Milyonlarca insan devletten yardım beklerken: Bağış kampanyaları, baskı ve kutuplaştırma

01.04.2020 - 20:50
Volkan Akyıldırım
Haberi paylaş

İşsiz, emekli, fakir insanlar, emekçiler acil destek beklerken iktidar bağış kampanyası düzenliyor ve belediyelerin kampanyalarını zorla engelliyor.

Kasaları boş, boğazına kadar borçlu ve her şeyi şirketlere teslim eden hükümetler, salgın karşısında bağış kampanyaları düzenlemeye başladı. İhya ettikleri patronlardan gerekeni almazken, hayırseverlikle patronlara reklam imkânı da sunuyorlar.

Salgına karşı açıkladığı ekonomik pakette işçilere, işsizlere ve emeklilere gereken desteği vermeyen Erdoğan ve AKP hükümeti "Biz bize yeteriz" diyerek para toplamaya başladı.

Cumhurbaşkanlığı bağış topluyor

Marksist.org yazarı Şenol Karakaş, (toplumu ayakta tutan gıda, enerji, su ve altyapı dışında) kimsenin işe gitmek zorunda olmadığını, acil sağlık tedbirleri sırasında milyonlarca işçinin ve yoksulun acil ihtiyaçlarını karşılamanın büyük sermayeden kesilecek yüzde 1'lik salgın vergisiyle karşılanabileceğini gösterdi:

https://marksist.org/icerik/Yazar/13674/Yoksullara-bir-rahat-verin,-parayi-patronlardan-alin!

2018'de başlayan borç krizi sırasında milyonlarca kişi işini kaybeder ya da iş bulamazken, büyüğünden küçüğüne patronları kurtaran AKP hükümeti ise halktan para toplamayı tercih ediyor. Kendisini destekleyen sermaye gruplarını hayırseverliğe davet ediyor. Onlar da seve seve katılıyor çünkü AKP hükümeti üretimin devam etmesini istiyor.

Cumhurbaşkanlığının “Biz Bize Yeteriz” kampanyasına (her biri son derece düşük miktarlarda) bağış yapan sermaye örgütlerine, holdinglere, kurumlara bakıldığında neredeyse tamamının Erdoğan yönetimiyle iyi geçinen ve ihaleleri toplayan şirketler olduğunu görmek mümkün.

Bu listede yoksulluk içinde yaşayan bir milyondan fazla kamu emekçisinin üyesi olduğu iktidar yanlısı konfederasyon Memur-Sen de yer alıyor. Her ay memurların maaşlarından kesilen düzenli aidatların iki milyon lirası, Memur-Sen yönetimi tarafından Cumhurbaşkanlığı kampanyasına bağışlandı.

İktidar yanlısı medya ise "sms ile 10 lira gönder" diyerek yardım bekleyen halktan para istiyor. 

BOTAŞ ve çeşitli devlet kurumları çalışanlarını bağış yapmaya zorluyor.

Siyasi rekabet ve tarihi kavga

Biz bize yeteriz kampanyasına cimrice bağışlarda bulunup bunu reklama dönüştüren holdingler tanıdık. İlginç olan kısım listede (şimdilik) yer almayanlar: Türkiye’nin en zengin aileleri, İstanbul burjuvazisinin örgütlenmesi TÜSİAD'ın kurumsal ve bireysel katılımları şimdilik listede görünmüyor.

Onlar da her an Cumhurbakanlığı'na bağışta bulunabilirler. Fakat İstanbul sermayesi esas olarak İmamoğlu-İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ve Millet İttifakı belediyelerinin kampanyalarını destekler gibi gözüküyor. AKP ile kavgalı olan fakat kazanmaya devam eden İstanbul sermayesinin siyasi tercihinin Millet İttifakı olduğu açıkça biliniyor.

Egemen sınıfın iki kanadı arasındaki bu tarihi mücadele, bir salgının ortasında yeniden patlak verdi. İçişleri Bakanlığı bir genelgeyle belediyelerin bağış kampanyalarını yasadışı ilan ederken, paranın toplandığı banka hesaplarına da el koydu. Son olarak Erdoğan, CHP yönetimindeki büyükşehir belediyelerini "devlet içinde devlet" olarak suçladı. İstanbul seçimlerini anti-demokratik yöntemlerle tekrarlatan AKP iktidarı, seçimle iş başına gelen yerel yönetimlerin acil yardım faaliyetlerini durdururken, “Biz bize yeteriz”i tek kampanya olarak dayatıyor.

