Çin: Devlet kapitalizminde yeni zorlamalar

09.05.2018 - 14:01
Haberi paylaş

İngiltere'de yayımlanan aylık Socialist Review dergisinden Adrian Budd, Çin ekonomisinin barındırdığı çelişkileri ve bu çelişkilerin kutlanan -ve korkulan- büyüme oranlarına tehdit oluşturabileceği üzerine bir tartışma yürütüyor.

Son otuz yıllık süreçte, Çin ekonomisine yönelik tartışmalar ezici bir çoğunlukla pozitif yürütüldü. Deng Xiaoping iktidarında 1978 yılında başlayan Maocu devlet kapitalizminin reformlarından beri -Leon Troçki’nin geri kalmışlığın imtiyazı olarak tanımladığı durumdan faydalanan- Çin’in değişimi dikkat çekici. Neoliberal mitin aksine, devlet üretimi ve devlet tarafından planlanmış özel sermayenin kombinasyonunda ortalama yüzde 10’a yakın bir büyüme oranı yakalandı. Çin, ihracatını 10 milyar dolardan 2100 milyar dolara çıkararak dünyanın en büyük ihracatçısı ve aynı zamanda en büyük ikinci ekonomisi hâline geldi.

2008-9 krizinden sonraki bu cılız toparlanma sürecinde Çin, küresel ekonomik büyümenin üçte birinin kaynağı hâle geldi. İlk olarak düşük ücretli kırsal göçmenler, Deng iktidarında kurulan imalat bölgelerinin ihracatı için iş gücüne çekildi. Bu yüzden 1978’den itibaren yarım milyar yeni işçi, iş gücüne katılmış oldu. Bu işçiler dünya kapitalistleri için yığınla artı değer üretirken, bu vesileyle de kalbi nispeten cansız olan bir sisteme dinamizm katıyor.

Devasa Made in China 2025 (Çin’de Üretilmiştir 2025) sanayi politikası adı altında Çin, klonlama, yarı-iletkenler, kuantum internet, yapay zeka ve robotik de dahil olmak üzere bir dizi yeni teknolojiyi ileriye taşıyor. Başkan Xi Jinping, bilim ve teknolojiyi “ekonominin ana savaş alanı” olarak görüyor. Bu sektörlerde Çin, dünyanın en parlak bilim insanları için bir mıknatıs hâline geldi. 1995’ten 2013’e uzanan süreçte araştırma harcamaları otuz kat arttı. 2016’ta ilk defa Çin’in bilimsel yayımları, ABD’de üretilenlere sayıca üstün geldi. Dünya toplamının yüzde 40’ı olan bir milyon patent verildi. Çin’in dijital ödeme piyasası ABD’ninkinden 50 kat daha büyük. 

Şu an, bir trilyon dolarlık bir program kapsamında çağüstü bir altyapı hızlıca geliştiriliyor. On yıl önce Çin’de sürat treni veya buna elverişli bir ray altyapısı yoktu. Bugünse dünyadaki diğer bütün rayların birleşiminden daha fazla rayı var. Aynısı otoyol yapımı için de geçerli. Tek başına Guizhou şehrinde 2013’ten beri neredeyse bütün Britanya ağına denk gelecek kadar mil otoyol yapıldı. 2017 yılında sadece Ekim ayına kadar her altı haftada bir tamamlanan yerleşim alanı, Roma’nın büyüklüğüne eşitti.

Çin artık dünyanın geri kalanı için bir düşük maliyetli bir montaj fabrikası değil. Ancak geçenlerde “Eğer Çin bir hedefe kilitlenirse, hiçbir şey onu önleyemez” diyen Observer hatalı. Çin, kapsamlı bir uzay keşif programı planlıyor olabilir ama yine de kapitalist sistemin çekim alanından ve kurallarından kaçamaz.

Şüpheler

2007’de o zamanın başbakanı Wen Jiabao, Çin ekonomisini “istikrarsız, dengesiz, plansız ve sürdürülemez” olarak betimledi. O zamandan beri ekonomik büyüme devam ettiyse de yavaşlamasıyla beraber problemler ve şüpheler derinleşti. Rakipleri yakalama güdüsüyle Çin’in egemenleri, Batı’da ortalama %20 olan orana karşı, yıllık hasılatın yarısına yakınının yatırıma dönüşmesinin garantisini alıyor. Ancak bu üretimin gerçekleştiği alanda ve/veya makinede bedenleşen ölü emek ve değer üreten yaşayan emek arasındaki oran olan ve Marx’ın “sermayenin organik bileşimi” olarak tanımladığı oranı büyütüyor. Bu, çoğu verimsiz olduğundan ve kâr etmediğinden, yatırımların getirisinde azalmalara sebep oluyor. Çin’in cafcaflı ama şirketleri cezbetmeyen “hayalet şehirleri” bir örnek olabilir. Bu yatırımın büyük çoğunluğu altyapıya yapılıyor. Ancak üretici ekonomi hâlâ rakiplerinin oldukça gerisinde kalıyor.

