Vurguncular açıklanmadı, “sessiz” öfke büyüyor

Fon vurgununun hesabını sormayan iktidarın siyasi krizi artarken güç kaybediyorlar.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 45 yıllık tarihi boyunca yaşanan en büyük dolandırıcılık patlak verdikten ancak 1 ay sonra SPK başkanı görevden alınabildi. Vurguna karışanların isimleri gizlenirken sorumlular henüz hesap vermedi. Paraları çalınan 400 binden fazla kişi kira, borç gibi ödemelerini yapamaz hale geldi.

16-17 Eylül 2026 tarihlerinde ödeme yapamaz duruma getirilen 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fona el konulmuştu. 455 bin 758 kişinin yaklaşık 20 milyar dolara yakın parası, borsa manipülasyonu yapan iktidara yakın bir avuç dolandırıcının cebine girmişti.

SPK’nın doğrudan bağlı olduğu Cumhurbaşkanlığı, çalınan miktarın genel para piyasalarında oldukça küçük bir parça olduğunu belirterek duruma el koyduklarını ve vurgun yapanlardan bu meblağın geri alınacağını duyurdu.

Cumhurbaşkanlığı tarafından ekonominin tepesine atanan yüksek bürokratlardan ve kurum yöneticilerinden oluşan Fon Kurulu kuruldu. Aynı anda Devlet Denetleme Kurulu görevlendirildi. Önümüzdeki günlerde bu konuda bir yasanın çıkartılacağı söyleniyor.

Geçen bir ayın ardından ne kadar yol alındı?

Geçen bir aydan fazla sürenin ardından tasfiyesi tamamlanan ve işlemleri netleşen portföyler üzerinden 45 binden fazla yatırımcıya yaklaşık 40,8 milyar TL tutarında ayni ve nakdi tasfiye ödemesi gerçekleştirildi. Tasfiye sürecinde olan fon sayısı 131’den 65’e düşürüldü. Ancak bu geri ödemeler 1 milyon TL’ye kadar olanlardı ve zaten para fonları bu zararı kendi kaynaklarıyla geri ödedi. Yani 20 milyar doların oldukça az bir kısmı ödenirken, bu miktar parası çalınanların yüzde 10’unu bile oluşturmuyor.

Vurgunun merkezindeki Tera ve Pusula gibi şirketler henüz herhangi bir geri ödeme yapmadı.

Aralarında eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın ve fon şirketi yöneticilerinin bulunduğu sadece 18 kişi, elde ettikleri haksız kazançların bir kısmını iade etti ya da etmek zorunda kaldı. Devasa paraları çalanlar ise bunları yurtdışına çoktan çıkarmış ve başkalarının üzerine geçirerek kaçırmıştı. Bu paraların nasıl geri alınacağı tam olarak bilinmiyor ve henüz bir sonuç alınabilmiş değil. Çoğu uzman, ya bu paraların asla geri getirilemeyeceğini ya da yıllar süren incelemeler ve davalar sonucunda yalnızca bir kısmının elde edilebileceğini söylüyor.

Sorumlular koltuklarında oturuyor

Vurgundan bir ay sonra; usulsüzlüklerin ve piyasa manipülasyonlarının yapıldığı dönemde önce SPK İkinci Başkanı, ardından SPK Başkanı olarak görev yapan Mahmut Sütcü, 19 Ekim’de “sağlık sorunlarını” gerekçe göstererek istifasını sundu ve ardından Cumhurbaşkanlığı tarafından görevden alındı.

Vurgun döneminde SPK Başkanlığı görevinde bulunan ve savcılık tarafından hakkında “görevi kötüye kullanma” şüphesiyle soruşturma izni verilen İbrahim Ömer Gönül, Cumhurbaşkanlığı kararıyla görevinden alındı.

Finansal piyasalardan sorumlu Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik ise emeklilik dilekçesini amiri Mehmet Şimşek’e verdi.

