Röportaj şöyleydi:
Sizce 2014 yılı AKP hükümeti açısından ve hükümete muhalif olanlar açısından nasıl bir yıl oldu? Yaşanan önemli gelişmeler nelerdi?
Yıla yolsuzluk dosyalarıyla girdik, hatırlarsınız. Dört Bakan istifa etmek zorunda kaldı. Ve şimdi yolsuzluk dosyalarının doğurduğu sonuçlarla yılı geride bırakıyoruz.
Dosyaların sonuçlarını hiçbir hukuk, adalet veya etik mantığıyla açıklamak mümkün değil! Yolsuzluğu belgeleyenler hallaç pamuğu gibi atıldı, suçlayan durumundan çıkıp suçlu durumuna düştüler, “silahlı terör örgütü” kurmuş oldukları “çıktı” ortaya! Yolsuzluk yaptıkları belgelenenlere ise hiçbir şey olmadı. Ne o dört bakana, ne dönemin Başbakan’ına ne de hükümete. Dahası, o Başbakan bir de Cumhurbaşkanı oldu!
Bence 2014’ün iki önemli gelişmesi daha var. Biri, Soma’da 300 madencinin ölümüyle başlayan ve inşaat işçileriyle, başka madenlerle devam eden işçi cinayetleri. Ve bunların yol açtığı direnişler.
İkincisi, Yırca’da 6000 zeytin ağacının bir şirket tarafından kesilmesiyle en simgesel ifadesini bulan doğa katliamları. Ve bunların yol açtığı direnişler.
İşçi direnişleri de, doğa katliamı direnişleri de elbette daha önceki yıllarda da oluyordu, fakat 2014’te çoğaldıklarını, yaygınlaştıklarını, geçmişten farklı olduklarını hissediyorum. Bu direnişlerin henüz ciddi zaafları var. Kopuk kopuk, ayrı ayrı direnişler. Henüz genelleşmiyorlar, birleşemiyorlar. Özellikle işçi sınıfındaki kıpırdanma büyük ölçüde örgütsüz. Sendikalaşma oranı çok düşük, sendikalar çok zayıf ve üstelik bölünmüş. Ama bu zaaflar aşılmaya başlanırsa, AKP hükümetini tehdit edecek güç bu hareketlenmenin içinden doğacak; parlamentodan, CHP’den, Cemaat’ten filan değil.
Çözüm sürecindeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yılın ikinci yarısında iki önemli gelişme oldu. Birincisi, IŞİD’in Kobanê’ye saldırısı ve AKP hükümetinin buna karşı kayıtsızlığı. Belli ki hükümet, Rojava devrilirse, Irak sınırından sonra Suriye sınırında da bir Kürt devletiyle komşu olma derdinden kurtulacağını umuyordu. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Ama bu arada iki şey bir kez daha kanıtlanmış oldu: Hükümetin burayı hâlâ bir Türk devleti ve Türk vatanı olarak gördüğünü, Kürt halkını gerçek vatandaş olarak düşünmediğini, Kürt hareketini hiç anlamadığını gördük; Kürt hareketi de bir kez daha gücünü, kitleselliğini, kararlılığını göstermiş oldu. Hükümet istese de istemese de, çözüm sürecinin devam etmesinin ve başarıya ulaşmasının garantisi de zaten Kürt hareketinin bu gücü.
İkinci önemli gelişme, Abdullah Öcalan’ın “uzunca bir süredir üzerinde çalıştığı ‘Barış ve Demokratik Müzakere Süreci Taslağı’nı genel hatlarıyla olgunlaştırdığını ve devlet heyetiyle detaylı bir şekilde üzerinde tartıştıklarını, gelinen nokta itibarıyla üzerinde müzakere yürütülebilecek bir çerçeve olduğu konusunda mutabık kaldıklarını” söylemesi, taslağın Kandil’e götürülüp orada da onaylanması. Hükümet istediği kadar gargara yapsın, Türk bayrağı sallasın, oyalamaya çalışsın, benim hiç kuşkum yok, süreç Öcalan’ın ve Kürt hareketinin istediği doğrultuda ilerlemeye devam ediyor ve edecek.
Önümüzdeki yıla bakınca neler görebiliyorsunuz?
Yılın en az önemsediğim olayı seçimler olacak. AKP yine kazanacak ve biz işimize bakacağız. Seçimlerle ilgili tek önemli nokta, Kürt hareketinin temsilcilerinin Meclis’e yine girebilmesi.
Odaklanmamız gereken, seçimler değil. Birincisi, yukarıda sözünü ettiğim direniş kıpırdanmaları. Bunları bir araya getirmek, ölümlerin de doğa katliamlarının da kapitalizm ile ilişkisini vurgulamak, işyerlerinde sendikalaşmayı geliştirmek, örgütlülüğü yükselmek. İkincisi, Kürt hareketine Batı’dan el uzatacak, destek olacak bir barış hareketi yaratmak için çalışmaya devam etmek. Üçüncüsü, Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yılında bu konunun gündemden hiç düşmemesini sağlamak, hükümetin Soykırım’ı tanıması ve özür dilemesi için mücadele etmek. Dördüncüsü de, bütün bunları daha etkili, daha kazanımlı bir şekilde yapabilmek için yeni ve kitlesel bir hareket yaratma çabalarına devam etmek.