Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 511. hafta: “Devlet katliamı kendisinin yaptığını açık bir şekilde söyledi!”

Cumartesi Anneleri, 511. oturma eylemlerinde, Güçlükonak katliamının 19. yıl dönümünde mezar hakları bile ellerinden alınan katliam mağdurlarının aileleri ile birlikte “Faili devlet olan Güçlükonak katliamının sorumluları hesap versin!” demek için bir araya geldi.

Bu topraklarda bir devlet politikası olarak gerçekleşen katliamlardan biri, 15 Ocak 1996 tarihinde Şırnak’ın Güçlükonak ilçesi Koçyurdu köyünde gerçekleşti.

16 Ocak’ta Genelkurmay Başkanlığı, PKK’nin yolcu minibüsüne saldırması sonucu 11 köylünün öldüğünü açıkladı; gazeteler de böyle yazdı.

Gerçekte ise Taşkonak Tabur Komutanlığı’nda gözaltında bulunan 10 kişi işkenceyle öldürüldü. Cansız bedenleri bir minibüse yerleştirildi ve asker eşliğinde yola çıkarıldı. Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Yolu kesen özel tim, önce minibüsü silahla taradı. Attıkları roketler sonucu minibüs ve içindeki 10 ceset kömür hâline geldi. Kaçmaya çalışan minibüs sürücüsü de taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu hâlde gömüldü.

“Biz kayıplarımızı istiyoruz”

19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, konuşmasına Metin Göktepe’yi anarak başladı ve Fransa’nın başkenti Paris’te Charlie Hebdo dergisine yönelik katliamı ve iki yıl önce üç Kürt kadın siyasetçinin öldürülmesini kınadı.

1980 kayıplarından Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, artık kemik değil adalet istediklerini dile getirerek şöyle söyledi:

“Bizim derdimiz artık kemiklerimizi bulmak değil. Bizim derdimiz Türkiye’de demokrasinin ve insan haklarının yerleşmesi. Elbette kemiklerimizi de istiyoruz ancak kemiklerimiz bize birşey vermez. Yani bizim derdimiz sadece kayıplarımızın kemiklerini bulmak değil. Biz bu ülkeye demokrasi gelmesi için mücadele ediyoruz. Bize yapılan haksızlıkların başkasına yapılmaması için mücadele ediyoruz.”

“Devlet ‘Güçlükonak’ta ben yaptım’ dedi, bütün ülkeye ‘PKK yaptı’ denildi”

Güçlükonak katliamı tanıklarından Ferhat Tunç, konuşmasına Paris Katliamı’nı anarak başladı, katliam sırasında yaşadıklarını ve tanıklıklarını anlatarak, devletin o zaman katliamı kendisinin yaptığını açıkça dile getirdiğini söyledi.

“Roboskî’de olanlar, Kobanê’de olanlar bizim de başımıza geldi”

Güçlükonak katliamının kayıplarından Ahmet Kaya’nın kızı Emine Kaya Erbek, konuşmasında suçun PKK’nin üzerine atıldığını fakat katliamdaki tek sorumlunun devlet olduğunu dile getirdi.

“Devlet üzerimizde çok büyük bir vahşet uyguladı, insanları işkenceyle öldürüp yaktılar. Bu katliamın suçunu PKK’nin üzerine atttılar ancak biz biliyoruz ki bunu yapan devlettir. PKK böyle bir şey yapmaz çünkü biz Kürdüz, PKK neden böyle birşey yapsın? Bugün devlet demokrasiden, adaletten bahsediliyor, nerde adalet, nerde demokrasi?” (Kürtçe’den çevirilmiştir)

“Güçlükonak katliamını unutmadık!”