Buna karşılık, denetleme görevini yerine getirmeyen BDDK Başkanı görevinde ve engellemediği vurgunun tasfiyesinin başında bulunuyor. Keza doğrudan denetleyici kurum olan MASAK’ın yönetimi de görevine devam ediyor. İstanbul Borsası’nda hisse manipülasyonuna göz yuman yönetim ile Takasbank ve Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) yöneticileri de kovulmadı.

Ve sürecin geldiğini bildiği halde bu vurgunu önlemeyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek koltuğunda hâlâ rahatça oturuyor. 

“Tövbe hesabı”

Fon vurgunu sırasında pek de konuşmayan Şimşek, 20 Ekim’de katıldığı bir canlı yayında  10 milyon TL ve üzeri kar sağlayanlar için bir “süreç” başlattıklarını söyledi. Mehmet Şimşek, bu seviyede “kar sağlayanların” paraları iade ettiklerinde affedileceklerini duyurdu.

Buna “tövbe hesabı” deniliyor. Vurgunun başlangıcında “sonuna kadar gidileceğini” söyleyen iktidarın bir ay sonra bulduğu çözüm açgözlü para sahiplerinin o paraları geçen sürede işletip katladıktan sonra nedamet getirmelerini beklemek safça bir düşünce. 

Soruşturma

Esas olarak fon şirketi yöneticilerinden oluşan 85 kişinin tutukluluk hali ise sayıları artmadan devam ediyor. 21 Ekim’de 31 fon yöneticisi daha gözaltına alındı. Adalet Bakanlığı ve iktidara yakın çeşitli gazetecilerin daha önce yaptığı açıklamalara göre, vurgunun en tepesinde 26 kişinin bulunduğu; 141’i en devasa meblağlar olmak üzere birkaç bin kişinin önceden haber alarak balonlar patlamadan önce ellerindekileri satıp borsadan çıktıkları biliniyor.

Bu kişilerin kim oldukları ve hangi ilişkiler ağı içinde bu vurguna dahil edildikleri ise açıklanmadı. Bu çapta bir hırsızlığın güçlü ekonomik ve siyasi bağlantılar olmadan yapılamayacağını herkes biliyor.

Zincirleme reaksiyon

Vurgunu ısrarla gündeme getiren AKP’li gazeteci ve yorumcular, bu işin üstünün kapatılacağını, vurguncularının listesinin açıklanmayacağı konusunda umutsuzca konuşmaya çoktan başladı.

Ellerinde ne kadar para varsa yüksek kazanç vaat eden ve devlet güvencesindeymiş gibi görünen söz konusu fonlara yatırıp kaybedenler ise ödemelerini alamadığı gibi kendi ödemelerini de yapamıyor.

400 binden fazla küçük yatırımcı ve aileleriyle birlikte 2 milyona yakın kişi son derece zor durumda. İktidarın yaptıkları ve yapmadıkları günlerini, hatta geleceklerini belirleyecek olan çok sayıda kişi öfkeyle süreci izliyor.

Fon vurgununun başından beri bu durumu eleştiren iktidara yakın bir dizi isim, AKP’nin yüzde 3 ila yüzde 6 oranında oy kaybettiğini açıkça yazdı. 

Zincirleme bir etkiyle ödemeler dengesini daha da bozan belirsizlikle geçen bir ayın sonunda, Türkiye ekonomisinin gerçek kaybının 90 ila 110 milyar dolara ulaştığı söyleniyor.

An itibarıyla halka açık şirketlerin piyasa değeri 148,7 milyar dolar eridi ve halka açık kısımdaki yatırımcıların zararı ise 60 milyar doları aştı. 

Fakat bunlar dolaysız ilk sonuçlar. İstanbul Borsası’ndaki düşüş ileride telafi edilebilir. Ancak Türkiye kapitalizminin kredi bağımlılığı ve iktidarın bir türlü “sıcak para” denilen döviz yatırımını çekememesi göz önüne alındığında, bu vurgun dünya finans piyasası aktörlerine bu ülkede düzenleyici ve denetleyici kurumların çalışmadığını gösterdi.

