Eylemlerin başlangıcı
Bugünkü lise eylemlerini yalnızca eğitim politikalarına karşı bir tepki olarak değil, Fransa’daki daha uzun toplumsal mücadeleler zincirinin bir parçası olarak görmek gerekiyor. 21 Eylül’de Créteil’deki Saint-Exupéry lisesinde başlayan eylemler, Paris, Lille, Lyon, Marsilya ve Bordeaux dahil 13’ten fazla büyük şehre yayıldı. 29 Eylül’de 300’den fazla, 2 Ekim’de 500’den fazla lisenin eylemlere katıldığı, 400’den fazla okulun abluka altında olduğu belirtiliyor. 6 Ekim’de ise 450 binden fazla kişi sokağa çıktı. Ipsos anketine göre halkın yüzde 62’si öğrencilerin eylemlerini haklı buluyor. Bu rakamlar, hareketin toplumsal karşılığını ve hükümetin karşı karşıya olduğu sorunun boyutunu gösteriyor.
Eylemlere ne sebep oldu
Eylemlerin arkasında okullardaki ağır koşullar ve Macron hükümetinin politikalarına yönelik birikmiş öfke var. Bazı okullarda öğretmen başına 35 öğrenci düşüyor, yeterli masa ve sandalye bulunmuyor. Öğrenciler, öğle yemeği arasına zar zor vakit bırakılan 10 saatlik okul günlerine, fare ve hamamböceği istilasına, sıcaklığın 35 derecenin üzerine çıktığı sınıflarda eğitim görmeye mahkûm ediliyor. Öğrenciler, okulların bu koşullarıyla hükümetin politikaları arasında bağ kuruyor. Eğitim için kaynak bulunamazken polis bütçelerinin ve militarizasyonun artırılması, abaya ve hicap üzerinden Müslüman öğrencilerin hedef gösterilmesi, bu öfkenin siyasi boyutunu oluşturuyor. Dolayısıyla mesele yalnızca okulların fiziksel koşulları değil; kaynakların nasıl dağıtıldığı ve hükümetin hangi politikaları tercih ettiği.
Polis şiddeti
Hükümetin yanıtı ise polis şiddeti ve baskı oldu. Kaynaklara göre 14 yaşındaki öğrencilere karşı cop, göz yaşartıcı gaz, ses bombası ve plastik mermi kullanıldı. Bir öğrencinin eli koptu, bir öğrencinin çenesi kırıldı, yakın mesafeden gaz fişeğiyle vurulan bir genç dişlerini kaybetti. Başka bir genç ise gözünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. Toplamda yaklaşık 2 bin gözaltı ve tutuklamanın gerçekleştiği, yalnızca 30 Eylül’de 625 öğrencinin gözaltına alındığı belirtiliyor. Adalet Bakanı Gérald Darmanin’in 36 başsavcıyı bir araya getirerek öğrencilerin yargılanması ve ailelerine ibretlik cezalar verilmesi yönünde talimat vermesi de baskının boyutunu ortaya koyuyor. 2023’te Nahel’in öldürülmesinin ardından yaşanan protestolardaki baskı yöntemlerinin yeniden gündeme gelmesi tesadüf değil. Devlet, gençlerin taleplerini karşılamak yerine hareketi bastırmaya çalışıyor.
Eylemin politik niteliği
Ancak Fransa’daki gelişmeleri önemli kılan yalnızca eylemlerin büyüklüğü değil, farklı toplumsal kesimler arasında kurulan dayanışma. Paris’in ayrıcalıklı okullarından Henri-IV ve Massillon öğrencilerinin, işçi sınıfı mahallelerindeki Saint-Denis Paul-Éluard lisesiyle dayanışması bu açıdan önemli. “Saint-Denis’deki devlet okulu da Paris’tekiyle aynı” sloganı, eğitim sisteminin yarattığı sınıfsal eşitsizliğe karşı ortak bir talebi ifade ediyor. Öğrencilerin ırkçılığa, faşizme ve polis şiddetine karşı çıkması, Filistin’le dayanışmayı gündemlerine alması da hareketin kapsamını genişletiyor.
1968’de Fransa’da öğrenci hareketi milyonlarca işçinin katıldığı grevlerle birleşmiş ve mücadele üniversitelerden fabrikalara yayılmıştı. 2018’de Sarı Yelekliler, hayat pahalılığına ve eşitsizliğe karşı öfkenin sokakta kitlesel bir harekete dönüşebileceğini gösterdi. Hindistan’daki gençlik hareketi de eğitim ve sınav krizinden başlayarak işsizlik ve siyasi hesap verebilirlik taleplerine uzanan bir mücadele deneyimi ortaya koydu. Bu hareketler aynı değil. Ancak hepsi, biriken toplumsal öfkenin farklı kesimleri harekete geçirebildiğini gösteriyor. Asıl mesele, bu öfkenin nasıl kalıcı bir mücadeleye dönüşeceği.
Fransa dersleri
Fransa’da liselilerin eylemleri önemli bir başlangıç. Fakat öğrencilerin mücadelesinin hükümeti geri adım atmaya zorlayabilmesi için işçi sınıfının örgütlü gücüyle birleşmesi gerekiyor. Öğrenciler okullarını abluka altına alabilir; işçiler ise üretimi ve kamu hizmetlerini durdurabilecek kolektif güce sahip. Öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin ve diğer sektörlerdeki işçilerin mücadeleye katılması, hareketin gücünü artırabilir. Genel grevin önemi burada ortaya çıkıyor: Farklı taleplerin ortaklaşmasını ve hükümet üzerinde daha güçlü bir baskı kurulmasını sağlayabilir.
Bu nedenle sendikaların eylem takvimi ve izlenecek mücadele hattı da önemli. Sendikalar arası üst bürokrasinin bir sonraki eylemi 5 Kasım’a bırakması, 17 Ekim seferberliğinin ve liselilerin yarattığı hareketliliğin gerisinde kalınması riskini taşıyor. Sendika üyeleri ve öğrenci komiteleri, sendikalarına baskı yaparak 17 Ekim eylemlerinin büyütülmesini ve okul tatili boyunca mücadeleyi sürdürecek ortak bir plan hazırlanmasını talep etmeli. Kararlar tabandan bağımsız biçimde alınmamalı; işçilerin ve öğrencilerin söz sahibi olduğu bir mücadele hattı oluşturulmalı.
Fransa’daki gelişmeler Türkiye’deki gençler ve işçiler açısından da önemli. Eğitimde eşitsizlik, gelecek kaygısı ve genç işsizliği farklı ülkelerde gençlerin karşı karşıya olduğu sorunlar arasında. Fransa’daki lise eylemlerinin nasıl sonuçlanacağını belirleyecek olan da yalnızca kaç okulun abluka altına alındığı değil, hareketin işçi sınıfının mücadelesiyle birleşip birleşemeyeceği. 1968’den bugüne uzanan deneyim, bu sorunun önemini gösteriyor. Liselilerin öfkesinin işyerlerindeki grevlerle birleşmesi, mücadelenin önünde yeni bir alan açabilir. Bugün asıl ihtiyaç, bu dayanışmayı büyütmek ve genel grev doğrultusunda birleşik bir mücadele geliştirmek.
Kaynakça:
https://www.leftvoice.org/france-students-unions-firefighters-blockades/