2015’te Çin’de her 10 bin işçiye 10 adet endüstriyel robot düşerken, bu sayı ABD’de 100, Almanya’da ve Japonya’da 300 ve Güney Kore’de 500’ün üstünde. Onlarca yıl hızlı büyümenin ardından Çin’in işçi başına düşen sermaya birikimi, Güney Kore’nin dörtte biri ve ABD’ninse sadece beşte biri. 2015’teki veriler üzerinden, ABD’deki 110 bin dolar ve Avrupa Birliği'ndeki 80 bin dolara nazaran işçi başına 20 bin dolar ile verimlilik oldukça düşük kalıyor. Doğru kârlılık hesaplamalarını bulmak zor da olsa çoğu tek basamaklı (kârlılık tahminleri özel sektörde yüzde 4‘ten 9’a, devletteyse yüzde 2’den 4’e değişiyor) olduğunu öne sürüyor.

Devlete ait işletmeler, Çin sisteminin temel bir parçası olmaya devam ediyor. Bu işletmeler Komünist Parti liderliğinin bir bölümüne iktidar için taban, altyapı için sanayi üretiminin gelişimi ve kuzey doğu gibi gerilemekte olan bölgelerde milyonları iş gücünde tutmayı sağlıyor. Ulusal ortalama yüzde 17’yken kuzey doğuda sanayi işlerinin yarısı devlete ait işletmelerde bulunuyor. Öte yandan ihracata yönlendirilmiş İnci Nehri Deltası gibi kıyı kesimlerinde bu işletmelerin neredeyse hiçbir etkinliği yok.   

Ancak dar finansal terimler kullanacak olursak, devlete ait işletmeler ekonomik bir yük. Yatırımların üçte biri buralarda olmasına rağmen gayri safi yurtiçi hasılasının sadece yüzde onunu oluşturuyorlar; sabit sermaye yatırımlarının %40’ına sahipken sadece %20 kâr ortaya koyarak borç batağındalar. Yine de bu oluşumların borsanın %80’ini oluşturması, Çin’in en büyük şirketlerinin doğrudan devlete ait olduğunu gösteriyor. Bunun dışında kalanlarsa devlet etkisinden kaçmıyor.   

Tencent ve Ali Baba gibi özel yüksek teknoloji şirketler şu an dünyada ilk onda. Parti liderliği tarafından bu şirketler, devlete ait işletmelere ve partinin kendisine uzun sürecek bir meydan okuma olarak görülüyor. Lakin Xi Jinping iktidarında devlet, özel sermaye üzerine hegemonik ağırlığını tekrar koydu. Önde gelen yüksek teknoloji firmaları, millileştirilmiş China Unicom’un -bu firmanın ağlarına ve müşteri tabanına ulaşma karşılığında- yeniden yapılandırılmasını fonlamaya zorlandı. Hükümet ayrıca, banka gibi çalışmaya başlamış olmalarına ek olarak para aklamaya ve vergi kaçırmaya da karışmış olabilecek bu firmaların ödeme sistemlerine ve finansal hizmetlerine sınırlandırmalar koydu.

Özel sermayenin katı devlet kontrolüne tabi kılınması, sermaye ihraçlarını engellemekle bağlantılı. 2014 ve 2017’nin ilk döneminde sermaye ihraçlarının devasa boyutlara varması, iç borca, kârlılığa ve finansal riske dair ticaret kaygılarını yansıtıyor. Sadece 2016’da her ay 28 milyar dolar Çin’den dışarı çıkarıldı. Bu miktarda bir sermayenin boyutu, sadece Avrupa Birliği şirketlerinin Çin’deki yıllık yatırımının 8 milyar dolar olduğu göz önüne alındığında anlaşılabilir.

