Netanyahu hesap ver, bugün kaç çocuk öldürdün

15.01.2024 - 11:52
Şenol Karakaş
Haberi paylaş

Savaş katlanılmaz bir yıkıma doğru gidiyor. İsrail ara vermeden saldırıyor. Selim Deringil’in Lübnan’da bir toplantıda dinlediği Ghassan Abu Sittah, Gazze’de Al Ahli hastanesinin vuruluşunda oradaydı. Deringil, Sittah’ın tanıklığını şöyle aktarıyor: “Öncelikle Al Ahli’yi vurdular. İngiliz hastanesi vurulursa dünya kamuoyundan ne denli bir tepki geleceğini ölçmeyi hedefliyorlardı. Gelen tepkinin cılızlığını görünce diğer hastanelere saldırılarını yoğunlaştırdılar” diyor.

Canavarlık

Hastane vuran bir canavarlıkla karşı karşıyayız. Şu haberlere tanık olmak tüm dünyada dayanılmaz bir öfkeyi tırmandırıyor: "Gazze’de hayatını kaybeden Filistinli sayısı 22 bin 835’e yükseldi. Gazze Sağlık Bakanlığı son 24 saat içinde İsrail saldırılarında en az 113 kişinin öldüğünü, 250 kişinin de yaralandığını bildirdi. Hâlâ enkaz altında oldukları tahmin edilen en az 8 bin kişi ise kayıp durumda.”

Her gün böyle haberler okuyoruz.

Bu yüzden bir apartheid rejiminden söz ediyoruz. Sadece şiddetin sonu gelmez gibi görünmesi nedeniyle değil Rob Ferguson’un açıkladığı şu bağlam nedeniyle ırk ayrımcı bir saldırganlıktan söz ediyoruz: “İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı, tüm dehşetiyle, Siyonist projenin temel bir özelliğini örneklemektedir: Filistinlilerin tüm direnişini ezmeye yönelik amansız baskı. Sivil halkın hedef alınması basit bir öfke nöbeti değil, Filistinlilerin direniş ruhunu ezmeyi ve tam bir teslimiyet dayatmayı amaçlayan kasıtlı bir stratejidir.” 

Katiller kol kola

İsrail Gazze’de terör estirirken, batı liderleri de İsrail’i cansiperane bir şekilde desteklemeyi sürdürüyor. ABD’de okullarda “İntifada” sloganı atan öğrenciler soykırımı savunmakla suçlanıyor, bu üniversitelerin dekanları Yahudi düşmanlığına prim vermekle itham edilip istifaya zorlanıyor, sivil Filistinlilerin öldürülmesini eleştiren gazeteciler işten atılıyor, Biden Arap ülkeleri turunda Kongre'ye Ukrayna'ya 61 milyar dolar, İsrail'e 14 milyar dolar ve Tayvan'a 7 milyar dolar tahsis edilmesi talebini duyuruyordu. 

Bir gazetecinin yazdığı gibi 1950'lerin McCarthy dönemi, komünist ya da herhangi bir türden solcu olduğu söylenen herkesi kamusal yaşamdan fiilen mahrum bırakan kara listelerle hatırlanmaktadır. Batı ülkeleri de böyle hatırlanacak, İsrail’in savaş şovu yaparak öldürdüğü Gazzeli bebekler için ses çıkartan herkesi düşmanlaştıran ve kamusal alandan yok etmek isteyen 2023-2024 model McCarthy’ler!

Üstelik, ellerinden geleni artlarına koymamalarına rağmen sadece katliam yapmayı becerebiliyorlar. Filistin halkı milim geri adım atmıyor, Gazze’yi terk etmiyor. Her geçen gün İsrail ve batılı emperyalistlerin kan dökücü yapıları teşhir oluyor. Anne Alexander’ın yazdığı gibi;

Batılı liderlerin barış söylemleri ile İsrailli müttefiklerinin savaş uygulamaları arasındaki çelişkiler nadiren bu kadar göze batmıştır. Ancak bu türden iki yüzlü söylemler pek de yeni değildir. İsrail de benzer bir etnik temizlik ve savaş süreciyle kurulmuştur. Filistinlilere boyun eğdiren ırkçı, yerleşimci-sömürgeci apartheid sistemi İsrail devletinin emperyalist rolüyle sürdürülmektedir. Daha önceki tüm "barış süreçlerinin" başarısız olmasının nedeni de budur. Sadece Filistin'de değil, komşu devletlerde de geniş kapsamlı siyasi ve toplumsal dönüşüm için sürekli bir mücadele dışında "sürekli savaş" durumundan gerçek bir çıkış yolu bulunmamasının nedeni de budur.

Türkiye-İsrail işbirliğine son!

Kasım 2023’de 319 milyon 515 bin dolar olan Türkiye’nin İsrail’e ihracatı Aralık 2023’te 430 milyon 600 bin dolara çıkarak son bir ayda yüzde 34,8 arttı. Miting meydanlarında yüksek sesle konuşmak başka, ticaretin soğuk parasal verileri başka elbette! 

İktidar bu iki yüzlülüğün tarihi yükünü taşımak istemiyorsa, hızla, İsrail’le tüm ikili ilişkileri/anlaşmaları sona erdirmeli ve İsrail’in yalnızlaşması için en az Güney Afrika kadar etkili bir süreç başlatmalıdır. 

