Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi: Rozeti değişse de sınıf siyaseti değişmedi

Tugay’ın grev karşıtı tutumu ve sendikalarla kurduğu gerilimli ilişki, belediye binalarıyla ya da şantiyelerle sınırlı kalmadı.

Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesi, bu kenti yönetenlerin ve patron siyasetinin gerçekte kimin yanında durduğunu bir kez daha gösterdi. Ancak bu geçiş bizim açımızdan ne bir siyasi sürprizdi ne de son dakika gelişmesi. Cemil Tugay’ın kim olduğu, hangi sınıfın çıkarlarına hizmet ettiği ve nasıl bir siyaset izlediği, daha belediye başkanlığı koltuğuna oturduğu ilk günden beri ortadaydı.

Biz Antikapitalist Çalışanlar olarak bunu defalarca ifade ettik. Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminden Büyükşehir’e uzanan süreçte Tugay, emekçilerin talepleri karşısında tekrar tekrar sermayeden yana tavır aldı. Şehrin temizliğini yapan, otobüsünü süren, parklarını ve bahçelerini düzenleyen belediye işçileri insanca yaşayabilecek bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları istediğinde, karşılarında Cemil Tugay’ın uzlaşmaz ve otoriter tutumunu buldu.

İşçiler en temel ve meşru haklarından biri olan grev hakkını kullandığında ise belediyenin olanakları, onların taleplerini karşılamak için değil, grevin etkisini kırmak için seferber edildi. Taşeronlaşmayı ve güvencesiz çalışmayı besleyen, hak arayan sendikalar üzerinde baskı kurmaya çalışan bu anlayış, Tugay’ın belediye başkanlığı döneminin en belirgin özelliklerinden biri oldu. İşçilerin taleplerini dinlemek yerine onları bastırmayı tercih eden bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya kaldık.

Tugay’ın grev karşıtı tutumu ve sendikalarla kurduğu gerilimli ilişki, belediye binalarıyla ya da şantiyelerle sınırlı kalmadı. Belediyelerde örgütlü işçilerin mücadelesinin zayıflatılması, İzmir’deki diğer toplumsal mücadeleleri de olumsuz etkiledi. Hakkını arayan, ranta karşı çıkan, doğasına ve yaşam alanlarına sahip çıkanlar da bu anlayışın sonuçlarından etkilendi. Belediyelerde örgütlü işçinin sesini kısmak, kentteki diğer direnişleri yalnızlaştırmayı da kolaylaştırdı.

Bu nedenle Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesi bizim için yeni bir siyasi kimliğe bürünmesinden çok, uzun zamandır eleştirdiğimiz sınıfsal yöneliminin daha açık hâle gelmesi anlamına geliyor. Rantı ve piyasa ilişkilerini koruyan kenti bir şirket gibi yönetmeye çalışan neoliberal belediyecilik anlayışıyla AKP’nin siyaset tarzı arasındaki yakınlık bizi şaşırtmıyor. Rozetler değişebilir, partiler değişebilir. Ama işçilere grevlere ve sendikal haklara yaklaşım değişmediğinde, bu değişimin işçiler açısından ne ifade ettiği de ortada.

Çünkü mesele yalnızca bir belediye başkanının hangi partiye geçtiği değil. Asıl mesele, bu kentin kim için ve kimin çıkarları doğrultusunda yönetildiği. Koltuklarda oturanların isimleri ve partileri değişse de sermayenin çıkarlarını önceleyen belediyecilik anlayışı yerli yerinde duruyor. İzmir halkı ve mücadele eden belediye işçileri, bu anlayışı da onun sonuçlarını da yakından tanıyor.

Bizim mücadelemiz bir siyasetçinin parti değiştirmesiyle başlayıp bitmiyor. Asıl mesele, işçilerin haklarını baskı altına alan, sendikal örgütlenmeyi zayıflatan ve kenti sermayenin çıkarlarına göre şekillendiren düzene karşı durmak. Bu düzenin aktörleri değişebilir ama emekçilerin hakları için verdiği mücadele devam edecek.

son yazıları

Grev: Egemenlerin korkulu rüyası
Savaş için değil çocuklar için bütçe!
1 Mayıs vesilesiyle: Acil ihtiyaç aşağıdan örgütlenmedir

ilginizi çekebilir

gettyimages-1308621446
Paris’te dolaşan hortlak: Komün
gizli-ajan-dinleyen-kulaklar
Gizli Ajan: Diktatörlüğün sıradan yüzü
indir
İklim krizinin çözümü sistemi değiştirmekte