Komünist Parti’nin “akıl dışı” olarak eleştirdiği pek çok yurt dışı satın almaları (emlak, eğlence ve spor sektörleri gibi) komik oranlarda şişirilmiş fiyatlar üzerinden gerçekleşti. 32 yaşındaki futbolcu Carlos Tevez ile yeni yeni palazlanan Çin Süper Ligi'nde oynaması için haftalık 615 bin pound üzerinden yapılan kontrat, yalnızca 16 maç oynayıp Arjantin'e 34 milyon pound daha zengin dönmesinden evvel doğal olarak akıldışı göründü. Ancak Financial Times’ın da 2016 Mart’ında dediği gibi Tevez’in taraftarı olan ve ulusal yeniden doğuş için Çin Rüyası’nın bir parçası olan futbolda bir güç olmayı da programına almış “tek adamın desteğiyle: Başkan Xi Jinping”.

Özel sermayedar rasyonalitesi perspektifinde şişirilmiş fiyatlar, Çin’deki mevcut zorluklara karşı bir önlem olarak büyük miktarlardaki paranın dışa aktarılmasını sağladı. Bunun üzerine 2017’nin ilk aylarında, sermaye ihraçlarına karşı kısıtlamalar uygulamaya kondu. Aynı yılın yazındaysa Danıştay denetleyicilere yabancı yatırımları kısıtlamalarını söylerken, bankacılık denetim komisyonu devlet bankalarına en atılgan dışa yatırımcılarının bu bankalara riskler toplamını muhakeme etme emri verdi. Önde gelen hükümet yetkilileri de firmaları Xi’nin "Bir Kuşak Bir Yol" konseptine yatırım yapmaları ve daha vatansever olmaları konularında teşvik etti. Lakin vatanseverlik, Çin ekonomisindeki ciddi dengesizlikleri ortadan kolayca kaldıramaz. 

Geçen Ekim ayında merkez bankası müdürü Zhou Xiaochuan, 19. Komünist Parti Kongre’sinde konuşurken “Minsky momenti” -kapitalizm için bankacılığın ve finansın istikrarsızlaşması- tehlikesine karşı uyarıda bulundu. Ekonomist Hyman Minsky, istikrar dönemlerinin aşırı özgüven ve spekülasyonu teşvik ettiğini ve bunun da dönüşünde finansal çöküş tehlikesini arttırdığını keşfetmişti. Bu durumda çöküşler, harici şoklardan değil, kapitalizmin sıradan çalışma durumundan kaynaklanıyor. 

Bankanın kaygılarıysa sürekli 2008-vari bir çöküş uyarısı veren iş dünyası basını tarafından paylaşılıyor. Çin’in 2008 krizine cevap olarak geliştirdiği devasa teşvik paketi, finans piyasalarına güvenin tazelenmesine yardımcı oldu. Lakin bu paketin eseri olan borcun devasalığı, daha uzun vadeli problemleri yanında getirdi.

Uluslararası Ödemeler Bankası’na göre, Çin’in finans dışı sektör borcu 2007’deki 6 trilyon dolardan bugün 30 trilyon dolara çıktı. Şu an 2008’deki çöküşten %40 derece daha yüksek olan finans dışı sektörün borcunun küresel yükselişindeki en önemli etmenlerden biri Çin. Şirket borcu ise gayri safi milli hasılanın %160’ıyken, bu oran onu dünyadaki en borçlu şirket sektörü hâline getiriyor. Finansal sistemdeyse, krediler gayri safi milli hasılanın %250’sinden %400’üne kadar çıktı. Özellikle devlet kredisiyle ve yardımlarıyla geçinen ve böylece diğer şirketleri de kaynaktan mahrum bırakan zombi şirketler başta olmak üzere pek çok krediden beklenen dönüş alınmıyor. IMF’ye göre 2017’nin Aralık'ında zombi borcu, gayri safi milli hasılanın yüzde 6 ila 11’iydi. Saygın bir bankacılık analisti, Charlene Chu, Çin’deki batak paranın 8 trilyona varacağını tahmin ederken; yüzde 5.3 gösteren resmi rakamların aksine borçların üçte birinin tahsil edilemeyeceğini söylüyor.

Manevra

2008’den beri yerel yönetim borcu, GSYİH’in %17’sinden %42’sine çıkarken; devletin tüm borcuysa iki katına, GSYİH’in yaklaşık %270’sine çıktı. Bu borçsa büyük oranda yurt içi tasarrufları yapanlara, bu tasarrufların merkez bankasının bir nakit çöküşü yaşamadan manevra yapması için bir alan bıraktığı için borçlu. Mesela borcu kapatmak için tahvil çıkarabilir veya özel kredi veren kuruluşlardan satın alabilir. Bu oda artan otoriterizmle genişleyebilir, ancak uzun vadede, finansal yorumcu George Magnus’un da 2017’de söylediği gibi bu borç durumu “Çin’i bir çöküş için tipik bir risk vakası yapıyor”. Doğrudan ,küresel finansal piyasaların karşılıklı bağlılığı aracılığıyla, veya dolaylı, Çin’in bir ihracat piyasası olması üzerine etki ile hiçbir yer etkilerinden kaçmayacak.