Güney Afrika’dan öğrenin…

Güney Afrika’nın İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçladığı dava Lahey'de Uluslararası Adalet Divanı'nda görülmeye başlandı. Güney Afrika çok net bir dilekçe sundu ve ilk oturumda çok keskin bir şekilde talepleri sıraladı. “İsrail’in 7 Ekim’den bu yana düzenlediği saldırılarda 23 binden fazla Filistinlinin öldüğünü ve yaklaşık 60 bin kişinin yaralandığını hatırlatmak isteriz” denilen dilekçenin tüm vurguları Türkiye’de iktidarın kulağına küpe olmalıdır ve neden böyle bir dilekçeyle Gazze’de yaşanan dramı dünyanın gündemine oturtamadığının hesabını vermelidir.

Güney Afrika delegasyonu ilk gün çok net bir suçlama zemini sundu: Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola şunları söyledi:

Ellerimizi Filistin halkına uzatırken, bunu bir insanlığın parçası olduğumuzun bilinciyle yapıyoruz. Bunlar kurucu başkanımız Nelson Mandela’nın sözleriydi, Güney Afrika’nın 1998’de Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne katılmasının ruhu budur. Sözleşmeye taraf bir ülke olarak bu mahkemeye bu ruhla yaklaşıyoruz. Bu herkese, hem Filistin halkına hem de İsraillilere karşı bir taahhüttür. Filistin ve İsrail’deki şiddet ve yıkım 7 Ekim 2023’te başlamadı. Filistinliler son 76 yıldır, 6 Ekim 2023’te ve 7 Ekim 2023’ten bu yana her gün sistematik baskı ve şiddete maruz kaldılar. Gazze Şeridi’nde, en azından 2004’ten bu yana, İsrail hava sahası, karasuları, kara geçişleri, su, elektrik ve sivil altyapı ile kilit hükümet işlevleri üzerinde kontrol sahibi olmaya devam etmektedir. Bir devletin topraklarına yönelik hiçbir silahlı saldırı, ne kadar ciddi olursa olsun, hatta vahşet suçları içeren bir saldırı bile, ister hukuk ister ahlak meselesi olsun, sözleşmenin ihlaline gerekçe ya da savunma sağlayamaz.

İktidar İsrail’le ticari ilişkileri derhal kesmek yerine artırırken, Güney Afrika apartheid rejimine son vermek ve İsrail’i dünyanın gözünün içine baka baka teşhir edip yalnızlaştırmak için elinden geleni yapıyor.

Küresel direnişin önemi

9 Aralık’ta Filistin’e Özgürlük Platformu basın açıklamasında değinildiği gibi, bu koşullarda Gazze’yle dayanışan küresel direnişin önemi benzersizdir. Milyonlarca insan, bu işgalin hemen, pazarlıksız sona ermesini istiyor. İsveç’te, Londra’da, Glascow’da, Paris’te, Belçika’da, Güney Afrika’da, New York’ta, Jakarta’da, Tunus’ta, Almanya’da, Manchester’da, Avustralya’da, Pakistan’da, Japonya’da, Washington’da, Edinburgh’ta, Somali’de, Bosna’da, Kosta Rika’da, Portekiz’de, Kanada’da, Danimarka’da, Norveç’te, Mauritius adasında, Fas’ta, Mısır’da, Yemen’de, Atina’da, Barselona’da, Brezilya’da, Meksika’da İrlanda’da, Arjantin’de, Yeni Zelanda’da, Finlandiya’da Gazze’yle dayanışma eylemleri örgütlendi. Bazı ülkelerde ve şehirlerde milyonluk gösteriler gerçekleşti. Bu sayede ateşkese dair BM Genel Kurulu’nda 27 Ekim’de oylanan ilk kararda 121 ülke lehte oy kullanmışken, aralık ayında Gazze’den yana olan ülke sayısı 153’e yükseldi. Tüm dünyada Gazzelilerin çektiği ıstırabı yüreğinin en derinlerinde hisseden milyonlarca insanın umut veren eylemleridir. Çünkü ancak bu şekilde, hegemonik kibir içindeki İsrail ve ABD yalnızlaştırılabilir. 

Bizler de bu milyonların parçasıyız.

Bu eylemler, stratejik olarak da ayrı bir öneme sahip. 

Bir yandan Gazze’nin ölümüne direnişi öte yandan küresel Gazze eylemleri hem İsrail’i bir krize sokuyor hem de emperyalizmin çoklu krizini, özellikle küresel hegemonya alanında derinleştiriyor.

Bu sene 51 ülkede dünya nüfusunun yarısının katılacağı, yaklaşık 4 milyar insan katılacağı seçimler yaşanacak. Hiç şüphesiz Gazze tüm bu seçimlerde bir role sahip olacak. Bu nedenle, hemen birçok politik konu etrafında olduğu gibi, Gazze için birleşik bir mücadele örmek çok önemlidir. 

Filistin’e Özgürlük Platformu böyle bir cepheyi örmeye çalışıyor. Önümüzdeki günlerde bu platformu daha da büyütmek, aktivist sayısını çoğaltmak için çabalamak çok önemli.

Şenol Karakaş

(Sosyalist İşçi)

 

Bültene kayıt ol