Nuran Yüce

Nuran Yüce son yazıları

Nuran Yüce tüm yazıları

15.12.2016 - 17:49

Yüzde 3'e bile tahammül yok

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün web sitesinde “Dünyada gelişen teknolojilerin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı nedeni ile ortaya çıkan olumsuzlukların, doğada neden olduğu çöküşü durdurmak amacıyla doğayı ve doğal kaynakları koruma düşüncesi son zamanlarda tüm dünyada hızla yayılmaktadır” yazıyor.

Hem Genel Müdürlüğü’n isminin “Tabiat Varlıklarını Koruma” olması hem paylaştığı bu yazı çoğumuzda doğal olarak bu kurumun asıl işinin var olan tehditler karşısında doğal sit alanlarını korumak olduğu fikrini doğuruyor. Ama durum hiç de böyle değil. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı doğal sit alanlarını kullanıma açan önemli bir değişikliğe geçtiğimiz hafta imza attı.

Dünya ortalamasının çok altında

Dünya Tabiat Koruma Birliği (IUCN) verilerine göre, dünya topraklarının %15’inden fazlası korunan alan olarak ayrılmış. Koruma konusunda hassas olan ülkelerde bu oran %20’lere kadar çıkıyor. Deniz ve kıyılardan dağlara, deltalardan, ormanlara, yaylalardan bozkırlara, göl ve akarsu sistemlerine derin vadiler ve kanyonlardan buzullara kadar çeşitli doğal ekosisteme sahip Türkiye’de korunan alanların büyüklüğü ne dersiniz? Sadece %3.

Geçtiğimiz hafta doğal sit alanları hakkındaki yeni düzenleme ile tehdit altında olan da  işte bu %3’lük alanda olanlar.

Yanlışlıkla SİT ilan edilmiş

Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü Kemalettin Cengiz Tekinsoy doğal sit alanlarının yeniden belirlenmesinin gerekliliğini açıklarken şöyle diyor “Zaman içinde kimi doğal sit olma özelliğini kaybetmiş, orman alanıysa yanmış, iklimsel etkilerden dolayı kurumuş, bitki örtüsü ortadan kalkmış. Sadece ağaçlar, çalılar değil orada yaşayan canlılar da yok olmuş. Doğal sit alanı ile ilgisi kalmamış. Kimi yerde yanlışlıkla sit ilan edilmiş. Örneğin Muğla ilinin %96’sı sit alanı. Bu derecelenme ve tescilin gözden geçirilmesi gerekiyordu. Örneğin, Tuz Gölü ve Beyşehir Gölü birinci derece koruma alanı. Zaman içinde çeşitli nedenlerle göl kurumuş, sınırları geriye çekilmiş”. Tekinsoy’un bu açıklamasında yer alan örneğin Tuz Gölü’nü ele alalım. Kendisinin genel müdürü olduğu kurumun yani Tabiat Varlıklarını Koruma’nın web sitesinde “Tuz Gölü havzası ülkemizde biyolojik çeşitliliğin korunması açısından büyük önem taşıyan ve uluslararası kriterlere göre  A sınıfı bir sulak alandır. Tuz Gölü  kuş varlığı yönünden Türkiye’nin en zengin göllerinden birisidir. Bölgede 85 kuş türü, 4 tanesi endemik 129 böcek türü, 15 memeli türü ve 38 tane endemik bitki türü bulunmaktadır. Göl aynı zamanda I.Derece Doğal Sit olarak tescil edilmiştir” yazıyor.

“Çeşitli nedenler”

Tekinsoy Tuz Gölü’nün kurumasında sanki kendilerinin hiç sorumluluğu yokmuş gibi “çeşitli nedenlerle” kurudu diyor. Oysa bölge insanı ve Türkiye’deki birçok çevre kuruluşu yıllardan beri “Tuz Gölü Yok Olmasın” kampanyaları ile gölü kurutan nedenlere karşı (yeni tuz sahalarının açılması, gölü besleyen Peçeneközü deresi üzerine yapılan baraj, iklim değişikliği) mücadele ediyor.

Tuz Gölü’nde olduğu gibi doğal sit alanlarına yönelik yapılanlar hep aynı: Koruma altında olan bölgeleri tehdit eden her türlü (HES, baraj, maden, otoyol, kentleşme vb) işlere olur veriliyor, bunlara karşı mücadele edenler düşman ilan ediliyor, sonrada korunacak bir şey kalmadı denilerek bu alanların koruma statüsü ortadan kaldırılıp, sermayenin kullanımına açılıyor. Doğal sit alanları çeşitli nedenlerle sit olma özelliklerini yitirmiş değil, bizzat AKP hükümetinin kalkınma ve büyüme hedefleri doğrultusunda talan edilmekte.

Nuran Yüce

(Sosyalist İşçi)