Röportaj şöyleydi:
Paris’te gerçekleşen katliam ve ardından yaşananlar Türkiye’de çok sert bir biçimde tartışılıyor. Siz saldırıyı ve saldırı etrafından süren tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yetvart Danzikyan: Saldırının ama’sız ve kayıtsız şartsız kınanması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta bu bir ifade özgürlüğü meselesidir. İfadenin ölümle susturulması gibi bir mesele var. Ancak Türkiye kamuoyu, hükümetin de konuyu buraya sürüklemesiyle, konuyu getirip İslamofobi’ye bağladı. Yani bu saldırı acaba Batı’da varolan İslamofobi’yi tetikleyecek miydi? Doğrusu burada öncelikle yapılacak bu katliamla yüzleşmek. Kaldı ki, Batı, İslam karşıtlığının doğduğu ancak bu karşıtlığa gerek sivil toplum gerekse hükümetler düzeyinde en etkili yanıtların verildiği yer aynı zamanda. Yani İslam karşıtlığı evet var ama Türkiye’nin bu konuda epeyce bir ders almasını gerektirecek düzeyde bununla mücadele de var. Üstelik bunu söyleyen ülke, daha iki hafta önce Noel Baba’ların sokaklarda kovalandığı, Protestanların hâlâ korku içinde yaşadığı ülke. Ancak düşününce, bu reaksiyon aslında iyi seçenek. Daha derinlerde ise Türkiye kamuoyunda bu katliamı olumlayan, haklı gören bir çizgi olduğunu biliyoruz. Ki asıl mesele de bu galiba.
Uzun süredir davanın peşini bırakmayan Hrant’ın Arkadaşları grubundasınız. Bu yıl 19 Ocak’ta hangi vurguları öne çıkartacaksınız? Davanın gelişimini, bazı kamu görevlilerinin ifade vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu yıl cinayetin sekizinci, Ermeni soykırımının ise 100. yılı. Hrant Dink’in öldürülmesine de soykırımı bir devamı olarak bakmak mümkün. Ancak bu iki konuyu illa bitiştireceğiz diye bir amacımız da yok. Meselenin kendisi, bunu kendi akışı içinde nasıl önümüze getiriyorsa öyle bakacağız. Beri yandan evet, bazı kamu görevlileri ifade veriyor, bazı gelişmeler olacak gibi görünüyor. Şimdiye kadar olup bitenden, cinayetin Gülen cemaati ile hesaplaşma çerçevesi içinde çözülmek istendiği gibi bir niyet olduğu şüphesini taşımaktayız ancak bekleyip göreceğiz. Bunu derken şu notu da her zaman düşüyoruz elbette. Bunu derken Cemaate yakın polislerin bu işte dahli olmadığını söylüyor değiliz. Vardı. Ancak artık hepimiz biliyoruz ki, cinayet devlet içindeki çok daha geniş bir mutabakatın sonucu. Şöyle bir benzetme yapmak abartılı olmaz bence: 1915 nasıl bir mutabakat içinde gerçekleşti ve üstü kapatıldı, katilleri korundu ise, Hrant Dink cinayeti de benzer bir mutabakat içinde işlendi ve tetiğin ardındaki eller şimdiye kadar korundu. Dolayısıyla 1915 ile yüzleşmeye Hrant Dink cinayetini tam anlamıyla çözerek de başlamak mümkün.
Haziran ayında gerçekleşecek genel seçimlerden önce Türkiye’nin politik iklimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Seçimler bu iklimi ne yönde etkileyebilir?
Doğrusu seçim atmosferi tahmin etmek her zaman güçtür. Bir olay her şeyi değiştirebilir. Ancak çözüm sürecinin getirdiği bir iklim var. Hükümet bu iklimi sürdürmek isteyecek ve süreç muhtemelen masada kalacaktır. Ancak AKP’nin sürekli düşman yaratması ve böyle bir düşman olmadan seçime gitmemesi de soru işareti yaratıyor. Yeni düşman kim olacak? Cemaat meselesi artık neredeyse kapandı ve AKP tabanını hâlâ motive edecek bir argüman mı, doğrusu emin değilim. Beri yandan Fransa’taki katliamın yansımaları nasıl olacak, Batı’da yeni bir döneme mi girilecek, yeni saldırılar olacak mı, bunlar da soru işareti. Eğer bu tip saldırılar sürerse, gündemi İslamcılığın belirlediği ve bunun varyantlarını tartıştığımız bir dönemde bulabiliriz de kendimizi
Ermeni soykırımının 100. yılı hangi açılardan ele alınmalı ve öne çıkartılmalı?
1915’in 100. yılı, artık bu topraklarda Ermenilere bir haksızlık yapıldığının kabulü açısından ele alınmalı. 1915’te olanların bir nedeni vardı, Ermenileri bu topraklardan sürmek, temizlemek. Bir sonucu oldu: Ermeniler bu topraklardan kazındı ve yüz binlerce insan öldürüldü. Bir sonucu daha var: Ermenilerin mallarına el kondu ve böylece ekonomi Türkleştirildi, millileştirildi. Yani savaş sırasında olup biten bir talihsizlikten söz etmiyoruz. 1915’ten olanların ilk önce bu açıdan ele alınmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bence yapılacak iş, inkârın bırakılması ve olup bitenle yüzleşmektir. Ve bir özür. Bu zemin üzerinden yürüyebilirsek her açıdan işimiz daha kolay olur diye düşünüyorum.