyle beraber yatağından almışlardı ve Küba’ya canları istediği gibi ambargo uygulayabiliyorlardı. İsrail, Gazze’de 73.000 kişiyi öldürmüştü ve öldürmeye devam ediyordu. Sumud filosunu ve karadan gidenleri gözaltına aldılar. Geçtiğimiz hafta düzenlenen Filistin’e Özgürlük Platformu’nun eyleminde yapılan basın açıklamasında Sumud filosundan on kişiye cinsel şiddet uyguladıklarını öğrendik. Lübnan, Yemen ve Batı Şeria’da yerleşimcilerin doğrudan gasp etmesiyle ilerlettikleri saldırganlıkları canları ne zaman isterse gerçekleştirebiliyorlardı. Dolayısıyla İran’ı da bir çırpıda istedikleri gibi dizayn edebileceklerini düşündüler.
Trump ne umud ne buldu?
Bir emperyalist gücün bütün öngörülerinin birden yerle yeksan olduğu tarihteki tek işgal veya saldırı girişimi bu olabilir. Öncelikle İran’da rejim değişmedi, aksine bombardımanın başladığı ilk gün katledilen liderliğin yerine daha sert bir rejim inşa edilmiş oldu. Öncekilere göre biraz daha sert, milliyetçi, nobran ve kafa tutan bir İran liderliği ortaya çıktı ve böylece Trump ve Netanyahu’nun ilk tezleri çöktü.
Üstelik bekledikleri halk isyanı gerçekleşmedi. Şah’ın oğlunun etrafındaki bir grup dalkavuk dışında, molla rejiminden nefret edenler ve İran’daki Kürtler de dâhil olmak üzere ezilen halklar, Trump’ın bu vaadini satın almadılar. Trump ve Netanyahu İran halkına neredeyse yalvardılar. Halk, işçi sınıfı, kadınlar ve başta Kürt halkı olmak üzere tüm ezilenler Trump’a burun kıvırıp, iki üç yılda bir isyan ettiği Molla rejiminin ABD bombardımanıyla ve Siyonist askeri gücün müdahalesiyle devrilmesine karşı net bir pozisyon belirlediler ve ABD emperyalizminin planlarıbu açıdan da çöktü.
İran, sayısız drone ve füzeye sahip olduğunu kanıtladı. Bölgede ABD’nin bütün askeri üslerini ve bazı savaş gemilerini vurdu; üstelik bu silah deposunun bitecekmiş gibi görünmediği de ortaya çıktı. Bu da Trump’ın suratın atılan sert bir tokat oldu.
Çetenin güvenmediği çete lideri
ABD ambargoyu derinleştirdiğinde, Çin İran petrollerinin yüzde 90’ını satın alarak ekonomik açıdan rejimin dayanmasına yardımcı bir aktör olarak öne çıktı. Mafya filmlerinde olduğu gibi, bölgedeki “Godfather” küçük mafyalara saldırıldığında intikam almıyor veya saldırıyı engelleyemiyorsa ortada bir liderlik kalmaz. İran işgalinin başından beri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta İsrail bile korunamadı. Bu ülkeler açısından ABD emperyalizminin koruyucu bir şemsiye örgüt olmadığı açığa çıktı. Bir başka gerçek de ekonomik yaptırım uygulanan İran’ın, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak dünya ekonomisini hop oturup hop kaldırmasıdır. Varil petrol uzun bir aradan sonra ilk defa 85 dolara indi.
İşin en garip yanı, Batı’nın şemsiye gücü olarak Çin ve Rusya emperyalizmine meydan okuyormuş gibi caka satan ABD’nin, bu MAGA’cı gangster emperyalist klikle beraber Avrupa Birliği’ndeki neredeyse bütün ülkelerle kavgalı hâle gelmesi ve hepsinin gözünde muazzam bir prestij kaybetmesidir.
ABD İran saldırısında tökezledi. İran işgaliyle beraber İsrail de tökezlemeye başladı. Dünyanın en büyük askeri-sanayi gücü, yıllardır yaptırım uyguadığı bir ülkeyle yaşadığı çatışmada bu denli tökezlediğinde birkaç olasılık birden devreye girer.
