—
Enflasyonla mücadele palavrası
Kemer sıkma sözlerinin yanıbaşında ‘yüksek enflasyonu tek haneli hale getireceğiz’ vaadi var.
Bu yeni bir vaat değil.
2018’de patlak veren borç krizi ile birlikte fiyatların artış hızı olan enflasyon kontrolden çıktı. İzleyen iki yıl boyunca ekonominin küçülmesi sonucunda daha alt seviyeye düşer gibi gözükse de 2018 öncesi rakamlara geri dönmedi. 2021’de zam dalgaları ile yüksek enflasyon kalıcı bir hale geldi ve hayatımızı çekilmez kılmaya devam ediyor.
Çoğu ekonomist enflasyonu mali dengelerin bozulmasına, piyasa kurallarının işletilememesine ya da sadece kötü yönetime bağlıyor. Fakat bunlar sebep değil sonuçlardır. Fiyatların artış hızını belirleyen, zam üstene zam yapan büyük sermayedir. En büyüğünden en küçüğüne patronlar, kârlarını korumak ve artırmak için faturayı bize kesiyorlar.
2018’den bu yana biz hayat pahalılığı ile boğuşurken, sadece en küçük işletmeler iflas etmiş, buna karşılık orta ve büyük şirketler ise kârlarını artırmayı başarmıştır. İşte size enflasyonun nedeni!
Enflasyonla etkili mücadele, ucuz market zincirlerini komik cezalara çarptırmak olamaz. Bir işçi hükümetinin yapacağı ilk şey fiyatları dondurmak olabilirdi. Fakat hiçbir kapitalist yönetim buna yanaşamaz.
Bu durumda biz işçiler neyi savunmalıyız?
Bazı “çok akıllı” burjuva ekonomistleri, ücretleri artırmayın, ardından gelen zamlarla enflasyon döngüsü devam eder, diyor. Asgari ücret artışı sonrası gelen zam dalgalarına bakan çoğu kişi de bu fikre sıcak bakıyor. Ancak bu düşünce biz işçilerin çıkarlarına uygun olmadığı gibi yüksek enflasyon altında hayatta kalmamızı da sağlayamaz.
İşçi hareketi, bu dönemde ücretlerin artırılmasına yüklenmelidir. Hayat pahalılığı altında insanca bir yaşam talebinin kazanması için ücretler -en az üç aylık dönemlerde- gerçek enflasyon oranında artırılmalıdır.
Kemer sıkma dayatmasına karşı ikinci önemli talebimiz ise “çok kazanandan çok, az kazanandan az” vergi alınmasıdır.
Kapitalistler kazançlarına göre vergi ödediklerinde devlet gelirleri açık vermez. Devlet, şirketler adına borçlanmadığı ya da onların borç faizlerini ödemek için bizim vergilerimizi kullanmadığı takdirde gerek kamu çalışanlarının ücretleri gerekse sosyal harcamalar kolayca karşılanıp artırılabilir.
Sendika yöneticilerinin “aynı gemideyiz” düşüncesinden kurtulmaları, kemer sıkma dayatmasına karşı ortak taleplerimizi savunmaları gerekiyor. Bizler de birleşik mücadelenin örülebilmesi için tabandan harekete geçmeye başlamalıyız.
(Sosyalist İşçi)