Ozan Tekin

Ozan Tekin son yazıları

Ozan Tekin tüm yazıları

24.02.2019 - 23:08

Yerel seçimler ve bağımsız bir sol

Seçimlerde, normal zamanlarda değer olarak benimsediğimiz prensiplerin terk edilmesi, o seçime özel bir kutsal amaç uğruna ilkelerin kenara bırakılması önerisi yeni değil. “Tatava yapma, bas geç”, “Oyları bölme”, “İnce eleyip şık dokuyun” vb söylemleri son birkaç yılda her seçimde radikal solun ve HDP tabanının önüne çıkartıldı. 2014 yerel seçimlerinde Mustafa Sarıgül ve Mansur Yavaş, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu, 24 Haziran seçimlerinde Muharrem İnce için istenen destekler bu sloganlarla meşrulaştırıldı. Kutsal amaç AKP’yi yenmekti ve kim, buna nasıl itiraz edebilirdi? Bu hedefin gerçekleşmesi için CHP’yi desteklemek gerekirdi. Hedefler gerçekleşmedi.

Elbette ki seçimleri basitçe burjuvazinin halkı kandırmak için kullandığı taktiklerden biri olarak görmek, oy vermenin hiçbir şeyi değiştirmediğini savunmak veya seçimlerde bizi işçi sınıfının geri kalanından tecrit edecek taktikler üretmek, aşağıdan sosyalizm geleneğine bütünüyle aykırı. Bırakın 2019 Türkiye’sini, Bolşevik Parti’nin liderlerinden Vladimir Lenin bir devrimler çağında, 1917’nin hemen ertesindeki yıllarda, birçok yerde fabrika işgallerinin, kitle grevlerinin yaşandığı ve sovyet benzeri işçi örgütlerinin kurulduğu bir coğrafyada, sosyalistlerin seçimlerle ilgilenmesini ve reformistlerle taktik ilişkiler kurması gerektiğini savunuyordu. 'Sol' Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı kitabında derlenen makaleler, özellikle İngiltere ve Almanya’da komünistler arasındaki ultrasolcu eğilimlerle tartışıyor, onlara seçimlerde reformistlerle işbirliğine gitmelerini öneriyordu. İlerleyen yıllarda Troçki başka bir bağlamda, nazizmin yükselişini önlemek için benzer arayışları formüle ediyor ve belirli bir yakıcı tehdide karşı reformist ve komünist işçilerin birliğini sağlayacak bir cephenin kurulmasını salık veriyordu. Dolayısıyla, seçim veya başka uğraklarda kendimizi sınıfın geri kalanından tecrit etmek, ahlaki boykot çağrıları yapmak bizim işimiz olamaz.

Lakin hem işçi hareketinin genel seyrinin hem de sosyalistlerin ve daha geniş anlamıyla solun durumunun bizi seçeneksiz bıraktığı durumlar pekala olabilir. Boykotçuluğa düşmeyecek seçim taktikleri üretmeye çalışır ve bu konuda esneklik göstermeyi göze alırken, üreteceğimiz her taktiğin somut olarak genel geçer hedefimizi beslemesi gerektiğini unutmamalıyız. Bu hedef, en yalın hâliyle, işçi sınıfı içerisinde bağımsız bir antikapitalist siyasi perspektifi ve buna mukabil sol örgütü inşa etmek.

Karmaşa

Düzen siyasetinde ise ilkesizlik esastır. Son tahlilde her burjuva partisi temsil ettiği kitleye, ideolojiye ve geleneğe uygun hareket etmeye çalışır. Ancak işçi sınıfının bastırılması için yapılmayacak numara, iktidar için girilmeyecek ittifak yoktur.

AKP ile MHP’nin birliği böyledir. İki parti yıllarca birbirlerine küfretmiş, en uzak noktalarda durmuşlardır. AKP bir dönem toplumun tabanından gelen basınç, geleneksel devlet güçlerine karşı mevzi kazanma ve Türkiye sermayesi adına AB entegrasyonunu sağlama gibi gerekçelerle giriştiği işlerde, Kürt sorununda açılımda, Ermeni sorununda normalleşmede ve devletin sopasının rafa kaldırılmasına yol açan bir dizi başka başlıkta, MHP ile kafa kafaya geldi. Bahçeli, Erdoğan’a karşı en ağır lafları eden siyasi lider oldu. Erdoğan ise Türk milliyetçiliğini ayaklarının altına aldığını ilan etti. AKP’nin iktidarda olduğu 17 yılın 14’ünde, şimdi sonsuza kadar korunacağı söylenen Cumhur İttifakı partileri kanlı bıçaklıydı.