Arka planda birbiriyle kapışan İstanbul burjuvazisi ve Erdoğan yönetimi arasında, salgınla mücadele kararları konusunda da anlaşmazlık var. 

Erdoğan yönetimi "gönüllü karantinadan" yani bireysel ve gevşek önlemlerden yana. Fabrikaların olabildiğince çalışmasını, işçilerin işe gitmesini istiyor. Bunun bir nedeni Türkiye kapitalizminin ihracat sonucu elde edilen dövize muhtaç oluşu. Bu yüzden ekonomik paketten özellikle gıda ve imalat sektöründeki holdingler ve onların etrafına birikmiş küçük ve orta boy işletmeler yararlanıyor. İktidar salgın sırasında üretimi devam ettirerek hem kökten bağlı olduğu holdingleri ayakta tutuyor, hem de bunu Türkiye kapitalizmi için bir fırsata dönüştürebileceğini düşünüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve TÜSİAD ise şehirde sokağa çıkma yasağı istiyor. TÜSİAD'ın doğrudan desteklediği Ekrem İmmaoğlu, halk sağlığını göz etmek istiyor olabilir.

TÜSİAD'ın derdi ise elbette halk sağlığı değil. Covid-19 salgını sırasında ihracat da ithalat durdu. Satış ve talep olmadığı ve durum öngörülemez olduğu için fabrikalar birer üretimi durduruyor ve işçilere ücretsiz izin (yani işsizlik) dayatılıyor. 

Kapitalistler durgunluk zamanlarında işçileri işten çıkarır ve işçilik maliyetlerini sıfırlar. Kendi bankaları olan, gıda ve enerji gibi stratejik sektörleri kontrol eden TÜSİAD üyeleri, sanayideki üretime ara verseler de batmayacaklarını biliyorlar. Her an batabilecek durumda olan Anadolu sermayesi gibi onlar da hayırseverlikten yanalar.

Şirketleri değil insanları kurtarın!

İktidar ve sermaye gruplarının salgın karşısındaki tutumları, acil yardım ihtiyaçlarının politize edilmesi ve bir kutuplaşma alanına çevrilmesi yüzde 99'umuzun aleyhinedir.

Sosyalistler dünyanın her yerinde, hükümetlerin insanları değil şirketleri kurtaran süslü bağış kampanyalarına karşı çıkıyor. Dünyada ve Türkiye'de işçilerin talebi, çalışanların maaşlarından ve tüm ürünlerden büyük vergiler toplayan (Varlık Fonu gibi büyük kaynakları elinde tutan) devletlerin, salgın döneminde her bir kişinin sağlık ve yaşamsal ihtiyaçlarını acilen karşılamasıdır.

Bağış kampanyaları hiçbir zaman ve hiçbir konuda yeterli olmaz. Salgınla mücadelede ise devasa kaynaklar gerekir. Bu para devlet eliyle patronlardan alınmadığı ve sağlık sistemi acilen güçlendirilmediği koşullarda, salgın felaketle sonuçlanabilir.

- İktidar bağış kampanyasını bırakmalı, büyük sermayeye yüzde 1'lik salgın için servet vergisi koymalıdır. Bu vergiden elde edilen gelir, sağlık ve sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi için harcanmalıdır.

- Krizde işsiz kalanlar, İşsizlik Fonu'ndan maaşa bağlanmalıdır.

- Devlet her yurttaşa acil gıda ve para desteğinde bulunmalıdır.

- Yoksul insanların faturaları, kiraları, banka borçları devlet tarafından karşılanmalıdır.

- Meşru ve yasal kurumlar olan belediyelerin yardım ve bağış faaliyetleri engellenmemelidir. Milyonlarca insan yardım beklerken iktidar ve muhalif yerel yönetimler arasındaki kavga, salgınla toplumsal mücadelenin aleyhinedir.

Volkan Akyıldırım

Bültene kayıt ol