Küresel intifadanın büyümesi olasılığı
İlk olasılık oluşan boşluk ve açılan çatlaklardan dünya işçi sınıfının, ezilenlerin, savaş karşıtlarının ve küresel intifadanın uzantısı olan güçlerin devreye girmesidir. Antikapitalist bir meydan okumayla, 1968’de ve Irak işgalinin başlarındaki küresel savaş karşıtı hareketin eş zamanlı eylemlerinde olduğu gibi bu süreç büyüyebilir. Savaş karşıtı aktivistlerin, intifadayla beraber açığa çıkan liman işçilerinin ve Trump’a karşı eylem yapan milyonların birleştiği bir hareket ortaya çıkabilir. Bu eylem dalgası, “Siyah Hayatlar Önemlidir” hareketini ve ırkçılık karşıtı dalgayı da kapsayan, ABD’de iki sene önce Gazze’deki soykırıma karşı okullarda işgal hareketini başlatan öğrenci kitlesini de içine çeken bir anafora dönüşebilir. Bu olasılık, ayrıca, İran işgalinin, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının küresel ekonomide yarattığı şok dalgalarının¹ faturasını, tek tek tüm ülkelerde iktidarların işçi sınıfına kesilmesine karşı gelişebilecek işçi mücadelesini de içerebilir.
Bu gelişmenin seyri elbette sınıf mücadelelerinde işçi sınıfının, ezilenlerin ve solun örgütlenme ve şekillenme düzeyiyle tayin edilecektir.
Fakat, tehlikeli olan ikinci bir ihtimal daha var. Bölgede ABD’nin gerilemesiyle birlikte kendilerine daha geniş alanlar bulan altemperyalist ülkelerin daha daha kararlı, saldırgan ve özgüvenli bir şekilde askeri ve siyasi hamleler yapmasıdır. Bu devletlerden birisi İsrail’dir. İsrail sadece ipleri ABD’nin elinde olan bir bekçi değildir. Aynı zamanda ipleri çekip ABD’yi de peşinden sürükleyebilen, ekonomik açıdan oldukça güçlü ve bağımsız bir altemperyalist güç hâline gelmiş durumdadır. Dolayısıyla Siyonist projeyi ABD’ye rağmen devam ettirmek isteyebilir. Bunun önündeki tek engel, askeri güç ve silah sanayisi açısından ABD’ye son derece bağımlı olmasıdır. İsrail’in hareket serbestisi, ABD’nin kırmızı çizgilerini aşamaz ama gelişmeler bu kırmızı çizgilerin önemli ölçüde aşındığını da gösteriyor. Nitekim anlaşmanın ardından İsrail Lübnan’a yeniden saldırdı.
Bütün dengeleri değiştiren ise İran’ın varlığı. İran şimdi çok daha özgüvenli bir hâle geldi. Barış anlaşmasının içerisine Hizbullah’ı koruyacak maddeler eklemeye çalışması, tüm dünyada ABD’ye boyun eğmemiş bir güç olarak görüldüğünü bilmesinden kaynaklanıyor. Bu, bölge ülkeleriyle ilişkilerinde ve Filistin meselesini ele alışında daha cüretkar olması anlamına gelebilir. Türkiye’nin özellikle Esad devrildiğinden beri daha özgüvenli bir şekilde öne çıkması ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin tutumları bölgede daha kaotik bir duruma yol açabilir. Üstelik, unutmamamız gereken asli öğe, MAGA’cıların en sağ kanadı İran tökezlemesini geçiştirmek için “bizim asıl derdimiz Çin ve Tayvan, oraya odaklanmalıyız” diyerek, Kasım ayında beklenen kaçınılmaz seçim mağlubiyet öncesi ABD’yi ve Trump’ı daha büyük bir maceranın ön adımlarını atmaya iteleme potansiyelinin varlığı.
Bu açıdan; tüm muhalefetin, bütün platformların, zeminlerin ve kampanyaların “Savaşa Hayır” vurgusu etrafında inşası için seferber edilmesi çok kritik bir öneme sahip. NATO temmuz ayının başında Ankara’da zirve gerçekleştirecek. Tump da bu zirveye katılacak. Hem NATO’ya hem Trump’a hem de NATO’ya ev sahipliği yapanlara bu zirveyi zehir etmek için en geniş savaş karşıtı direniş cephesini kurmak çok önemli.
Bu NATO zirvesi bir mağluplar zirvesidir.
Soykırımcı İsrail ile ilişkileri askıya almayı başaramayanlar zirvesidir.
İran tarafından sert bir tokat yiyenler zirvesidir.
Bir tokat da tüm savaş karşıtlarının birleşik gücüyle atılmasının tam zamanıdır. Yıllar önce 2003’te büyük savaş karşıtı hareketi inşa ederken söylediğimiz gibi: “Şimdi değilse ne zaman, biz değilsek kim?”
- https://ekonomi.haber7.com/ekonomi/haber/3618599-bakan-simsek-ikinci-dunya-savasindan-sonra-yasanan-en-buyuk-sok Bakan Şimşek İran’a saldırının İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik olarak en büyük şok dalgasına neden olduğunu söyledi henüz nisan ayının başında.