AKP-MHP blokunu yenmek için desteklememiz istenen muhalefet ise daha da karışık. İlkesizliğin yanında beceriksizlik de var. Dört katlı apartman sahibi kadının çöpte yemek aradığını iddia eden Kılıçdaroğlu, Ozan Arif ile Aşık Veysel’i, Pir Sultan Abdal’ı bir tutuyor. İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu, AKP’yi yenecek yenmesine ama, Tayyip Erdoğan’ın meşruiyetini tartışmaya açtırmıyor, rakibi Binali Yıldırım’ın meclis başkanlığını bırakıp bırakmamasının Anayasa tarafından değil bizzat Binali Yıldırım tarafından kararlaştırılabileceğini savunuyor. CHP’nin Beyoğlu’ndaki adayı ÖDP’nin genel başkanı Alper Taş, ancak Beyoğlu belediye meclisi listesinde İyi Partililer bulunuyor. Kemalist parti bazı küçük ilçelerde Halkevleri gibi güçlerle ittifak yapıyor, bazı yerlerde ise Bucaklardan aday gösteriyor. Ülkücü Ankara adayı ülkücü Fırat Çakıroğlu’nu anıyor, ancak diğer yerlerde HDP’li Kürt seçmenin desteği isteniyor.

CHP’den kaçanlar DSP listelerinden aday oluyor. DSP “Biz de ülkücüyüz” diyor.

Daha önce Millet İttifakı’nda CHP ve İyi Parti ile birlikte davranan Saadet Partisi bu kez kendi başına seçime giriyor. Ancak bir ilde Ahmet Faruk Ünsal gibi bir demokratı, bir başka ilde ise AKP tarihinin en nefret edilen figürlerinden biri olan İdris Naim Şahin’i aday yapıyor.

HDP’nin seçim taktiği Marksist.org’da bolca eleştirildi.¹ Ancak bu taktikle o da aynı tablonun parçası hâline gelmekten kurtulamıyor. Kürt illerinde kayyumları geri almak için uğraşan HDP, onun dışındaki yerlerde “AKP’yi geriletmek” istiyor. Ama örneğin İyi Parti gibi CHP’yi desteklediği Şişli’de rakibi AKP değil DSP. HDP bir başka şehirde, Antep’te ise DSP’yi destekliyor. Genel durumda HDP seçmenleri bazı yerlerde HDP’ye, bazı yerlerde CHP’ye, bazı yerlerde DSP’ye, bazı yerlerde Saadet Partisi’ne, bazı yerlerde ise bağımsızlara oy verecekler. İyi Parti’nin Iğdır hamlesi olmasa onlara da oy verilecekti, sonradan karşısına aday çıkarma kararı alındı. Ancak CHP ile ittifak yapılan yerlerde mecbur İyi Parti ile ortak olunacak, belediye meclisi adaylarına oy verilecek.

İlkesizlikler ve gariplikler, solun geri kalanına da yayılıyor. Daha önceden HDP’ye desteğiyle bildiğimiz “anti-kemalist” partiler CHP’yi destekleme taktiğini destekliyor. İyi Parti ile ittifakı midesi kaldırmayan bir parti buna karşı çıkıp bazı yerellerde kendi adaylarını belirliyor ama “İzmir’de kredi açılabilir” diyor. Daha önce “Türban neyi örtüyor?” diye broşür basan parti başörtülü aday gösteriyor. Aday “başımdakine rağmen sınıf mücadelesi verebilirim” diyerek başındaki başörtüsünü olumsuz bir şey gibi tarif ediyor. Bu partiden kopan partiden kopan parti dört şehirde birkaç yüz oy alacak isimleri “işçi sınıfının seçeneği” olarak sunuyor. DSİP’i İngiliz istihbaratının kurdurttuğunu söyleyecek düzeyde meczup bir tiyatrocu CHP’den aday oluyor. CHP’li milletvekilinin danışmanlığını yapan bir köşe yazarı, CHP’nin ne kadar zararlı bir düzen partisi olduğunu anlatmaya başlıyor. Dersim’de bütün tuhaf solcular HDP’den ayrı bir ittifakta birleşiyor.