Uyarı işaretleri her yerde. Ev fiyatları yıllık %10 civarında yükseliyor, büyük şehirlerde 2016’da bu oran %20 ila %30 arasında. Barınmadaki bu eşitsizlik Londra’nın bile nispi eşitlikçi görünmesine sebep olurken, Çin’in büyük şehirlerinde fiyatlar, gelire oranla Londra’nın neredeyse iki katı olan %40’ın üzerinde. Şangay’ın finans profesörü Ning Zhu’ya binaen, finansal balon kaçınılmaz. Fahiş fiyata evlerin bir sonucu olarak 50 milyon ev, şehir konutlarının %22’si, 2013’te boştu.

Mortgage için teminat talepleri de artarken ev fiyatlarındaki şişkinliği kontrol etmeyi deneyen devlet, imarcıların devlet banka kredilerine erişimini sınırlandırdı. Lakin aşırı kapasiteyi düşürürken, bu sırada da iktidarın zenginliğin güvencesi olarak meşruluğuna zarar vermeyecek şekilde fiyatların nasıl düşürüleceğini tahayyül etmek zor.

Finansal sistemin fonksiyonundaki bozukluklardan bir diğeriyse denetimsiz, karanlık bankacılık sektörünün ortaya çıkışı. Özünde yüksek getirili yatırım araçları ve son on yıl içinde 11 trilyon dolarlık bir piyasa hâline gelmiş varlık yönetimi ürünleri bulunuyor. Geniş yelpazede finansal sistem ve reel ekonomi üzerindeki etkisinden kaygı duyan düzenleyiciler, spekülatif ürünlerin üzerindeki denetimi sıkılaştırdı. Ancak devlet bankaları tarafından destekleniyorlar ki bu bankalar da bu ürünlerin satış temsilcileri gibi işlerken, bu ürünleri satın alanlar doğal olarak devletin onların yatırımlarını garanti altına aldığını düşünüyor.

İkilem

Çin’in yönetenleri, ekonomik büyümeyi iletletmek isterken aynı zamanda bu büyümeyi destekleyen borcu zaptetmek zorunda oldukları bir ikilem ile karşı karşıya. Üstelik IMF, borcun reel ekonomi üzerindeki azalan veriminin altını çizdi. 2016’da GSYİH’yi bir birim yükseltmek için gereken dört birim krediyken, on yıl önce bu sadece 1.3 birim krediydi. Ancak 2017’nin Kasım ayında, finansal ürünlere getirilecek sınırlamaların açıklanmasından bir gün önce, merkez bankası, yatırımcıların gelecek büyüme beklentisine dair kaygıyı hafifletmek için finansal sistemin içine 50 milyar dolar pompaladı. 2008’den beri ne zaman istikrar sağlayacı tedbirler borsa üzerinde bir kriz esintisi yaratsa ve fiyatlar düşse (2015-16’da olduğu gibi) devletin tedbirleri gevşetmesi ve gelecek istikrarsızlığın olasılığını arttırması üzerinden bu konsept tekerrür ediyor.

Çin, Marx’ın 150 yıl önce farkına vardığı kapitalizmin ekonomik işleyiş yasalarından kaçamaz. Düşük kârlılığına ve kredilerin büyüme üzerine azalan verimine ek olarak, ticari bakımdan canlılığını koruyan çoğu sektörde göçmen işçi kaynağının azalması ve bu sektörlerde çalışan şehirli işçilerin sürekli artan güçlerini fark etmeleri sonucu maaşlarda da hızla bir artış gerçekleşti. Ucuz göçmen işçi gücü üzerine kurulmuş olan bu model de sıfırı tüketti. Çoğu göçmen şehirlerde sadece düşük ödemeli standart servis sektörü işleri bulabilirken, çalışma yaşındaki çok az sayıda insan kırsal alanda kalıyor. Çin’in kıyı şeridinden uzaklarda, şehirler bile iş gücü kıtlığı ile karşı karşıya. Zhengshou’da Apple’ın Iphone’unun imalatçısı Foxconn, yerel hükümetin şirketi bölgeye çekmek için söz verdiği düşük ücretli işçilerin yokluğunda, yoğun talep üzerine yasa dışı bir şekilde öğrencileri işe aldı.

