“Kıyametin dört atlısı küresel ekonominin üzerine doğru geliyor.” Telegraph gazetesinin zeki ama sağcı dünya ekonomisi editörü Ambrose Evans-Pritchard, lafı hiç dolandırmıyor:
“Dört büyük şok birbirini besleyerek ve tırmanarak, ancak enflasyonist bir patlamayla sonuçlanabilecek bir emtia sarmalına yol açıyor.”
“Vahiy Kitabı’na göre dört atlı olan fetih, savaş, kıtlık ve ölüm arasında ilk iki atlı, İran ve Ukrayna’daki ikiz savaşlardır.”
Nitekim, Evans-Pritchard daha yukarıdaki satırları kaleme alırken Orta Doğu’daki durum hızla değişiyordu. Yemen’deki Husi hareketinin hızlı ilerleyişi, Kızıldeniz ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmelerini sağladı.
Suudi Arabistan, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişini engellediği petrol ve doğalgazı ihraç etmek için bu güzergâhı kullanıyordu.
Ancak İran’la yakın ittifak içinde olan Husi milisleri, Suudi gemilerinin Babülmendep’e erişimini engelliyor ve Suudi Krallığı’ndaki hedefleri bombalıyor. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Donald Trump’a Husi milislerine karşı bir saldırıya katılması için yalvarıyor.
New York Times gazetesi, Trump’ın “kararsız” olduğunu bildiriyor. “Harekete geçme kararı, Trump’ın başlattığı ancak sonlandıramadığı için küresel çapta ekonomik şoklar yaydığı İran’a karşı savaşta yeni bir cephe açabilir.”
Hem İran rejimi hem de Husiler, ABD ve İsrail’in kararlı ve dirençli düşmanları olduklarını kanıtlamışlardır.
Savaşın ana sevkiyat rotlarını bloke etmesi, enerji, ulaşım ve gıda maliyetlerini tırmandırıyor.
Evans-Pritchard, buğday, mısır ve soya fasulyesinin vadeli fiyatlarının bugünkü cari fiyatların oldukça üzerinde olduğunu yazıyor. Önümüzdeki kış için doğalgaz fiyatlarının geçen kışa göre üç kat daha yüksek seviyelerde sabitlendiği belirtiliyor. Ukrayna savaşı da enerji ve tahıl akışını baltalamaya devam ediyor.
“Üçüncü atlı” ise Pasifik sularını ısıtan El Niño iklim salınımıdır.
Britanya hükümeti, değişen hava koşullarının tarımsal rekolteyi düşüreceğini ve gıda fiyatlarını artıracağını öngörüyor. Bu durum, bu yaz gördüğümüz iklim değişikliğinin yol açtığı yıkımın üzerine ekleniyor. Evans-Pritchard, “Dördüncü atlı ise elbette yapay zekâya, gelişmiş çiplere ve veri merkezlerine yapılan yatırım patlamasıdır” diye yazıyor.
Evans-Pritchard, yapay zekânın kaynakları silip süpürmesinin getirdiği enflasyonist etkilere odaklanıyor. Ancak yapay zekânın, 2007-2009 küresel finans krizini tetikleyen konut çöküşüne benzer devasa bir finansal balonun merkezinde olduğu giderek daha açık hale geliyor.
Başlangıçta yapay zekâ patlamasını yönlendiren büyük teknoloji şirketleri (“hiper ölçekli şirketler”) yatırımlarını finanse edecek kadar zengindi. Ancak şimdi o kadar büyük ölçekte harcama yapıyorlar ki, giderek daha fazla borç biriktiriyorlar. Ve giderek 2007 krizini tetikleyen ve patlamalara yol açan türden kaçamak yöntemlere başvuruyorlar.
Büyük teknoloji şirketleri, inşa ettikleri veri merkezlerinin mülkiyetini aslında sahibi kendileri olan “özel amaçlı şirketler”e devrederek bu şirketler aracılığıyla borçlanıyorlar. Böylece dağ gibi biriken borçları kendi bilançolarında göstermemiş oluyorlar.
Fakat bu özel amaçlı şirketler varlıklarının değeri belirlenmiş asgari eşiğin altına düşerse alacaklılarına tazminat ödemeyi garanti etmek zorundalar. Financial Times gazetesi, bu tür yükümlülüklerin 3 trilyon dolardan fazla olduğunu tahmin ediyor.
Bu yatırımlar, yapay zekâ yarışının kazananları için süper kârlar beklentisiyle yapılıyor. Ancak henüz bunun bir belirtisi yok. Örneğin, OpenAI, 2030 yılının sonuna kadar 840 milyar dolarlık gelir bekliyor. Ancak aynı dönemde bilgi işlem gücü ve altyapısına yaklaşık 856 milyar dolar harcayacağını da öngörüyor.
Büyük yapay zekâ laboratuvarlarının yöneticilerinin sektörlerini “yasal düzenlemeye” tabi tutma konusunda gürültü yapmaya başlamaları hiç de şaşırtıcı değil.
Amaç, süper zeki yapay zekâların hepimizi yok etmesini engellemekten ziyade, çılgın rekabeti yavaşlatmaktır.
Ekonomist Paul Krugman’ın da belirttiği gibi, Trump onların çağrılarını reddediyor çünkü “yapay zekâya karşı oluşan tepki, Trump destekçilerinin ellerinde olduğunu düşündükleri tek avantajı ellerinden alıyor”.
Trump, Orta Doğu’da yeniden savaş başlatma fikrinden geri adım atabilir. Fakat yapay zekâ balonu patladığında eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik çöküşün fitilini ateşlemek için elinden gelenin en iyisini yapıyor.