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan, Cumartesi İnsanları’ndan Meryem Göktepe’nin okuduğu basın metni ise şöyleydi:

“AKP hükümetinin hazırladığı devlet şiddetini yasal hale getiren, hukuksuzluk, keyfilik, yurttaşa karşı düşmanlık içeren “iç güvenlik paketi” nedeniyle duyduğumuz kaygıyı, Galatasaray’da defalarca dile getirdik ve bu paketin geri çekilmesini talep ettik. Ama hükümet, temel hak ve özgürlüklerimizi hedef alan bu paketi meclise getirdi. Biz bu topraklarda yaşayan herkesin temel hak ve özgürlüklerini eksiksiz yaşayacağı bir kamu düzeni isterken, Biz meşru ve adil bir hukuk sistemi ile kayıplarımızın faillerinin açığa çıkartılacağı ve faillerinin yargılanacağı bir kamu düzeni isterken, Biz gerçek ve kalıcı güvenlik; insan öncelikli politikalarla, özgürlük ve adalet temelinde sağlanabilir derken, Hükümet bize, kamu düzenini sağlamanın askerden polise geçtiği bir sıkıyönetim rejimi dayatıyor. AKP’nin kamu düzeninde oyun çağındaki çocuklarımız polis kurşunuyla kalbinden vurularak öldürülüyor. Bunu kabul edemeyiz. Çünkü yaşadık biliyoruz, yurttaşın güvenliğini esas almayan kamu düzeninde hiç kimse için güvenli yaşam yoktur. Bugün, kamu düzenini askerin sağladığı 90’larda işlenen Güçlükonak Katliamı unutulmasın diye buluştuk. 1996 yılının 10- 12 Ocak tarihleri arasında askerler, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yaptı. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’u gözaltına aldı. PKK’ye yardım ettikleri gerekçesiyle gözaltına alınan köylüler, Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü. İşkenceyle sorgulanarak öldürüldü. 15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için bir minibüs göndermelerini istedi. Korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz, Mehmet Öner ve Lokman Özdemir, Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti. Tabura gelen 4 korucu da öldürüldü ve daha önce öldürülen 6 köylü ile birlikte, 10 kişinin cansız bedenleri minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına da çuval geçirildi. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatıldı. Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Yolu kesen özel tim, önce minibüsü silahla taradı. Attıkları roketler sonucu minibüs ve içindeki 10 ceset kömür haline geldi. Kaçmaya çalışan minibüs sürücüsü de taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi. Üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü. 16 Ocak 1996’da Genelkurmay Başkanlığı, Ankara’dan Güçlükonak’a getirilen gazetecilere PKK’nin yolcu minibüsüne saldırdığını söyledi, gazeteler de “PKK katliamlara doymuyor. Şırnak’ta yolcu minibüsünü durduran PKK’li teröristler 11 vatandaşımızı katletti” şeklinde yazdı.

Genelkurmay’ın açıklamasındaki çelişkiler nedeniyle, İstanbul’da “Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubunun çağrısıyla, sivil toplum kuruluşlarının üyelerinden oluşan bağımsız bir heyet kuruldu. Heyet Güçlükonak’ta iki kez inceleme yaptı, ailelerle görüştü, rapor hazırladı. Heyet, “Katliamın birkaç askerin yapamayacağı kadar büyük bir organizasyon gerektirdiği ve bölgede görev yapan bütün askerlerin komplonun parçası olarak emir komuta zinciri içinde hareket ettiği”ni belirtilerek Genelkurmay Başkanlığı aleyhinde, “toplu cinayete azmettirme ve haber alma özgürlüğüne müdahale” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Gerçekler bu kadar ortadayken yapılan tüm başvurular sonuçsuz kaldı. AİHM’e taşınan davada Türkiye etkin soruşturma yapmadığı için mahkûm oldu. Katliamdan 13 yıl sonra yaptığı itirafta, dönemin bakanlarından Adnan Ekmen, “Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. PKK’nın değil, JİTEM’in işiydi, söyleyemedik” dedi.

Gerçek ortada; Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, ordunun Güçlükonak katliamındaki rolünü kamuoyuna açıklasın!

Hukuk işletilsin!

Güçlükonak katliamının sorumluları yargılansın!

Katliam mağdurlarının bulunduğu toplu mezarda kimliklendirme çalışması yapılsın, her ailenin bir mezarı olsun!”

Zîn Demir

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?