Solun ilkeleri

Bu kadarına da pes!

Böylesi bir ortamda gerçekten bağımsız kalmak, milliyetçi bloklarından birini diğerine tercih etmemek, seçim açıklaması yapıp “ilerici adayları desteklemek” gibi yuvarlak lafları CHP’ciliğe kılıf yapmamak gerçekten bir direniş mevzisi hâline geliyor.

Sosyalist solu siyasi ve örgütsel olarak inşa etme hedefi, kaçınılmaz olarak ırkçılığa karşı ikirciksiz bir duruşu, devletin tüm baskılarına karşı ezilenleri desteklemeyi, hem iç siyasette hem de Suriye’ye yönelik politikalarda barışı tesis etmeyi gözeten bir tutumu gerekli kılıyor. CHP ve İyi Parti’ye verilen destekler, göçmen düşmanlığına, Suriye’ye yönelik askeri operasyonların niçin daha önce yapılmadığının sorulmasına verilen destek olarak geçerlilik kazanacağı için solu inşa etme hedefini imkansız kılıyor.

Dolayısıyla, solun evrensel ilkelerini savunarak seçimlerde savunulabilecek şeyler bizim açımızdan şöyle özetlenebilir:

1. Asgari demokrasinin tesisi için kayyum atanan HDP’li belediyelerin geri kazanılması, bunlara yeniden kayyum atanmaması için mücadelede birleşilmesi,

2. Milliyetçiliğe karşı milliyetçiliğin, AKP-MHP iktidarına karşı CHP-İyi Parti’nin neden alternatif olamayacağının, barışla ilgili, ırkçılıkla ilgili laf etmeden özgürlükler adına bir ilerleme sağlanamayacağının detaylıca açıklanması,

3. HDP’nin Hüda Kaya veya Filiz Kerestecioğlu gibi, ulusalcı solun bir parçası olmayan adaylar çıkardığı bölgelerde desteklenmesi,

4. Olduğu yerlerde belediye meclisi üyeliği listelerinde barış için HDP ismine oy verilmesi.

Bunun dışında, kimi yerlerde çıkan tek tük gerçekten solcu bağımsız veya örgütlü adaylar da dertlerimize çare değil. Böylesi isimlerin yerine, çeşitli mücadelelerin sesi olmayı başarabilmiş isimler üzerinde çalışılsaydı, bunlar geniş bir sol kamuoyunun desteğiyle gündeme getirilebilseydi, belki bir fark yaratmak mümkün olurdu.

Son yılların en dinamik hareketi olarak kadınları temsilen bir aday, İstanbul’da direnen havalimanı işçilerinden bir isim, bir Flormar işçisi, İzmir’de CHP ile AKP’yi işbirliği yapmaya zorlayan İZBAN grevcilerinden biri, Ankara’da mücadele ederek haklarını alan TOKİ işçilerinden birisi aday gösterilebilseydi, seve seve bu isim için kampanya yürütürdük. Hem de gerçekten işçi hareketinin en mücadeleci kesimlerini ve solu birleştirebilecek bir faaliyet ortaya çıkmış olurdu.

Seçimleri “AKP’yi göndermek” adı altında en önemli uğrak olarak görüp ilkeleri bir kenara bırakmayı ve CHP’nin peşine takılmayı teklif etmek ise en genel hedefe, bağımsız bir solu inşa etmeye büyük bir darbe vuruyor. Yukarıda vurguladığım gibi, bundan kaçınmanın kendisi bile başlı başına önemli bir tutum hâline geldi. Bir dahaki seçimlere yine aynı hazırlıksızlıkla yakalanmamak için krizin yakıcı etkilerine karşı çeşitli sosyal mücadelelere güç vermeye, ırkçılığa karşı 16 Mart’ta en büyük kalabalıkla sokağa çıkmaya gayret edelim. Edelim ki CHP’yi destekleyip 31 Mart sonrası depresyona gireceklerin bir parçası olmayalım.

Ozan Tekin

[email protected]


[1] https://marksist.org/icerik/Yazar/11416/HDPnin-secim-tutumu

https://marksist.org/icerik/Yazar/11451/HDP-neden-aday-cikartmiyor


Bültene kayıt ol