Çin, maaşların arttırılmasına dair bir baskıyla ilişkili olarak çalışma yaşındaki insan nüfusunda keskin bir düşüşle karşı karşıya. Düşüşün gelecek yıllarda yılda ortalama 5 milyon işçiye tekabül etmesi bekleniyor. Kapitalist rasyonalite sadece ekonomik değil, aksine bütün toplumsal ilişkileri de belirliyor. Piyasalaşma ve Çin’deki yerel ve ulusal siyasi elit kesimin güvenliği, kaçınılmasız bir yolsuzluk patlamasının sebebi. Çocuklarını iyi okullara göndermek veya terfi almak için parti bürokratlarına rüşvet vermek, on yıllardır gündelik yaşamın bir parçası. Bugünse yolsuzluk, devasa zenginleşme olasılıklarını da barındıran yeni bir yerel karakter kazandı. Yerel otoriteler hukuksal olarak borç alamadıkları için emsallerine uygun yerel hükümetlere finansal destek sağlayan umumi-özel bağlı kuruluşlar kurdu. Bu kuruluşlarsa borç olabiliyor ve yerel borcun yarısından sorumlu. Yozlaşmanın ana kanalı ve yerel mevki-ticarı kayırmacılığın güçlü gövdeleri hâline geldiler. Yerel parti liderlerinin zengin arkadaşlarına yardım amaçlı, imarcılara kamusal alanların el konularak satılması ise yeğlenen bir yöntem hâline geldi. Ancak sadece yerelde değil, yolsuzluk sistemin kalbine kadar gözlemleniyor.

Sıkı önlemler

Daha ileri görüşlü liderler, devletin meşruiyetine gelecek olası tehlikenin farkında. Xi Jinping iktidarında sıkı yolsuzluk karşıtı önlemler ortaya çıktı. 200 bine yakın devlet memuru mahkemeye verilirken; %10’a yakını merkez komite üyesi, kıdemli ordu mensubu ve devlet ait işletme yöneticileri olmak üzere 400 bine yakını iç parti disiplin önlemleriyle cezalandırıldı. Yozlaşmış finansal düzenleyiciler (bankacılık ve sigorta sektörlerindeki) kovuldu.

Bu sıkı önlemler, ki Xi bunların sıradan işçileri yatıştırmasını umuyor, parti içi memnuniyetsizliği arttırırken Xi’ye karşı siyasi düşmanları da arttırıyor ki bu da ayrı bir teklike yaratıyor. Birincil işin maliyetini düşürmek amacı bile rüşvet kültürü düşünüldüğünde başırılamayabilir. Financil Times’ın da işaret ettiği gibi, memurlar daha temkinli oldukça ve ülke dışı hesaplara ödeme talep ettiğinde bunun maliyeti aslında artıyor olabilir. Yolsuzluk üzerine bu sıkı önlemlerin karşı karşıya geldiği problemler, daha büyük resimde Çin’in ekonomisinin yeniden düzenlenmesi çabasında karşılan büyük zorlukları yansıtıyor. İşleri başıboş bırakmak, belirli mantıksızlıkların sürmesine geçit verilmesi tehlikesini ortaya çıkarıyor. İstikrar ve rejimin meşruluğu çıkarına yapılan sınırlamalarsa daha ileri düzeyde  büyümede azalmaya ve Xi’nin konumunu güçsüzleştirmeye yol açabilir.

Çin’in ekonomisi patlamak üzere değil. Ortada gerçek bir ekonomik güç var ve çöküş kısa dönemde kaçınılmaz değil. Ancak Ning Zhu, borç ve daha düşük orandaki büyüme oranları devletin problemleri çözmesinde kaynak bulma kapasitesini azalttıkça “zaman tükeniyor” diyor. Ne de gelecekte sermaye taze ucuz iş gücü kaynağına sırtını yaslayabilir. Eğer ne zaman gelişen borsa ve emlak balonu patlarsa, ki kesin patlayacak, bunun etkisi Çin’de dünya ekonomisinde fevkalade büyük olacak. 

Bu noktada Çin devleti ve toplum arasındaki yazılı olmayan ama toplumu zenginleştireceğini, Çin’i geliştirip dünyada hakkettiği güçlü konuma getireceğini söyleyen ve karşılığındaysa geniş kesimler tarafından demokrasi, özgürlük ve hakların talep edilmeyeceği sözleşmenin muhafaza edilmesi çok zorlaşacak.

(İngilizce orijinalinden Türkçe'ye Aylin Ilgaz çevirdi.)

Bültene kayıt ol