Vurgunun ardından bir dizi yabancı fon Türkiye’den çıktı. Unutmamak gerekir ki aralarında Morgan Stanley (MSCI) ve Dow Jones gibi bir dizi küresel yatırım endeksi, 2025’in başlarında borsada gerçek değerinin üzerinde işlem gören hisselerin varlığına dikkat çekerek yıl sonuna kadar düzeltilmeleri yönünde uyarıda bulunmuştu. Cumhurbaşkanlığı’nın atadığı ekonomi elitleri gereken teknik adımları zamanında atmamış, atmaya kalktığında ise Tera ve Pusula’nın batışı meydana gelmişti.

ABD merkezli küresel endeks sağlayıcısı MSCI, 15 Ekim 2026 itibarıyla Türkiye paylarına yönelik tüm endeks değişikliklerini ikinci bir duyuruya kadar dondurduğunu açıkladı. Haziran 2027’ye kadar süre veren MSCI, gereken adımlar atılmadığı takdirde Türkiye’yi bulunduğu “Gelişmekte Olan Piyasa” statüsünden çıkaracağını duyurdu.

MSCI statü kaybı, bir ülkenin sermaye piyasaları için küresel “ligden” düşmek ve ekonomiyi döndürmek için gerekli olan “sıcak paranın” gelmeyeceği anlamına gelir.

Fon vurgununun AKP’ye seçim kaybettireceğini söyleyen AKP’liler durumu abartmıyor. Bu vurgun tam da seçim döneminin başlarında meydana gelmiştir. AKP’nin seçimleri kazanmak için emekli maaşlarına ve asgari ücrete yüksek zam yapacağı, piyasaya para enjekte edeceği iddiaları zaten bir hayal iken, şimdi genel ekonomiyi yönetmek daha ciddi bir sorun haline geldi. Bu durum alarm zillerinin çalmasına; AKP içindeki klikler, bürokratik oligarşi ile siyasiler arasındaki çatışmanın açığa çıktığı bir siyasi krizin büyümesine sebep oluyor.

Mücadele alanı

Öte yandan, fon vurgunu hakkında ciddi bir sansür mekanizması yürütülürken bazı gazeteciler TMSF kaynaklarının, hatta İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken işçilere ait meblağların kullanıldığını iddia ediyor. İktidar, fon vurgununun faturasının devlet tarafından, yani ödediğimiz vergilerden karşılanmayacağını vurgulamaya devam ederken önümüzde 2027 yılı bütçe görüşmeleri var.

Bütçe görüşmeleri, mağdur edilen 400 bin kişi ve aileleriyle birlikte milyonlarca insan, yani işçi ve emekçi çoğunluk için bir sınıf mücadelesi alanı olabilir. Ekonomik krizin, yoksulluğun, yolsuzlukların ve borsa vurgununun faturasının kapitalistlere ödetilmesi, bunun için adil bir vergi düzeninin oluşturulması ve tüm maaşlara gerçek enflasyonun üzerinde zam yapılması gibi talepler geniş bir hareket tarafından kazanılabilir. 

son yazıları

10 Ekim Ankara: Gar Katliamı'nda hayatını kaybeden 104 barış yanlısı anıldı
AKP’li foncular kollanıyor: Vurgunun faturasını ödemeyeceğiz!
Fon krizinin faturasını vurgun yapanlar ödemeli

ilginizi çekebilir

05fd2700-b71c-11f1-8d21-19ad84e0e822
Ukrayna krizi, Avrupa liderlerinin ABD imparatorluğuna olan bağımlılığını gösteriyor
photo_5962924073564181162_w
NAZA: Bir soykırımın anatomisi
4f337e02-e4f5-467a-9b89-97cf29edda1f
Smart Solar’da grev: İşçiler hakları için mücadele ediyor